Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Rusya ve Amerika’nın Suriye’deki Hareketleri, Hariri’nin Suudi Arabistan Yönetimine Bağımlılığı

December 12, 2017
4274

Birinci Soru:

Rusya'nın Suriye'ye; nizamı korumak ve muhalefetle siyasi çözüme zemin hazırlamak için Amerika ile anlaşarak veya onun talimatıyla girdiğini biliyoruz... Ancak Amerika'nın, Rusya'nın nizam ile muhalefeti Astana, Soçi ve diğer yerlerde bir araya getirme çabalarını neredeyse boykot ettiği görülüyor. Eğer katılırsa da Ürdün gibi sadece "gözlemci" sıfatıyla katılıyor! Bunun açıklaması nedir, teşekkürler?

Cevap:

Bunun açıklaması neredeyse iki kelimeyle özetlenebilir: Amerika'nın küstahlığı ve Rusya'nın aptallığı... Bunun beyanı şöyledir:

1- Rusya'nın müdahalesinin Amerika'nın onayıyla veya talimatıyla ve Amerika'nın çıkarına olduğu doğrudur... Bu konuyu 11/10/2015 tarihinde yayınladığımız bir bültende açıklamıştık: (... Felaket de buradaydı; Amerika kendisini devrimcilerin yanındaymış gibi gösteriyordu ve onlarla açıkça savaşması zordu. Devrimciler ise nizama zarar vermişlerdi ve Amerikan alternatifi henüz olgunlaşmamıştı. İşte bu kirli ateş oyunu, Rusya'nın bu görevi üstlenmesiyle başladı. Rusya'nın rolü, nizama açıkça destek vermek ve devrimcilere karşı açıkça durmaktı; onlara karşı savaşmak onun için meşruydu. Nizam da Amerika'nın emriyle Rusya'yı çağırmaya hazırdı ve öyle de oldu... Rusya, Amerika'ya hizmet etmek için Suriye'de bu şerli ve kirli rolü oynamayı kabul etti!...) Bu konuyu 18/11/2015 tarihinde "Suriye Sahasındaki Son Gelişmeler" başlıklı soru-cevapta daha da netleştirdik: (... a- Rusya'nın 30/09/2015'te Suriye'ye yönelik saldırısından hemen önce, 29/09/2015'te Obama ve Putin arasında 90 dakika süren bir görüşme gerçekleşti... Ukrayna krizi görüşmenin ilk bölümünü oluştururken, iki başkan kalan bölümde Suriye'deki duruma odaklandılar. Bu görüşmenin sonuçları hemen ortaya çıktı "30/09/2015'te Rusya Federasyon Konseyi, Putin'in Suriye'de Rus hava kuvvetlerini kullanma talebini oybirliğiyle onayladı... Russia Today 30/09/2015"...

b- Rusya'nın Suriye'de vurduğu noktaların çoğu bile Amerika ile anlaşmalıydı; CNN 04/10/2015'te şunu aktardı: "Rusya Genelkurmay Başkanlığı'ndan askeri yetkili General Andrey Kartapolov Cumartesi akşamı (03/10/2015) yaptığı açıklamada, Rus hava kuvvetleri tarafından Suriye'de hedef alınan bölgelerin daha önce Amerikan askeri komutanlığı tarafından Moskova'ya sadece teröristleri barındıran bölgeler olarak tanımlandığını söyledi...")

Böylece Amerika, Rusya'yı Suriye'ye nizamı desteklemesi ve Amerikan çözümü için zemin hazırlaması için soktu; yoksa Suriye'deki işleri kendisi kontrol ediyormuş gibi bir çözüm üretmesi için değil... Ancak Rusya'nın aptallığı, vahşi eylemler gerçekleştirdikten ve nizamın düşmesini engellemeyi başardıktan sonra, siyasi çözümü kendisinin yönetebileceğini ve Amerika'nın buna karşı çıkmayacağını sanmasına neden oldu. Rusya, Amerika'nın istediği gibi Suriye'de vahşi rolü oynayıp nizamı düşmekten koruduğu sürece Amerika'nın buna razı geleceğini düşündü...

2- Bu asılsız zanna dayanarak Rusya; Astana ve Soçi toplantıları çağrısı yaptı, grupları davet etti ve projeler sundu... Amerika'yı da katılmaya ve kendisiyle aktif bir rol oynamaya çağırdı: (Peskov bugün Cumartesi günü yaptığı açıklamada, son dönemde Suriye çözümüne ilişkin olumlu gelişmeler olduğunu belirterek, "Ancak bu, durumu niteliksel olarak yeni bir seviyeye taşımak için ortak çaba gerektiriyor. Bütün bunlar şu veya bu şekilde Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri arasında bir etkileşim gerektiriyor" dedi... Orient News 04/11/2017). Rusya, başkanı Putin ile ABD Başkanı Trump arasında 10/11/2017 tarihindeki "APEC" zirvesi sırasında Vietnam'da bir zirve toplantısı yapılmasını umuyordu. İki başkan arasında bir görüşme yapılması için defalarca ve açıkça talepte bulundu. Zirve sırasında bile bu talebini sürdürmesi, Rusya'nın hem ikili ilişkiler hem de Suriye konusunda Amerika ile koordinasyona ne kadar muhtaç olduğunu gösteriyordu. Ancak Amerika buna yanıt vermedi ve sadece iki başkanın sanki görüşme gerçekleşmiş gibi ortak bir bildiri yayınlamasını kabul etti; oysa bu bir görüşme seviyesine bile çıkmamış, sadece her iki taraftan uzmanlarca hazırlanan bir bildiri ve iki başkanın el sıkışmasından ibaret kalmıştı. Bu, Rusya'nın Amerika'ya yönelik adeta yalvarma derecesine varan çağrılarının bir örneğidir.

3- Rusya aynı zamanda Amerika olmadan bunu başaramayacağının farkındadır, bu yüzden yanıt alma umuduyla peş peşe çağrılar göndermektedir. Putin ile Trump arasında bir görüşme yapılması talebinde yukarıda belirttiğimiz gibi bir tür zillet/eziklik hali görülmektedir.

Rusya Suriye'de çözüm için acele ettiğinden, başkanı Putin suçlu Beşar'ı 20/11/2017'de Soçi'de bir toplantıya çağırdı. Ardından 21/11/2017'de Trump'ı arayarak Beşar ile yapılan görüşmeler hakkında bilgi verdi: (Rusya Başkanı Vladimir Putin, bugün Salı günü Amerikalı mevkidaşı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde Suriye'deki krizin tartışılmasına ve Beşar Esad ile yaptığı görüşmenin sonuçlarına odaklandı. Russia Today 21/11/2017).

Böylece Rusya, Suriye krizinin çözümünü güçlü bir şekilde hızlandırmak istiyor ve her zamanki gibi Amerika'nın yanında Suriye krizini çözen büyük bir güç olduğu vehmine kapılıyor. Bu yüzden bugün siyasi çözüme sarılmaya can atıyor, çünkü bu onun için en ideal çıkışı temsil ediyor. Siyasi çözüm, özellikle askeri katılımından kaynaklanan ekonomik kanamasını durduracaktır... Tüm bunlar için Suriye'de çözümü kendisi yönetiyormuş izlenimi veren toplantılar düzenleme girişiminde bulundu; Beşar'ı yanına çağırdı, sonra Erdoğan ve Ruhani'yi çağırdı, ardından krizden bir çıkış yolu bulmak için "Suriye halkının tüm kesimlerinin" temsilcileri dediği kişileri çağırmayı planladı. Çözümün hızla olgunlaşması için Amerika'nın kendisine ortak olması için yalvarıyor. Zira kuvvetlerinin bir kısmını çekeceğini duyurdu (Rusya Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov Perşembe günü yaptığı açıklamada, Suriye'deki Rus askeri gücünün hacminin muhtemelen "önemli ölçüde" azaltılacağını ve bunun yıl sonundan önce başlayabileceğini söyledi... Euro News 23/11/2017). Buna rağmen Amerika, Rusya'nın taleplerine yanıt vermekte yavaş davranıyor...

4- Suriye konusunda Amerika'nın Rusya ile oynadığı oyun budur; yani onu bataklıkta tek başına bırakmak, taleplerini görmezden gelmek ve onunla çok az koordinasyon kurup bunu da genellikle uyduları aracılığıyla yapmak. Buradan anlaşılmaktadır ki, Rusya'nın Suriye'de siyasi çözüme liderlik etme yönündeki tüm çabaları, Rusya'nın Suriye'de büyük bir Amerikan bataklığına düşmesi nedeniyle başarısızlığa mahkumdur. Amerika'nın sessiz kaldığı ve teşvik ettiği şey, Rusya'nın Suriye'de devrime ve orodaki İslami duruma karşı kullandığı Amerikan hegemonya araçlarından biri olarak devam etmesidir. Moskova ve Soçi'deki görüşme, konferans ve karşılama sahnelerine rağmen Rusya'nın Suriye krizinin çözümünde herhangi bir liderlik rolü yoktur...

Rusya'nın Amerika ile olan yolu netleşmeden önce, Rusya'nın Suriye'deki çözüm girişimleri Amerika'nın katılımını bekleyerek aciz kalacaktır. Suriye'deki çözüm unsurları olgunlaştığında ise Amerika'nın bizzat Birleşmiş Milletler üzerinden veya bölgedeki uyduları üzerinden çözümü dayatmak için öne çıkması beklenmektedir.

5- Rusya ve Amerika'nın Suriye'deki hareketlerinden görünen budur. Bu hareketler; silahlı gruplar istikametini düzeltir, Amerika'nın bölgesel ajanlarıyla (özellikle Türkiye ve Suudi Arabistan) bağlarını koparır, ardından ümmetin ihlaslı evlatlarıyla bütünleşerek ve Allah'ın ipine sarılarak nizamın karşısında dürüstlük ve ihlasla durursa, Allah'ın izniyle boşa çıkarılabilir... O zaman Suriye Allah'ın izniyle Amerika ve Rusya için bir hayal kırıklığı, her ikisi için de bir bel kırıcı olacak ve hiçbir şeye dönüp bakmadan yenilgi kuyruklarını sürüyerek çıkıp gideceklerdir... Bu ise Allah'a hiç de güç değildir.

==============

İkinci Soru:

Hariri istifasından döndü ve 05/12/2017'de bakanlar kurulu onun başkanlığında toplandı. Sonrasında bakanlığın "tarafsızlık politikası" (nâi bi al-nafs) konusunda anlaştığını açıkladı... Hariri'nin davranışları takip edildiğinde bir istikrarsızlık ve çelişki görülüyor: Lübnan'daki yıllar süren başkanlık boşluğundan sonra Hariri, 20/10/2016'da Aoun'a gitti ve onunla cumhurbaşkanlığı ve hükümet konusunda anlaştı; oysa Aoun ve Hizbullah'ın tek bir blok olduğunu ve partinin (Hizbullah) asıl aktör olduğunu biliyordu... 04/11/2017'de Hariri, Suudi Arabistan'dayken istifasını açıkladı ve öfkesini Hizbullah'a kustu... Şimdi ise istifasından döndü ve içinde Hizbullah'ın bulunduğu hükümete devam ediyor! Bu istikrarsızlık ve çelişkinin açıklaması nedir? Ayrıca İran'ın ve partisinin nüfuzunu azaltma yönünde bir eğilim var mı? Yahudi varlığının mevcut durumdan yararlanarak Lübnan'a veya Hizbullah'a saldırması bekleniyor mu? Allah hayrınızı versin.

Cevap:

Cevabın netleşmesi için Hariri ailesi ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkinin gerçeğini belirtmek gerekir: Hariri, Suudi Arabistan'a tabidir. Eğer Suudi hükümdarı İngiliz yanlısı ise bu Hariri'nin davranışlarına ve Lübnan siyasetine yansır; Amerikan yanlısı ise yine aynı şekilde yansır... Bu ışıkta soruyu şu şekilde cevaplayabiliriz:

1- Lübnan'ın eski Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman'ın görev süresi Mayıs 2014'te sona ermişti ve o dönemde Suudi Arabistan'daki hükümdar Kral Abdullah bin Abdulaziz idi. Abdullah İngiliz yanlısı olduğu için... Ve Hizbullah'ın Aoun'un başkan olması konusundaki ısrarı nedeniyle -ki Hizbullah ve Aoun'un Amerikan yanlısı İran tarafından desteklendiği biliniyordu- Kral Abdullah, Aoun'un Lübnan cumhurbaşkanı olmasını onaylamadı. Dolayısıyla Saad Hariri'ye, Aoun'un cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkmasını emretti. Zira Saad Hariri siyasetinde Suudi Arabistan'ın, yani Abdullah'ın siyasetine tabidir. Bu nedenle Lübnan Cumhurbaşkanlığı makamı, Mişel Süleyman'ın görev süresinin dolduğu Mayıs 2014'ten, 31/10/2016'da Lübnan parlamentosunun toplanıp Aoun'u cumhurbaşkanı seçtiği güne kadar yaklaşık iki buçuk yıl boş kaldı...

2- Buna yardımcı olan şey, Suudi Arabistan'daki yönetim değişikliğidir. Kral Abdullah 23/01/2015'te öldü ve yerine Amerikan yanlısı olduğu bilinen kardeşi Salman geçti... Bu kral, yönetimini düzenleyene kadar Kral Abdullah'ın oğullarından ve eski destekçilerinden İngiliz yanlısı olanların kanatlarını kırmaya başladı... İşler rayına oturduktan sonra ve Amerika, Lübnan'daki durumun Aoun'un cumhurbaşkanı seçilmesiyle kendi tarzında istikrara kavuşmasını istediği için Salman'dan Hariri'ye muhalefet etmemesini emretmesini istedi! Bu yüzden Saad Hariri, Aoun'a giderek onunla anlaştı ve onu cumhurbaşkanlığına aday gösterdi. Yani Saad Hariri'nin Abdullah döneminde yürüttüğü muhalefet, Salman döneminde sona erdi! (Başkan Saad Hariri, "Beyt el-Wasat"tan milletvekili Mişel Aoun'u cumhurbaşkanlığına aday gösterdi... Ardından bir konuşma yaparak şunları söyledi: "Vardığımız anlaşma noktalarına dayanarak, bugün huzurunuzda General Mişel Aoun'un cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleme kararımı açıklıyorum"... En-Nahar 20/10/2016). Bundan sonra parlamento 31/10/2016'da toplandı ve Aoun'u cumhurbaşkanı seçti... (... Müstakbel Hareketi lideri Saad Hariri'nin Aoun'un adaylığına verdiği desteğin, Mişel Süleyman'ın görev süresinin Mayıs 2014'te dolmasından bu yana 2 yıl 5 ay süren boşluğun ardından cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılmasını kolaylaştırdığı biliniyor... Al-Arabiya 31/10/2017). Bu nedenle Aoun'un Suudi Arabistan ziyareti bir teşekkür mahiyetindeydi! Yukarıda açıklandığı üzere Hariri, Suudi Arabistan hükümdarına tabidir; hükümdar ona neyi dikte ederse ona göre karşı çıkar veya onaylar.

3- Trump Amerika'da göreve geldikten sonra 20/10/2017'de Suudi Arabistan'ı ziyaret etti. İran ve Hizbullah hakkında sertleşen açıklamaları vardı. Müslüman ülkelerden yaklaşık 50 ruveybidah yöneticinin katıldığı zirvede bu açıklamaları tırmandırmaktaki amacı, Müslümanların Filistin davasına olan ilgisini başka yöne çekmek ve ilgiyi İran üzerine yoğunlaştırmaktı. Bu, Kudüs'ü Yahudilerin başkenti olarak tanıma planı için bir ön hazırlıktı... Bu açıklamalardaki yoğun tırmanış belirgindi... Doğal olarak Suudi Arabistan ve diğer takipçileri bu yolu izlediler. İran'ın bölgedeki merkezi rolünde Lübnan'daki Hizbullah'ın eylemleri ve Suriye'ye müdahalesi baskın olduğu için Suudi Arabistan, Hariri'den Hizbullah ve İran'a karşı başka bir politika izlemesini istedi. Onu Suudi Arabistan'a çağırdı ve orada istifa etmesini, İran ve Hizbullah'a karşı sert ifadeler içeren bir bildiri yayınlamasını istedi... Öyle de oldu; Hariri Suudi Arabistan'a getirildi, "kahramanlık" nutukları attı ve 04/11/2017'de oradan istifasını açıkladı.

4- Amerika, İran ve Hizbullah'a karşı yaptığı açıklamaların İran ve partisiyle tamamen ipleri koparmak anlamına gelmediğini, aksine bunun Körfez ehlini korkutmak için kullanılan bir tırmandırma olduğunu biliyor. Amerika, Suudi Arabistan ve Hariri'den bir mesaj göndermek için açıklamalar yapmalarını istiyordu ama bu yolu sonuna kadar götürmelerini istemiyordu. Diğer bir deyişle Amerika, partinin (Hizbullah) varlığına son vermeyi değil, Lübnan'da hesapsız bir tırmanışa gitmeden bir mesaj vermeyi amaçlıyordu... Bu nedenle Suudi Arabistan'dan ortamı sakinleştirmesini, yani Hariri'nin tonunu düşürmesini istedi. En-Nashra sitesinde 04/12/2017 tarihinde şöyle denildi: (... Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, ancak Beyaz Saray ile doğrudan tam bir koordinasyon sağlandıktan sonra harekete geçti. Bu, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve kıdemli danışmanı Jared Kushner'in göreve gelmesinden bu yana Orta Doğu'ya yaptığı dördüncü ziyaretin ardından gerçekleşti. Bu ziyaret medyadan uzak tutulurken, Kushner ve beraberindeki heyet Suudi Arabistan'da dört gün kaldı ve bu süre zarfında Mısır, Ürdün ve (İsrail)'e hızlı ziyaretler gerçekleştirdi. Kushner'in ayrılmasından yaklaşık iki hafta sonra Lübnan krizi ve Suudi Arabistan içindeki tutuklamalar patlak verdi... Lübnan'ı sarsan şiddetli siyasi kriz sırasında bu çerçevede belirtiler ortaya çıktı. Beyaz Saray ile Suudi Veliaht Prensi arasında Lübnan konusunda var olan anlayış, bölgesel boyutu çok büyüyen "Hizbullah"ı küçültmek için baskı yapma başlığı altındaydı... Bu başlık altında Suudi Veliaht Prensi, Başbakan Saad Hariri üzerinden Lübnan hükümetine karşı saldırısını başlattı ve böylece General Mişel Aoun'un Baabda Sarayı'na çıkmasıyla oluşan uzlaşmacı düzeni yıktı... Ancak Suudi üslubu sert ve diplomatik incelikten yoksundu, bu da Lübnan'ın iç istikrarını tehdit etti. Oysa Amerikan kurumları, Hizbullah'ı hedef alan baskının işlerin patlamaması için aşılamayacak belirli bir sınıra tabi olduğunu sürekli tekrarlıyordu... İşler çıkmaza girince Amerikan kurumları, Lübnan istikrarının çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu temelinde harekete geçti... En-Nashra sitesi: 04/12/2017)

5- Böylece Hariri, Suudi Arabistan'ın emirleri doğrultusunda sert tonu yumuşatmaya başladı... İtibarı kurtaracak bir çıkış yolu olması için Suudi Arabistan Fransa Cumhurbaşkanı'nı ağırladı, görüşmeler yapıldı, Hariri ile buluşuldu. Ardından Hariri Fransa'ya, sonra Mısır'a gitti ve sanki uygun pozisyonu almak için istişare ediyormuş gibi bir hava oluşturdu. Oysa daha seyahatinden önce Suudi Arabistan'da pozisyon belirlenmişti: Tonu düşürecek ve istifayı sonuna kadar götürmeyecekti... Öyle de oldu; 21/11/2017'de Lübnan'a döndü, 22/11/2017'de istifayı askıya aldığını duyurdu. Ardından Hizbullah'a karşı tonunu büyük ölçüde yumuşatarak, Hizbullah'ın silahını içeride kullanmadığını iddia etti; sanki başkalarını kandırmadan önce kendisini kandırıyordu. Partinin silahını içeride birden fazla olayda kullandığını unutmuş gibiydi! Nihayet 05/12/2017'de istifadan vazgeçtiğini ve hükümetin kendi başkanlığında toplandığını duyurdu. Bildirisinde şöyle dedi: (... Hükümetin tüm üyelerinin diğer Arap ülkelerinin işlerinden uzak durmayı kabul etmesiyle durum düzelmiştir.) O bunu söylerken Hizbullah milisleri gece gündüz Suriye'de savaşıyor!

6- Özetle Hariri, Suudi Arabistan'daki yönetimin bir uydusudur. Suudi hükümdarının politikası ve sadakati, emir ve yasak olarak Hariri'ye yansır... Bu durum basiret sahibi herkes için gizli değildir; bu konudaki aldatmacalar ne bir fayda sağlar ne de bir açlığı giderir!

İran'ın ve partisinin nüfuzunu azaltma yönünde bir eğilim olup olmadığına gelince; bu ihtimal dahilindedir ancak bunun Suriye'deki çözüm Amerika'nın istediği aşamaya geldikten sonra gerçekleşmesi beklenmektedir. O zaman İran ve Hizbullah rollerini tükettiklerinde, Suriye'den çekilmeleri ve İran ile partisinin askeri rolünün küçültülmesi söz konusu olabilir... Şunu bilmek gerekir ki; Hariri Suudi yönetimine nasıl tabi ise, Hizbullah da İran yönetimine öyle tabidir. Bu nedenle Suriye meselesi belirli düzenlemelerle ve İran'ın çekilmesiyle sona ererse, bunu Lübnan'daki partisi için de belirli düzenlemeler takip edecektir.

Yahudi varlığının Lübnan'a veya Hizbullah'a saldırıp saldırmayacağı ise Suriye'deki çözüm düzenlemelerine, yani mevcut ve ortaya çıkacak şartlara bağlıdır...

21 Rebiülevvel 1439 H. 09/12/2017 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın