Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi "Fıkhî"
Soru Cevabı
Kudüslüye
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu, Allah yardımcınız olsun.
İki sorum var; birincisi namaz konusu, ikincisi ise aile ziyaretleri konusu ile ilgili.
Birinci Soru: Namazda müktedinin (imama uyanın) Fatiha okumasının hükmü nedir? İmama rükûdayken veya rükûya yakın, müktedinin Fatiha’nın tamamını okumasına imkan vermeyecek bir anda yetişilmesi durumunda bu rekat sayılır mı?
İkinci Soru: Bayramlarda veya diğer zamanlarda yapılan aile ziyaretlerinde veya sıla-i rahimde; kız kardeşin kocası ile erkek kardeşin karısı veya amca oğlu ile amca kızı veya erkek kardeşin karısı ile erkek kardeş gibi kişiler, evde mahremlerin varlığında tek bir mecliste, yemekli veya yemeksiz, aile evinde veya başka bir yerde bir araya gelmektedir. Bunun şer’î hükmü nedir?
Bizi bilgilendirin, Allah sizden razı olsun.
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
1- İmama Fatiha okuma imkanı bulamadan yetişmek, yani "mesbukun namazı" konusuna gelince; bunu "Namaz Hükümleri" kitabının 67. sayfasında şu şekilde açıkladık:
"(Eğer müktedi kıyamda imama yetişir ve kıraati kaçırmaktan korkarsa, Sübhaneke duasını bırakıp kıraatle meşgul olur. Çünkü kıraat farzdır, farz varken nafile ile meşgul olunmaz. Eğer Fatiha’nın bir kısmını okumuşken imam rükûya giderse, o da rükûya gider ve kıraati bırakır; çünkü imama tabi olmak daha önceliklidir. Eğer imama rükûda yetişirse, ayaktayken ihram tekbiri alır, sonra rükû tekbiri alıp rükûya gider. Eğer hem ihrama hem de rükûya niyet ederek tek bir tekbir alırsa bu farz yerine geçmez; çünkü niyetinde farz ile nafileyi birleştirmiştir, bu yüzden namazı sahih olmaz. Eğer imamla birlikte geçerli olan rükûya yetişirse, o rekatı yetişmiş sayılır. Eğer buna yetişemezse rekatı kaçırmış olur. İmamla birlikte bir rekata yetişen kimse, cemaatle namaza yetişmiş sayılır. Ebu Hureyre (ra)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
إِذَا جِئْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ وَنَحْنُ سُجُودٌ فَاسْجُدُوا وَلَا تَعُدُّوهَا شَيْئاً وَمَنْ أَدْرَكَ الرَّكْعَةَ فَقَدْ أَدْرَكَ الصَّلَاةَ
“Siz namaza geldiğinizde biz secdede isek hemen secdeye varın ve onu (rekat olarak) bir şey saymayın. Rekata yetişen kimse ise namaza yetişmiş olur.”
Eğer imamla birlikte son rekata yetişirse, bu onun namazının başı olur. Ali (ra)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Yetiştiğin kısım namazının başıdır.” Buna göre imam selam verince, namazından geri kalan kısımları tamamlamak üzere ayağa kalkar. Eğer bu, içinde kunut duası olan bir namaz ise ve imamla birlikte kunut yapmışsa, namazının sonunda kunutu iade eder. Müktedinin hiçbir fiilde imamın önüne geçmemesi ve ona tabi olması gerekir. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiğine göre Nebi ﷺ şöyle buyurmuştur:
إِنَّمَا جُجِعَلَ الْإِمَامُ لِيُؤْتَمَّ بِهِ فَلَا تَخْتَلِفُوا عَلَيْهِ، فَإِذَا كَبَّرَ فَكَبِّرُوا، وَإِذَا رَكَعَ فَارْكَعُوا، وَإِذَا قَالَ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ فَقُولُوا اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ، وَإِذَا سَجَدَ فَاسْجُدُوا
“İmam kendisine uyulması için tayin edilmiştir. Ona aykırı hareket etmeyin. O tekbir alınca siz de tekbir alın. O rükûa gidince siz de rükûa gidin. O 'Semiallahu limen hamideh' deyince siz 'Allahumme Rabbena lekel hamd' deyin. O secdeye gidince siz de secdeye gidin.”
Eğer imam namazda yanılırsa; bu kıraatte ise müktedi ona hatırlatma yapar (feth yapar). Enes (ra)’dan rivayet edildiğine göre: “Resulullah ﷺ’in ashabı namazda birbirlerine telkin yaparlardı.” Eğer hata kıraat dışındaki bir zikirde ise müktedi imamın duyacağı şekilde onu sesli söyler. Eğer bir fiilde yanılırsa, onu uyarmak için tesbihte bulunur (Sübhanallah der). Eğer müktedi imamdan ayrılmaya niyet edip namazını kendi başına tamamlarsa, ister bir mazereti olsun ister olmasın bu caizdir: “Çünkü Muaz kıraati uzatınca bir bedevi ondan ayrılmış, bu durum Nebi ﷺ’e zikredilmiş ancak o buna karşı çıkmamıştır.”)
2- Sıla-i rahim konusuna gelince; bu kitaplarımızda şu şekilde yer almaktadır:
1- İslam’da İçtimai Nizam - Sıla-i Rahim:
(...Hadislerin zahiri umumidir; yani ister mahrem olsun ister mahrem olmayan asabe veya zevil erhamdan olsun, her bir akrabayı ziyareti kapsar. Çünkü hepsine "erham" (akrabalar) denilir. Sıla-i rahim hakkında birçok hadis gelmiştir. Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: “Akrabalık bağlarını koparan cennete giremez.” (Müslim, Cübeyr bin Mut’im yoluyla). Enes bin Malik’ten rivayet edildiğine göre Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: “Rızkının bollaştırılmasını ve ömrünün uzatılmasını isteyen kimse sıla-i rahim yapsın.” (Muttefekun Aleyh). Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Nebi ﷺ şöyle buyurmuştur: “Allah mahlukatı yarattı. Onları yaratma işini bitirince rahim (akrabalık) ayağa kalktı ve ‘Burası akrabalık bağlarının koparılmasından sana sığınanların makamıdır’ dedi. Allah, ‘Evet, seni gözeteni gözetmeme, seninle bağını koparandan bağımı koparmama razı olmaz mısın?’ dedi. Rahim, ‘Evet ey Rabbim’ dedi. Allah, ‘Bu sana verilmiştir’ buyurdu. Sonra Resulullah ﷺ dedi ki: İsterseniz şu ayeti okuyun: ‘Geri döner de yeryüzünde bozgunculuk yapar ve akrabalık bağlarınızı koparır mısınız?’ (Muhammed 22)” (Muttefekun Aleyh, lafız Buhari’nindir). Yine ﷺ şöyle buyurmuştur: “Sıla-i rahim yapan (iyiliğe) karşılık veren değil, aksine akrabalık bağı koptuğunda onu bağlayandır.” (Buhari, Abdullah bin Amr yoluyla). Bunların tümü sıla-i rahim için teşviktir. Sıla-i rahim; akrabalar arasında yardımlaşma, dostluk ve bağın kurulması konusunda Allah’ın meşru kıldığı hükümlerin büyüklüğünü, Şari’nin kadın ve erkeğin bir araya gelmesini ve bu birliktelikten doğan ilişkileri düzenlemeye ne kadar önem verdiğini gösterir. İslam şeriatı, toplumun içtimai yönü için meşru kıldığı hükümlerle insan için en hayırlı içtimai nizam olmuştur...)
2- İslam’da İçtimai Nizam - Özel Hayat:
(...İşte bunlar, eve girmek isteyenlerin izin istemesiyle ilgili özel hayatı koruma hükümleridir. Bu konuda yabancı ile mahrem akraba veya hısım arasında fark yoktur. İçerideki özel hayatın hükümlerine gelince; kadın orada kadınlarla veya mahremleriyle birlikte yaşar. Çünkü bunlar, kadının evdeki özel hayatında göstermek zorunda kaldığı ziynet yerlerini kendilerine gösterebileceği kişilerdir. Kadınlar ve mahremler dışındakilerle birlikte yaşaması caiz değildir; çünkü ev işlerini yaparken yüz ve eller dışındaki ziynet yerlerini onlara göstermesi caiz değildir. Dolayısıyla özel hayat, kadınlar ve mahremlerle sınırlıdır. Kadınlar arasında Müslüman olan veya olmayan farkı yoktur; hepsi kadındır. Kadının ziynet yerlerini yabancılara göstermesinin yasaklanması, ancak mahremlerine göstermesinin yasaklanmaması; özel hayatın sadece mahremlerle sınırlı olduğunun açık bir delilidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِهِنَّ ۖ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُولِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَىٰ عَوْرَاتِ النِّسَاءِ
"Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Dışarıda kalan) görünmesi caiz olan kısımlar müstesna, ziynetlerini (ziynet takılan yerlerini) açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine kadar örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (Müslüman kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına ihtiyaç duymayan hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli yerlerini anlamayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler." (en-Nur [24]: 31)
Kendi mülkleri olan köleler, yaşlılıktan dolayı kadınlara karşı şehveti olmayanlar, aptallar, hadım edilmiş olanlar veya kadınlara ihtiyaç duymayan (erbe sahibi olmayan) benzeri kimseler de mahrem hükmüne dahil edilmiştir. Bunların özel hayatta bulunmaları caizdir. Bunların dışındaki yabancı erkekler -mahrem olmayan akrabalar olsalar dahi- kesinlikle özel hayatta bulunamazlar; çünkü kadının evinde normalde görünen ziynet yerlerini onlara göstermesi caiz değildir.
Yabancı erkeklerin özel hayatta kadınlarla bir araya gelmesi, Şari’nin istisna kıldığı yemek ve sıla-i rahim gibi durumlar hariç kesinlikle haramdır. Bu durumlarda da kadının yanında bir mahremi bulunmalı ve kadın tüm avret yerlerini örtmüş olmalıdır.)
3- Ayrıca bunu birçok cevapta da açıkladık, onlardan biri şudur:
28/02/2010 tarihli Soru Cevabı’ndan:
(Resulullah ﷺ’in onayladığı İslami hayatta kadın ve erkeklerin bir arada bulunması ve erkekler ile kadınlar arasındaki şer’î muameleleri düzenleyen şer’î deliller... bunların hepsi açıkça beyan edilmiştir. Bu konuda birden fazla cevap yayınlanmıştır ve bu konuda bir belirsizlik kalmamasını umuyorduk.
Buna rağmen, bu meselede herhangi bir kapalılık kalmaması ümidiyle Allah’ın izniyle konuyu daha da açıklayacağım:
- Genel hayat, girişi izin gerektirmeyen umumi yerlerde erkek ve kadınların bir arada bulunması demektir ve buralarda erkek ve kadınları düzenleyen şer’î hükümler vardır.
Özel hayat ise evler gibi girişi izin gerektiren yerlerdir ve buralarda da erkek ve kadınları düzenleyen şer’î hükümler vardır.
Özel hayat yani "evler" konusu açıktır ve daha fazla açıklamaya ihtiyaç duymaz. Kadınlar buralarda yabancılarla değil, mahremleriyle birlikte yaşarlar. Ancak sıla-i rahim gibi belirli bir durum hakkında nass gelmişse; mahrem olmasa bile bir yakının kadın akrabasını ziyaret etmesi caizdir. Örneğin, bir amca oğlunun bayramlarda amca kızına gidip selam vermesi gibi. Tabi ki bu, halvet olmadan ve avret yerleri açılmadan; babası veya amcası ile birlikte gidip mahrem olmasa bile akrabasını ziyaret etmesi (sıla-i rahim yapması) şeklinde olur.
Genel hayata gelince; eğer Şeriatın onayladığı bir ihtiyaç varsa, erkek ve kadınların bir arada bulunması şer’î ölçüler dahilinde caizdir. Şer’î ölçüler diyoruz çünkü bu birlikteliği düzenleyen şer’î hükümler şöyledir:
1- Şeriatın onayladığı ihtiyacın amacı birleşenler için tek ise (erkek ve kadınların namaz için bir arada bulunması, bir ilim dersi veya davet konulu bir konferans veya davet çalışmalarından genel bir çalışma için bulunmaları gibi); bu durumlarda erkek ve kadınların saflarının ayrılması (fasil) vaciptir. Bu durum bazen "özel hükümlü genel hayat" olarak adlandırılır, yani erkek ve kadınların bulunması için özel bir keyfiyet vardır.
2- Şeriatın onayladığı ihtiyacın amacı birleşenler için farklı ise (erkek ve kadınların çarşıda, sokakta, parkta bulunmaları veya toplu taşıma araçlarına binmeleri gibi); bu durumlarda safların ayrılması vacip değildir. Bu da iki türdür:
a- Farklı amaçların ancak ihtilat (karışıklık), yani yan yana durma ve konuşma ile gerçekleşebildiği durumlar; çarşıda alışveriş yapmak gibi. Bu türde ihtilat caizdir.
b- Farklı amaçların ihtilat olmadan, yani yan yana durup konuşma olmadan gerçekleşebildiği durumlar; toplu taşıma araçlarına binmek, parklarda oturmak veya sokakta yürümek gibi. Bu türde erkek ve kadınların ihtilat olmadan bir arada bulunmaları caizdir. Yani birbirleriyle konuşmadan, her biri kendi amacı doğrultusunda yan yana bulunabilirler.
- Görüldüğü gibi, erkek ve kadınların bulunma hükümleri özel hayatta ve genel hayatta açık ve belirlenmiştir:
Özel hayat "ev", girişi izin gerektiren yerdir. Genel hayat ise girişi izin gerektirmeyen yerdir. Bu genel hayatın bir kısmı safların ayrılmasını gerektirir, bir kısmı gerektirmez. Aynı şekilde genel hayatın bir kısmında ihtilat (yan yana durma ve konuşma) caizdir, bir kısmında ise ihtilat caiz değildir; sadece konuşma olmaksızın yan yana bulunmak caizdir...) Bitti.
Umarım bu yeterli olmuştur.) Bitti.
- 06/06/2016 tarihli Soru Cevabı’ndan bir bölüm:
(a- İhtilat, yani yabancı erkek ve kadınların bir araya gelmesi, Şeriatın onayladığı bir ihtiyaç dışındaysa haramdır... Ancak Şeriatın onayladığı ve ancak bir araya gelmekle karşılanabilecek bir ihtiyaç içinse caizdir.
b- Gerek özel hayatta gerekse genel hayatta Şeriatın belirlediği ihtiyaçlar için bir araya gelmeyi onaylayan deliller gelmiştir. Örneğin özel hayatta akrabalarla sıla-i rahim, yemek, hasta ziyareti gibi durumlar... Genel hayatta ise savaşlarda yaralıların tedavisi, çarşılara çıkmak, camilerde namaz kılmak, ilim meclislerine katılmak, hac... Tüm bunlar, camiler ve genel konferanslar gibi safların ayrıldığı yerlerde veya çarşı ve hac gibi ayrılmadığı yerlerde şer’î hükümlere uygun olarak yapılır.
c- Sıla-i rahim sadece mahrem akrabalar için değil, amca kızı gibi mahrem olmayan akrabalar için de geçerlidir. ("İçtimai Nizam"daki sıla-i rahim bölümüne bakınız). Dolayısıyla akrabaların bayramlarda veya özel günlerde birbirlerini ziyaret etmeleri, bir arada oturmaları caizdir. Ancak bu bir sıla-i rahimdir; yani sağlık ve durumlarını sormak, hastalarını ziyaret etmek, ihtiyaçlarını gidermek ve benzeri şeyler içindir. Yoksa bir araya gelip "örneğin kağıt oynamak" veya birlikte pikniğe çıkıp parkta oturup sohbet etmek için değildir... Bu caiz değildir.) Bitti.
Sorularına verilen bu cevapların yeterli olmasını umuyorum. Allah en iyi bilendir ve hüküm sahibidir.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşta
16 Ramazan 1443 H 17/04/2022 M
Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook
Emir'in (Allah onu korusun) Web sayfasındaki cevap linki: Web