Hizb-ut Tahrir Emiri Alim Ata b. Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Soru-Cevap: Aşılama ve İhtikar Hakkında
Yusuf Adamu’ya
Soru:
Assalamu alaykum, may Allah (swt) preserve you the Ummah and give victory to the ummah through you. Please I have two questions and prayed may Allah make it easy for you. 1. What is your view according to Islam concerning polio vaccination the western worlds and American are claiming to help some third world countries with free-of-charge? 2. Is it allowed according to shara'i to buy farm produce e.g Beans, during period of harvest when they are in surplus in order to store them till the period when the supply is meager and to sell at a profitable or higher price? Jazzakallahu Khayran Yusuf Adamu, Abuja, Nigeria.
Sorunun Tercümesi:
Selamun Aleykum, Allah Sübhânehu ve Teâlâ sizi ve ümmeti korusun, zaferi sizin ellerinizle nasip etsin. İki sorum var, Allah’ın işinizi kolaylaştırmasını dilerim:
1- Batı dünyasının ve Amerika’nın, bazı üçüncü dünya ülkelerine ücretsiz olarak yardım ettiklerini iddia ettikleri çocuk felci aşısı hakkında İslam’a göre görüşünüz nedir?
2- Şeriat’a göre, hasat döneminde ürün bolken (örneğin bakliyat) satın alıp, arz azaldığında daha yüksek fiyata satmak ve daha fazla kar elde etmek amacıyla depolamak caiz midir? Allah hayrınızı versin.
Yusuf Adamu, Abuja, Nijerya.
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakâtuhu
Birincisi: Aşılama bir tedavidir. Tedavi olmak ise farz değil, menduptur. Bunun delilleri şunlardır:
1- Buhari, Ebu Hureyre’den Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
مَا أَنْزَلَ اللَّهُ دَاءً إِلَّا أَنْزَلَ لَهُ شِفَاءً
"Allah, indirdiği her derdin mutlaka şifasını da indirmiştir." (Buhari)
Müslim, Cabir b. Abdullah’tan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
لِكُلِّ دَاءٍ دَوَاءٌ، فَإِذَا أُصِيبَ دَوَاءُ الدَّاءِ بَرَأَ بِإِذْنِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ
"Her derdin bir devası vardır. Derdin devasına rast gelindiğinde, Aziz ve Celil olan Allah’ın izniyle iyileşir." (Müslim)
Ahmed b. Hanbel Müsned’inde Abdullah b. Mesud’dan şunu rivayet etmiştir:
مَا أَنْزَلَ اللَّهُ دَاءً، إِلَّا قَدْ أَنْزَلَ لَهُ شِفَاءً، عَلِمَهُ مَنْ عَلِمَهُ، وَجَهِلَهُ مَنْ جَهِلَهُ
"Allah, şifasını da birlikte indirmediği hiçbir dert indirmemiştir. Onu bilen bilir, bilmeyen de bilmez." (Ahmed)
Bu hadislerde her dert için onu iyileştirecek bir devanın olduğuna dair irşad (yönlendirme) vardır. Bu, Allah Sübhânehu’nun izniyle şifaya vesile olan tedavi arayışına teşvik edicidir. Bu bir irşaddır, vücubiyet (farziyet) ifade etmez.
2- Ahmed b. Hanbel, Enes’ten Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
إِنَّ اللَّهَ حَيْثُ خَلَقَ الدَّاءَ، خَلَقَ الدَّوَاءَ، فَتَدَاوَوْا
"Şüphesiz Allah, derdi yarattığı gibi devayı da yaratmıştır. Öyleyse tedavi olun." (Ahmed)
Ebu Davud, Usame b. Şerik’ten şöyle rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ve ashabının yanına geldim, sanki başlarının üzerinde kuş varmış gibi (vakarla oturuyorlardı). Selam verip oturdum. Sonra şuradan buradan bedeviler gelip dediler ki: 'Ey Allah’ın Rasulü! Tedavi olalım mı?' Buyurdu ki:
تَدَاوَوْا فَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَمْ يَضَعْ دَاءً إِلَّا وَضَعَ لَهُ دَوَاءً، غَيْرَ دَاءٍ وَاحِدٍ الْهَرَمُ
'Tedavi olun! Çünkü Aziz ve Celil olan Allah, yaşlılık (ölüm) hariç, yarattığı her dert için mutlaka bir deva yaratmıştır.'" (Ebu Davud)
İlk hadiste tedavi olma emri vardır. Bu hadiste de bedevilerin sorusuna tedavi olunması yönünde cevap verilmiş ve kullara tedavi olmaları hitabı yapılmıştır; zira Allah, her dert için bir şifa yaratmıştır. Her iki hadiste de hitap emir kipiyle gelmiştir. Emir, mutlak talebi ifade eder; ancak kesin (cezmedici) bir karine bulunmadıkça vücubiyet (farziyet) ifade etmez. Bu iki hadiste vücubiyete delalet eden herhangi bir karine yoktur. Ayrıca tedaviyi terk etmenin caiz olduğuna delalet eden hadisler de mevcuttur ki bu da bu iki hadisin farziyet ifade etmediğini gösterir. Müslim, İmran b. Husayn’dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي سَبْعُونَ أَلْفًا بِغَيْرِ حِسَابٍ
"Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız olarak cennete girecektir." Sahabeler "Onlar kimlerdir ey Allah’ın Rasulü?" diye sorduklarında;
هُمُ الَّذِينَ لَا يَكْتَوُونَ وَلَا يَسْتَرْقُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
"Onlar, vücutlarını dağlatmayanlar, rukye yaptırmayanlar ve Rablerine tevekkül edenlerdir" buyurdu. (Müslim)
Dağlama ve rukye de tedaviden sayılır. Buhari, İbn Abbas’tan rivayet eder ki: "...Şu siyah kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelip dedi ki: 'Beni sara tutuyor ve üstüm başım açılıyor. Benim için Allah’a dua et.' Rasulullah buyurdu ki:
إِنْ شِئْتِ صَبَرْتِ وَلَكِ الجَنَّةُ، وَإِنْ شِئْتِ دَعَوْتُ اللَّهَ أَنْ يُعَافِيَكِ
'Eğer istersen sabredersin ve senin için cennet vardır; eğer istersen sana afiyet vermesi için Allah’a dua ederim.' Kadın 'Sabredeceğim' dedi ve ekledi: 'Ancak üstüm başım açılıyor, açılmaması için Allah’a dua et.' Rasulullah da ona dua etti..." (Buhari). Bu iki hadis tedaviyi terk etmenin caiz olduğuna delalet eder.
Tüm bunlar, "Tedavi olun" emrinin farziyet için olmadığını gösterir. Dolayısıyla buradaki emir ya mubahlık ya da mendupluk içindir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in tedaviye yönelik güçlü teşviği nedeniyle, hadislerde geçen tedavi olma emri mendupluk (sünnet) ifade eder.
Buna göre, aşılamanın hükmü menduptur. Çünkü aşılama bir tedavidir; tedavi olmak ise farz değil, menduptur. Kafir bir doktorda, ister ücretli ister ücretsiz olsun, tedavi olmak caizdir... Dolayısıyla kim aşılanmak isterse bu caizdir.
Şunu da hatırlatmak isterim ki; Müslümanların topraklarını sömüren kafirlerin, ister ilaç ister başka bir şey olsun, özellikle de "ücretsiz yardım" dedikleri yardımlar, genellikle sömürgeci kafirlerin o ülkelerdeki hakimiyetlerini ve nüfuzlarını güçlendirmek, servetlerini ve kaynaklarını yağmalamak için bir giriş kapısı oluşturur. Kapitalist devletler böyle karşılıksız, bedelsiz yardımlar yapmazlar. Onlarda ihtiyaç sahiplerine yardım etmelerini sağlayacak ruhani değerler yoktur; bilakis onların değerleri maddidir ve yardımlarının arkasında habis çıkarlar gözetirler... Müslümanlar buna karşı uyanık olmalıdır.
İkincisi: İhtikar (stokçuluk/karaborsacılık) İslam’da mutlak olarak yasaktır ve açık hadislerde geçen kesin nehiy nedeniyle şer'an haramdır. Müslim, Sahih’inde Said b. el-Müseyyeb’den, o da Muammer b. Abdullah’tan, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
لَا يَحْتَكِرُ إِلَّا خَاطِئٌ
"Ancak hatalı (günahkâr) olan ihtikar yapar." (Müslim)
Hadisteki nehiy (yasak), terk talebi ifade eder ve ihtikar yapanı "hatalı" (yani günahkar, asi) olarak niteleyerek kınar. Bu, terk talebinin kesin (cezmedici) olduğuna dair bir karinedir. Bu nedenle hadis, ihtikarın haramlığına delalet eder. Muhtekir (stokçu), ister satın alarak, ister kendi geniş arazisinden elde ettiği ve türünde tek olduğu ya da nadir yetiştiği için topladığı malları, pahalılaşmasını bekleyerek depolayan ve halkın satın almasını zorlaştıracak şekilde yüksek fiyatlarla satan kimsedir. İnsanlara fiyatları pahalılaştırması yönüyle de bu eylem haramdır. Ma’kıl b. Yesâr’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
مَنْ دَخَلَ فِي شَيْءٍ مِنْ أَسْعَارِ الْمُسْلِمِينَ لِيُغْلِيَهُ عَلَيْهِمْ، فَإِنَّ حَقًّا عَلَى اللهِ أَنْ يُقْعِدَهُ بِعُظْمٍ مِنَ النَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
"Kim Müslümanların fiyatlarına müdahale edip onları pahalılaştırırsa, Allah’ın onu Kıyamet Günü büyük bir ateş yığınına oturtması bir haktır." (Ahmed)
Sonuç olarak ihtikar haramdır. Dolayısıyla tarım ürünlerini piyasada bolken düşük fiyata alıp, piyasada azaldığında veya tükendiğinde yüksek fiyata satmak üzere depolamak caiz değildir. Çünkü bu ihtikarın ta kendisidir ve yukarıda açıkladığımız üzere haramdır.
Kardeşiniz, Ata b. Halil Ebu’r Raşta
Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki