Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

1- Irak’ın Sevad Arazileri 2- Öşür Arazisinde Gayrimüslimden Alınan Vergi Hakkında Soru-Cevap

April 27, 2015
4153

** (Hizb ut-Tahrir Emiri Celil Âlim Ata Bin Halil Ebu Er-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Fıkhî Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)**

Ebû Abdullah el-Halebî’ye

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Allah size af ve afiyet versin... İki sorum var; Birinci soru: Bilindiği üzere Hz. Ömer bin el-Hattab (ra) Irak arazisini alıkoymuş ve savaşçılara dağıtmayı reddetmiştir. Soru: Hz. Ömer bin el-Hattab’ın yaptığı bu eylem, herhangi bir kimsenin başka bir şerî görüş lehine ona muhalefet etmesinin caiz olduğu bir içtihat mıdır, yoksa sahabenin üzerinde icma ettiği ve muhalefetin caiz olmadığı bir konu mudur? İkinci soru: İslam Devleti’ndeki topraklar haraç veya öşür vazifesinden hali kalmaz. "Hilafet Devleti’nde Mallar" (El-Emvâl) kitabında belirtildiği üzere haraç; kâfirlerden savaş veya barış yoluyla ganimet olarak alınan araziler üzerine konulan Müslümanların hakkıdır ve anve haracı veya sulh haracı şeklinde olur. Öşür ise Müslüman'ın toprak ürününden vacip olan bir haktır, zekât mallarındandır ve Şeriatın belirlediği sınıflar üzerinedir. Soru: Endonezya gibi halkı kendi isteğiyle Müslüman olan topraklarda devlet Müslümanlardan öşür alıyor. Peki, toprak sahibi olan bir kâfirden ne alıyor ve buna ne ad veriliyor? Bilindiği üzere bu öşür kapsamına girmiyor ve haraç tanımı da onu kapsamıyor. Zahmet verdiğim için özür dilerim, teşekkürler.

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Sorunuz iki kısımdan oluşmaktadır:

Sorunun birinci kısmının cevabı:

Ömer bin el-Hattab’ın (ra) Irak’taki Sevad arazilerini alıkoyup mülkiyetini Beytü’l Mal’a ait kılması ve savaşçılara dağıtmaması eylemi, Sahabe İcması kapsamına girmez. Aksine bu, Hz. Ömer’in (ra) bir içtihadıdır. Sahabenin çoğu bu konuda ona katılmış ve delili güçlü bulunmuştur. Bundan sonra da Müslümanlar Hz. Ömer’in (ra) görüşü üzere devam etmişlerdir...

Anve (zorla) fethedilen beldelerin arazileri hakkında nasıl tasarruf edileceği hususu iki seçenek arasındadır: İmam ya Rasulullah ﷺ’in Hayber arazisinde yaptığı gibi orayı taksim eder ya da Hz. Ömer’in daha sonra Irak’ın Sevad arazilerinde yaptığı gibi Müslümanların yararına alıkoyar. Bu iki seçenekten hangisini Müslümanların maslahatına uygun görürse onu yapar. İslam Şahsiyeti kitabının 2. Cildinde (sayfa 244-245) şöyle geçmektedir:

“...Böylece anve ile fethedilen arazilerin durumu imama kalmıştır; dilerse Rasulullah ﷺ’in Hayber’i taksim ettiği gibi taksim eder, dilerse Hz. Ömer’in Sevad, Şam ve Mısır arazilerinde yaptığı gibi Müslümanlara fey olarak haraç koyup sahiplerinin elinde bırakır. Bu konuda Müslümanların maslahatına gördüğü şeyi yapar.”

Sorunun ikinci kısmının cevabı:

Öşür arazisinde kâfire farz kılınan şey "öşür" olamaz; çünkü öşür zekâttır ve kâfir zekât ehli değildir, dolayısıyla ondan öşür talep edilmez ve ondan kabul edilmez. Öte yandan arazi, öşür veya haraç gibi bir vazifeden (vergiden) hali kalamaz. Kâfire farz kılınan şey öşür olamayacağına göre, haraç olmaktan başka bir seçenek kalmaz. Devlet, ondan aldığı bu mal hakkında tıpkı haraçta olduğu gibi tasarruf eder.

Arazinin bir vazifeden hali kalamayacağını söylememizin sebebi, Şeriatta gelen tarım arazisi hükümlerinin delilleridir:

1- Her türlü arazi hakkındaki genel deliller Müslüman’a zekâtı (öşür veya yarım öşür) vacip kılar:

فِيمَا سَقَتْ الأَنْهَارُ وَالْغَيْمُ الْعُشُورُ، وَفِيمَا سُقِيَ بِالسَّانِيَةِ نِصْفُ الْعُشْرِ

"Nehirlerin ve bulutların suladığı yerlerde öşür (onda bir), kova (hayvan gücü/emek) ile sulanan yerlerde ise öşrün yarısı (yirmide bir) vardır." ve benzeri diğer deliller.

2- Fetihlerden sonra araziler hakkında yeni bir mesele ortaya çıkmış, bunlar genel nassın dışına çıkarılmış ve üzerlerine haraç konulmuştur:

قَضَى رَسُولُ اللهِ ﷺ فِيمَنْ أَسْلَمَ مِنْ أَهْلِ البَحْرَيْنِ أَنَّهُ قَدْ أَحْرَزَ دَمَهُ وَمَالَهُ إِلاَّ أَرْضَهَ، فِإِنَّهَا فَيْءٌ لِلْمُسْلِمِينَ؛ لأَنَّهُمْ لَمْ يُسْلِمُوا وَهُمْ مُمْتَنِعُونَ

"Rasulullah ﷺ, Bahreyn halkından Müslüman olanlar hakkında; canlarını ve mallarını koruma altına aldıklarına, ancak arazilerinin -savaşarak direndikleri ve Müslüman olmadıkları (fethedildiği) için- Müslümanlar için fey olduğuna hükmetti." Yine Hz. Ömer’in (ra) Sevad arazisi hakkındaki "Bu arazileri üzerindeki kâfirlerle birlikte alıkoymayı ve onlara haraç koymayı uygun gördüm..." şeklindeki hükmü ve diğerleri buna örnektir.

3- Dolayısıyla Daru’l İslam’daki her arazinin üzerinde zekât vardır, ancak belirli bir türün (fethedilenlerin) üzerinde haraç vardır.

4- Genel hüküm kendi genelliği üzere yürür: "Daru’l İslam’daki her arazide Müslüman üzerine zekât vardır." Başka bir nass ile tahsis edilen "Haraç Arazisi" dışında bundan hiçbir şey çıkmaz.

5- Tarım arazilerinin hükmü budur. Eğer haraç arazisi hakkında nasslar olmasaydı, hüküm; var olan şerî nasslar uyarınca Müslüman malikine arazinin zekâtı olarak kalmaya devam ederdi.

6- Sonuç olarak, İslam’da arazi hükümleri şu iki esasa tabidir: Arazi ya öşür arazisidir ya da haraç arazisidir ve bu ikisinden hali kalmaz. Eğer öşür arazisi ise şartlar sağlandığında öşür veya yarım öşür ödenir; eğer haraç arazisi ise şartlar sağlandığında haraç ödenir.

Kardeşiniz, Ata Bin Halil Ebu Er-Raşta

Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook

Emir'in web sitesindeki cevap linki: Emir

Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki: Google Plus

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın