Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevaplar: Fiilen Savaş Halindeki Devletlerin Şirketleriyle Muamele | Zimmîlere Hükümlerin Uygulanması | Kredi Kartı

February 25, 2004
1601

Soru Cevaplar

1 - Fiilen savaş halinde olan (muhariban fi’len) devletlerin şirketleriyle muamele yapmak caiz değildir. Çin ise hükmen savaş halinde (muhariban hukmen) olan bir devlettir.

Buna göre, İngiltere fiilen savaş halinde olduğu sürece British Council’da (İngiliz Kültür Heyeti) İngilizce öğretmeni olarak çalışmak caiz değildir.

Önceki çalışmanıza gelince; hükmü bilmediğiniz ve öğrenme imkânınızın da olmadığı bir süreçte aldığınız ücretlerden yararlanmanız caizdir. Zira bir kişinin, kendi durumundaki birinin cahil kalabileceği bir konuda hükmü bilmeden yaptığı işteki muhalefeti, akdin sıhhatini etkilemez. Dolayısıyla bu cevap size ulaşmadan önce yaptığınız çalışma sonucunda aldığınız tüm paralar sizin için helaldir ve onlardan yararlanmanız caizdir.

Ancak bu cevap size ulaştıktan sonra artık British Council ile çalışmanız doğru olmaz.

Aynı şekilde, İngiltere’de kurulu olan eğitim enstitüsünün (Saint James Academy) şubesinin temsilcisi olmanız da caiz değildir. Çünkü bu kurum fiilen savaş halinde olan bir devlete tabidir, özellikle de haç sembolünü amblem olarak kullanmaktadır.

2 - Evet, Şeriatın özel bir nass ile istisna kıldığı durumlar hariç, tüm zimmîlere şer’i hükümler uygulanır. Çünkü zimmî olmanın şartı şer’i hükümlere boyun eğmektir:

حَتَّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ

"Nihayet elden (itaatle) cizye verinceye ve boyun eğinceye kadar (savaşın)." (Tevbe 29)

Yani İslam hükümlerine boyun eğmiş oldukları halde...

Dolayısıyla, toplum nizamlarına (iktisadi, sosyal vb.) dair Müslümanlara hitaben gelen her şer’i hüküm, ister Müslüman olsun ister gayrimüslim, tabiiyeti (vatandaşlığı) taşıyan herkese uygulanır. Şeriatın istisna kıldıkları bundan müstesnadır.

Bu nedenle;

وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ

"Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar." (Nur 31)

ve

يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابِيبِهِنَّ

"Dış esvaplarını (cilbablarını) üzerlerine alsınlar." (Ahzab 59)

ayetleri Müslüman kadınlar hakkında nazil olmuş olsa da, Dar’ül İslam’da bulunan gayrimüslim kadınlara da uygulanır. Çünkü kâfir kadının kıyafetini, Müslüman kadının kıyafet hükmünden istisna tutan hiçbir şer’i nass gelmemiştir.

Ancak örneğin, onların akideleri konusunda ve İslam’a girmeye zorlanmayacaklarına dair şer’i nass gelmiştir:

لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ

"Dinde zorlama yoktur." (Bakara 256)

Yine yiyecekleri konusunda da istisna gelmiştir. Domuz eti İslam’da haramdır ancak onlara (kendi aralarında) helal kılınmış ve şer’i nasslar ile bu onlar için mal kabul edilmiştir. İşte bunun gibi; Müslümanlar için gelen ve zimmîleri özel bir nassla istisna etmeyen her hüküm, zimmîlere de uygulanır. Bu yüzden Müslüman olsun kâfir olsun İslam Devleti tabiiyetini taşıyan her kadının şer’i kıyafeti giymesi vaciptir. Bu durum sadece zimmîler için değil, Dar’ül İslam’a eman ile giren herkes için geçerlidir; elçilerin dokunulmazlığı gibi nassla istisna edilenler hariç hükümler ve ukubatlar (cezalar) onlara da uygulanır.

3 - İşverenin, çalışana iş işlerinde (örneğin iş gezisi için uçak bileti alması gibi) harcama yapması için kredi kartı vermesi caizdir, bunda bir sakınca yoktur. Çünkü çalışanın işverenden aldığı ücret ve işini yürütmek için yaptığı masraflar, işveren malını faiz gibi gayrimeşru yollarla elde etmiş olsa bile çalışan için helaldir. Günah, faizle uğraşan işverene aittir. Faizle uğraşan işverenin malından ücret alan çalışanın bu ücreti helaldir.

Bu nedenle, çalışanın işverenin kendisine verdiği kredi kartı ile işi için yaptığı harcamalar helaldir; kart sözleşmesinden doğan günah çalışana değil, kartın sahibine aittir.

Ancak bir kişinin, arkadaşının veya akrabasının kredi kartını bir mal satın almak için alıp sonra bedelini kart sahibine ödemesi meselesi, mali tazmin (mali kefalet) kapsamına girer. Sanki kart sahibi, tüccara karşı arkadaşının satın aldığı malın bedelini ödeyeceğine dair (bedelin kart sahibinin hesabına kaydedilmesiyle) kefil olmuş gibidir.

Fakat bunun sahih olması için şu şartlar gereklidir:

a- Lehine garanti verilen kişinin (yani tüccarın) kart sahibi tarafından bilinmesi gerekir. Yani kartı alan kişi, sahibine "şu belirli tüccardan şu malı almak istiyorum" diye belirtmelidir.

b- Hakkın (borcun), alıcının zimmetinde sabit olması veya sabit olma yolunda olması gerekir. Yani ya alıcı malı tüccardan veresiye almış olmalı ve arkadaşının kartını alarak tüccarın borcu karta (kart sahibine) kaydetmesini istemelidir; ya da borcun sabit olma yolunda olması, yani kartı alıp alışverişe gitmesi durumudur. Bu durumda kefalet, malın satın alınmasına bağlanmış olur ve mal alındığında bedel alıcının zimmetine borç olarak geçer. Yani kartı aldığında borç henüz sabit değildir ancak kısa bir süre sonra, tüccara gidip malı aldığında sabit olacaktır. Eğer durum böyleyse caizdir.

Ancak kartı, istediği şekilde, istediği zaman ve istediği yerden alışveriş yapmak üzere alırsa; lehine garanti verilenin (tüccarın) belirsizliği, ayrıca borcun sabit veya sabit olma yolunda olmaması sebebiyle bu sahih olmaz.

Tüm bunlar, kart sahibinin kartı kullanan arkadaşından sadece alışveriş bedelini tahsil etmesi, "ücret, faiz, hizmet bedeli veya masraf" adı altında hiçbir fazlalık almaması şartıyla geçerlidir. Çünkü kefalet ücret karşılığında olmaz, ayrıca borcun fazlasıyla ödenmesi faizdir.

25/02/2004 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın