Soru: 06/01/2018 tarihinde İran, Kürdistan Bölgesi’ni İran’daki protesto gösterilerinin arkasında olmakla suçladı ve 07/01/2018 tarihinde Kürdistan Bölgesi bu suçlamayı reddetti. Kürdistan Bölgesi’nde, özellikle de Süleymaniye vilayetinde 19/12/2017 tarihinde meydana gelen büyük protestolarda, İran’ın bu olaylarda rolü olduğuna dair haberler dolaşmıştı. 28/12/2017 tarihinde İran’da başlayan protestolarda, "kısasa kısas" mantığıyla bölgenin bir rolü olduğu söylenebilir mi? Başka bir ifadeyle:
1- İran’da yaşananlar ve yaşanmakta olanlar ile bölgede yaşananlar bir etki-tepki meselesi midir? 2- Bunlar kendiliğinden gelişen hareketler mi yoksa dış bir motor tarafından mı hareket ettiriliyorlar? 3- Eğer öyleyse, bu motor kimdir? Bu protestolarla bölgedeki veya İran’daki rejimi değiştirmek mi amaçlanıyor? Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.
Cevap: Bu iki olay etki-tepki meselesi değildir. İran’ın Erbil’e yönelik suçlamaları, olayların kendiliğinden gelişmesi sonucu yaşadığı siyasi bir bocalama ve şaşkınlıktan ibarettir. Erbil şu anda kendi varlığını sarsmak üzere olan kriziyle meşguldür ve mevcut koşullarda İran sokağını hareketlendirecek güce sahip değildir! İran’ın suçlamaları çeşitli taraflara dağıtması bu bocalamayı açıkça göstermiştir. İranlı yetkililer suçu yabancı güçlere atmış; İran’ın BM temsilcisi Gulam Ali Hoşru 07/01/2018 tarihinde cuma günü yaptığı açıklamada şunları söylemiştir: ("Tahran, protestocuların dışarıdan net talimatlar aldığına dair güçlü kanıtlara sahiptir"... BBC Arabic 07/01/2018). Dolayısıyla İran’ın Erbil’e yönelik suçlaması bu bocalama kapsamındadır: (İran Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai dün 06/01/2018 tarihinde, İran’daki olayların senaryosunun ayrıntılarının Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki Erbil’de planlandığını açıklamıştı... Russia Today 07/01/2018). Bölge hükümet sözcüsü Sefin Dizayi aracılığıyla bu suçlamayı reddetmiştir "Aynı kaynak". Dolayısıyla mesele bir etki-tepki meselesi değil, aksine her birinin kendi hedefleri ve koşulları vardır. Ancak her iki olay da kendiliğinden (tabii olarak) başlamış, ardından olayların gidişatına göre bölge ve İran ile ilgili hedeflere ulaşmak için dış saikler onları kuşatmıştır. Bunun açıklaması şöyledir:
Birincisi: Bölgedeki Olaylar:
1- Çeşitli haber ajansları, 19/12/2017 tarihinde Süleymaniye’de aylardır maaşlarını alamayan öğretmen ve memurların protesto başlattığını, ardından bu gösterilerin Süleymaniye vilayetindeki geniş kitleleri kapsadığını ve Erbil vilayetinin bazı kısımları da dahil olmak üzere bölgedeki diğer bölgelere yayıldığını aktardı. Kitlelerin bu gösterilere hızlı bir şekilde katılması, Bağdat’ın Kerkük vilayetini kontrol etmesiyle temel petrol kaynaklarının kesilmesi ve Bağdat’ın özellikle Erbil ve Süleymaniye havalimanlarını dış uçuşlara kapatması gibi diğer baskılar neticesinde halkın ekonomik durumun kötüleşmesinden duyduğu daralmışlığı göstermektedir. Bu durum, yolcuları Bağdat Uluslararası Havalimanı’nı kullanmaya zorlayarak yurtdışı seyahatlerini daha da zorlaştırmıştır. Yerel hükümet üyelerine ve nüfuz sahiplerine yönelik yolsuzluk ve servete el koyma suçlamaları ise durumu daha da kötüleştirmiştir. Gösteriler, özellikle Mesud Barzani ve onun Kürdistan Demokrat Partisi’ne muhalif olan Kürt partilerinin nüfuzunun yüksek olduğu bölgelerde bir saman alevi gibi yayılmıştır. Geçim şartlarının daha da kötüleşmesine, Kerkük ve diğer yerlerden gelen Kürt ailelerin yerel karşı hareketlerin endişesiyle bölgeye göç etmesi de katkıda bulunmuştur. Tüm bunlar, bu hareketlerin kendiliğinden başladığını göstermektedir.
2- Bu protestolar, bölge başkanlığından istifa ettikten sonra yeğeni Neçirvan Barzani’nin arkasına saklanan Mesud Barzani’nin partisi olan Kürdistan Demokrat Partisi’nin kontrolündeki Erbil hükümetine karşı yöneltilmiştir. Bu durum şu yönlerden anlaşılmaktadır:
a- Gösteriler ilk olarak Süleymaniye vilayetinde patlak vermiştir. Burası İngilizlerin ajanı Mesud Barzani’ye muhalif hareketlerin ve partilerin kontrolünde olan bir vilayettir. Gorran (Değişim) Hareketi’nin merkezi Süleymaniye’dir; aynı şekilde KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) içindeki güçlü Talabani kanadının merkezi de Süleymaniye’dir. Bu partiler, gösterilerin gidişatını tamamen kontrol edemeseler de onları başlatma ve organize etme gücüne sahiptirler.
b- Neçirvan Barzani’nin gösterilerin kendi hükümetine karşı olduğunu anlatan açıklaması: (Kürdistan Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani, bölgeye karşı "kimsenin hayal edemeyeceği kadar büyük bir komplo" kurulduğu uyarısında bulunarak, "Bölgede kaos yaratmak, gösterileri rayından çıkarmak ve şiddeti yaymak isteyen taraflar var" dedi. Ayrıca "Kürdistan’da kaos yaratmaya çalışan gizli eller var ve biz onları durdurmaya devam ediyoruz" diye ekledi. İsim vermediği bazı tarafların "bu kaos çabalarını desteklediğini ancak bölgedeki güvenlik güçlerinin bu durumlara kararlılıkla karşı koyacağını" belirtti ve "Ciddi bir tehdit ve kimsenin hayal edemeyeceği kadar büyük bir komployla karşı karşıyayız; Süleymaniye vilayeti sınırlarında yaşananlar güvenlik ve istikrarı baltalama girişimleridir" diyerek birlik ve beraberlik çağrısında bulundu. Kürt sitesi BasNews 21/12/2017). Barzani bu sözleriyle, Süleymaniye’de referanduma şiddetle karşı çıkan ve Amerikalılar ile onların Bağdat ve Tahran’daki takipçileriyle bağlantısı olan Kürt partilerine işaret etmektedir. Barzani hükümetine karşı gösterileri ve protestoları körükleyen bu partilerden biri, KYB’den ayrıldıktan sonra 2009 seçimlerinde Kürdistan’ın ikinci siyasi gücü haline gelen Gorran Hareketi’dir. Protestoların ardından Gorran ve İslami Toplum Partisi (Komel) Erbil hükümetinden çekildi. Komel liderlerinden Yasin Hasan, Al Jazeera’ye verdiği mülakatta şunları söyledi: ("Göstericilerin üzerine ateş açılmasının ardından İslami Toplum Partisi ve Gorran Hareketi bu hükümetten tamamen çekilme kararı almıştır; hükümetin derhal istifa etmesini ve bir ulusal kurtuluş hükümeti kurulmasını talep ediyoruz"... Al Jazeera Net 21/12/2017). Aynı şekilde BBC 26/12/2017 tarihinde, Erbil hükümetinin protestolar karşısındaki konumunu zayıflatmak için istifa eden Kürdistan Bölgesi Parlamento Başkanı ve Gorran Hareketi liderlerinden Yusuf Muhammed’in tutumunu aktardı: (Kürdistan Parlamento Başkanı, yasama yetkisinin belirli bir zümre ve grupların elinde olmasını gerekçe göstererek istifasını açıkladı. Yusuf Muhammed, "bu kesimin bölgedeki adil paylaşım yerine siyaseti, ekonomiyi, toprağı, kaynakları ve hayatın tüm alanlarını tekelleştirmesini" sert bir dille eleştirdi. Muhammed, ABD’nin referanduma karşı çıkan ve Dışişleri Bakanı Rex Tillerson tarafından gönderilen bir mektupta dile getirilen tutumunun, bölge hükümeti tarafından harcanan altın ve tarihi bir fırsat olduğunu söyledi... BBC 26/12/2017). Bu durum, söz konusu kişinin ve hareketin kime bağlı olduğuna dair bir işarettir.
3- Böylece, gösterilerin Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi’ne muhalif partilerin kontrolündeki Süleymaniye vilayetinden başlaması, bu partilerin liderlerinin gösterilere katılması, güvenlik güçlerinin bu liderlerden bazılarını tutuklaması, ardından bu partilerin Erbil hükümetini zayıflatmak için hükümetten çekilmeleri, hükümetin feshedilmesi çağrısı yapmaları, parlamento başkanının seçimlerden aylar önce istifa etmesi ve Bağdat’taki İbadi hükümetinin müdahale tehdidinde bulunması; tüm bunlar göstermektedir ki, başlangıç her ne kadar kendiliğinden olsa da, bölgeyle ilgili hedeflere ulaşmak amacıyla dış saiklerle hareket eden ikinci bir boyut bu özgün boyutu kuşatmıştır.
Bu ikinci boyut, Kürdistan’da Barzani nüfuzuna karşı çıkan yerel grupların baskısının yanı sıra Bağdat’ın Erbil’deki Barzani hükümetini düşürme baskılarının bir sonucudur. Buna ek olarak, Türkiye, İran ve Bağdat’ta Kürdistan’ın ayrılması için yapılan referandum macerasından sorumlu olanların cezalandırılması gerektiği sesleri yükseliyordu. Bu partilerin ve rejimlerin tamamı Amerika’ya sadıktır. Buna Trump yönetiminin bölgede izlediği ve "Önce Amerika" sloganıyla artık sadece İngiliz ajanlarının bulunduğu bölgelerde kendi politikasının yürürlükte olmasıyla yetinmeyip, çıkarları gerektirdiğinde onları cezalandırmaya hatta yok etmeye başvurduğu politikası da eklenirse -Suudi Arabistan’daki yolsuzlukla mücadele kampanyasında ve bugün Salih’in öldürülmesinden sonra Sana’daki Genel Halk Kongresi liderlerinde olduğu gibi- Amerika’nın, Erbil hükümeti üzerindeki İngiliz hegemonyasını sona erdirmek için yerel ve bölgesel ajanlarını Barzani hükümetine daha fazla baskı yapmaya teşvik ettiği görülür. Eğer bunu hemen başaramazsa, ardı ardına gelen baskılarla buna uygun koşulları hazırlamaktadır.
Kürdistan’da yaşanan ve yaşanmakta olan muhtemelen budur.
İkincisi: İran’daki Olaylar:
1- 28/12/2017 tarihinde patlak veren gösteriler, insanların ekonomik koşullarını, geçim durumlarını, artan işsizliği, yoksulluk oranını ve hayat pahalılığını protesto etmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Raporlar işsizlik oranının çok yüksek olduğunu belirtmektedir. İran İçişleri Bakanı Abdurrıza Rahmani Fazli 01/10/2017 tarihindeki bir basın toplantısında şunları açıklamıştır: ("Şu anda işsizlik oranı %12'nin üzerindedir; ancak Ahvaz (Arap), Kirmanşah (Kürt) ve Belucistan gibi bazı İran şehirlerinde bu oran %60'a ulaşmıştır. Akademik derece sahipleri ve üniversite mezunları arasındaki işsizlik oranı ise çok yüksektir"... Al Arabiya 02/10/2017). Raporlar, üniversite mezunlarının %21’inin işsiz olduğunu ve 15 milyon İranlının yoksulluk sınırının altında yaşadığını göstermektedir. Bu da kapitalist sistemin uygulanmasının sonuçlarının, bu Batılı sistemin uygulandığı tüm ülkelerde olduğu gibi o ülkedeki sıradan insanlara olumsuz yansıdığı anlamına gelmektedir. Kapitalist ekonomik sistemin İran’da uygulanması nedeniyle servet dağılımında adaletsizlik yaşanmakta, servet zenginlerin elinde birikmekte, birçok insan bundan mahrum kalmakta, yoksulluk meselesi çözülememekte ve faizle çalışan bankalar mevcuttur. Ayrıca IMF’nin (Uluslararası Para Fonu) politikaları ve tavsiyeleriyle bağlantılı adaletsiz bir kapitalist vergi sistemi uygulanmaktadır. Son olaylardan önce, 18/12/2017 tarihinde IMF’den bir heyet Tahran’ı ziyaret etmişti -ki bu heyet İran hükümetiyle her yıl mutat istişarelerde bulunur-. Heyet başkanı Catriona Purfield, İranlı yetkililere şunları söyledi: ("Bu belirsizlik ortamında ve İran finansal sisteminin maruz kaldığı artan riskler karşısında hükümetin, bankaların ve kredi kuruluşlarının yeniden yapılandırılmasını ve sermayelendirilmesini hızlandırması gerekmektedir." Ayrıca "Varlık kalitesinin gözden geçirilmesine, ilgili tarafların kredilerinin değerlendirilmesine ve bankaların yeniden sermayelendirilmesi ile batık borçların ele alınması için zaman çizelgesi olan bir eylem planı oluşturulmasına derhal başlanmalıdır" dedi. Purfield, bankaların yeniden sermayelendirme maliyetinin uzun vadeli devlet tahvilleri ihraç edilerek karşılanabileceğini de sözlerine ekledi... İran resmi haber sayfası Al-Alam 19/12/2017). Hükümetin bu talepleri yerine getirmesi pahalılık, işsizlik ve yoksullukla sonuçlanmaktadır; insanlar geçim sıkıntısına düşmekte ve ardından rejime karşı ayaklanarak acılarını her türlü yolla ifade etmektedirler.
2- Protestolar bu şekilde başlamış ve Doğu İran’daki Meşhed şehrinde "Pahalılığa Hayır" sloganıyla patlak vermiştir. Ancak kısa sürede 80 şehir ve kasabaya yayılmış; yetkililerin yolsuzluklarına, işsizliğe ve fakir ile zengin arasında açılan uçuruma öfkelenen binlerce genç ve işçi sınıfı buna katılmıştır. İran "Şeffaflık ve Adalet İzleme" örgütü yönetim kurulu başkanı Ahmed Tevekkül, 30/12/2017 tarihinde Fars Haber Ajansı’na verdiği mülakatta şunları söyledi: ("Protestolar üç faktörün sonucudur: Birincisi; IMF’nin sert ekonomik uyum politikalarının benimsenmesi, ikincisi; hükümetin ve yetkililerin ekonomik sorunları çözmedeki zayıflığı ve sonuncusu; hükümet tarafından alınan kararlarda şeffaflıktan ve hesap verebilirlikten kaçınılması"). Tüm bunlara İran’ın Lübnan, Suriye ve Yemen’deki milislerine ve yandaşlarına yaptığı dış harcamalar da eklenirse, bu durum ekonomik sorunu İranlıların omuzlarına binen büyük bir yük haline getirir ve onları protestolara, hatta daha fazlasına; rejimi halkının geçimine ihanet etmekle suçlamaya iter (..."Birçok İranlı, hükümetlerinin Gazze’deki Hamas’a, Lübnan’daki Hizbullah’a, Suriye’deki Esed rejimine ve Yemen’deki Husilere yaptığı yardımları gereksiz, hatta bir ihanet olarak görmektedir"... Arabi 21: 01/01/2018). Tüm bunlar, protestoların ekonomik bir etkenle kendiliğinden başladığını göstermektedir. Ancak rejim bunlara güç kullanarak karşılık vermiş, bunun sonucunda ölü ve yaralılar olmuştur (Bazı raporlar protestoların başladığı 28 Aralık’tan bu yana tutuklu sayısının 1700'ün üzerine çıktığını belirtmektedir... BBC Arabic 07/01/2018).
3- Bilindiği üzere, herhangi bir ekonomik protesto eğer doğru bir şekilde tedavi edilmezse ve özellikle güçle karşılanırsa, ona siyasi protestolar eşlik eder. Nitekim öyle de oldu; ekonomik sloganlara rejime ve yöneticilerine karşı siyasi sloganlar eklendi. Rejimin bölgedeki savaşlara müdahale etmesi ve buralara milyarlarca dolar harcaması eleştirildi. Protestolara rejime muhalif siyasi eğilimler ve rejimin sembolleri ile liderlerine yönelik saldırılar hakim olmaya başladı. Bu noktada bu olaylar Avrupa ve Amerika tarafından istismar edilmeye başlandı. BBC radyo ve televizyonu gibi Avrupa, özellikle de İngiliz medyasında bu olayların reklamı yapılmaya başlandı. Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Al-Hayat gazetesinin İran olayları hakkındaki sorusuna verdiği ve 04/01/2018 tarihinde yayımlanan cevabında şunları söyledi: ("Gösteriler İran sivil toplumunun açıklığını yansıtmaktadır. Bu durum beni Cumhurbaşkanı Ruhani ile iletişime geçmeye; ona şiddetten kaçınma ve vatandaşlara ifade özgürlüğü tanıma gerekliliğini hatırlatmaya sevk etti. Olayların gidişatına dair bir yargıya varabilmek için İran’ın göstericilere yanıt vererek gerekli açıklık unsurlarını göstermesini bekleyeceğiz. Bu, Dışişleri Bakanı Le Drian’ın planlanan ziyareti ve ardından benim ziyaretim için bir hazırlık olacaktır." Macron ayrıca Tahran ile kalıcı bir diyaloğun sürdürülmesi çağrısında bulundu...). Ancak Avrupa’nın bu olayları istismar ederek müdahale etmesi üzerinde durmaya değmez, çünkü etkinlik açısından etkisi yok denecek kadar azdır.
4- Ancak üzerinde durulması gereken asıl konu Amerika’nın devreye girmesidir. ABD Başkanı Trump, Twitter hesabından 01/01/2018 tarihinde attığı tweetlerle şunları söyledi: "Büyük İran halkı yıllardır baskı altında. Yemeğe ve özgürlüğe açlar. İran’ın serveti yağmalanıyor, insan hakları da öyle. Değişim vakti geldi. Obama yönetiminin imzaladığı o korkunç anlaşmaya rağmen İran her düzeyde başarısız oluyor." Beyaz Saray Sözcüsü de şu açıklamayı yaptı: ("Trump yönetimi, İran rejiminin barışçıl protestolara katıldıkları için binlerce kişiyi hapse attığına dair raporlardan derin endişe duymaktadır." Ayrıca "Sessiz kalmayacağız çünkü İran diktatörlüğü vatandaşlarının temel haklarını baskı altına alıyor ve İranlı liderler her türlü ihlalden sorumlu tutulacaktır"... Irak Online 10/01/2018). Böylece başta Başkan Donald Trump olmak üzere birçok Amerikalı yetkili, ilk günden itibaren İran hükümetine karşı göstericileri desteklediklerini açıkça ilan ettiler. (ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley cuma günü Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, Washington’un İran’da "kendileri için özgürlük, aileleri için refah ve milletleri için onur talep edenlerin" yanında olduğunu söyledi... Washington’un Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırması, İran’daki protestoları "iç mesele" olarak nitelendiren Rusya temsilcisi dahil konseyin diğer üyelerini kızdırdı... BBC Arabic 07/01/2018). Washington’un Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırması, Amerika’nın gösteri dalgasına bindiğinin bir kanıtıydı. Çağrının hızı Güvenlik Konseyi üyelerini şaşırttı: (Güvenlik Konseyi üyeleri, Haley’nin İran’daki protestoları tartışmak üzere konseyi acil toplantıya çağırmasıyla şaşkına döndüler. BBC muhabiri Barbara Plett Usher’ın aktardığına göre, toplantı için Rusya’nın muhalefetine karşı baskı yapmak zorunda kaldı... ABD temsilcisi konseye, Washington’un "kendileri için özgürlük, aileleri için refah ve ülkeleri için onur arayan İranlıların yanında tereddütsüz durduğunu" söyledi... BBC Arabic 06/01/2018).
5- Burada şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Amerika’nın İran’daki gösterileri desteklemesi, İran’daki rejimi devirmek için çalıştığı anlamına mı geliyor? Yoksa İran’daki gösteri dalgasına binerek gerçekleştirmek istediği başka bir hedefi mi var? Buna cevap olarak şunları söylüyoruz:
Amerika’nın bu hareketleri desteklemesinin rejimi değiştirmek için olduğu söylenemez, zira bunu dilleriyle bizzat söylüyorlar. ABD Dışişleri Bakanlığı Irak ve İran İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Andrew Peek, Al-Hayat gazetesinin 04/01/2018 tarihli nüshasında yayımlanan açıklamasında şunları söyledi: (...Sadece göstericilerin korunmasından ve haklarına saygı duyulmasından bahsediyoruz. Nihayetinde rejimin birden fazla yönden, ancak özellikle göstericilere karşı davranışını değiştirdiğini görmek istiyoruz." Peek ayrıca şunun altını çizdi: "Yönetim, İran’da rejimin değişmesini değil, davranışlarının değişmesini istiyor..."). Amerika’nın İran rejimi üzerindeki rolü bilinmektedir; bunu 21/08/2013 tarihli daha önceki bir soru-cevapta belirtmiştik: (Amerika’nın İran devrimindeki rolü başlangıcından itibaren açıktı... İran’ın bölgede gerçekleştirdiği tüm siyasi eylemler Amerikan projeleriyle uyum ve ahenk içindedir...). Aynı şekilde 23/02/2017 tarihli başka bir sorunun cevabında da şöyle demiştik: (İran’ın bölgedeki rolü, ince bir şekilde planlanmış bir Amerikan politikasıdır ve bu rol Amerikan politikasının gerekliliklerine ve koşullara göre genişleyip daralmaktadır). Dolayısıyla Amerika’nın protesto gösterilerine verdiği ilan edilmiş destek, mevcut rejimi değiştirme yolunda değildir.
6- Peki o halde Amerika neden bu dalgaya bindi ve aradığını onda buldu? Bunun iki önemli sebebi vardır:
Birincisi: Dikkatleri Filistin’den ve Trump’ın Kudüs açıklamasından başka yöne çekmek ve bölgeyi İran meselesiyle meşgul etmektir. Böylece İran bölgedeki "bir numaralı düşman" haline gelecek, odak noktası İran olacak ve Filistin’i gasp eden Yahudi varlığı üzerindeki baskı hafifleyecek veya yok olacaktır.
İkincisi: Bölgedeki Amerikan ajanlarının, Amerika’nın İran’a karşı durduğu ve onları İran tehlikesinden koruduğu bahanesiyle Amerika’ya bağlı kalmalarına bir gerekçe bulmaktır. Trump’ın Kudüs’ün -müminlere düşmanlıkta en şiddetli olan- Yahudi varlığının başkenti olduğu yönündeki açıklaması, 07/12/2017 tarihli bültenimizde de belirttiğimiz gibi Amerika’nın ajanlarının yüzüne inmiş bir tokattı... Kudüs Müslümanların kalplerinde ve akıllarındadır. O ajanların Trump’ın açıklamasına karşı sessiz kalmaları ve Amerika’ya bağlı kalmaya devam etmeleri onlar için büyük bir skandaldır... Dolayısıyla Trump’ın İran’a karşı yükselen açıklamaları, Kudüs hakkındaki açıklamasına rağmen Amerika’ya sadık kalmalarını gerekçelendirmek için sarıldıkları bir saman çöpü olmuştur. Bunu da "Trump azılı düşman İran’ın karşısında duruyor!" diyerek yapmaktadırlar. Bu ise özrü kabahatinden büyük bir bahanedir.
قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ
"Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!" (Münâfikûn [63]: 4)
İran’da yaşanan iç protestolar ve başta Amerika olmak üzere dışarıdan gelen açıklamalar muhtemelen bu minvaldedir.
7- Sonuç olarak, sömürgeci kâfir devletlerin Müslümanların kaderiyle "oynaması", ancak onların işlerini üstlenen, İslam ve Müslüman düşmanlarına dostluk gösterip onlara dayanan ruvaybidah yöneticiler yüzündendir. Resulullah ﷺ, Ahmed’in Müsned’inde Ebu Hureyre’den rivayet ettiği şu hadiste buna dikkat çekmiştir:
إِنَّهَا سَتَأْتِي عَلَى النَّاسِ سِنُونَ خَدَّاعَةٌ يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُخَوَّنُ فِيهَا الْأَمِينُ وَيَنْطِقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ قِيلَ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ السَّفِيهُ يَتَكَلَّمُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِ
"İnsanlar üzerine öyle aldatıcı yıllar gelecek ki, o zaman yalancı tasdik edilecek, doğru söyleyen yalanlanacak, haine güvenilecek, güvenilir olan ise hain sayılacak ve Ruvaybidah konuşacaktır. 'Ruvaybidah nedir?' diye sorulunca, 'Kamu işleri hakkında konuşan sefil adamdır' buyurdu." (Ahmed, Müsned)
Hâkim de Müstedrek’inde bu hadisi rivayet etmiş ve "isnadı sahih bir hadistir" demiştir. Bu ümmetin musibeti yöneticilerindedir... Ancak o, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmettir ve Allah’ın izniyle bu ruvaybidahlar tarafından uygulanan bu ceberut yönetime daha fazla sessiz kalmayacaktır. Nitekim Resulullah ﷺ bu ceberut saltanattan sonra yeniden Râşidî Hilafetin döneceğini şu hadisiyle müjdelemiştir:
ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ نُبُوَّةٍ
"...Sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır." (Ahmed, Müsned)
وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَنْ يَكُونَ قَرِيبًا
"Onlar: 'O ne zaman?' diyorlar. De ki: 'Yakın olması umulur.'" (İsrâ [17]: 51)