Birincisi: Dün yayınlanan Pakistan seçimlerinin ön sonuçlarına göre, 272 sandalyeli Ulusal Meclis'te Benazir Butto'nun liderliğindeki Halk Partisi 73, Navaz Şerif'in liderliğindeki Müslüman Birliği (Nawaz kanadı) 63 ve Müşerref'i destekleyen Müslüman Birliği (Kaid-i Azam kanadı) ise sadece 29 sandalye kazandı... Bu tablo kesin sonuçlara yakın bir tablodur. Bu durum Müşerref'e olan desteğin ne kadar gerilediğini göstermeye yeterlidir. Peki, bu durum Amerika'nın Pakistan'daki nüfuzunun, Butto'nun partisi aracılığıyla İngiliz nüfuzunun geri dönmesi karşısında tamamen gerilediği anlamına mı geliyor?
Bu soruyu cevaplamak için şu hususları belirtmek gerekir:
1- Müşerref'in, kendini Amerika'nın kucağına attığı, Afganistan savaşında ona destek verdiği ve Pakistan topraklarını Afganistan'a yönelik saldırılar için bir üs haline getirdiği günden beri Müslümanlar nezdindeki popülaritesini kaybettiği açıktı. Ardından kabile bölgelerinde ve Afganistan sınırında gerçekleştirdiği katliamlar, sonrasında ise Kızıl Mescid katliamı ve bunu takip eden Swat ve diğer bölgelerdeki kanlı olaylar bu durumu pekiştirdi.
2- Bu nedenle Amerika, Müşerref'i seküler hareketlerle desteklemesi gerektiğini gördü. İngiltere ile bir anlaşma yaptı; dolayısıyla Müşerref ile uzun yıllar İngiltere'de "sürgünde" kalan ve bu süreçte İngiltere ile birlikte hareket eden, dolayısıyla partisindeki İngiliz etkisinin güçlendiği Benazir Butto arasında bir pazarlık yapıldı. Anlaşma, Butto hakkındaki yolsuzluk suçlamalarının düşürülmesini, Pakistan'a "temiz" bir şekilde dönmesini, partisinin önceki parlamenter seçim heyeti uyarınca (mevcut genel seçimlerden önce) Müşerref'in cumhurbaşkanı seçilmesine yardım etmesini ve ardından Butto'nun başbakan olmasını öngörüyordu. Yani bir iktidar paylaşımı: Müşerref Cumhurbaşkanı, Butto ise hükümet başkanı olacaktı. Amerika, çıkarlarını güvence altına almak ve Müşerref'in iktidarda kalmasını sağlamak için buna mecbur kaldı. Pakistan'daki Müslüman halkın Müşerref karşıtı kampanyası nedeniyle nüfuzunun tamamını veya çoğunu kaybetmekten korktuğu için İngiltere'ye, yani Butto'ya bir miktar taviz vermeyi kabul etti.
İşler anlaşmaya göre yürüdü; Butto geri döndü, Halk Partisi parlamentoda Müşerref'in seçilmesine karşı durmaktan vazgeçti ve Müşerref cumhurbaşkanı seçildi. Butto, iyi hesaplanmış kampanyalarla Pakistan'ı dolaşmaya başladı.
3- Ancak Butto, halkın Müşerref'e olan nefretinin boyutunu fark etti. İngiliz tarzıyla bu noktayı istismar etti, dalgayı lehine çevirdi ve kampanyalarını sadece anlaşma sınırlarında değil, Müşerref'i devirmek üzerine yoğunlaştırdı. Bunda o kadar başarılı oldu ki Amerika'yı ve dolayısıyla Müşerref'i endişelendirdi. Sonra Butto suikasta uğradı... Buna rağmen partinin popülaritesi azalmadı, aksine arttı. Parti, sadece kendi taraftarlarını değil, Halk Partisi'ne duyulan sevgiden değil Müşerref'e duyulan nefretten dolayı tüm muhalifleri kendine çekmeye başladı.
4- Bu durum Amerika için bir alarm ziliydi. Butto'nun partisinin seçimleri sadece çoğunlukla değil, üçte iki çoğunlukla kazanmasından endişe etti. Bu ihtimal, Müşerref'in ve dolayısıyla Amerikan nüfuzunun sökülüp atılmasını, İngiliz nüfuzunun geri dönmesini mümkün ve kolay kılacaktı. İşte o zaman Navaz Şerif'in Pakistan'a dönmesine, partisinin seçimlere katılmasına ve Müşerref'e muhalif görünerek muhalif oyların bir kısmını almasına, böylece tüm muhalif oyların Butto'nun partisine gitmemesine izin vermeye karar verdi.
5- Navaz Şerif eski Amerikan ajanlarından biridir. Geçtiğimiz yüzyılın sonunda (1999), başbakanken Pakistan ordusunun Kargil Tepeleri'ni işgal eden Keşmirli mücahitlere yardım etmesini engelleyemediği için Amerika ona kızmıştı. Bu olay, Hindistan'da iktidarda olan ve Amerika yanlısı Vajpayee liderliğindeki Janata Partisi'ne ağır bir darbe indirmişti.
Amerika, İngiliz yanlısı Kongre Partisi'nin Hindistan'ı yıllarca yönetmesinin ardından Vajpayee'nin sadakatini kazanmak için büyük çaba sarf etmişti. Vajpayee iktidara geldiğinde Amerika, Hindistan'da nüfuzunu kurmak (veya en azından İngiltere'ye ortak olmak) umuduyla onu askeri, ekonomik ve güvenlik açısından destekliyordu.
Keşmirli mücahitlerin Pakistan ordusunun yardımıyla Kargil Tepeleri'ni işgal etmesi, Vajpayee hükümeti için büyük bir darbe oldu. Bu yüzden Amerika Navaz Şerif'e öfkelendi, ardından Müşerref darbesi gerçekleşti ve Pakistan ordusu ile Keşmirli mücahitler Kargil Tepeleri'nden çekildi.
Navaz Şerif, yaklaşık sekiz yıl Pakistan'dan "sürgün" edildi. Butto'nun partisinin popülaritesi artana, anlaşma şartlarını ihlal edene ve tek başına hükümet kurup oyunun kurallarını değiştirebileceği üçte iki çoğunluğu elde etme ihtimali doğana kadar Amerika onun dönmesine razı olmadı.
O zaman Navaz Şerif'ten "razı oldular" ve Butto ile uyumlu açıklamalar yaparak Müşerref'e muhalif görünmesini sağlayacak şekilde onu Pakistan'a geri getirdiler. Hatta kendi adaylığı üzerindeki engeli kaldırmayarak ama partisinin adaylığını destekleyerek onu Butto'dan daha muhalif gösterdiler!
6- Seçimler bu atmosferde yapıldı; Butto'nun partisi ve Navaz'ın partisi Müşerref'e yönelik muhalif oyları paylaştı. İlk sonuçlar, Butto'nun partisinin ne üçte iki çoğunluğu ne de tek başına iktidar olacak çoğunluğu elde edemediğini, aksine bir koalisyon hükümetine mecbur kaldığını gösterdi!
7- Yukarıdakilerden Amerika'nın elinin hâlâ daha güçlü olduğu anlaşılmaktadır:
a) Müşerref Cumhurbaşkanıdır ve anayasada yaptığı değişikliklerle başbakanın yetkileri aleyhine cumhurbaşkanına bazı fiili yetkiler vermiştir.
b) Navaz Şerif'in partisi (Butto'nun partisine yakın) etkili sayıda sandalyeye sahiptir ve etkisi dışlanamaz. Butto'nun partisi ister Navaz ile ister Müşerref yanlısı kanatla, hatta bağımsızlar ve diğer azınlıklarla bir koalisyon hükümeti kursun; her durumda kendini etkin Amerikan güçleri tarafından kuşatılmış bulacaktır.
c) Ayrıca Butto'nun partisi, sabit ve belirli ilkeleri olan bir "parti kitlesi" (tektel) değil, bir "parti topluluğudur". Bu nedenle sadakatini değiştirmesi kolaydır. Örneğin parti geçmişte sadakat değişimleri yaşamıştır; Butto İngiltere'ye sürgün edilmeden önce Amerika'ya yakındı, orada kaldığı yıllarda ise İngiltere onun sadakatini kazandı... Bu yüzden bu parti değişime açıktır.
8- Yukarıdakilerden Amerika'nın Pakistan'daki nüfuzunun hâlâ yerinde olduğu anlaşılmaktadır. En fazla söylenebilecek olan, İngiltere'nin Pakistan'da burnunu sokabileceği hatırı sayılır bir yer bulduğudur. Bu durum Amerika ve İngiltere arasında gizli bir siyasi çatışmanın yürümesine neden olmaktadır: Amerika'nın Butto'nun partisi üzerindeki etkisi veya İngiltere'nin Pakistan'daki alanını genişletme çabası...
9- Özetle, her ne kadar bu nüfuzun harareti biraz azalmış olsa da, seçim sonuçları nedeniyle Amerika'nın Pakistan'daki nüfuzunun çekilme derecesinde gerilediği söylenemez.
İkincisi: Dün Kosova bağımsızlığını ilan etti ve Amerika Birleşik Devletleri onu tanımak için acele etti. Bu bağımsızlığın arkasında Amerika'nın olduğu bilinmektedir. Peki bu, Bush yönetiminin Irak ve Afganistan'daki saldırganlığı sonucu işlediği suçlardan sonra Kosovalı Müslümanlara yardım ederek Müslümanlar nezdindeki imajını düzeltmek istediği anlamına mı geliyor?
Cevap:
1- Amerika Birleşik Devletleri, Kosova'nın bağımsızlığını İslam ve Müslümanlar için desteklemedi; bu onun gündeminde bile yoktur.
Mesele Sırbistan ile ilgilidir. Sırbistan, Balkanlar'da nüfuzunu yaymak isteyen Amerika'nın boğazında bir kılçık teşkil ediyordu. Balkanlar'da varlık göstermek, Amerika'nın bölgeyi etkin bir şekilde kontrol etmesini ve etkilemesini sağlar. Balkanlar; Rusya ve Orta Asya'ya, aynı zamanda Amerika'nın Balkanlar ve Doğu Avrupa'da "Yeni Avrupa" dediği yere açılan kapıdır. Bu kontrol Amerika'nın siyasi, ekonomik, güvenlik ve hatta askeri çıkarlarına hizmet etmektedir.
Sırbistan bu duruma karşı sert bir engel (veya en azından bir rahatsızlık kaynağı) teşkil ediyordu. Bu nedenle Amerika Sırbistan'ı zayıflatmaya önem verdi. Karadağ'ın Sırbistan ile olan birliğinden ayrılmasının arkasında Amerika vardı; Kosova'da ve Sırbistan'ın kendisinde Sırp ordusuna yönelik NATO harekatının arkasında Amerika vardı; Kosova'yı ayırma projelerinin arkasında yine Amerika vardı.
2- Kosova'nın bağımsızlığı, fiilen bilinen devlet bağımsızlığı türünden değildir. Uluslararası bir karar uyarınca Kosova, Birleşmiş Milletler adına uluslararası vesayet altında kalacaktır. Ancak fiiliyatta bu, Kosova cumhurbaşkanını, başbakanını ve tüm hükümetini kontrol eden bir Amerikan vesayetidir...
3- Olayın Müslümanlara yardım ve onları kurtarmak gibi görünmesine gelince; bu, Sırp hükümetinin Kosovalı Müslümanlara karşı işlediği vahşi suçların dehşetinden kaynaklanmaktadır. Sırplar orada öyle katliamlar yaptılar ki, Kosovalı Müslümanlar NATO'yu ve özellikle de Amerika'yı kendileri için bir kurtarıcı olarak gördüler. Bu durum kutlamalara da yansıdı; kutlamalarda Amerikan bayrakları, "bağımsız" Kosova bayraklarına neredeyse eşit, hatta belki daha fazlaydı.
Özetle Amerika, Rusya'nın müttefiki olarak görülen Sırbistan'ı zayıflatmak için Kosova meselesinde elinden geleni yaptı; böylece tüm Balkanlar hiçbir engel olmaksızın Amerika'nın kalelerinden biri haline gelecekti. Bu ne Müslümanlara yardım etmek ne de Amerika'nın Ortadoğu'daki Müslümanlar nezdindeki konumunu düzeltmek içindir; zira Amerika'nın Müslüman ülkelerdeki suçları sürekli artmaktadır.
İster Amerikalı, ister İngiliz, ister Yahudi, ister Rus, ister Sırp, ister Hindu olsun; kâfirlerin Afganistan, Irak, Filistin, Çeçenistan, Kosova, Bosna-Hersek ve Keşmir'deki suçlarından Müslümanları kurtarmak kâfirlerin işi değildir. Kâfirlik tek bir millettir. Yardım ve kurtuluş ancak Râşidî Hilafet Devleti'nde halifelerinin önderliğindeki samimi Müslüman mücahitler eliyle olur.
Müslümanların topraklarında vahşi suçlar işlenirken onları koruyacak samimi bir Müslüman yönetici bulamamaları, hatta kâfirlerden kurtuluş bekleyecek kadar zillete düşmeleri içler acısıdır!
Üçüncüsü: Bush Afrika'da beş ülkeyi (Benin, Ruanda, Tanzanya, Gana) ziyaret ediyor. Bu, Amerika'nın bu ziyaretler aracılığıyla Afrika'da Avrupa'ya karşı "sıcak" bir siyasi kampanya yürüttüğü anlamına mı geliyor?
Cevap: Durum böyle değildir. Bush'un ziyaret ettiği beş ülke, herhangi bir Avrupa rekabeti olmaksızın Amerika Birleşik Devletleri'nin takipçileridir. Ziyaret programına Fransa veya İngiltere yanlısı ülkeleri dahil etmediği gibi, Çad veya Kenya gibi Amerika ile Avrupa arasında çekişme konusu olan ülkeleri de dahil etmedi. Ziyaretlerini sadece Amerika'ya sadakati yerleşmiş ülkelerle sınırladığına göre, bu ziyaret Avrupa'ya karşı ne sıcak ne de soğuk bir siyasi kampanya değildir.
Diğer yandan, bir ABD Başkanı seçim yılında dış politika etkinliği açısından "kanatları kırılmış" durumdadır; ona "topal ördek" derler. Bu, başarılı bir başkan için geçerliyken, Bush gibi bir başkan için durum nedir? O, "yürüyemeyen" bir ördektir!
Bush'un bu ziyaretlerinin muhtemelen Cumhuriyetçi Parti'yi seçimlerde desteklemek amacıyla yapıldığı söylenebilir. Demokrat Parti'nin kampanyası Cumhuriyetçi Parti'nin dış politikadaki başarısızlığına odaklandığından, Bush dış politikanın "çirkin olmayan" yüzünü sergilemek için "saygı" gördüğü ülkeleri ziyaret etmeyi hedeflemektedir. Amerika'nın "desteklendiği" beş Afrika ülkesini ziyaret etmesi, tıpkı işgal altındaki Filistin'i, Abbas otoritesini ve Körfez ülkelerini seçim amaçlı ziyaret etmesi gibidir.
Bu tür ziyaretler genellikle projeleri veya çözümleri onaylamaktan ziyade, karşılamanın sıcaklığını ve kendisine serilen kırmızı halıları sergilemek içindir.
14 Safer 1429 H. 20/02/2008 M.