Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Moritanya’daki Askeri Darbe ve Rus-Gürcü Savaşı

August 09, 2008
1525

1- 6 Ağustos 2008 tarihinde Moritanya'da, Cumhuriyet Muhafızları Komutanı General Muhammed Veled Abdülaziz liderliğindeki ordunun, Cumhurbaşkanı Sidi Muhammed Veled Şeyh Abdullah ve Başbakan Yahya Veled Ahmed El-Vagıf'a karşı askeri darbe yaptığı duyuruldu. Bu darbe, ordunun Mart 2007'de yapılmasına izin verdiği seçimlerden 16 ay sonra ve ordunun 2005 yılında Muaviye Veled Taya'ya karşı yaptığı darbenin üzerinden iki yıldan az bir süre geçtikten sonra gerçekleşti. 2005 darbesinde yönetim, iktidarı seçilmiş bir hükümete devretme sözünü yerine getiren Albay Ali Veled Muhammed Fal liderliğindeki ordunun eline geçmişti. Peki, bu son darbenin gerçeği nedir ve arkasındaki itici güç nedir?

Cevap: Sömürgeci Fransa, şiddetli bir direnişin ardından 1920 yılında Moritanya'daki Müslümanlara galip gelmiş ve burayı bir Fransız sömürgesi ilan etmiştir. 1946'da burayı Fransa'ya bağlı bir denizaşırı il ilan ettiler ve bu sömürgeciler, 1960 yılında görünürde bağımsızlık verene kadar fiilen orada kaldılar. Ancak dizginleri ellerinde tutmaya devam ettiler; kendi akidelerine göre bir ordu kurdular ve kendi kültürlerine göre subaylar yetiştirdiler. Ülkede darbeler, Fransızların atadığı ilk başkan olan Muhtar Veled Daddah'a karşı 1978 yılında başladı. Otuz yıllık süre zarfında dokuz darbe girişimi hariç, bugüne kadar toplam beş darbe gerçekleşti.

Son darbe, Cumhurbaşkanı Veled Şeyh Abdullah'ın, General Muhammed Veled Abdülaziz'i Cumhuriyet Muhafızları Komutanlığı'ndan, Genelkurmay Başkanı Veled Gazvani'yi ve Jandarma Komutanı'nı görevden alan bir kararname çıkarmasının ardından geldi. Bilindiği üzere, bu kişileri albay rütbesinden generalliğe yükselten bizzat Cumhurbaşkanı Veled Şeyh Abdullah'tı. Yani onlardan memnundu, baskıları altındaydı ya da sadakatlerini kazanmak için onları terfi ettirerek hoşnut etmeye çalışıyordu; ki son ihtimal en güçlü olanıdır.

Dolayısıyla, bu kadar kolay ve hızlı bir şekilde ordu komutanlarını görevden alması şaşırtıcıdır! Oysa iktidarı asıl elinde tutanlar onlardı ve kendisi de ilk kez seçimle gelmiş, yeni seçilmiş bir başkandı! Sanki sözde demokratik süreç nedeniyle yerel ve uluslararası destek bulduğunu, Fransa'nın subayları darbeye teşvik edemeyeceğini sandı; özellikle de arkasında bir Amerikan desteği hissettiği için böyle düşündüğü anlaşılıyor.

Fransa'nın ilk tepkisi, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Romain Nadal aracılığıyla geldi: "Nuakşot'taki büyükelçiliğimizle sürekli temas halindeyiz ve durumu tüm ortaklarımızla koordineli bir şekilde büyük bir ilgiyle takip ediyoruz" dedi ve durumu nitelemek için henüz erken olduğunu belirtti. Moritanya'da darbe olduğunu duyuran ilk ülke Fransa oldu. Darbe liderinin kabul ettiği ilk büyükelçi de Fransız büyükelçisiydi. Bu durum, Fransa'nın darbeden haberdar olduğunu göstermektedir. Haberlerde, Fransa'nın darbeden en az iki saat önce haberdar olduğu bilgisi yer aldı.

Amerikan tepkisi ise Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla darbeyi kınamak, dünya ülkelerini kınamaya çağırmak, Avrupa Komisyonu ve Afrika Birliği'nin kınamasını memnuniyetle karşılamak şeklinde oldu. Ayrıca seçilmiş Cumhurbaşkanı Veled Şeyh Abdullah ve Başbakan Yahya Veled Muhammed'in serbest bırakılmasını ve seçilmiş hükümetin derhal göreve iade edilmesini talep etti. Aynı zamanda Moritanya'ya yönelik insani olmayan yardımlarını askıya aldığını duyurdu.

Ancak bir gün sonra Fransa Cumhurbaşkanlığı, Avrupa Birliği Dönem Başkanı sıfatıyla yaptığı açıklamada, AB Konseyi Başkanlığı'nın General Muhammed Veled Abdülaziz'in Moritanya'da gerçekleştirdiği darbeyi kararlılıkla kınadığını duyurdu. Görünüşe göre bu kınama geç geldi ve Fransa adına değil, her bir üye devletin kendi pozisyonundan farklı olarak seçimleri ve demokrasiyi genel bir fikirsel çizgi olarak destekleyen Avrupa Birliği adına yapıldı. Özellikle de Amerika'nın darbeyi kınaması ve herkesten kınama talep etmesinden sonra bu gerçekleşti. Avrupa'nın "darbeyi destekliyoruz" demesi mümkün değildir, aksi takdirde dillerinden düşürmedikleri demokrasi ile çelişkiye düşmüş olurlardı.

İngiltere'den ve onun basın-yayın organlarından hiçbir açıklama gelmedi. Bu da İngiltere'nin darbe sürecinden rahatsız olmadığını gösteriyor; darbeyi ne kınadı ne destekledi ne de lehine veya aleyhine bir propaganda yaptı. Böylece demokrasiye karşı ve darbenin yanındaymış gibi görünerek zor duruma düşmekten kaçındı.

Bu Moritanya darbesi, ordu ile Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında çıkan bir anlaşmazlıktan sonra yaşandı. Ordu, Parlamento ve Senato üyelerinden, kısaca Adil Partisi olarak bilinen iktidardaki Cumhurbaşkanı'nın partisinden istifa etmelerini isteyerek kargaşa çıkarmıştı. Bunun üzerine 5 Ağustos 2008'de bu partiden 48 üye istifa etti. Ardından Cumhurbaşkanı, ordu komutanlarını ve son darbenin lideri Veled Abdülaziz'i görevden aldı. Ordu komutanları ise bu görevden alma kararlarını reddederek darbe yaptılar ve yayınladıkları ilk bildiride bu kararları hükümsüz saydılar. Darbe lideri Veled Abdülaziz, 9 Ağustos 2008'de Al Jazeera kanalına yaptığı açıklamada, darbenin eski cumhurbaşkanının başarısız uygulamalarına karşı bir tepki olduğunu iddia etti. Eski Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Abdullah Mama Douba ise şöyle dedi: "Askerler Cumhurbaşkanını bir kukla olarak görüyorlardı, ancak aksini görünce iktidar partisinin içinde huzursuzluk çıkardılar. Cumhurbaşkanı diğer partilerle yeni bir çoğunluk oluşturmaya çalışınca subaylar askeri mekanizmayı harekete geçirdi."

Parlamento krizi, 30 Haziran 2008'de milletvekillerinin hükümeti başarısızlıkla suçlayıp güvenoyu talep etmesiyle başlamıştı. 1 Temmuz 2008'de, bu milletvekili hareketinin arkasında Fransa'nın olduğu, Fransa'nın hükümetin ve cumhurbaşkanlığının performansından ve attığı adımlardan memnun olmadığına dair raporlar yayınlanmıştı. Fransa'nın memnuniyetsizliğinin bazı nedenleri arasında; Selefi akıma mensup olduğu iddia edilen Müslüman tutukluların serbest bırakılması, İslamcı olarak görülen kesimleri temsil eden bir partinin kurulmasına izin verilmesi, Cumhurbaşkanı'nın dini eğilimlerini sergileyerek başkanlık sarayında bir cami yaptırması, Yahudi varlığı (İsrail) ile ilişkilere karşı hassasiyet göstermesi ve bu ilişkiyi kesebilmek için halk oylamasına sunacağını ifade etmesi ve en önemli etken olarak Moritanya'daki Amerikan varlığının artmasına izin vermesi zikredilmiştir.

Özetle, yukarıda zikredilenlere dayanarak söylenebilir ki; Cumhurbaşkanı tarafından Fransa'yı memnun etmeyen yeni siyasi eğilimler ortaya çıkmaya başlamış ve bu eğilimler subayları darbe yapmaya cesaretlendirmiştir. Amerika ise bu yönelimlerden, özellikle de Fransız varlığına karşı olan ve kendi (Amerikan) varlığının artmasına imkan tanıyan adımlardan memnundur. Amerika, Moritanya'daki Fransız nüfuzunu tasfiye edip yerine kendi varlığını yerleştirmenin ön hazırlığını yapmaktadır. Cumhurbaşkanı da ordunun vesayetinden kurtulmak, kontrol edebileceği subaylar getirmek ve Fransa yanlısı subayları uzaklaştırmak istemiştir.

2- Gürcistan'ı Güney Osetya'ya saldırı başlatmaya iten neydi? Rusya'nın sert bir tepki vereceğini öngörmedi mi? Bu savaş nereye varır?

Cevap: Amerika'nın Gürcistan'daki savaşın fitilini ateşlediği açıktır. Güney Osetya'yı işgal eden Gürcü kuvvetlerinin, Amerikalılardan yeşil ışık almadan böyle büyük bir operasyona girişmesi mümkün değildir.

Gürcü saldırısı, Ruslar için planlı ve sürpriz bir saldırıydı ve Kafkasyalıların (Gürcüler ve Osetyalılar) ilk derecede yakıtı olacağı uzun bir savaşın başlangıcı olabilir. Rusya bu saldırı karşısında sessiz kalmayacaktır; zira sessiz kalırsa heybeti sarsılır. Ayrıca, nüfusu 70 bin civarında olan ve çoğunluğu Ruslardan veya Rus yanlılarından oluşan, Rus pasaportu taşıyan ve Rusya'ya bağlı Kuzey Osetya'nın doğal bir uzantısı sayılan Güney Osetya üzerindeki hakimiyeti Gürcistan'a teslim etmeyecektir.

Gürcistan da Güney Osetya'dan kolayca vazgeçmeyecektir çünkü burası resmi ve uluslararası haritalara göre kendi topraklarının bir parçasıdır. Diğer taraftan, 1992 yılındaki savaşta Gürcistan'ı yenen ve son 16 yıldır Rus desteğiyle ayrılan Osetyalılardan intikam almak istemektedir. Savaşın, yüzölçümü ve nüfus bakımından Güney Osetya'dan daha büyük olan ve aynı dönemde, aynı şartlar altında Gürcistan'dan ayrılan Abhazya bölgesine de sıçraması muhtemeldir.

Çatışmaların patlak vermesinden sonraki ilk Amerikan açıklamaları, Amerika'nın Gürcistan'ın yanında yer aldığını kanıtlar niteliktedir. ABD Dışişleri Sözcüsü Gonzalo Gallegos, "Rusya ve Gürcistan'daki üst düzey yetkililerle temas halindeyiz" dedi ve ekledi: "Moskova'yı, Güney Osetya'daki fiili liderlere ateşkesi sağlamaları için baskı yapmaya çağırıyoruz." Böylece ayrılıkçı liderleri "fiili liderler" olarak kabul etti. Başka bir açıklamada ise bir ABD yönetim yetkilisi, Güney Osetya sorununun çözümünün Gürcistan'ın toprak bütünlüğü esasına dayanması gerektiğini belirterek, Güney Osetya'nın Gürcistan'a katılması gerektiğine işaret etti.

Rusya ise Kosova'nın Sırbistan'dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmesinden sonra, buna cevabının Güney Osetya ve Abhazya'nın bağımsızlığı ve Gürcistan'dan ayrılması olacağı tehdidinde bulunmuştu. Bazı gözlemciler, Gürcistan'ın NATO'ya girişinin Abhazya ve Güney Osetya sorununun çözümüne bağlı olduğunu düşünmektedir. Görünüşe göre Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili acele etmekte ve NATO'ya katılmak için zamanla yarışmaktadır. Devletinin iç işlerine Rus müdahalesinden kurtulmak ve Rus nüfuzundan tamamen kurtulan Letonya, Litvanya ve Estonya gibi ülkelerin seviyesine yükselmek için Amerikan vaatlerine dayanarak bu savaşa girmiştir. Dolayısıyla, tarafların (Rusya ve Gürcistan) nihai bir çözüme ulaşması beklenmemektedir; özellikle de Gürcüler bu sorunun çözümü için beklemekten yorulmuşken, Ruslar ise meseleyi kendi bölgesel etki alanları olarak görmekte ve ayrılıkçılardan vazgeçmelerini hayal dahi etmemektedirler. Bu nedenle, beklenebilecek en ileri çözüm nihai bir sonuç değil, sadece bir "savaşçı dinlenmesi" niteliğinde ateşkestir.

Amerika bu savaşın ilk kazananı olacaktır ve kaybedecek bir şeyi yoktur; çünkü en azından bu sorunu Rusya'nın böğründe bir diken gibi tutarak, Rusya'nın enerjisini tüketecek ve onu diğer meseleler pahasına uzun süre bu konuyla meşgul edecektir.

10 Şaban 1429 H. 09/08/2008 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın