(Hizb-ut Tahrir Emiri Âlim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook Sayfasındaki Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Sameh Reyhan Ebu Meysere’ye
Sorular:
Selamun aleykum, iki sorum var:
Birincisi: İslam Devleti için kullanılan Hilafet terimi, Allah'ın bu devlete farz kıldığı fıkhî bir terim midir yoksa siyasi bir terim midir?
İkincisi: İslam'da bilindiği üzere, bir kul günah işlediğinde Halife ona had, kısas veya tazir cezası uygularsa, kıyamet günü o günahın azabı ondan düşer. Soru şudur:
Bugün bizler cebri/laik bir yönetim altında ve Dar-ul Küfür’de yaşıyoruz. Eğer bir kul günah işler ve beşerî kanunlarca verilen bir ceza ile cezalandırılırsa (örneğin öldürdüğü için öldürülürse veya hırsızlık yaptığı için hapsedilirse -ki hırsızlığın cezası el kesmedir-), kıyamet günü bu günahın vebali ondan düşer mi? Allah sizi ve Müslümanları hayırla mükafatlandırsın.
Cevaplar:
Ve aleykumselam ve rahmetullahi ve berakatuh.
Birinci soruyla ilgili olarak; Allah’ın ümmet üzerine farz kıldığı yönetim sistemi Hilafettir. Dolayısıyla o fıkhî bir terimdir, yani şer’î bir hakikattir. Aynı zamanda Hilafet bir yönetim sistemidir, yani içinde Halifenin yürüttüğü siyasi işler mevcuttur. Bunun detayı şöyledir:
1- Hilafet "şer’î bir hakikat" olan fıkhî bir terimdir çünkü şer’î nasslar buna delalet eder. Bu nasslardan bazıları şunlardır:
- Allah Sübhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
"Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağını (istihlaf), onlar için razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğini ve yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağını vadetti. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir." (Nur Suresi [24]: 55)
- Ahmed ve Ebu Davud el-Tayalisi, Huzeyfe b. el-Yeman’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
إِنَّكُمْ فِي النُّبُوَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا، فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ
"Aranızda dilediği kadar peygamberlik kalacaktır. Sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra peygamberlik metodu üzere Hilafet olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar kalacaktır. Sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar kalacaktır. Sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük (cebriye) olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar kalacaktır. Sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra yine peygamberlik metodu üzere Hilafet olacaktır." Sonra sustu.
- İmam Müslim, Ebu Hazim’den şöyle rivayet etmiştir: "Ebu Hureyre ile beş yıl birlikte oturdum, onun Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den şunu rivayet ettiğini duydum:"
كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الأَنْبِيَاءُ، كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ، وَإِنَّهُ لاَ نَبِيَّ بَعْدِي، وَسَيَكُونُ خُلَفَاءُ فَيَكْثُرُونَ
"İsrailoğullarını peygamberler yönetiyordu (siyaset ediyordu). Bir peygamber vefat edince yerine bir başkası geliyordu. Ancak benden sonra peygamber yoktur. Gelecekte halifeler olacak ve sayıları da artacaktır." Dediler ki: "O halde bize ne emredersiniz?" Buyurdu ki: "İlk beyat edilene vefakârlık gösterin, onlara haklarını verin. Zira Allah, onlara yönetimi altındakilerin hakkını soracaktır."
- Müslim, Ebu Said el-Hudri’den Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ، فَاقْتُلُوا الْآخَرَ مِنْهُمَا
"İki halifeye beyat edildiğinde, onlardan sonrakini öldürün."
Şer’î nasslar, yönetim sisteminin "Hilafet", bu sistemdeki yöneticilerin ise "Halifeler" olduğunu beyan etmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onları böyle isimlendirmiş, Hulefa-i Raşidin de böyle isimlendirilmiştir... Halife; Müslümanların imamı ve Mü'minlerin emiridir ki onları Allah Sübhanehu’nun şeriatı ile yönetir. Yani "Hilafet" ve "Halife" terimleri, yukarıdaki nasslarda da geçtiği üzere, bizzat Şâri tarafından belirlenmiş fıkhî terimler yani şer’î hakikatlerdir.
2- Hilafet sisteminin farz oluşuna gelince; bu husus Kitap, Sünnet ve Sahabenin İcmaı ile sabittir:
Kitap’tan delil; Allah Teâlâ Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmuştur:
فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ
"Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve sana gelen haktan sapıp da onların hevalarına uyma." (Maide Suresi [5]: 48)
Ve buyurdu ki:
وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْك
"Aralarında, Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni şaşırtmalarından sakın." (Maide Suresi [5]: 49)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e yapılan "aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmetme" hitabı, onun ümmetine de bir hitaptır. Bunun mefhumu, Rasulullah’tan sonra aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmedecek bir yönetici var etmeleridir. Hitaptaki emir "cezm" (kesinlik) ifade eder; zira hitabın konusu farzdır ve usul ilminde bu, cezme (kesinliğe) karinedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra Müslümanlar arasında Allah’ın indirdikleri ile hükmeden yönetici ise Halifedir. Bu şekildeki yönetim sistemi de Hilafet sistemidir. Bunun yanı sıra, hadlerin ve diğer hükümlerin ikamesi vaciptir; bunlar ise ancak bir yönetici eliyle ikame edilebilir. Vacibin kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir; yani şeriatı ikame edecek bir yöneticiyi var etmek vaciptir. Bu vasıftaki yönetici Halife, yönetim sistemi ise Hilafettir.
Sünnet’ten delil; Nafi’den rivayet edildiğine göre Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:"
من خلع يداً من طاعة لقي الله يوم القيامة لا حجة له، ومن مات وليس في عنقه بيعة مات ميتة جاهلية
"Kim itaatten elini çekerse, kıyamet günü lehine hiçbir delil bulunmaksızın Allah ile karşılaşacaktır. Kim de boynunda bir beyat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölmüş olur." (Müslim rivayet etmiştir). Nebi sallallahu aleyhi ve sellem her Müslümanın boynunda bir beyat bulunmasını farz kılmış ve boynunda beyat olmadan ölenin ölümünü cahiliye ölümü olarak vasıflandırmıştır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra beyat, halifeden başkasına olmaz. Hadis, her Müslümanın boynunda bir beyat bulunmasını, yani varlığı ile her Müslümanın boynunda beyatı hak eden bir halifenin mevcudiyetini vacip kılmaktadır. Aksi takdirde, İslam ile hükmedecek halifeyi var etmek için çalışmayan kusurlu kimse, işlediği günahın büyüklüğünü gösteren "cahiliye ölümü" ile ölmüş olur.
Sahabenin İcmaı’na gelince; onlar (Rıdvanullahi Aleyhim), Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra bir halife seçilmesinin lüzumu üzerinde icma etmişlerdir. Sahabenin halife belirleme konusundaki icmaının teyidi, vefatının hemen ardından Rasulullah’ın defnini erteleyip halife seçimi ile meşgul olmalarından açıkça görülmektedir; oysa cenazenin vefatından hemen sonra defni farzdır. Rasulullah’ın teçhiz ve definiyle meşgul olması gereken sahabenin bir kısmı halife seçimiyle meşgul olmuş, diğer bir kısmı ise bu meşguliyete sessiz kalmış ve inkâr etme güçleri olduğu halde defnin iki gece geciktirilmesine ortak olmuşlardır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Pazartesi kuşluk vakti vefat etmiş, Salı gecesi ve Salı günü boyunca defnedilmeden kalmış, Salı günü Ebu Bekir’e beyat edilmiş ve ardından Çarşamba’ya bağlanan gece yarısı Rasulullah defnedilmiştir. Yani defin iki gece geciktirilmiş ve Ebu Bekir’e Rasulullah defnedilmeden önce beyat edilmiştir. Bu durum, halife belirleme işinin cenaze defin işinden daha öncelikli ve vacip olduğu konusunda bir icmadır.
• Buna binaen; Hilafetin ikamesi farzdır, dolayısıyla halifeyi var etmek de en büyük farzlardan biridir.
3- İslam’daki yönetim sistemi olan Hilafetin, halife tarafından yürütülen siyasi işler barındırmasına gelince; bunun sebebi siyasetin "işlerin güdülmesi" (riayet-uş şuun) anlamına gelmesidir. Hilafetin ve Halifenin asıl işi ümmetin işlerini gütmektir ve yöneticinin işleri gütmesi de siyasettir.
Siyaset kelimesi lügatte "sâse-yesûsu" kökünden gelir ve yöneticinin işleri gütmesi demektir. El-Kâmus el-Muhît’te şöyle geçer: "Halkı siyasetle yönettim (sustu): Onlara emirler verdim ve onları yasakladım." Muhtar es-Sıhah’ta ise "s-v-s" maddesinde: (Sâse’r-raiyyete yesûsuhâ siyaseten) şeklinde geçer.
Ümmetin işlerinin güdülmesini Halifeye bağlayan hadisler de varid olmuştur:
Buhari, İbn Şihab’dan... Salim’in kendisine şunu anlattığını rivayet eder: Abdullah b. Ömer dedi ki: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu duydum:"
كُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، الإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ...
"Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden (reayanızdan) sorumlusunuz. İmam (Devlet Başkanı) bir çobandır ve tebaasından sorumludur..." Halifenin işi riayet-uş şuundur (işleri gütmektir) ve yöneticinin işleri gütmesi de lügat anlamı itibarıyla siyasettir.
4- Diğer soruya gelince: "Ceza kıyamet günü günahı örter mi?" Bu, beşerî kanunlarla değil, Allah’ın şeriatıyla hükmeden bir İslam Devleti’nden sadır olan şer’î bir ceza olması durumunda doğrudur. Bunun detayı şöyledir:
- İmam Müslim, Ubade b. es-Samit’ten şöyle rivayet etmiştir: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile bir meclisteydik, şöyle buyurdu:"
تُبَايِعُونِي عَلَى أَنْ لَا تُشْرِكُوا بِاللهِ شَيْئًا، وَلَا تَزْنُوا، وَلَا تَسْرِقُوا، وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللهُ إِلَّا بِالْحَقِّ، فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللهِ، وَمَنْ أَصَابَ شَيْئًا مِنْ ذَلِكَ فَعُوقِبَ بِهِ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ، وَمَنْ أَصَابَ شَيْئًا مِنْ ذَلِكَ فَسَتَرَهُ اللهُ عَلَيْهِ، فَأَمْرُهُ إِلَى اللهِ، إِنْ شَاءَ عَفَا عَنْهُ، وَإِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ
"Bana hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmamak, zina etmemek, hırsızlık yapmamak, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymamak üzere beyat ediniz. İçinizden kim sözünde durursa onun ecri Allah’a aittir. Kim de bunlardan birini işler de dünyada ondan dolayı cezalandırılırsa bu ona keffarettir. Kim de bunlardan birini işler de Allah onu örterse onun işi Allah’a kalmıştır; dilerse onu affeder, dilerse ona azap eder." Hadis, dünyada cezalandırılan kimsenin cezasının kıyamet günü onun için keffaret olduğunu, dolayısıyla ahirette o günahtan dolayı azap görmeyeceğini beyan etmektedir. Hadisten aynı şekilde açıkça anlaşılmaktadır ki, günahı örten ceza, İslam ile hükmetmek üzere bir halifeye beyat edilen İslam Devleti’nin cezasıdır. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisi: "Bana beyat ediniz... kim bunlardan birini işler de dünyada cezalandırılırsa bu ona keffarettir" buyruğuyla başlamıştır. Yani keffaret olan ceza beyata bağlıdır, beyat ise İslam ile hükmeden yöneticiyedir. Buna göre, ahiretteki günahı örten dünya cezası, ancak İslam ile hükmeden devletin cezasıdır. Allah en iyi bilendir ve hikmet sahibidir.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta
Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki