(Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Ata bin Halil Ebu’r Raşte’nin Facebook sayfası takipçilerinin sorularına verdiği cevaplar serisi)
Murat Eroğlu’na
Soru:
Selamun Aleykum. Aşağıdaki sorum olacaktı:
esselamun aleykum bir sualim olacaktı.Muhammed suresi 4 ayetin bedir savaşından önce indiğini söylüyor ennebhani r a bunun delili nedir.cumhur bedirden sonra olduğunu söylüyor bunu izah ederseniz sevinirim.evli köleye uygulanacak had recm idir.
Soru tercümana gönderilmiş, o da Arapçaya şu şekilde çevirmiştir:
"Selamun Aleykum, sorum şudur: Şeyh Nebhani (Allah ondan razı olsun), Muhammed Suresi'nin dördüncü ayetinin Bedir Savaşı'ndan önce indiğini söylüyor. Bunun delili nedir? Zira cumhur, bu ayetin Bedir Savaşı'ndan sonra indiğini söylemektedir. Bu konuyu açıklarsanız memnun olurum. Ayrıca evli bir cariye zina ederse cezası recim midir?"
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.
Türkçe olarak gönderdiğin sorun bana ulaştı, Arapçaya tercüme edildikten sonra işte cevabım:
Birincisi: Hakkında soru sorduğun ayet, Muhammed Suresi'ndeki şu ayettir:
فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا ذَلِكَ وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ وَلَكِنْ لِيَبْلُوَ بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ
"Kâfirlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun. Nihayet onları iyice bozguna uğratıp sindirince bağı sıkıca bağlayın (onları esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki: Allah dileseydi onlardan intikam alırdı. Fakat bu, sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz." (Muhammed Suresi, 4)
Muhammed Suresi'nin nüzulü Bedir Savaşı'ndan öncedir. Bunun delilleri şunlardır:
1- Rasulullah ﷺ Bedir günü esirler hakkında hüküm vermiştir. Bu, esirler hakkındaki hükmün zaten inmiş olduğu anlamına gelir; çünkü Rasulullah ﷺ vahiy olmadan hüküm vermez.
2- Kur'an-ı Kerim'de Muhammed Suresi'ndeki "ya karşılıksız ya da fidye karşılığı" ifadesinden başka esirler hakkında bir hüküm yoktur. Bu da ayetin, esirlerin alındığı Bedir'den önce indiğini gösterir.
3- Ayet-i kerime: (فإذا لقيتم الذين كفروا فضرب الرقاب حتى إذا أثخنتموهم فشدوا الوثاق فإما مناً بعد وإما فداءً). Ayet فَإِذَا lafzı ile başlamış ve onu mazi bir fiil olan لَقِيتُمُ takip etmiştir. Yani karşılaşma henüz gerçekleşmemiştir. Bu da ayetteki hükmün henüz bir savaş olmadan önce indiği anlamına gelir. Ayet, savaş gerçekleştiğinde esirlerin hükmünü açıklamaktadır. Bedir'den önce ise hüküm gerektirecek esirlerin olduğu bir savaş yaşanmamıştır.
4- Ayrıca Allah Subhanehu'nun: (حتى إذا أثخنتموهم فشدوا الوثاق) kavli, savaşta esir almanın vaktine dair bir beyandır; bu da "ithkhan" (düşmanı iyice sindirme/kırma) sonrasıdır. Dolayısıyla Bedir Savaşı'ndan önce inmiş olmalıdır; çünkü "ithkhan" konusu ilk kez Bedir'de yaşanmıştır. Esir almanın ancak "ithkhan"dan sonra olacağının açıklanması, henüz yaşanmamış yeni bir hükmün beyanıdır.
5- Bu nedenle ayetin mantuku (sözlük anlamı), bir savaş gerçekleşmeden önce indiğine, savaş ve "ithkhan" meydana gelmeden önce esirlerin hükmünü açıkladığına delalet eder: {فإذا لقيتم} (Karşılaştığınızda), {حتى إذا أثخنتموهم} (Onları iyice sindirdiğinizde). Muhammed Suresi'nin Bedir'den sonra indiğine dair rivayetler olsa da, aralarını cem etmek (birleştirmek) mümkün olmadığı sürece ayet hadise tercih edilir. Burada cem etmek mümkün değildir; çünkü rivayetler esir hükmünün Bedir'den sonra olduğunu, ayet ise esir hükmünün Bedir'den önce olduğunu göstermektedir. Bu durumda tercih yoluna gidilir ve ayet, ona muhalif olan hadislere tercih edilir.
Kur'an'da esirler hakkında Muhammed Suresi'nden başka bir hükmün olmaması, Bedir'den önce esir hükmü gerektiren bir savaşın bulunmaması ve Rasulullah ﷺ'in Bedir esirleri hakkında vahye dayanarak hüküm vermesi bu tercihi teyit etmekte ve güçlendirmektedir.
İkincisi: Evli cariyenin zina etmesi durumunda hükmü elli sopadır. Delili Allah Subhanehu'nun şu kavlidir:
فَإِذَا أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْ وَأَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
"Evlendiklerinde eğer bir fuhuş (zina) yaparlarsa, onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı uygulanır. Bu, içinizden günaha girme korkusu taşıyanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (Nisa Suresi, 25)
"Hür kadınlara verilen cezanın yarısı" ifadesi, evli olmayan hür kadının zina cezası olan yüz sopanın yarısı demektir. Buradaki "muhsanat" (hür kadınlar) ifadesinden kasıt, evli olmayan hür kadınlardır; çünkü evli olan hür kadının cezası recimdir ve recim cezası ikiye bölünemez. Ayette "yarısı" ifadesinin geçmesi, bu cezanın yüz sopanın yarısı olan "elli sopa" olduğuna dair bir karinedir. Yani Hilafet Devleti onlara elli sopa had cezası uygular. Hadleri bireyler değil devlet uygular, bu önemli hususun kavranması gerekir.
Ancak evli cariyenin zinası hakkındaki sorun dikkatimi çekti. Şu an cariyeler mevcut değil, öyleyse neden soruyorsun? Korkarım ki "cariye" ifadesiyle "hür hizmetçi" kadınları kastediyorsun. Hür hizmetçiler "mülk-ü yemin" yani cariye statüsünde değildirler; onlara hür kadınların hükümleri uygulanır. Bunu iyi anlamalısın; ayette belirtilen hüküm mülk-ü yemin olan cariyeler içindir ve onlar günümüzde mevcut değildir. Hizmetçi kadınlar ise hürdürler.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşte
Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook
Emir'in web sitesindeki cevap linki: Emir
Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki: Google Plus