(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Atâ b. Halil Ebû’r-Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Soru Cevabı Zekat ve Nakit Paralar
Şu Kişilere: Hisham Jaawan - Mohammad Alissa - Said Ghorzi - Abu Ahmad - Ayman Mahmoud Hamdi - Ashraf Majid Khalil Ibrahim
Sorular:
1- Hisham Jaawan: Eğer bir miktar param varsa, bunu altın nisabıyla mı yoksa gümüş nisabıyla mı kıyaslamalıyım? Yani yerel para biriminin nisabı nedir?
2- Mohammad Alissa: Gayrimenkul ticaretinde zekat var mıdır?
3- Said Ghorzi: Bir başka sorun da şudur: Aramızda tedavülde olan kağıt paralarla işlem yapmak caiz midir? Selef âlimleri bunlarla işlem yapmaya izin vermediler çünkü bunlar Ebubekir es-Sıddık’ın para tanımına uymamaktadır. Enflasyonun ortaya çıkmasıyla bunların tehlikesi bizim için açıkça görülmüştür. Enflasyon kağıt paralardan kaynaklanır ve bu paralar, altın ve gümüşün aksine, kendisini himaye eden devletin yok olmasıyla yok olurlar. En iyi kanıt şudur: 20. yüzyılda Osmanlı Devleti yıkılmasına rağmen sömürgeciler Cezayir, Tunus, Libya ve Fas gibi bağlı ülkelerdeki tüm paralarına el koydular. İspanyol bir araştırmacı, İslam ümmetinin ancak başarılı bir ekonomik yöntem izleyerek ayağa kalkacağını ve ümmet ekonomisinin ancak İslami altın dinar ve gümüş dirhemin ihyasıyla başarılı olacağını vurguladı.
4- Abu Ahmad: Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Zekat, altın nisabına mı yoksa gümüş nisabına ulaşıldığında mı verilir? Gümüş nisabı yaklaşık bin Ürdün dinarı, altın nisabı ise iki bin beş yüz dinar olarak tahmin ediliyor? Selamlar.
5- Ayman Mahmoud Hamdi: Semeniyet (bedel olma/fiyat olma) akli bir illettir, şer’î hükümlerde getirilmesi uygun mudur?
6- Ashraf Majid Khalil Ibrahim: Eğer iki yüz dirhemin varsa ve üzerinden bir yıl (havl) geçmişse onda beş dirhem zekat vardır. Burada kastedilen Sadaka-i Rikka mıdır yoksa zekat nisabı olan 200 dirhem midir?
Aynı konuyla ilgili oldukları için altı soruya verilen cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
1- Altın nisabı yirmi dinardır ki bu da "85 gram altına" tekabül eder. Çünkü bir dinar 4,25 gram altına eşittir; bu yirmi dinarla çarpıldığında nisap "85 gram altın" olur. Gümüş nisabı ise iki yüz dirhemdir ki bu da "595 gram gümüşe" tekabül eder. Çünkü bir dirhem "2,975 gram gümüş" ağırlığındadır; bu iki yüz dirhemle çarpıldığında nisap "595 gram gümüş" olur. Bunun delili Ebû Ubeyd’in el-Emvâl’de Abdullah b. Amr (r.anhuma)’dan rivayet ettiği şu hadistir: Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
لَيْسَ فِي أَقَلَّ مِنْ عِشْرِينَ مِثْقَالا مِنَ الذَّهَبِ، وَلَا فِي أَقَلَّ مِنْ مائَتَيْ دِرْهَمٍ صَدَقَةٌ
"Yirmi miskalden az olan altında ve iki yüz dirhemden az olan gümüşte sadaka (zekat) yoktur."
Buhari’nin Yahya b. Umara b. Ebi’l Hasan’dan, onun da Ebû Said (r.a.)’dan rivayet ettiğine göre Nebi ﷺ şöyle buyurmuştur:
لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ
"Beş okiyeden azında sadaka yoktur." (Buhari)
Bunun sayısal miktarı iki yüz dirhemdir; çünkü her okiye kırk dirhemdir.
2- Altın nisaba (85 gram) veya gümüş nisaba (595 gram) ulaştığında, nisaba ulaşıldığı andan itibaren üzerinden bir yıl (havl) geçmedikçe zekat vacip olmaz. Yani altın veya gümüşün nisaba ulaştığı günden itibaren yıl başlar ve hicri yıl esas alınır. Eğer mal örneğin Muharrem ayının onunda nisaba ulaşmışsa, bu malın zekatı bir sonraki hicri yılın Muharrem ayının onunda vacip olur. Bunun delili Tirmizi’nin İbn Ömer’den rivayet ettiği şu hadistir: "Kim bir mal elde ederse, Rabbi katında üzerinden bir yıl geçmedikçe onda zekat yoktur." Altın ve gümüşte vacip olan zekat miktarı kırkta birdir (yüzde 2,5). Yani gümüş nisabından beş dirhem (14,875 gram), altın nisabından ise yarım dinar (2,125 gram) altındır. Bunun delili İbn Mace’nin İbn Ömer ve Aişe’den rivayet ettiği şu hadistir: Nebi ﷺ:
كَانَ يَأْخُذُ مِنْ كُلِّ عِشْرِينَ دِينَارًا فَصَاعِدًا نِصْفَ دِينَارٍ، وَمِنَ الْأَرْبَعِينَ دِينَارًا دِينَارًا
"Her yirmi dinar ve fazlasından yarım dinar, kırk dinardan ise bir dinar (zekat) alırdı."
Ayrıca Tirmizi’nin Ali (r.a.)’dan rivayet ettiği şu hadistir: Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
فَهَاتُوا صَدَقَةَ الرِّقَةِ: مِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ دِرْهَمًا دِرْهَمًا، وَلَيْسَ فِي تِسْعِينَ وَمِائَةٍ شَيْءٌ، فَإِذَا بَلَغَتْ مِائَتَيْنِ فَفِيهَا خَمْسَةُ دَرَاهِمَ
"Rikka (gümüş para) sadakasını getirin: Her kırk dirhemde bir dirhem. Yüz doksan dirhemde bir şey yoktur. İki yüze ulaştığında ise onda beş dirhem vardır."
3- Yukarıda belirttiğimiz gibi, altın ve gümüş nisaba ulaşıp üzerinden bir yıl geçtiğinde zekat vacip olur. Zekat, sadece nisabı aşan kısımdan değil, tüm miktar üzerinden çıkarılır. Örneğin kim 170 gram altına sahip olur ve üzerinden bir yıl geçerse, 170 gramın zekatını yani kırkta birini çıkarır. Bu da 4,25 gram altın, yani tam bir dinardır. Sadece nisabı aşan 85 gramın zekatını (2,125 gram altın/yarım dinar) çıkarmaz. Aynı durum gümüş için de geçerlidir; nisaba ulaşıp üzerinden bir yıl geçtiğinde tüm miktarın kırkta biri vaciptir.
4- Altındaki zekat hükmü saf altın (24 ayar) için geçerlidir, aynı şekilde gümüşteki zekat hükmü de saf gümüşe hastır. Eğer altına veya gümüşe başka maddeler karışmışsa, karıştırılan maddenin miktarı ağırlıktan düşülür; geri kalan saf miktar nisaba ulaşıyorsa zekat gerekir. Eğer bir kişi 18 ayar 85 gram altına sahipse, nisaba sahip sayılmaz çünkü içindeki saf altın 85 gramdan azdır. 24 ayar bir külçe altının zekatı ile aynı ağırlıktaki 18 ayar bir külçenin zekatı farklıdır. Nisap hesaplanırken saf altın takdir edilir. 24 ayar altının nisabı 85 gramdır, ancak 18 ayar altının nisabı daha fazladır çünkü dörtte bir oranında altın dışı maddelerle karışıktır. Yani 18 ayar altın, 24 ayar altının dörtte üçü kadar saf altın içerir. Buna göre 18 ayar altının nisabı, saf altın nisabının bir buçuk katı yani 113,33 gramdır. Sonuç olarak, 85 gram 24 ayar saf altına sahip olan kişi nisaba malik olmuştur ve üzerinden bir yıl geçtiğinde ağırlığının %2,5'ini zekat olarak verir. Fakat 85 gram 18 ayar altına sahip olan kişi, elindeki miktar 113,33 gram olana kadar nisaba malik sayılmaz; bu miktara ulaşıp üzerinden bir yıl geçtiğinde ise ağırlığının %2,5'ini zekat olarak verir. Burada zekatta esas olanın saf altın olduğu açıktır.
5- Zekat bireysel bir ibadettir. Bir Müslümanın malı nisaba ulaşmadıkça ona zekat vacip olmaz. Eğer bir adamın 60 gram altını ve eşinin de 60 gram altını varsa, toplamları nisabı geçse bile ne adama ne de kadına zekat vacip olur. Ta ki birinin malı tek başına nisaba ulaşana kadar. Eğer kocanın malı artar ve 120 gram altına ulaşırsa, bu malın zekatını verir ve eşinin 60 gram altınını buna dahil etmez.
6- Eğer zekatı verilecek mal zorunlu nakit (kağıt para) veya ticaret malı ise, iki nisaptan birine (altın veya gümüş) göre kıymetlendirilir. Günümüzde olduğu gibi iki nisap arasında fark varsa -ki gümüş nisabının değeri altın nisabından çok daha düşüktür- benim görüşüm, altın nisabına göre değil, daha düşük olan gümüş nisabına göre hesaplama yapılmasıdır. İki nisaptan düşük olanına göre diyorum; çünkü kişi en düşük nisaba ulaştığında zekat ehlinden olmuştur, dolayısıyla yüksek nisabı bekleyerek bunu geçiştiremez. Aksine, zekat ehlinden olduğu tarihi kaydetmeli ve bir yıl geçince zekatını ödemelidir. Zira zekat, fakirlerin ve miskinlerin hakkıdır.
إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ...
"Sadakalar (zekatlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler, miskinler... içindir." (Tevbe 60)
وَالَّذِينَ فِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌ * لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
"Onlar ki mallarında, isteyen ve mahrum olanlar için belirlenmiş bir hak vardır." (Meâric 24-25)
Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً فِي أَمْوَالِهِمْ تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِمْ وَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ
"Onlara bildir ki; Allah mallarında, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir sadakayı (zekatı) farz kılmıştır." (Buhari)
Buna göre, hak sahibinin (fakirin) menfaati dikkate alınır ve bu doğrultuda nisap, değeri daha düşük olan üzerinden takdir edilir; bu da gümüş nisabıdır. Benim görüşüm budur, Allah en iyi bilen ve hüküm verendir.
7- Kağıt paraların neden zekata tabi olduğuna gelince; bu, nasslardan istinbat edilen şer’î bir illet sebebiyledir. Şer’î illet, İslam Şahsiyeti kitabının 3. cildinde "İlletin Delilleri" bölümünde açıklandığı üzere dört türdür:
"(Kitap ve Sünnet'teki şer’î nasslar incelendiğinde görülür ki; şer’î nass illete ya sarahaten (açıkça), ya delâleten, ya istinbatan ya da kıyasen delalet eder. Şer’î nasslar olarak kabul edilen metinlerde, bu dört durum dışında şer’î illete dair başka bir delalet yoktur.
Şer’î nass, illete ya nassın içinde açıkça (sarahaten) delalet eder, ya delâleten delalet eder -ki nassın lafızları, dizilişi veya tertibi buna işaret eder-, ya tek bir nasstan veya belirli birden fazla nasstan istinbat edilir -ki bunların toplamından değil, belirli manasından bir şeyin illet olduğu anlaşılır-, ya da nasta veya sahabe icmaında geçmeyen bir illeti, nasta veya sahabe icmaında geçen bir illete kıyas ederek bulunur; çünkü bu yeni durum, Şâri'nin o illeti illet kabul etmesine sebep olan unsuru içermektedir.)" Bitti.
- Örneğin, nasta geçen açık (sarahat) illet şudur:
«كُنْتُ نَهَيْتُكُمْ عَنِ ادِّخارِ لُحُومِ الأَضاحِي لأَجْلِ الدّافَّةِ فَادَّخِرُوها» "Sizi kurban etlerini biriktirmekten daffe (gelen misafir kafileleri) nedeniyle nehyetmiştim, artık biriktirebilirsiniz."
«إِنَّمَا جُعِلَ الاِسْتِئْذَانُ مِنْ أَجْلِ الْبَصَرِ» "İzin istemek (istizan) ancak göz(ü haramdan korumak) içindir."
Burada illet açıkça "şunun için..." şeklinde belirtilmiştir.
- Örneğin, delalet yoluyla olan illet şunlardır:
a- Tenbih ve ima delaletiyle: Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu: «مَنْ أَحْيَا أَرْضًا مَيِّتَةً فَهِيَ لَهُ» "Kim ölü bir araziyi ihya ederse, o onundur." Burada takip ve sebep bildiren "fa" (ف) harfi kullanılmıştır. Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu: «مَلَكْتِ نَفْسَكِ فَاخْتَارِي» "Kendine malik oldun, öyleyse seç."
b- İllet ifade eden bir vasfın kullanılmasıyla: «الْقَاتِلُ لاَ يَرِثُ» "Katil mirasçı olamaz." Burada katil olmasından dolayı mirastan mahrum bırakılmıştır -anlaşılır bir vasıf-. «فِيْ الْغَنَمِ السّائِمَةِ زَكَاةٌ» "Sâime (otlakta yayılan) koyunlarda zekat vardır." Zekatı, sahibi tarafından beslenmeyen, meralarda yayılan hayvana bağlamıştır -anlaşılır bir vasıf-. Şu hadis gibi: «أَيَنْقُصُ الرُّطَبُ إِذَا يَبِسَ؟» "Yaş hurma kuruduğunda eksilir mi?" diye sordu. "Evet" dediler. O da: «فَلا إِذًا» "Öyleyse olmaz" buyurdu. Buradan eksilmenin, yaş hurmanın kuru hurma ile takas edilmesinin yasaklanma illeti olduğu anlaşılmıştır.
- Örneğin, istinbat yoluyla nasta geçen illet:
Nassın dizilişinden hüküm için bir illetin istinbat edilmesidir; bu illet ne sarahaten ne de delaleten geçmektedir:
- Ömer (r.a.)'ın Rasulullah ﷺ'e oruçlunun öpmesinin orucu bozup bozmayacağını sorduğu rivayet edilir. Rasulullah ﷺ: «أَرَأَيْتَ لَوْ تَمَضْمَضْتَ أَكَانَ ذَلِكَ يُفْسِدُ الصَّوْمَ؟» "Söyle bakalım, ağzına su alsan (mazmazah) bu orucu bozar mıydı?" buyurdu. O da "Hayır" dedi. Buradan, ağza alınan suyun mideye kaçmadıkça orucu bozmaması gibi, öpmenin de meni gelmesine sebep olmadıkça orucu bozmayacağı istinbat edilmiştir. Böylece öpme ile orucun bozulma illeti "inzal" (boşalma) olarak istinbat edilmiştir. Bu illete "müstenbat illet" denir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَىٰ ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın." (Cuma 9)
Bu ayet alışveriş hükümlerini değil, Cuma hükümlerini beyan etmek için gelmiştir. Eğer alışveriş yasağı, Cuma’ya vacip olan koşmaya engel olma illeti taşımasaydı, Cuma hükümleriyle ilişkilendirilmezdi. Alışverişi bırakma emri, mubah olan bir şeyin yasaklanmasıyla birleştiği için kesin bir nehiydir. Bu ayetten, ezan vaktinde alışverişin haram olma illeti "namazdan alıkoyma" olarak istinbat edilmiştir. Bu müstenbat bir illettir ve bu illet nerede bulunursa hüküm orada döner; dolayısıyla kıyas yoluyla ezan vaktinde namazdan alıkoyan kira, ticaret veya herhangi bir iş haram olur.
- Örneğin, Kıyasî İllet:
Nasta delalet yoluyla bir illet varsa ve bu illet ile asıl hüküm arasında etkili bir bağ varsa, bu bağ, nasta geçen bu illet üzerine yeni bir illetin kıyaslanmasında kullanılabilir. Bu yeni illete "kıyasî illet" denir.
Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu: «لَا يَقْضِي الْقَاضِي وَهُوَ غَضْبَانُ» "Kadı öfkeli iken hüküm vermesin." (Öfke), hükümle birlikte zikredilen ve illet olduğu anlaşılan bir vasıftır. Ancak nasta (delalet yoluyla) zikredilen bu öfke illeti, öfkenin yargılama üzerindeki etkisini anlatan bir vasıftır. Öfke illeti ile asıl hüküm (yargılama yasağı) arasındaki etkili bağ "düşüncenin bulanması ve dengenin bozulmasıdır". Açlık gibi bu etkili bağı içeren her yeni vasıf, bu ortak bağ nedeniyle nastaki illete kıyas edilir. Yeni vasıf (açlık) "kıyasî illet" olurken, öfke "delalet yoluyla illet" olur.
Tüm bu illetler şer’î illetlerdir; çünkü hepsi sarahaten, delaleten, istinbatan veya kıyasen şer’î nassa dayanmaktadır. Bunların hiçbirine akli illet denilmez. Bu yüzden, kağıt paraların zekatı ve onlardaki faiz haramlığı konusunda nasslardan "nakdiyet" illeti istinbat edildiğinde, bu, el-Emvâl kitabında açıkladığımız şekilde istinbat edilmiş şer’î bir illettir:
"(Ancak bu zorunlu kağıt paralar; eşyaların bedeli (semen), hizmet ve menfaatlerin ücreti olarak kabul edildikleri, onlarla altın ve gümüş alındığı gibi diğer mallar da satın alındığı için, dinar ve dirhem olarak basılan altın ve gümüşte gerçekleşen 'nakdiyet' ve 'semeniyet' (bedel olma) özelliği bunlarda da gerçekleşmiş olur.
Zira altın ve gümüşün zekatına dair nasslar iki kısımdır: Birincisi, altın ve gümüşün cins isimlerine, yani bizzat kendilerine zekat öngören delillerdir. Bunlar ta'lil (illetlendirme) kabul etmeyen camid (donuk) isimlerdir, dolayısıyla bunlara kıyas yapılamaz. Bu yüzden demir, bakır gibi diğer madenlerde zekat yoktur. Ebû Hureyre’nin rivayetine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: '...Altın ve gümüş sahibi olup da onun hakkını eda etmeyen her kişi için kıyamet günü ateşten levhalar hazırlanır...' (Tirmizi hariç beşler rivayet etmiştir). Bu hadiste 'altın ve gümüş' lafızları geçmektedir ki bunlar illetlendirilemeyen camid isimlerdir.
İkincisi ise, altın ve gümüşün insanların bedel ve ücret olarak kullandıkları birer 'nakit' olmaları itibarıyla zekata tabi olduğunu belirten delillerdir. Bu delillerden bir illet istinbat edilir ki o da 'nakdiyet'tir. Zorunlu kağıt paralar, bu illet kendilerinde gerçekleştiği için bunlara kıyas edilir ve zekat hükümleri bunlara uygulanır. Piyasadaki altın veya gümüş değeri üzerinden hesaplanırlar. Ali b. Ebû Talib’den rivayet edildiğine göre Nebi ﷺ şöyle buyurdu: 'İki yüz dirhemin olduğunda ve üzerinden bir yıl geçtiğinde onda beş dirhem zekat vardır. Yirmi dinarın oluncaya kadar -altında- sana bir şey yoktur. Yirmi dinarın olduğunda ve üzerinden bir yıl geçtiğinde onda yarım dinar zekat vardır.' (Ebû Davud). Ayrıca Ali (r.a.)’ın 'Her kırk dirhemde bir dirhem... iki yüze ulaştığında onda beş dirhem vardır' dediği rivayet edilmiştir.
Tüm bu hadisler nakdiyet ve semeniyete delalet eder; zira 'Rikka', 'Varik', 'Dinar' ve 'Dirhem' lafızları basılmış, sikke haline getirilmiş, yani nakit ve semen olan altın ve gümüş için kullanılır. Bu lafızlarla ifade edilmesi, bu hadislerde nakdiyet ve semeniyetin kastedildiğini gösterir. Zekat, diyetler, kefaretler, hırsızlıkta el kesme ve diğer birçok şer’î hüküm buna bağlanmıştır.
