Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: 1. Zekâtı Gerektiren Ziraat ve Meyve Türleri 2. Rikaz ile İlgili Hükümler

November 08, 2013
4995

** (Hizb-ut Tahrir Emiri Alim Ata bin Halil Ebu Er-Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)**

Soru:

Muhterem Emirim ve Şeyhim: Ziraat ve meyvelerle ilgili olarak zekâtı gerektiren sınıflar nelerdir? Örneğin, zeytin için zekât verenler var, bu konudaki ölçü nedir?

Bilindiği üzere rikazda (gömülü define) beşte bir (humus) oranı vardır. Sorum şu: Bazı insanlar Osmanlı mülkleri (ordu azık sandıkları) buluyorlar. Beşte birini çıkardıktan sonra bulan kişi buna sahip olabilir mi, yoksa bunlar İslam Devleti’nin malları mıdır ve Allah’ın izniyle yakında kurulacak olan Hilafet Devleti’ne iade edilmek üzere bir emanet olarak saklanmalı mıdır?

Allah sizi mübarek kılsın. (Ebu Hüsamuddin / Terkumiyye / el-Halil / Filistin)

Cevap:

Ve Aleykumus Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh

  1. Zekâtın farz olduğu ziraat ve meyve türlerine gelince; bunlar buğday, arpa, hurma ve kuru üzümdür. Bu türler hadislerde sınırlı olarak zikredilmiştir, dolayısıyla diğer ziraat ürünleri buna dahil edilmez. Bunun delilleri şunlardır:

    a- Musa bin Talha, Ömer’den (ra) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: "Resulullah (sav) zekâtı ancak şu dört şeyde sünnet kıldı (farz kıldı): Buğday, arpa, hurma ve kuru üzüm." (Taberani rivayet etti). Yine Musa bin Talha’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Resulullah (sav), Muaz bin Cebel’i Yemen’e gönderdiğinde ona sadakayı (zekâtı) buğdaydan, arpadan, hurmadan ve üzümden almasını emretti." (Ebu Ubeyd rivayet etti). Bu hadisler ziraat ve meyvelerde zekâtın sadece bu dört türden alınacağını, diğer ziraat ve meyve türlerinden alınmayacağını açıkça beyan etmektedir. Zira ilk hadis, sınırlama ifade eden innema lafzı ile başlamıştır.

    b- Hakim, Beyhaki ve Taberani, Nebi (sav)’in Muaz ve Ebu Musa’yı insanlara dinlerini öğretmek üzere Yemen’e gönderdiğinde onlara şöyle buyurduğu hadisi rivayet etmişlerdir:

    لَا تَأْخُذَا الصَّدَقَةَ إِلَّا مِنْ هَذِهِ الْأَرْبَعَةِ: الشَّعِيرِ، وَالْحِنْطَةِ، وَالزَّبِيبِ، وَالتَّمْرِ

    "Sadakayı sadece şu dört şeyden alın: Arpa, buğday, kuru üzüm ve hurma." Beyhaki bu hadis için "Ravileri sika (güvenilir) ve muttasıldır" demiştir. Bu hadis, ziraat ve meyvelerde zekâtın alınmasını bu dört türle sınırlandırmada gayet açıktır. Çünkü "İlla" lafzı, kendisinden önce bir nefy (olumsuzluk) veya nehiy (yasaklama) edatı geçtiğinde, öncesini sonrasına hasreder (sınırlandırır). Yani sadaka alımını kendisinden sonra zikredilen arpa, buğday, kuru üzüm ve hurma türlerine hasretmiştir.

    c- Çünkü hadislerde geçen buğday, arpa, hurma ve kuru üzüm lafızları camid (türetilmemiş/donuk) isimlerdir. Bu lafızlar ne mantuk (açık ifade) ne de mefhum (örtülü anlam) olarak başkasını kapsamaz. Çünkü bunlar ne sıfat ne de mana isimleridir; bilakis isimlendirildikleri ve kendilerine ıtlak edildikleri ayn (nesne) ile sınırlıdırlar. Bu nedenle, bu lafızlardan "temel gıda olma", "kuruma" veya "depolanma" gibi anlamlar çıkarılamaz; zira bu lafızlar bu anlamlara ve sıfatlara delalet etmezler. Ziraat ve meyvelerde zekâtın bu dört türle sınırlı olduğunu bildiren bu hadisler; "Gökten sulananlarda öşür (onda bir), kova veya dolapla sulananlarda ise yarım öşür vardır" hadisindeki genel ifadeleri tahsis etmektedir. Böylece hadisin manası şu olur: Gökten sulanan buğday, arpa, hurma ve kuru üzümde onda bir, kova veya dolapla sulananlarda ise yarım öşür vardır.

    d- Bu dört tür dışındaki ziraat ve meyvelerde zekât farz değildir. Dolayısıyla mısır, pirinç, fasulye, nohut, mercimek ve diğer bakliyat türlerinden zekât alınmaz. Aynı şekilde elma, armut, şeftali, kayısı, nar, portakal, muz ve diğer meyve türlerinden de zekât alınmaz. Çünkü bu bakliyat ve meyveler; buğday, arpa, hurma ve kuru üzüm lafızlarının kapsamına girmez. Ayrıca bunlar hakkında muteber sahih bir nass, icma veya kıyas da bulunmamaktadır. Zira zekât ibadetlerdendir ve ibadetlere kıyas girmez; buralarda sadece nassın bulunduğu yerle sınırlı kalınır. Keza acur, salatalık, kabak, patlıcan, şalgam, havuç gibi sebzelerden de zekât alınmaz. Ömer, Ali, Mücahid ve diğerlerinden sebzelerde sadaka (zekât) olmadığı rivayet edilmiştir (Ebu Ubeyd, Beyhaki ve başkaları rivayet etmiştir).

  2. Sorunun ikinci kısmı olan rikaz konusuna gelince; kim bir rikaz bulursa onda beşte bir (humus) vardır. Bunu Müslümanların maslahatlarında kullanması için İslam Devleti’ne teslim eder. Geri kalan beşte dördü ise -rikazı başkasının arazisinde bulmamış olması şartıyla- bulan kişiye aittir.

    Eğer günümüzde olduğu gibi İslam Devleti kaim değilse, rikazı bulan kişi beşte birini fakirlere, miskinlere ve Müslümanların maslahatlarına harcar... Bu konuda hakkı gözeterek araştırma yapar, geri kalanı ise kendisinindir.

    Bunun delili ise şöyledir:

    a. Rikaz; gümüş, altın, mücevher, inci veya süs eşyası, silah gibi yer altına gömülmüş olan mallardır. Bu ister Mısırlılar, Babilliler, Asurlular, Sasaniler, Romalılar, Grekler ve diğerleri gibi eski kavimlerin gömülü hazineleri (krallarının ve büyüklerinin mezarlarında veya yıkılmış eski şehir tepelerinde bulunan paralar, takılar, mücevherler gibi) olsun; isterse cahiliye döneminden veya geçmiş İslami dönemlerden kalma küplere konulup toprağa gizlenmiş altın veya gümüş paralar olsun, bunların hepsi rikaz sayılır.

    Rikaz, Arapça'da bir şeyi gizlendiğinde "rekeze, yerkuze" (saptamak/gömmek) kökünden gelir. Mızrak yere saplandığında "rekeze er-rimhu" denir. Gizli sese de "rikz" denir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

    أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا

    "Yahut onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?" [Meryem 98]. Madene gelince ise; o, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gün yerin altında yarattığı altın, gümüş, bakır, kurşun ve benzerleridir. Maden (ma'dan) kelimesi "adene" (bir yerde ikamet etmek/kalmak) kökünden gelir. Cennete "Adn Cenneti" denilmesi de orada ebedi kalınacağı içindir. Dolayısıyla maden Allah’ın yaratmasıdır, insanların gömmesi değildir. Bu yönüyle rikazdan ayrılır; çünkü rikaz insanların gömmesidir.

    b. Rikaz ve maden konusundaki asıl delil, Ebu Hüreyre’nin Resulullah (sav)’den rivayet ettiği şu hadistir: "Hayvanın (açtığı) yaranın heder olması (tazminat gerektirmemesi) haktır, rikazda ise beşte bir (humus) vardır." (Ebu Ubeyd rivayet etti). Yine Abdullah bin Amr’dan rivayet edildiğine göre, Nebi (sav)’e eski yıkıntılarda (harabu'l-adiyy) bulunan mal sorulmuş, O da şöyle buyurmuştur: "Onda ve rikazda beşte bir vardır." Ali bin Ebu Talib’den rivayet edildiğine göre Nebi (sav) şöyle buyurmuştur: "Süyub’da beşte bir vardır." (Ravi der ki: Süyub, yer altındaki altın ve gümüş damarlarıdır). İbn Kudame bunu el-Muğni’de zikretmiştir.

    c. Buna göre, eski ümmetlerin mezarlarında, tepelerinde veya şehirlerinde bulunan; ya da sahipsiz (ölü) arazilerde veya eski yıkıntılarda bulunan cahiliye dönemine veya geçmiş İslami dönemlere ait gömülü her türlü altın, gümüş, takı, mücevher ve benzeri mallar, onu bulanın mülküdür ve bulan kişi bunun beşte birini beytülmale öder.

    Aynı şekilde, sahipsiz ölü bir arazide bulunan, ister damar halinde ister toz halinde olsun, miktarı sınırlı olan (kesintisiz/çok miktarda olmayan) her az miktar maden (altın veya gümüş), bulanın mülküdür ve beşte birini beytülmale öder. Ancak eğer bu maden kesintisiz/çok miktarda ise (yani gömülü sınırlı bir miktar değil de bir maden ocağı ise), bu kamu mülkiyeti hükmünü alır ki onun başka detayları vardır.

    Rikazı veya madeni bulandan alınan beşte bir (humus) "fey" konumundadır ve fey hükmünü alır. Beytülmalde Fey ve Haraç Divanı’na konur ve fey ile haraç harcamalarında kullanılır. Bunun tasarrufu Halife’ye aittir; o, ümmetin işlerini gütmek ve maslahatlarını karşılamak için kendi reyi ve ictihadıyla hayır ve salah gördüğü yerlere harcar.

    d. Kim kendi mülkü olan bir arazide veya binada bir rikaz veya maden bulursa, o araziyi veya binayı ister miras yoluyla almış olsun ister başkasından satın almış olsun, ona malik olur. Ancak kim başkasının arazisinde veya binasında bir rikaz veya maden bulursa, o bulunan rikaz veya maden bulanın değil, o arazinin veya binanın sahibinindir.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu Er-Raşte

Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki

Emir'in web sitesindeki cevap linki

Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın