Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Konferanslar, Yürüyüşler "Gösteriler", Seminerler ve Hizb-ut Tahrir Metodunu Değiştirdi mi?

January 07, 2014
3888

** (Hizb-ut Tahrir Emiri Alim Ata bin Halil Ebu el-Raşta'nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)**

Ummu Ukasha - Nona Amer - Wassim Kordoghli'ye

Sorular:

A- Ummu Ukasha

(Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Değerli Şeyhimiz Ata bin Halil Ebu el-Raşta:

Allah'tan, İslam ve Müslümanlara hizmet için sarf ettiğiniz bu büyük çabada size yardım etmesini ve bu çabaları yakında ellerinizde Hilafet'in ilan edilmesiyle taçlandırmasını niyaz ederim. Allahümme Amin Amin.

Bundan sonra; bazıları partinin metodunu değiştirdiğini, konferanslar düzenlemenin fikri bir parti olarak ona yakışmadığını iddia ediyorlar...

Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.) bitti.

B- Nona Amer'e

(Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh..

Bir sorum var.. Cevaplamanızı ümit ediyorum.. Alim Takiyyuddin (rahimehullah)'ın benimsemelerinde, onun gösterileri reddettiği geçmektedir... Şimdi ise gösterilerin çok yaygın olduğunu ve sizin de bunları bizzat organize ettiğinizi görüyoruz.. Bu yaptığınıza dair şer'i bir delil var mı?? Ve Selamun Aleykum) bitti.

C- Wassim Kordoghli'ye

(Esselamu Aleykum Emirimiz ve Rahmetullahi ve Berakatuh. İslam Devleti kitabının 245. sayfasında şöyle geçmektedir: "İşte bu yüzden Hilafet konferanslarının yapılması, İslam Devleti'nin kurulması için bir yol (metod) değildir..." Sorum şudur Şeyhimiz: Neden Parti konferanslar ve seminerler düzenliyor, oysa kitaplarında bu tür işleri yapmayı reddediyor... Konunun açıklığa kavuşmasını ve karışıklığın giderilmesini rica ediyoruz) bitti.

Cevap:

Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Sorularınız konu itibarıyla birbirine benziyor; konferanslar, yürüyüşler "gösteriler", seminerler ve Partinin metodunu değiştirip değiştirmediği hakkındadır.

Cevap şudur ey kardeşler: Parti metodunu değiştirmez. Çünkü bu metod, Allah Subhânehu'nun Kitabı'ndan ve Nebisi Aleyhissalatu vesselam'ın sünnetinden sahih bir şekilde istinbat edilmiştir ve Partinin kitaplarında hiçbir kapalılığa yer bırakmayacak şekilde açıkça detaylandırılmıştır. Kültürleşme, etkileşim ve Hilafet'in ikamesi... Hepsi delilleriyle birlikte kitaplarımızda açıklanmıştır.

Biz insanları daveti yüklenmeye çağırıyoruz; kim icabet ederse onu Partide kitleleştiriyoruz ve o, partinin gençlerinden biri oluyor... Aynı şekilde, genel bilince dayalı bir kamuoyu oluşturmak için genel ameller yapıyoruz... Güç ve kuvvet ehlinden nusret talep ediyor ve Allah'ın izniyle Hilafeti kuruyoruz.

Devleti kurmak için izlenen bu metod, dediğimiz gibi, Resulullah Aleyhissalatu vesselam'ın kendisine vahiy geldiği andan Medine-i Münevvere'de devleti kurduğu ana kadar izlediği yola tabi olarak sahih bir şekilde istinbat edilmiştir. Yani; Partinin gövdesini inşa etmek için kültürleşme, genel bilince dayalı bir kamuoyu oluşturmak için genel ameller yoluyla ümmetle etkileşime girme, ardından nusret talebi ve sonra devletin kurulması...

Görünen o ki, soru sahiplerindeki kafa karışıklığı, etkileşim aşamasındaki kamuoyu oluşturma amelleri ile devletin kurulması (metodu) arasındaki karıştırmadan kaynaklanmaktadır. Bu karıştırma meselesi şu şekilde açıklığa kavuşur:

1- Eğer "Etkileşim aşamasındaki kamuoyu amelleri nelerdir?" diye sorulursa; ümmetle etkileşim içinde olan, İslam'ın fikir ve hükümlerine dayalı her ameldir deriz. Örneğin; bir konferans, seminer, kitlesel bir toplantı, -eğer yapabiliyorsak- kendi sancaklarımız ve sloganlarımızla yönlendirip harekete geçirdiğimiz bir yürüyüş "gösteri" ve benzeri amellerdir:

a- Resulullah Aleyhissalatu vesselam insanları Safa tepesinde toplamış ve onlara hitap etmiştir:

  • Buhari İbn Abbas (r.anhuma)'dan şöyle rivayet etmiştir:

وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ

"En yakın akrabalarını uyar." (Şuarâ [26]: 214) ayeti nazil olduğunda, Nebi Aleyhissalatu vesselam Safa tepesine çıktı ve: "Ey Fihr oğulları, ey Adiy oğulları" diyerek Kureyş batınlarına (kollarına) seslenmeye başladı. Öyle ki, bizzat çıkamayan adam ne olduğunu görmesi için bir elçi gönderiyordu. Ebu Leheb ve Kureyş geldi. Efendimiz şöyle buyurdu: "Size şu vadide üzerinize baskın düzenlemek isteyen süvariler olduğunu söylesem, beni tasdik eder miydiniz?" Onlar: "Evet, senin sadece doğru söylediğini tecrübe ettik" dediler. O da: "Ben, şiddetli bir azap öncesinde size gönderilmiş bir uyarıcıyım" buyurdu. Bunun üzerine Ebu Leheb: "Günün geri kalanında helak ol emi! Bizi bunun için mi topladın?" dedi. Bunun üzerine şu sure nazil oldu:

تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ

"Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da. Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı." (Mesed [111]: 1-2)

  • Müslim İbn Abbas’tan şöyle rivayet etmiştir:

وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ

"En yakın akrabalarını uyar" ayeti ve "Onlardan seçkin olan topluluğunu (uyar)" kısmı nazil olduğunda, Resulullah Aleyhissalatu vesselam dışarı çıktı ve Safa tepesine tırmanıp: "Yâ Sabâhâh! (Ey halkım, toplanın!)" diye seslendi. İnsanlar: "Bu seslenen kim?" dediler. "Muhammed’dir" dediler. Onun etrafında toplandılar. O da: "Ey falan oğulları, ey falan oğulları, ey Abdümenaf oğulları, ey Abdülmuttalib oğulları!" diyerek seslendi. Toplandıklarında şöyle buyurdu: "Size şu dağın eteğinden süvarilerin çıkacağını söylesem bana inanır mısınız?" Onlar: "Senin yalan söylediğini hiç görmedik" dediler. Buyurdu ki: "Ben, şiddetli bir azap öncesinde size gönderilmiş bir uyarıcıyım." Ebu Leheb: "Yazıklar olsun sana! Bizi sadece bunun için mi topladın?" dedi. Sonra ayağa kalktı ve bu sure nazil oldu: "Ebu Leheb’in iki eli kurusun, zaten kurudu da..." A’meş surenin sonuna kadar böyle okudu.

  • Ahmed bin Yahya bin Cabir bin Davud el-Belâzuri (ö. 279), "Cümel min Ensâbi’l Eşrâf" adlı kitabında şöyle rivayet etmiştir: Bana Muhammed bin Sa’d ve Velid bin Salih, Muhammed bin Ömer el-Vâkıdî’den, o İbn Ebi Sebra’dan, o Ömer bin Abdullah’tan, o da Cafer bin Abdullah bin Ebi’l Hakem’den tahdis etti; dedi ki: Nebi Aleyhissalatu vesselam’a "En yakın akrabalarını uyar" ayeti nazil olduğunda bu ona ağır geldi ve göğsü daraldı... Sabah olduğunda Resulullah Aleyhissalatu vesselam Abdülmuttalib oğullarına haber gönderdi. Onlar da geldiler, yanlarında Abdümenaf oğullarından da bir grup vardı, toplam kırk beş kişiydiler... Resulullah Aleyhissalatu vesselam onları ikinci kez topladı ve şöyle buyurdu: "Allah’a hamd ederim, O’na sena ederim, O’ndan yardım dilerim, O’na iman eder ve O’na tevekkül ederim. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir ve ortağı yoktur." Sonra şöyle dedi: "Öncü, ailesine yalan söylemez. Vallahi, bütün insanlara yalan söylesem bile size yalan söylemem. Eğer tüm insanları aldatsam, sizi aldatmam. Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin olsun ki, ben özellikle size, genel olarak da tüm insanlara gönderilmiş Allah’ın elçisiyim. Vallahi, uyuduğunuz gibi öleceksiniz ve uykudan uyandığınız gibi diriltileceksiniz. Yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz; iyiliğe iyilikle, kötülüğe kötülükle karşılık göreceksiniz. Ve o (sonuç), ya ebedi cennet ya da ebedi ateştir. Ve siz, kendilerini uyardığım ilk kişilersiniz." Bunun üzerine Ebu Talib şöyle dedi: "Sana yardım etmek ve sana destek olmak bize ne kadar da sevimli gelir! Nasihatini kabul etmeye en hazır olan ve sözünü en çok tasdik eden biziz. İşte babanın oğulları toplanmış durumda, ben de onlardan biriyim ancak senin sevdiğin şeye en hızlı koşacak olan benim. Sana emredilen şeye devam et. Vallahi, hayatta olduğum sürece seni korumaya ve savunmaya devam edeceğim; ancak nefsimin, ölene kadar Abdülmuttalib’in dininden ayrılmaya boyun eğmeyeceğini görüyorum." Topluluk yumuşak sözler söylediler; ancak Ebu Leheb hariç, o şöyle dedi: "Ey Abdülmuttalib oğulları! Vallahi bu bir kötülüktür, başkaları ona el koymadan önce siz onun elinden tutun. Eğer o zaman onu teslim ederseniz zillete düşersiniz, eğer onu korumaya kalkarsanız öldürülürsünüz." Ebu Talib ise: "Vallahi, hayatta kaldığımız sürece onu koruyacağız" dedi.

• İşte böylece insanları toplamak ve onlara hitap etmek, yapılan genel amellerdendir.

b- Resulullah Aleyhissalatu vesselam Müslümanları iki saf halinde dışarı çıkarmıştır; birinin başında Ömer, diğerinin başında Hamza vardı:

Ebu Nuaym Ahmed bin Abdullah el-Asbahânî (ö. 430), "Hilyetü'l Evliyâ" adlı kitabında İbn Abbas'tan şöyle rivayet etmiştir: Ömer (r.a)'a sordum: "Sana neden el-Faruk adı verildi?" Dedi ki: "Hamza benden üç gün önce Müslüman olmuştu, sonra Allah benim göğsümü de İslam’a açtı... Dedim ki: Resulullah Aleyhissalatu vesselam nerede? Kız kardeşim: 'Safa tepesindeki Erkam bin Ebi'l Erkam'ın evinde' dedi. Eve geldim... 'Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed O'nun kulu ve elçisidir' dedim. Ev halkı öyle bir tekbir getirdi ki Mescid-i Haram'dakiler bunu işitti. Dedim ki: Ya Resulullah! Ölsek de yaşasak da biz hak üzere değil miyiz? Buyurdu ki: 'Evet, nefsim elinde olana yemin olsun ki siz ölseniz de yaşasanız da hak üzeresiniz.' Bunun üzerine dedim ki: Öyleyse neden gizleniyoruz? Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, mutlaka (dışarı) çıkacaksın. Bunun üzerine onu iki saf halinde çıkardık; birinde Hamza, diğerinde ben vardım. Un değirmeninin gürültüsü gibi bir sesimiz vardı. Mescide girene kadar böyle devam etti. Kureyş bana ve Hamza'ya baktı, onlara o güne kadar hiç isabet etmemiş bir keder isabet etti. Resulullah Aleyhissalatu vesselam o gün bana 'el-Faruk' adını verdi ve Allah hak ile batılı ayırdı." bitti.

Yürüyüşler, insanları harekete geçirmek ve onları İslam'ın fikir ve hükümleri konusunda bilinçlendirmek için yapılan kamuoyu amellerindendir. Kendi sancaklarımız, sloganlarımız ve fikirlerimizle yapabildiğimiz sürece bu ameller gerçekleştirilir. Ancak, bizim liderlik etmediğimiz, başka liderliklerin bulunduğu karışık genel bir amele katılmayız. Çünkü Resulullah Aleyhissalatu vesselam Müslümanlara o yürüyüşte liderlik ettiğinde Müslümanlar, karışık liderliklerin olduğu başka hareketlerle ortak değillerdi. Bilakis Müslümanlar, Resulullah Aleyhissalatu vesselam'ın liderliğinde iki saf halinde bir yürüyüşe çıkmışlardı.

2- Ancak eğer "Hilafet'i kurmanın metodu nedir?" diye sorulursa; bu gösteri yapmak mıdır? Hayır deriz... Konferanslar mıdır? Hayır deriz... Seminerler midir? Hayır deriz... Çünkü bunlar ve benzerleri etkileşim aşamasında gerçekleştirilen kamuoyu amelleridir; devlet kurma metodu değildir. Devlet kurma metodu ise başlangıçta zikrettiğimiz, nusret talebi ve devletin kurulması amelleri ile sonuçlanan yoldur.

Mesele budur ve umulur ki şimdi netleşmiştir. Dolayısıyla kitaplarımızda yazanlar ile yaptıklarımız arasında bir çelişki yoktur. Kitaplarımızda "konferanslar, yürüyüşler 'gösteriler', seminerler... devlet kurmak için delillerle açıklanan şer'i metod değildir" dememiz doğrudur. Aynı şekilde bunların, "etkileşim aşamasında usulüne uygun şekilde yapılabildiğinde gerçekleştirilen genel amellerdir" dememiz de doğrudur. Kitaplarda yazan söz ile yaptığımız eylem arasında bir çelişki yoktur... Sadece kitaplarımızdaki bu kelimelerin kullanıldıkları bağlam içinde okunması gerekir; bilinçli bir akıl ve aydınlanmış bir basiretle okunursa, Allah'ın izniyle meseleler apaçık ortaya çıkacaktır...

Soruda yer almayan ancak bazılarının zihninde uyanabilecek bir konu kalıyor: O halde Parti önceki yıllarda neden bir konferans veya yürüyüş yapmadı?

Bu sorunun cevabı yukarıda geçenlerde açıktır. Biz yürüyüş veya gösteri gibi kamuoyu amellerini, ancak bunları açık bir şekilde liderliğimiz altında, kendi sancaklarımız ve sloganlarımızla, başka sancaklarla ve karışık sloganlarla ("ipini koparanın gelmesi" gibi) karışmadan yürütebildiğimizde yaparız. Ayrıca yapıldığı zaman ve mekanın, peşinde olduğumuz amaca uygun olması gerekir... Eğer bu mümkünse bu ameli yaparız, değilse yapmayız...

Bilgi olarak şunu belirteyim; 60'lı yıllarda Burgiba, Yahudilerle barış çağrısı yapmak için Ürdün'ü ziyaret ettiğinde girişimlerimiz olmuştu. Parti, Ebu İbrahim (rahimehullah) döneminde bazıları yürüyüşe benzeyen heyetler organize etmişti; Amman'da Başbakan'a, Kudüs'te Valisine, El-Halil'de Valisine gitmişlerdi... Ben de El-Halil'dekilerin arasındaydım ve bizzat şahit olduğum şeyi aktaracağım:

Parti, gençlere ve taraftarlarına belli bir saatte (sabah saat 10'da) El-Halil şehrinin ana caddesinde toplanmalarını, sonra şimdi yıkılmış olan valilik binasına ("Amâre") gitmemizi emretmişti. Caddeye çıktığımızda emniyet amirleri geldi, tartışmalar ve münakaşalar yaşandı... Neticede yaya olarak gitmemize izin verilmedi, araçlarla gitmemize izin verildi. Biz de otomobil ve otobüslere bindik ve valiliğe gittik, sayımız büyüktü... Görevimizi ifa edip döndük... İşte böylece mesele; bu tür amelleri eğer yalnız başımıza yönetebiliyorsak ve bunu uygun görüyorsak yaparız. Eğer yönetemiyor ve kontrol edemiyorsak ya da bir durum içerisinde uygun görmüyorsak yapmayız.

Bu durum, Medya Bürosu kurmak gibidir. Gücümüz yettiğinde yaptığımız kamuoyu amellerindendir, yetmezse yapmayız. Örneğin; kurucu (Şeyh Takiyyuddin) döneminde resmi bir sözcü ilan etmemiz mümkün değildi ve dolayısıyla yapmadık. İkinci Emir (Şeyh Abdulkadim Zellum) döneminde beni Ürdün'de sözcü olarak görevlendirdi; hapse girip çıkan, çıkar çıkmaz tekrar giren müdavimlerden biri oldum... Ama şimdi hamdolsun birden fazla büro kurduk... Bunların hepsi kamuoyu amelleridir. Ancak birisi sorsa: "Medya Bürosu kurmak Hilafet'i ikame etmenin metodu mudur?" Cevap hayır olacaktır.

Şimdi başa dönelim ve soralım:

Seminerler, etkileşim aşamasında yaptığımız kamuoyu amellerinden midir? Cevap: Evet.

Konferanslar, etkileşim aşamasında yaptığımız kamuoyu amellerinden midir? Cevap: Evet.

Kendi düzenlemelerimizle liderlik ettiğimiz yürüyüşler "gösteriler", etkileşim aşamasında yaptığımız kamuoyu amellerinden midir? Cevap: Evet.

Medya büroları kurmak, etkileşim aşamasında yaptığımız kamuoyu amellerinden midir? Cevap: Evet.

Fakat şunları sorsak:

Seminerler devleti kurmanın metodu mudur? Cevap: Hayır.

Konferanslar devleti kurmanın metodu mudur? Cevap: Hayır.

Yürüyüşler "gösteriler" devleti kurmanın metodu mudur? Cevap: Hayır.

Medya büroları kurmak devleti kurmanın metodu mudur? Cevap: Hayır.

Açıktır ki ilk sorular etkileşim aşamasındaki kamuoyu amelleri hakkındadır, ikinci sorular ise devleti kurma metodu hakkındadır. Bunlar iki ayrı meseledir, tek bir mesele değildir. Her meselenin kendine has cevabı vardır; iki mesele arasında da iki cevap arasında da bir çelişki yoktur...

Allah Subhânehu'dan bu meselenin, hakikati arayan herkesin onu idrak etmesi ve onunla amel etmesi için hiçbir şüphe veya kapalılık kalmadan açıklığa kavuşmuş olmasını dileriz. Batılı arayanlara gelince; açıklamanın veya beyanın artması onlara fayda sağlamaz. Çünkü onlar hakkı tanımak için batılı aramadılar. Bu ikisi (hak ve batıl) asla birleşmez. Allah emrinde gâliptir ama insanların çoğu bilmezler.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta

Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki

Emir'in web sitesindeki cevap linki

Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın