Soru 1:
Müslüman bir avukatın, gayrimüslim bir müşteri için İngiliz Hukuku uyarınca, servetinin bir kısmını veya tamamını köpek bakımevi veya eğlence mekanları gibi tuhaf veya haram olabilecek yerlere vasiyet ettiği bir vasiyetname yazması caiz midir?
Soru 2:
Bültenlerimizin ve kitaplarımızın çoğunda nakit para ile ilgili olarak bunun, ister aynî isterse karşılığı olan kâğıt para olsun altın ve gümüş olacağını belirttik. Şeyh Abdülkadim Zellüm’ün (Allah ona rahmet etsin) Emval kitabında aynı konuyla ilgili olarak; altın ana nakit para olarak kaldığı sürece devletin altın, gümüş ve uygun olan diğer herhangi bir madeni kullanabileceği ifade edilmektedir. Devlet, altın ve gümüşün yanında platin gibi diğer değerli madenlerle veya elmas ve benzeri değerli mücevherlerle desteklenen bir para birimi kullanabilir mi?
Birinci Sorunun Cevabı:
1- Eğer vasiyet sahibi kâfir ile Müslüman avukat arasındaki işlem, kâfirin Müslüman ücretli kâtibe dikte ettirdiği bir vasiyeti yazma işi (hizmet sözleşmesi/icar) ise, bu bir vasiyet yazım sözleşmesidir. Avukat, kâfirin dikte ettiği vasiyeti yazar ve ücretini alır; sonrasında vasiyetin içeriğiyle bir ilgisi kalmaz. Eğer durum böyleyse, vasiyette İslam akidesine aykırı bir şey zikredilmemesi şartıyla bu caizdir. Çünkü İslam akidesine aykırı bir şeyi yazmak, o şeyi söylemek hükmündedir ve bu caiz değildir.
Bununla birlikte, vasiyet İslam hükümlerine muhalif hükümler içerdiği sürece, kâfirin vasiyetindeki bu hükümlere rıza gösterme şüphesinden uzak durmak adına böyle bir vasiyeti yazmamak daha evladır.
2- Ancak vasiyet sahibi ile avukat arasındaki işlem bir vekâlet işlemi ise, yani avukat vasiyet sahibinin vekili olarak vasiyeti tenfiz (uygulama) görevini üstleniyorsa; ilgili kişilerle iletişime geçiyor, onları bilgilendiriyor ve vasiyet sahibinin vekili olarak uygulama işlemlerini yürütüyorsa... Bu caiz değildir. Çünkü bu durumda avukat, bir Müslüman olarak inandığı İslam şeriatının hükümlerine aykırı bir vasiyeti bizzat uygulamaktadır.
İkinci Sorunun Cevabı:
İslam’da nakit para; doğrudan altın ve gümüşün kendisi veya Beytülmal’de altın ve gümüş karşılığı bulunması şartıyla kâğıt para gibi diğer araçların kullanılmasıdır.
Emval kitabında zikredildiği üzere, küçük ve değersiz şeyler (muhaqqaratu’l eşya) için örneğin bakır gibi ucuz madenler kullanılabilir. Çünkü küçük şeyler için altın veya gümüş birimler basmak, tedavül sırasında kullanımı zor ve uygun olmayan çok küçük bir ağırlığa sahip olacaktır. Bu sebeple, bakır gibi daha ucuz madenlerden para basılır veya küçük ağırlıktaki altın ve gümüş, çok ucuz şeylerin satın alınmasında tedavüle uygun bir ağırlığa sahip olması için yüksek oranda ucuz bir madenle karıştırılır.
Emval kitabında şöyle geçmektedir:
"...Aynı şekilde devlet, küçük şeylerin alımını kolaylaştırmak için gümüşten daha küçük birimler basar. Bu birimlerin içindeki gümüş miktarı az olduğundan ve saf sikke olarak işlem görmesi zor olduğundan, içine belirli oranlarda değerli olmayan madenler eklenir. Ancak basılan birimlerdeki gümüş miktarının, herhangi bir karışıklığa meydan vermeyecek şekilde belirtilmesi gerekir.
Böylece Müslümanlar altın ve gümüş esasına, yani iki maden esasına göre hareket etmişlerdir. Abbasilerin son dönemlerinde ve Mısır’daki Atabeyler döneminde Müslümanlar, altın ve gümüşün yanında, küçük şeyleri satın almak için bakır paralar basmışlardır. Bakırın kendi öz değeri düşük olduğu için, altın ve gümüşün temsilcisi değil, bizzat bakır olarak kendi değerine dayalıydı; bu yüzden küçük şeylerin satın alınmasında kullanılıyordu..."
Dolayısıyla altın ve gümüş dışındaki kullanılan madenler genellikle ucuz türdendir. Tedavülde altın ve gümüşten daha değerli madenler kullanılmaz. Çünkü konu, tedavül için uygun bir ağırlık gerektiren küçük şeylerle (muhaqqaratu’l eşya) ilgilidir. Şayet bunlar altın ve gümüşten yapılmış olsaydı çok küçük olurlardı; bu yüzden kullanım kolaylığı için ucuz bir maden kullanılır. Tedavülde daha pahalı bir maden kullanılmasıyla bu amaç hasıl olmaz.
Platin gibi altın ve gümüşten daha pahalı madenlerin veya elmas gibi değerli mücevherlerin şer’i para birimi olarak kabul edilmesinin caiz olup olmadığına gelince; bu caiz değildir. Çünkü nakit paranın altın ve gümüş olduğuna dair şer’i deliller malumdur. Beytülmal’deki karşılığın, altın ve gümüşten daha pahalı olsa bile başka bir maden olması caiz değildir. Çünkü şer’i hükümlere göre nakdi karşılık yalnızca altın ve gümüşdür; diğer madenler ise ticari bir mal (meta) olmaktan öteye geçmezler.