(Hizb-ut Tahrir Emiri Alim Ata b. Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Ahmet Üveys’e
Soru:
Selamun Aleyküm Değerli Şeyhimiz.
Eğer vaktiniz varsa sorularımı cevaplamanızı istirham ediyorum, Allah sizi mübarek kılsın:
Birinci Soru: İçtimai Nizam kitabından:
1- Kitabın (Arapça baskısı) 51. sayfasının sondan bir önceki satırında "Ayaklarını örtmesine gerek yoktur, zira onlar örtülüdür" denilmektedir. Bu cümle, hayat-ı amme (toplumsal hayat) elbisesinin altına avret olan "ayakları" örtecek bir şey giymenin farz olmadığı anlamına mı gelir?
2- Aynı kitabın 51. sayfasının 8. satırında "Çünkü ayaklara kadar aşağı sarkan geniş elbise farzdır" denilmektedir. Buradaki "kadar" (hatta) ifadesi, ayakların örtüye (cilbaba) dahil olmadığına mı işaret eder? Bu dilsel bir incelik midir? Yoksa önceki paragraf örtünmenin gerekliliğini vurguladığına göre, dilsel olarak "ayakların altına kadar" demek daha doğru olmaz mıydı?
İkinci Soru: Facebook'ta Brunei Sultanı'nın Şeriatı uygulama niyetinde olduğuna ve bu amaçla anayasada değişiklikler yaptığına dair bazı haberler yer aldı... Bu durumun gerçekliği nedir? Allah sizi mübarek kılsın Emirimiz.
Cevap:
Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu
Birincisi: Ayaklarla ilgili soru:
1- Sorunuzdaki ilk cümle: "Ayaklarını örtmesine gerek yoktur, zira onlar örtülüdür." Evet, bu ifade, eğer hayat-ı amme elbisesi sorunuzdaki ilk cümleyi aldığınız paragrafın tamamında geçtiği üzere yerde bir karış veya bir zira (arşın) -daha fazla değil- sürünüyorsa, kadının bu elbisenin altına ayaklarını örtecek bir şey giymesine gerek olmadığı anlamına gelir.
2- Sorunuzdaki ikinci cümle: "Çünkü ayaklara kadar aşağı sarkan geniş elbise farzdır." Bu ifade, eğer ayaklar çorap ve benzeri bir şeyle örtülmüşse, hayat-ı amme elbisesinin ayakların altına kadar yerlerde sürünmeksizin sadece ayaklara kadar ulaşmasının yeterli olduğu anlamına gelir. Bu durumda ayette geçen aşağı bırakma (irha) gerçekleşmiş olur. Bu husus, sorunuzdaki ikinci cümleyi aldığınız paragrafın tamamında da açıkça görülmektedir.
3- Konunun netleşmesi için daha önce verilmiş olan şu cevabı size tekrar hatırlatıyorum:
(a- Kadınlar, özellikle de bedeviler, yalınayak yürürlerdi veya ayakları tam örtmeyen nalın veya benzeri şeyler giyerlerdi. Bu durumda kadın, yürürken ayaklarının açılmaması için elbisesini yerde sürüklemedikçe ayakları açık kalırdı. Resulullah (sav) elbiseyi kibirle yerde sürüklemeyi yasaklayınca, Ümmü Seleme (ra) kadının elbisesi yerde sürüklenmediği takdirde yürüken ayaklarını hareket ettirdiğinde ayaklarının açılacağını fark etti. Çünkü ayak örtülü değildi; ya yalınayaktı ya da onu örtmeyen bir nalın giyiyordu... Bu yüzden Resulullah (sav)'e "Kadınlar eteklerini ne yapacaklar?" diye sordu. Zira kadınların ayaklarının açılmaması için cilbabları veya abayaları yerde sürükleniyordu... Bunun üzerine Resulullah (sav), ayakların üzerine bir karış, sonra bir zira daha sarkıtmalarına izin verdi. Öyle ki, kadın yalınayak bile olsa elbise ayakların aşağısında yerde sürüklendiği müddetçe ayakları açılmasın... Dolayısıyla konu şuydu: (Ayakları örtmek için elbiseyi sürüklemek...). Yani soru ayakları örtmek hakkındaydı. Başka bir ifadeyle, cilbabın ayakların altında yerde sürüklenmesi ayakları örtmek içindi. Dolayısıyla elbiseyi sarkıtmanın (irha) ötesinde yerde sürüklemenin illeti ayakları örtmektir. "Malul, illeti ile birlikte vardır veya yoktur" (İllet varsa hüküm vardır, illet yoksa hüküm yoktur). Eğer ayaklar zaten örtülüyse elbise yerde sürüklenmez; bilakis ayette geçen "aşağı bırakma" (idna/irha) manasının gerçekleşmesi yeterlidir:
يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابِيبِهِنَّ
"Üzerlerine dış örtülerini (cilbablarını) salsınlar." (Ahzab [33]: 59)
Yani elbise, zaten örtülü olan ayaklara kadar sarkıtılır.
b- Ümmü Seleme'nin karış veya zirayı nereden ölçtüğüne gelince; mesele "elbisenin yerde sürüklenmesi" idi, Ümmü Seleme'nin sorduğu husus buydu. Elbise yerde sürüklenmezse yürüme esnasında ayakların açılacağını düşünüyordu ve bu doğruydu. Eğer elbise yerde hiç sürüklenmezse ve kadın yalınayaksa veya ayağının tamamını örtmeyen bir nalın giyiyorsa, yürürken ayaklarını hareket ettirdiğinde ayaklarının bir kısmı açılacaktır... Bu yüzden Resulullah (sav) ona yerde bir karış sürüklemesine izin verdi. Çünkü hadis, elbisenin sürüklenmesinden (cer) bahsetmektedir ve "sürüklemek" kelimesi yerle ilgilidir. Bu da yerde sürüklenecek olan o bir karışın, ayağın aşağısından itibaren olduğunu gösterir.
Tekrar ediyorum; bu durum yürüme esnasında ayağın açılmaması içindir. Eğer ayak çorapla örtülüyse, cilbabı çorapla örtülü olan ayağın üstüne kadar sarkıtmak yeterlidir; yani ayakların geri kalanı örtülü olduğu sürece topuklara kadar ulaşması yeterlidir.) (Bitti)
İkincisi: Brunei konusu
Evet, soruda belirttiğiniz haberler yansıdı. Ancak İslam hükümlerinin uygulanması sadece donuk bir şekilde had cezalarının uygulanması değildir. Bilakis uygulama; İslam'ı bir hayat, devlet ve toplum nizamı olarak bütüncül bir şekilde benimseyen bir devlet tarafından doğru bir şekilde yapılmalıdır. İslam’ı içeride uygulamalı, dışarıya ise davet ve cihat yoluyla taşımalıdır. Ayrıca emniyet ve güvenliği Müslümanların otoritesiyle (sultanıyla) sağlanmalı ve sömürgeci kâfirlerin nüfuzundan arındırılmış olmalıdır.
Brunei ise bunlardan yoksundur. Öyle ki, uygulayacağı söylenen hadlerin sadece Müslümanlara yönelik olduğunu, topraklarındaki Müslüman olmayanları kapsamadığını söylemiştir! Malumdur ki Brunei, yabancı kâfirlere kapılarını ardına kadar açmış bir yerdir... Dahası, emniyet ve güvenliği kendi otoritesiyle değil, Batı’nın, özellikle de İngiltere’nin otoritesiyle sağlanmaktadır... Bu nedenle, bu girişim oradaki Müslümanların hislerini teskin etmekten (gazını almaktan) öte bir şey değildir...
Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu’r Raşta
Emir'in Facebook sayfasındaki cevabın linki