(Hizb ut-Tahrir Emiri Saygıdeğer Alim Ata bin Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Münir Mounir Youka'ya
Mektup:
Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullah,
Saygıdeğer Alim Ata Ebu’r Raşta,
Ben ve Avrupa'da ikamet eden diğer bazı kişiler, Şeyh Abdulkadim Zellûm (rahimehullah) döneminde partiden ayrılanlardanız... Eğer Ürdün'deki ayrılan kardeşlerin, parti ile ihtilafa düştüğümüz aynı yöntem üzerinde olduklarını görmeseydik onlara katılacaktık. Bu makamda, yeni sorumluların döneminde fikrimizi açıklamaya çalışıyoruz; belki hangi taraftan olursa olsun (bizimle veya sizinle) hakka yardım eden kulak verecek birilerini buluruz. O zaman, taraflardan biri diğer tarafın sunduğu delillere ikna olup buna bağlandığında, parti ile çalışmaya dönmekte tereddüt etmeyiz.
Eğer size, Hizb’in İslam devletini kurma yöntemini açıkladıktan sonra ona muhalefet ettiğini söylersem...
Herkes merak edecektir: Nasıl?? Elimde İslam Şahsiyeti 1. Cilt kitabından kesin delil var...
Sizi benimle sabretmeye davet ediyorum, size aynı kitaptan parça parça açıklayacağım...
Herkes bilir ki Hizb’in kültürü, özellikle sorunun gerçeğini, değişimin gerçeğini ve doğru kalkınma yolunu kavrama açısından yüksek seviyeli bir İslamî kültürdür (Allah’a hamdolsun). Ancak bununla birlikte Hizb, gençlerde İslamî şahsiyeti (akliye ve nefsiyye) oluşturma biçimi açısından hataya düşmüştür. O gençler ki, ümmete verilecek maddenin (fikirlerin) ve bu maddenin ümmete veriliş biçiminin belirlenmesinde rol oynarlar.
İslam Şahsiyeti kitabının birinci cildinde şu ifade yer almaktadır: "Buna göre İslam şahsiyetinin oluşumu, tek bir bireyde düşünce ve meyillerin birlikte İslam akidesi esasına göre inşa edilmesiyle olur. Bununla İslam şahsiyeti oluşmuş olur. Ancak bu oluşum, ebedî bir oluşum anlamına gelmez, sadece şahsiyetin oluşumu anlamına gelir. Bu şahsiyetin İslam akidesi esası üzerinde kalması ise garanti değildir; çünkü insanda düşüncesindeki akideden bir kayma yaşanabilir, meyillerinde de yaşanabilir. Bu kayma bir sapıklık da olabilir, bir fısk da olabilir. Bu nedenle, bireyin İslamî bir şahsiyet olarak kalabilmesi için hayatın her anında düşünce ve meyillerin İslam akidesi esasına göre inşası gözlemlenmelidir."
Buradan anlıyoruz ki İslam şahsiyetinin oluşumu, ancak bireyde akliye ve nefsiyyenin birlikte oluşturulması, bu sonuncusunun (şahsiyetin) sürekli murakabe edilmesi veya gözlemlenmesi ve sürekli şarj edilmesiyle tamamlanır. Bundan sonra aynı kitapta ve aynı konuda şunu ekliyor: "...Bu şahsiyet oluştuktan sonra, akliyeyi ve nefsiyyeyi geliştirme çalışmasıyla onun geliştirilmesi için çalışılır. Nefsiyyenin geliştirilmesi ise; Yaratıcıya ibadet etmek, taatlerle O'na yakınlaşmak ve her şeye yönelik her türlü meylin sürekli İslam akidesi üzerine bina edilmesiyle olur. Akliyenin geliştirilmesi ise; İslam akidesi üzerine kurulu fikirlerin şerh edilmesi ve İslamî kültürle açıklanmasıyla olur." Buradaki ifadeye dikkat edin: "...Şahsiyet oluştuktan sonra geliştirilmesi için çalışılır..." Bunun anlamı; taatlerde bulunmak ve kültürlenmek için çaba sarf etmek, İslamî şahsiyetin akliye ve nefsiyye olarak, yani düşünce ve meyil olarak şekillenmesinden sonra gelir.
Şöyle devam ediyor: "İslam şahsiyetini oluşturma ve geliştirme yöntemi budur ve bu, Resul’ün yönteminin ta kendisidir. O, insanları İslam akidesine davet ederek İslam’a çağırıyordu. Müslüman olduklarında ise nefislerinde bu akideyi kuvvetlendiriyor, düşünce ve meyillerinin bu esas üzerine inşasına bağlılıklarını gözlemliyordu." Yine ekliyor: "Buradan açıkça anlaşılıyor ki, bireyde başlanacak olan esas, onda İslam akidesini var etmek, sonra düşünce ve meyilleri onun üzerine bina etmektir. Bundan sonra ise taatleri yerine getirmek ve fikirlerle kültürlenmek için çaba sarf edilir." Buradan bize açıkça belli oluyor ki, Hizb’e düşen görev; akliye ve nefsiyyeyi birlikte oluşturmaktır. Bu da kaçınılmaz olarak, tıpkı sahabe şahsiyetleri gibi ismin tüm anlamını taşıyan bir İslamî şahsiyetin oluşmasına yol açar; (maalesef) bizim durumumuzda gördüğümüz gibi değil.
Hizb’in kuruluşundan bu yana benimsediği fikre ve dolayısıyla Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) metoduna aykırı olarak yaptığı hata, gençlerin nefsiyyesine özen göstermemesidir; onu gençlerin kendisine havale etmiş ve yüklemiştir, yani bunu Hizb’in değil bireylerin sorumluluğu kılmıştır. Oysa Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) öğüt verme işini bizzat üstleniyordu. Hizb’in lideri vasfıyla zaman zaman sahabesine vaaz veriyor, onların taatlerini, hayır işlemelerini, namazlarını, gece kıyamlarını ve ahlaklarını gözlemliyor ve bunlardan emin oluyordu. Böylece sahabesinden, günümüzde gördüğümüz fikrin meşalesi olmak yerine ona yük olan davetçiler gibi değil, hal diliyle ve söz diliyle davet eden adamlar ve davetçiler çıkarıyordu... Allah yardımcımız olsun.
Kardeşiniz Münir
Mektuba Cevap:
Ve Aleykumus Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Şöyle dediğin mektubunu inceledim:
(Ben ve Avrupa'da ikamet eden diğer bazı kişiler, Şeyh Abdulkadim Zellûm (rahimehullah) döneminde partiden ayrılanlardanız... Eğer Ürdün'deki ayrılan kardeşlerin, parti ile ihtilafa düştüğümüz aynı yöntem üzerinde olduklarını görmeseydik onlara katılacaktık. Bu makamda, yeni sorumluların döneminde fikrimizi açıklamaya çalışıyoruz; belki hangi taraftan olursa olsun "bizimle veya sizinle" hakka yardım eden kulak verecek birilerini buluruz. O zaman, taraflardan biri diğer tarafın sunduğu delillere ikna olup buna bağlandığında, parti ile çalışmaya dönmekte tereddüt etmeyiz.)
Bu sözde söylenecek çok şey olsa da... Ben bunu hüsnü zan kabilinden iyiye yoracağım:
Şahsiyet 1. ciltten nakil yaparak şöyle diyorsun: "...Bu şahsiyet oluştuktan sonra, akliyeyi ve nefsiyyeyi geliştirme çalışmasıyla onun geliştirilmesi için çalışılır. Nefsiyyenin geliştirilmesi ise; Yaratıcıya ibadet etmek, taatlerle O'na yakınlaşmak ve her şeye yönelik her türlü meylin sürekli İslam akidesi üzerine bina edilmesiyle olur. Akliyenin geliştirilmesi ise; İslam akidesi üzerine kurulu fikirlerin şerh edilmesi ve İslamî kültürle açıklanmasıyla olur."
Buna şu yorumu yapıyorsun:
"Hizb’in kuruluşundan bu yana benimsediği fikre ve dolayısıyla Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) metoduna aykırı olarak yaptığı hata, gençlerin nefsiyyesine özen göstermemesidir; onu gençlerin kendisine havale etmiş ve yüklemiştir, yani bunu Hizb’in değil bireylerin sorumluluğu kılmıştır. Oysa Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) öğüt verme işini bizzat üstleniyordu. Hizb’in lideri vasfıyla zaman zaman sahabesine vaaz veriyor, onların taatlerini gözlemliyor ve bunlardan emin oluyordu." (Bitti).
Anlamakta zorluk çektiğin konuyu seninle tartışmadan önce sana soruyorum:
Şeyh Ebu İbrahim (rahimehullah) Şahsiyet kitabının müellifi değil mi?
Delil getirdiğin bu kelimeleri o yazmadı mı?
Yazdıklarını en iyi anlayan o değil mi? 25 yıl boyunca Hizb’e liderlik eden o değil mi? Bu meselede yazdıkları konusunda ondan daha şuurlu biri olabilir mi?
Öyle değil mi?
Peki, nasıl oluyor da Şeyh'in sözünü delil getirip, onu partinin kuruluşundan beri kendi yazdıklarına muhalefet etmekle suçlayabiliyorsun?!
Bu söz tutarlı değildir... Çünkü Şeyh (rahimehullah), delil getirdiğin bu azametli kelimeleri yazan kişidir; yazdıkları konusunda insanların en şuurlusu, onları en iyi kavrayanı ve bizzat kendisi yazıp benimsediği için uygulamaya en hırslı olanıdır...
Mektubun tutarsız ve oradan buradan toplama olduğu için cevap vermeyebilirdim, fakat cevap vermeyi tercih ettim...
Buna göre, zikrettiklerine bir bakalım:
Sen, Hizb’in nefsiyye ile ilgilenmeyi Hizb’e değil bireylere bıraktığını düşünüyorsun ve Resulullah’ın (sav) bunu bireylere bırakmadığını, bilakis "Resulullah’ın (sav) bizzat öğüt verme işini üstlendiğini, Hizb’in lideri vasfıyla zaman zaman sahabesine vaaz verdiğini, onların taatlerini gözlemleyip emin olduğunu" söylüyorsun.
Bundan, Hizb’in kuruluşundan beri Resulullah’a (sav) muhalefet ettiğini nasıl anladın?!
Evet, Resulullah (sav) onlara vaaz veriyor, farzları ve mendupları açıklıyor, onları farzlarla sorumlu tutuyor, menduplara teşvik ediyor ve Buhari'nin Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği şu hadiste olduğu gibi buyuruyordu:
إِنَّ اللَّهَ قَالَ... وَمَا تَقَرَّبَ إِلَيَّ عَبْدِي بِشَيْءٍ أَحَبَّ إِلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، وَمَا يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبُ إِلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أُحِبَّهُ، فَإِذَا أَحْبَبْتُهُ: كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِي يَسْمَعُ بِهِ، وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِهِ، وَيَدَهُ الَّتِي يَبْطِشُ بيها، وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشِي بِهَا، وَإِنْ سَأَلَنِي لَأُعْطِيَنَّهُ، وَلَئِنِ اسْتَعَاذَنِي لَأُعِيذَنَّهُ...
"Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ... Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle Bana yaklaşamaz. Kulum nafilelerle de Bana yaklaşmaya devam eder, ta ki onu severim. Onu sevdiğim zaman da onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse ona veririm, Bana sığınırsa onu korurum..." (Buhari)
Şimdi sana soruyorum; Hizb’in gençleri her türlü hayra teşvik eden bültenlerini, beyanatlarını ve mektuplarını hiç inceledin mi?
Hizb’in çıkardığı ve herhangi bir gencin partilileşmesi için şart koştuğu Nefsiyye Mukavvimatı (Nefsiyye'nin Temel Esasları) kitabını inceledin mi?
Sonra, Hizb gençlerinin mücadele ve mücahedelerindeki o muazzam ve aydınlık örneklerini gördün mü?
Zalimlerin zindanlarında çektikleri eziyetleri ve şehadete kadar varan işkencelerini duydun mu?
Onlardan bazılarının her işinde engellendiğini, bazılarının ise ailesini ve çocuğunu ancak bin bir güçlükle görebildiğini biliyor musun?
Yaklaşık altmış yıldır geçim sıkıntısı ve çeşitli musibetler içinde dönüp duruyoruz. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabına (rıdvanullahi aleyhim) hitap ederken ne kadar doğru buyurmuştur:
«فَإِنَّ مِنْ وَرَائِكُمْ أَيَّامًا الصَّبْرُ فِيهِنَّ مِثْلُ القَبْضِ عَلَى الجَمْرِ، لِلْعَامِلِ فِيهِنَّ مِثْلُ أَجْرِ خَمْسِينَ رَجُلًا يَعْمَلُونَ مِثْلَ عَمَلِكُمْ» قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ المُبَارَكِ: وَزَادَنِي غَيْرُ عُتْبَةَ قِيلَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَجْرُ خَمْسِينَ رَجُلًا مِنَّا أَوْ مِنْهُمْ. قَالَ: «بَلْ أَجْرُ خَمْسِينَ رَجُلًا مِنْكُمْ»
"Şüphesiz sizin arkanızda öyle günler vardır ki, o günlerde sabretmek avuçta kor ateş tutmak gibidir. O günlerde (dinin emirlerini) uygulayan kimse için, sizin yaptığınız amelin benzerini yapan elli kişinin ecri vardır." Abdullah bin Mübarek dedi ki: Utbe'den başkası şunu ekledi: Denildi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Bizden elli kişinin mi yoksa onlardan elli kişinin mi ecri?" Buyurdu ki: "Bilakis sizden elli kişinin ecri!" (Ebû Sa'leb el-Huşenî'den rivayetle Tirmizî çıkarmıştır)
Nefsiyyesi saf ve temiz olmayan birinin bizim aramızda sebat edebileceğini mi sanıyorsun?
Allah'ın izniyle yüce bir nefsiyyeye sahip olmayan biri bu azametli davada devam edebilir mi?
Ey Münir, Allah yolunu aydınlatsın, sen ne Hizb’e, ne gençlerine, ne de kendine adil davrandın. Zira anlamakta zorluk çektiğin bazı kelimelere dayanıp onlara yaslanarak büyük bir farzı terk ettin ve oturanlarla beraber oturdun!
Sonuç olarak; hak, tabi olunmaya daha layıktır. Resulullah’ın (sav) siretini iyi çalış, Hizb’in yürüyüşünü iyi incele, Şahsiyet kitabında delil getirdiğin yerleri tefekkür ederek ve derinlemesine bakarak yeniden oku, Hizb’in bültenlerini, beyanatlarını ve mektuplarındaki gençlere yönelik yönlendirmelerini gözden geçir, sonra Nefsiyye Mukavvimatı kitabını tefekkür et... Belki orada aradığını bulursun. Allah doğru yola iletendir.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşta
Emîr'in Facebook sayfasındaki cevabın linki: https://web.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/a.122855544578192.1073741828.122848424578904/133027846894295/?type=3&theater
Emîr'in web sitesindeki cevabın linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3330/
Emîr'in Google Plus sayfasındaki cevabın linki: https://plus.google.com/u/0/b/100431756357007517653/100431756357007517653/posts/SidF1LZ5S4y