Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Kooperatif (İslami) Sigorta Şirketleri Hakkında Soru-Cevap, Fikri Metin

August 12, 2010
6866

Birinci Soru:

Son zamanlarda belirgin bir şekilde ortaya çıkan ve büyüyen; bazen kooperatif sigorta, bazen tekafül sigortası, bazen de İslami sigorta şirketleri olarak adlandırılan yapıların şer’i hükmü nedir? Bilindiği üzere bu şirketlerin sahipleri ve pazarlamacıları, bu sistemin haram olan ticari sigorta şirketlerinden farklı olduğunu, Müslümanların bir kaza anında ödedikleri primler karşılığında birbirlerine yardım etmeleri esasına dayanan bir yardımlaşma olduğunu iddia etmektedirler. Bu bağlamda, ekteki araştırmada da belirtildiği üzere, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Eş’arîleri yardımlaşmalarından dolayı övdüğü hadisi delil getirmektedirler. Konu hakkında detaylı bir cevap rica ediyoruz, Allah hayrınızı artırsın.

Cevap:

Gönderdiğiniz metni ve diğer kaynakları inceledim. Konuyla ilgili şu hususlar açıklığa kavuşmuştur:

Birincisi: Bu Sigortanın Vakıası:

1- Kooperatif, tekafül ve İslami sigorta; oluşum biçimi, işleyişi ve hükmü bakımından birbirinden farklı değildir. Hükümleri birdir. 2- Bu sistemin yöneticileri, bunu kişilerin yangın, araba kazası vb. tehlikeli durumlarda birbirlerine yardım etmek amacıyla belirli miktarlarda yaptıkları "bağışlar" olarak pazarlarlar. Buna rağmen, sigorta şirketi ile "bağışçı" arasında bir sözleşme imzalanmaktadır! 3- Yöneticiler, bu sigortanın kâr amacı gütmediğini, aksine iyilik ve takva üzerine bir yardımlaşma olduğunu iddia ederler. 4- Yöneticiler, bunun kâr amacı güden, sigortalıların ödediği paraları kâr için yatırıma dönüştüren ve sigortalının prim ödeyip kazanın ne zaman başına geleceğini bilmemesinden kaynaklanan garar (belirsizlik) içeren haram ticari sigortadan farklı olduğunu söylerler. 5- Bu sistemin meşruiyetine, Eş’arîlerin kıtlık zamanlarında yanlarındaki yiyecekleri bir yere toplayıp beraberce yemelerini öven şu hadisi delil getirirler:

إِنَّ الْأَشْعَرِيِّينَ إِذَا أَرْمَلُوا فِي الْغَزْوِ أَوْ قَلَّ طَعَامُ عِيَالِهِمْ بِالْمَدِينَةِ جَمَعُوا مَا كَانَ عِنْدَهُمْ فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ ثُمَّ اقْتَسَمُوهُ بَيْنَهُمْ فِي إِنَاءٍ وَاحِدٍ بِالسَّوِيَّةِ فَهُمْ مِنِّي وَأَنَا مِنْهُمْ

"Eş'arîler savaşta azıkları tükendiğinde veya Medine'de ailelerinin yiyeceği azaldığında, yanlarında ne varsa bir örtüde toplarlar, sonra onu bir kap içinde aralarında eşit olarak paylaşırlardı. Onlar bendendir, ben de onlardanım." (Müttafekun Aleyh)

6- Bu kooperatif şirketleri "reasürans" (yeniden sigortalama) işlemi yaparlar. Yani yerel veya küçük kooperatif sigorta şirketi, üyelerden topladığı primleri, parayı yönetmesi ve işletmesi için büyük sigorta şirketlerine verirler.

Bu şirketlerin kitaplarında ve broşürlerinde reasürans hakkında şu ifadeler yer almaktadır: ("Küçük sigorta şirketleri büyük hasarların tazminatını karşılayamadıkları, gemi ve uçak sigortalarının risklerini üstlenemedikleri için kendilerini Avrupa ve Amerika gibi dünyanın büyük merkezlerinde bulunan dev sigorta şirketlerine sigortalatmak zorunda kalırlar. Buna reasürans denir...")

7- Bu kooperatif sigorta yöneticileri, ticari sigortanın haramlığını inkar etmezler. Zira şu kurumlar gibi meşruiyetini kabul ettikleri pek çok merciden ticari sigortanın haramlığına dair fetvalar çıkmıştır: (- Suudi Arabistan Kıdemli Alimler Heyeti.

  • İslam Konferansı Örgütü’ne bağlı Cidde merkezli Uluslararası İslami Fıkıh Akademisi.
  • Dünya İslam Birliği’ne (Rabıta) bağlı Mekke merkezli İslami Fıkıh Akademisi.
  • Ezher İslami Araştırmalar Akademisi. ................)

Ancak onlar, kooperatif sigortanın ticari sigortadan farklı olduğunu, helal olduğunu iddia ederler. Bunu bir bağış olarak kabul ederler, ticari bir yatırım olmadığını ve ticari sigorta şirketleriyle reasürans işlemleri yapmadığını savunurlar. Suudi Arabistan Kıdemli Alimler Heyeti'nin 04.04.1397 h. tarihli kararını bu sigortayı pazarlamak için kullanmaya çalışmışlardır.

Meseleyi açıklığa kavuşturmak adına, bu kararın nasıl alındığını ve Heyet'in -hükümete bağlı olmasına rağmen- bu kararı sonradan nasıl düzelttiğini belirtmekte fayda var. İnsaf gereği süreci şöyle aktaralım: Bu sigortayı yürütenler, konuyu Suudi Kıdemli Alimler Heyeti'ne yukarıda belirttiğimiz gibi yatırım veya kâr amacı gütmeyen, sadece iyilik ve takva amaçlı bir bağış şeklinde sunmuşlardır. Bunun üzerine Heyet, 04.04.1397 h. tarihinde 51 sayılı kararı ile kendisine sunulan bilgiler ışığında kooperatif sigortaya cevaz vermiş ve kararının başında şöyle demiştir: ("Kooperatif sigorta, asıl amacı riskleri dağıtmak, afetler meydana geldiğinde sorumluluğu paylaşmak olan bağış sözleşmelerindendir. Bu, zarar göreni tazmin etmek için ayrılan nakdi miktarlara kişilerin katılımı yoluyla olur. Kooperatif sigorta grubu, başkalarının mallarından ticaret veya kâr elde etmeyi hedeflemez; amaçları riskleri aralarında dağıtmak ve zararı karşılamada yardımlaşmaktır...") bitti.

Heyet kararı şu taleple sonlandırmıştır: ("Bu kooperatif şirketin detaylı maddelerinin devlet tarafından seçilecek uzman bir grup tarafından hazırlanmasını ve hazırlanan metnin şer’i kurallara uygunluğunun incelenmesi için tekrar Kıdemli Alimler Heyeti’ne sunulmasını bekliyoruz. Başarı Allah’tandır.")

Heyet'in bu kararından, kendisine sunulan bilgilere dayanarak, bu işi iki taraf arasındaki bir bedel değişimi (muavaza) değil, kâr amacı gütmeyen bir "bağış sözleşmesi" olarak tanımladığı açıkça görülmektedir.

Ancak söz konusu sigorta bir bağış değildi ve şirketler bunun farkındaydı. Heyet'in bu kararını kullanarak işlerini pazarlamaya çalıştılar. Bunun üzerine Heyet'e bağlı İlmi Araştırmalar ve Fetva Daimi Komitesi şu açıklamayı yayınladı: ("...Kıdemli Alimler Heyeti tarafından daha önce her türlü ticari sigortanın, barındırdığı büyük riskler, zararlar ve insanların mallarını haksız yere yemek (batıl) sebebiyle haram olduğuna dair karar çıkmıştır... Aynı şekilde kooperatif sigortanın, muhsinlerin bağışlarından oluşan, muhtaç ve afetzedelere yardım etmeyi amaçlayan, katılımcılara ne anapara, ne kâr ne de herhangi bir yatırım geliri sağlamayan türüne cevaz verilmiştir. Çünkü katılımcının amacı muhtaca yardım ederek Allah’ın rızasını kazanmaktır, dünyevi bir getiri değildir. Bu durum şu ayetin kapsamına girer:

وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوى وَلا تَعاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوانِ

'İyilik ve takva üzere yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.' (Maide [5]: 2)

Ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisi kapsamındadır: 'Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da o kulun yardımındadır.' Bu mesele açıktır ve onda bir sorun yoktur. Ancak son zamanlarda bazı kurum ve şirketler gerçekleri çarpıtarak insanları aldatmaya başlamışlardır. Haram olan ticari sigortayı 'kooperatif sigorta' olarak adlandırmışlar ve insanları kandırıp şirketlerinin reklamını yapmak için buna Kıdemli Alimler Heyeti’nin izin verdiğini iddia etmişlerdir. Kıdemli Alimler Heyeti bu yapılanlardan tamamen uzaktır. Zira Heyet'in kararı ticari sigorta ile kooperatif sigorta arasındaki farkı açıkça ortaya koymuştur; ismin değişmesi gerçeği değiştirmez. İnsanlara beyan etmek, karışıklığı gidermek ve bu yalan ve iftirayı çürütmek için bu bildiri yayınlanmıştır.") bitti. (Kaynak: Önemli Bildiri ve Fetvalar, İlmi Araştırmalar ve Fetva Daimi Komitesi, Daru İbnil Cevzi, Dammam, Suudi Arabistan, 1421 h. / 1999 m.)

İkincisi: Bu Sigortanın Kelime Oyunları Dışında Ticari Sigortadan Farkı Yoktur:

1- Bu, iyilik ve takva için yapılan bir yardımlaşma değil; ödenen paraların yatırıma dönüştürülmesi ve katılımcılara kâr dağıtılmasıdır. Ancak ticari sigorta şirketlerinin veya bankaların yaptığı gibi buna kâr veya faiz demezler, "fazlalık/artık" (fâiz) derler! 2- Bu bir bağış değildir; aksine ticari sigortada olduğu gibi hisselere dayalı bir katılımdır. Bunun kanıtı şudur: Eğer katılımcıya "fazlalık" adı altında kâr verilmezse, katılımcı şikayet eder ve dava açar. Eğer bağış olsaydı böyle bir hakkı olmazdı. Ayrıca bağış, tek taraflı bir tasarruftur; pazarlık konusu olan sözleşmelere ve şartlara ihtiyaç duymaz... Çünkü bağışçının rolü bağış yapmakla biter. 3- Bu, bağışların bir kutuda yatırımsız bekletilmesi değil, katılımcıların paralarının işletilmesidir. Yani ticari sigorta fonlarının işletilmesi gibidir... 4- "Reasürans" yapıldığını, yani paraların ticari sigortada olduğu gibi daha güçlü yatırım kapasitesine sahip büyük şirketlere verildiğini söylemektedirler... 5- İşleri, katılımcıların payları (hisseleri) oranında onları temsil eden bir yönetim tarafından yürütülür. Payı daha çok olan, ticari sigortada olduğu gibi yönetim kurulunda hakim olur. 6- Ticari sigortada olduğu gibi burada da garar (belirsizlik) vardır; katılımcı kazanın ne zaman olacağını bilemez... 7- Bu sigortanın programları ticari sigortanınkilerle aynıdır: Yangın sigortası, trafik sigortası, kara-hava-deniz yük sigortası, tekne sigortası, petrol ve gaz sigortası vb. Tek fark, ticari sigortanın doğrudan "sigorta" demesi, tekafül sigortasının ise programına: "Yangından korunma tekafül programı", "Trafik kazaları tekafül programı", "Yük taşımacılığı tekafül programı" yazmasıdır.

Üçüncüsü: Kooperatif veya Tekafül Sigortasının Şer’i Bir Delili (Eş’arîler Hadisi) Olduğu İddiası Geçersizdir:

Eş’arîler hadisini bu konuya delil getirmek yanlıştır. Çünkü Eş’arîler hadisinde yardımlaşma olay gerçekleştikten sonra yapılır. Kıtlık, açlık veya bir afet anında, bu felaketle yüzleşmek için her biri elinden geleni ortaya koyarak yardımlaşırlar; olay meydana gelmeden önce düzenli ödemelerle katılım sağlamazlar.

Hadis metni açıktır: "Eş'arîler savaşta azıkları tükendiğinde (ermelû) veya Medine'de ailelerinin yiyeceği azaldığında, yanlarında ne varsa bir örtüde toplarlar, sonra onu bir kap içinde aralarında eşit olarak paylaşırlardı." Yani azıkları tükendiği zaman toplarlar ve paylaşırlardı...

Dördüncüsü: Bu Sigortanın Şer’i Hükmü Haramdır, Çünkü:

1- Bu bir bağış değildir, dolayısıyla bu temel üzerine bina edilemez. 2- Bu, katılımcıların primlerinden oluşan sigorta şirketinin, başına kaza gelen katılımcıya karşı verdiği bir teminattır (dhaman). Bu nedenle İslam'daki teminat şartlarının buna uygulanması gerekir: a- Zimmette sabitlenmiş bir hak olmalıdır. Yani önce kaza gerçekleşmeli, sonra şirket kazaya uğrayan kişinin sorumluluğunu üstlenip (tazminatını ödeyip) ona kefil olmalıdır. b- Bedel karşılığı yapılan bir sözleşme (muavaza) olmamalıdır. Yani teminat veren kişi, ister kâr, ister fazlalık, ister katılım payı densin, hiçbir karşılık almamalıdır. c- Sigorta şirketinin sözleşmesi şer’i bir şirket sözleşmesi olmalıdır. İslam'daki şirket şartlarını (mal ve beden ortaklığı) taşımalıdır; sadece bir sermaye şirketi olmamalıdır. Bahsi geçen sigorta bir sermaye şirketidir; herkes sadece para koymaktadır. Şirketi yöneten yönetim kurulu da onların bedenlerini değil, paralarını temsil etmektedir. Hiçbiri bedenini ortaya koyarak ortak olmamıştır. Dolayısıyla bu şirket, vakıası itibarıyla bir "anonim şirket" yani sermaye şirketidir. d- Paranın işletilmesi, ismi ne olursa olsun (yatırım veya reasürans), gayri meşru yollarla ve gayri meşru şirketler aracılığıyla olmamalıdır.

Bunun delilleri; sermaye şirketlerinin geçersizliği ve teminat (dhaman) hükümleriyle ilgilidir ve bunların tamamı İktisat Nizamı kitabında detaylandırılmıştır.

Özetle: Kooperatif, tekafül veya İslami sigorta, İslam'daki teminat şartlarını da şirket şartlarını da karşılamamaktadır. Dolayısıyla şer'an caiz değildir.

İkinci Soru:

Tefekkür (Düşünme) kitabında şöyle bir ifade yer almaktadır: "Buradan hareketle, bir fikri metni (nassı fikrî) anlamak için önceki bilgilere ek olarak üç şart koşulur: Birincisi, önceki bilgilerin anlaşılmak istenen fikir düzeyinde olması; ikincisi, o fikrin vakıasının diğerlerinden ayırt edilecek şekilde tam olarak algılanması (idrak); üçüncüsü ise, bu vakıanın gerçeğini yansıtacak şekilde zihinde doğru bir şekilde canlandırılmasıdır (tasavvur)." Vakıayı tasavvur etmek ile vakıayı idrak etmek arasındaki fark nedir? Mümkünse örneklerle açıklar mısınız?

Cevap:

Vakıayı idrak etmek, bir şeyin mahiyetini analiz etmektir. Örneğin "kişisel özgürlük" vakıasını idrak etmek; bu metni analiz edip, bir kimsenin kimse tarafından engellenmeden istediğini yapması, istediğini giymesi, istediğiyle istediği şekilde ilişki kurması vb. olduğunu anlamaktır.

Vakıayı tasavvur etmek ise, o vakıayı uygulanmış halde zihinde canlandırmak ve ondan doğacak sonuçları görmektir. Kişisel özgürlüğün uygulanma halinin sonucunu anlarsınız; ahlaki çöküntüyü, büyük fesatları ve kişisel arzuların dizginlenemez hale gelişini görürsünüz... Yani onu uygulanmış gibi, gözünüzle görüyormuşçasına tasavvur edersiniz.

Başka bir örnek: Laiklik. Laikliğin vakıasını idrak etmek; onu incelemek ve dinin hayattan ayrılması, dinin sadece camide kalması, insanlar arası ilişkilerin dinin müdahalesi olmadan beşeri kanunlarla yönetilmesi anlamına geldiğini bilmektir.

Bu vakıayı tasavvur etmek ise, onu uygulanmış halde canlandırmaktır. Laikliğe inanan bir Müslümanın nasıl bir kişilik bölünmesi yaşayacağını görürsünüz. O kişi "Namazı kılın" ayetini okur, onu uygular ve namaz kılar; ama "Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet" ayetini okur ama onu uygulamaz, beşeri kanunlara başvurur. Oysa her iki ayette de emreden Allah’tır. Böylece İslam ile hükmetmeyip beşeri kanunları alan Müslümanların neden kalkınamadıklarını, neden gerçek güç unsurlarına sahip olamadıklarını görürsünüz; çünkü inanmadıkları şeyi uygulamaktadırlar. Müslüman oldukları halde İslam dışı hükümlere başvurmaktadırlar!

Özetle: Vakıayı idrak etmek; onun mahiyetini, bileşenlerini, metinlerini ve içeriğini bilmek demektir. Vakıayı tasavvur etmek ise; onun gerçek hayattaki uygulama halini, ondan doğacak sonuçları ve yansımalarını zihinde canlandırmaktır.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın