** (Hizb-ut Tahrir Emiri Alim Ata bin Halil Ebu Reşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)**
Gelecek olan Hilafet Müjdecisine
Sorular:
Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Sevgili Şeyhimiz, Allah işinizde yardımcınız olsun ve sizi razı olacağı işlerde muvaffak kılsın.
Şahsiyye kitabı 3. ciltte kıyas konusunu okurken, Partinin (Hizb-ut Tahrir), kıyasın Şer’i bir delil olduğuna dair kesin ve zanni delillerle istidlalde bulunduğu dikkatimi çekti. Oysa Hulefa-i Raşidin ve diğerlerinin icması hakkındaki görüşleri reddederken, onların delillerinin zanni olduğunu ve istidlal için uygun olmadığını söylüyordu. Belki zanni delillerden sadece "istinâs" (destekleme) amacıyla yararlandığı söylenebilir. Eğer durum böyleyse, özellikle kitabın yeni baskıları yapılmışken neden bu konuya işaret etmiyoruz?
Aynı şekilde –belki de yanılıyorumdur– kıyas üzerindeki kesin delillerin istidlal yönünün, delaleti açısından açık (sarih) olmadığını, aksine delilden bir istinbat olduğunu gördüm. Yani: Madem kesin nasta hükmü gerektiren bir illet (gerekçe) vardır, bu kıyasın caiz olması için yeterlidir. Bunun "sarih" (açık) bir ifade ile istidlal olmadığını hissediyorum.
Bir başka soru:
Bazı insanlar fırınlara bir çuval un veriyor, buna karşılık örneğin bir ay boyunca günlük belirli miktarda ekmek alıyorlar. Bu caiz midir? Taraflar bu iki durumdan birini açıkça ifade etmeseler de, bu durum icâre (hizmet akdi) mi yoksa satış (bey‘) kapsamına mı girer?
Mümkünse konunun aciliyetini rica ediyorum. Allah yardımcınız ve muvaffakiyetiniz olsun, nusret ve temkini müttefikiniz kılsın. Bizi ve sizi yakında İslam Devleti'nde bir araya getirsin. Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
Cevap:
Ve Aleykumus Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Birincisi: Kıyas ile ilgili olarak; kıyasın delili, içinde illetin geçtiği nasdır. Eğer illet Kur’an’da geçmişse delil Kur’an’dır, eğer Sünnette geçmişse delil Sünnet’tir...
Bu sarih (açık) bir kelamdır; öyleyse nasıl "Bunun sarih bir ifade ile istidlal olmadığını hissediyorum" diyebiliyorsunuz?
İlletin delillerine bakın, cevabı göreceksiniz:
• Örneğin Allah Teâlâ’nın şu kavlini ele alalım:
كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاءِ مِنْكُمْ
"Ta ki (bu mallar) aranızdaki zenginler arasında dönüp dolaşan bir devlet (servet) olmasın." (Haşr Suresi [59]: 7)
Şimdi şu soruya cevap verin: Halifenin devlet mülkiyetinden fakirlere verip zenginlere vermemesi caiz midir?
Cevap doğal olarak: Evet. Şimdi soruyu tamamlayın: Bunun delili nedir? Cevap, Allah Teâlâ’nın yukarıdaki ayeti değil midir?
• Bir başka örnek olarak şu hadisi alalım:
... وفي سائمة الغنم إذا كانت أربعين، ففيها شاة...
"...Kırk adet otlayan koyunda bir koyun zekât vardır..." (Ebu Davud)
Şimdi şu soruya cevap verin: Evlerde beslenen ve merada otlamayan (besili) koyunlarda zekât var mıdır?
Cevap doğal olarak: Hayır, zekât yoktur. Şimdi soruyu tamamlayın: Bunun delili nedir?
Cevap, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in "...Kırk adet otlayan koyunda bir koyun zekât vardır..." (Ebu Davud) hadisi değil midir?
Gördüğünüz gibi deliller konu hakkında gayet açıktır (sarihtir).
Eğer "sarih kelam" sözünüzle, naslarda geçen ve kıyasın konusu olan illetin her zaman sarih olmadığını, bazen "delalet yoluyla, istinbat yoluyla veya kıyas yoluyla" olduğunu kastediyorsanız, bu doğrudur. Örneğin:
إِنَّمَا جُعِلَ الِاسْتِئْذَانُ مِنْ أَجْلِ البَصَرِ
"İzin istemek (istizan), ancak göz(ün harama bakması) sebebiyle meşru kılınmıştır." (Buhari) hadisinde illet "sebebiyle" (min ecl) ifadesiyle sarihtir. "Otlayan (saime)..." ifadesi ise "delalet" yoluyladır çünkü bu, anlam ifade eden bir vasıftır (vasf-ı müfhim)... Eğer kastınız buysa, bu doğrudur; ancak bu durum 'tafsili delil' ile ilgili bir konudur. 'İcmali usul' deliline gelince; o, Kur’an’ın kesinliğinin ispatı, Sünnet’in kesinliğinin ispatı ve dolayısıyla kıyasın da Kur’an ve Sünnet’e döndüğü için kesinliğinin ispatıdır. Bu, tafsili delilden farklıdır. Fıkhi olarak illetin sarih olması veya olmaması durumu tafsili delildir, bu ikisi birbirinden farklıdır.
Kitapta (Şahsiyye’de) geçen "Kıyasın Şer’i bir delil olduğu kesin delil ve zanni delillerle sabit olmuştur" ifadesi hakkındaki notunuza gelince; bu sözünüzün haklı bir yönü vardır. Her ne kadar "delil" terimi hem usulde hem de fıkıhta kullanılsa da, kesinlik (kat’iyet) ve zan bakımından ifade ettiği anlam farklıdır. Burada konu usul delilleri olduğu için, zanni olanlara girmeden sadece kesin delillerle yetinilmesi daha evladır. Bu nedenle, orayı düzeltmek daha iyidir ve inşallah düzelteceğiz. Bilgi için ifade edeyim; Teysîru’l Vusûl ile’l Usûl adlı kitabımda şöyle demiştim:
(Kıyasın bağlayıcılığı -hücciyeti-, illetin içinde bulunduğu delillerin, yani Kur’an, Sünnet ve İcma’nın hücciyetinden gelir. Kur’an, Sünnet ve İcma’nın hücciyeti daha önce zikrettiğimiz gibi sabit olduğuna göre, kıyasın hücciyeti de aynı şekilde sabit olur.
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kıyasın kullanımına rehberlik etmiştir. Nitekim kendisine hac borcunun ödenmesi hakkında soru sorulduğunda...) bitti.
İkincisi: Unun ekmekle satışı hakkındaki sorunuza gelince;
Bu kardeşim, yeni bir mesele değildir. Aksine fakihler bunu ilk asırlarda tartışmışlar ve şu soruya verdikleri cevaplardaki farklılıktan dolayı ihtilaf etmişlerdir:
Riba malları; buğdayın kavrulması, un haline getirilmesi, hamur veya ekmek yapılması gibi sanayi işlemleriyle değiştiğinde, hâlâ tek bir cins mi sayılır? Yani üzerine "buğday" lafzı mı uygulanır ve dolayısıyla ancak peşin (yeden bi yed) ve eşit miktarda mı (mislen bi misl) satılabilir? Yoksa başka bir cins mi olur? Eğer başka bir cins oluyorsa, bu yeni cins de riba malı mıdır (yani fazlalık caiz ama sadece peşin mi olmalı)? Yoksa bu yeni cins riba malı olmaktan çıkar da veresiye satış mı caiz olur? Mesele onların nezdinde şöyle şekillenmiştir:
1- Onları tek bir cins kabul edenler için bir problem ortaya çıkmıştır: Denklik (tamathul) mümkün değildir. Buğday ekmekle nasıl ölçülecek veya tartılacak? Ya da un hamurla nasıl eşitlenecek? Bu nedenle, denklik imkansız olduğu için buğdayın ekmekle veya unla satışının caiz olmadığını söylemişlerdir.
2- Diğerleri ise bunların farklı sınıflar olduğunu ama yine de riba malı olduklarını söylemişlerdir. Yani buğday bir riba sınıfı, un başka bir riba sınıfı, ekmek başka bir riba sınıfıdır... Bu yüzden, tek bir cins olmadıkları sürece satılmalarının caiz olduğunu söylemişlerdir. Yani buğdayın un veya ekmekle satışı, dilediğiniz gibi (miktarlar farklı olabilir) ancak peşin (yeden bi yed) olması şartıyla caizdir demişlerdir.
3- Bir grup ise bunların farklı cinsler olduğunu ve buğdaydan dönüşen şeyin artık riba sınıfından olmadığını, aksine başka bir şey olduğunu söylemişlerdir. Bu yüzden ekmek, hamur veya kavrulmuş buğday (sevîk) riba sınıflarından değildir. Buna göre; buğdayın ekmekle, unla satışı dilediğiniz gibi ve veresiye (nesi’e) de caizdir; çünkü bunlar riba sınıfı değildir. Yani buğday, riba sınıfı olmayan başka bir sınıfla satılmış olur...
• Buna binaen müctehidlerin bu meseledeki görüşleri farklılık göstermiştir... Sana muteber bazı fakihlerin görüşlerini aktaracağım:
a- Şafiî'nin satışın caiz olmadığı yönündeki görüşü:
Şafiî alimi Nevevî’nin (Vefatı: 676 H.) el-Mecmu’ adlı eserinde şöyle geçer: "Unun kendi ekmeğiyle satılması caiz değildir; çünkü içine ateş girmiş, tuz ve su karışmıştır. Bu durum denkliği (tamathul) engeller. Ayrıca ekmek tartılır, buğday ise ölçekle ölçülür; dolayısıyla aralarındaki eşitliği bilmek mümkün değildir."
b- Ebu Hanife'nin satışın caiz olmadığı yönündeki görüşü:
Bedreddin el-Aynî’nin (Vefatı: 855 H.) el-Binâye Şerhu’l-Hidâye adlı eserinde şöyle geçer: "Ebu Hanife’den rivayet edildiğine göre; ekmeğin buğday ve un ile satışında bir hayır yoktur, yani caiz değildir."
c- Ebu Hanife'nin iki öğrencisinin (Ebu Yusuf ve Muhammed) peşin olmak kaydıyla farklı miktarlarda satışın caiz olduğu yönündeki görüşü:
el-Binâye Şerhu’l-Hidâye’de şöyle geçer: "Ekmeğin buğday ve un ile, peşin olması kaydıyla farklı miktarlarda (mütefâzilen) satılması caizdir." Ayrıca şunu ekler: "Ekmeğin ekmekle, sayıca veya tartıyla farklı miktarlarda peşin satılması Ebu Yusuf ve Muhammed’e (Allah onlara rahmet etsin) göre caizdir."
Yine aynı eserde "Fetva birinci görüş üzerinedir" denilmiştir, yani "ekmeğin buğday ve un ile satışının caiz olduğu" görüşü kastedilmektedir.
d- Ebu Yusuf'un veresiye (borçla) satışın caiz olduğu yönündeki görüşü:
el-Binâye Şerhu’l-Hidâye’de şöyle zikredilir: "Eğer buğday veresiye ise yine caizdir. Eğer ekmek veresiye ise Ebu Yusuf’a göre caizdir ve fetva da bunun üzerinedir."
Her halükarda, bu meselede içtihadına güvendiğin bir müctehidi taklit edebilirsin. Allah seninle olsun.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu Reşte
Emir’in Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook
Emir’in web sitesindeki cevap linki: Emir
Emir’in Google Plus sayfasındaki cevap linki: Google Plus