Mademki zorunlu kağıt paralarda bu nakdiyet ve semeniyet gerçekleşmiştir, o halde altın ve gümüşe dair zekat hadislerinin kapsamına girerler. Altın ve gümüşte olduğu gibi bunlarda da zekat vaciptir ve altın-gümüş üzerinden takdir edilirler. Kimin elinde yirmi altın dinar (85 gram altın) değerinde veya iki yüz gümüş dirhem (595 gram gümüş) değerinde bu kağıt paralardan bulunur ve üzerinden bir yıl geçerse, zekat vermesi ve kırkta birini çıkarması vacip olur.)" Bitti.
Buna göre, nakdiyet ve semeniyetin akli bir illet olduğu söylenemez. Aksine bu, şer’î delillerden istinbat edilmiş şer’î bir illettir. Yukarıda sayılan illet sınıfları (sarahat, delalet, istinbat, kıyas) içindedir ve şer’î nassa dayandığı için şer’î illettir.
8- İster gayrimenkul, ister kumaş, ister hububat, ister davar olsun, ticaret mallarında zekat vardır. Bunun delillerini Hilafet Devleti’nde Amval kitabında şu şekilde açıkladık:
"(Ticaret malları (Urûzu't-ticâre); nakit para dışındaki, kâr amacıyla alım satımı yapılan yiyecek, giyecek, mobilya, mamul madde, hayvan, maden, arazi, bina ve alınıp satılan diğer her şeydir.
Ticaret için edinilen mallarda zekatın vacip olduğu konusunda sahabe arasında bir ihtilaf yoktur. Semura b. Cundub şöyle demiştir: 'Rasulullah ﷺ satmak için hazırladığımız şeylerden zekat çıkarmamızı emrederdi.' (Ebû Davud). Ebû Zer’den rivayetle Nebi ﷺ şöyle buyurdu: 'Bezz’de (ticareti yapılan kumaşlarda) sadakası (zekatı) vardır.' (Daraqutni ve Beyhaki). Ebû Ubeyd, Ebû Amre b. Hamâs’tan, o da babasından rivayet etti: 'Ömer b. el-Hattab bana uğradı ve: Ey Hamâs! Malının zekatını öde, dedi. Ben: Benim ok kılıflarından ve derilerden başka malım yok, dedim. O da: Onlara değer biç, sonra zekatını öde, dedi.' Abdurrahman b. Abdulkâri’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: 'Ömer b. el-Hattab zamanında Beytülmal’in başındaydım. Atâ (maaş dağıtımı) çıktığında tüccarların mallarını toplar, hazır olanı ve olmayanı hesaplar, sonra hazır olan maldan hem hazır hem de gaip olanın zekatını alırdı.' (Ebû Ubeyd). Ayrıca İbn Ömer’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: 'Köle veya kumaş gibi ticaret kastıyla bulundurulan her şeyde zekat vardır.' Ticarette zekatın vacip olduğu; Ömer, İbn Ömer, İbn Abbas, yedi fakih, Hasan, Cabir, Tavus, Nehai, Sevri, Evzai, Şafii, Ahmed, Ebû Ubeyd, Ebû Hanife ve diğerleri tarafından rivayet edilmiştir.
Ticaret mallarının değeri altın veya gümüş nisabına ulaştığında ve üzerinden bir yıl geçtiğinde zekat vacip olur.
Eğer bir tüccar ticaretine nisaptan az bir malla başlar ve yıl sonunda malı nisaba ulaşırsa zekat vermez; çünkü nisabın üzerinden bir yıl geçmemiştir. Ancak bu nisabın üzerinden tam bir yıl geçtikten sonra zekat verir.
Eğer tüccar ticaretine nisabı aşan bir malla, örneğin bin dinarla başlar ve yıl sonunda ticareti büyüyüp kâr ederse ve değeri üç bin dinar olursa, başladığı bin dinarın değil, üç bin dinarın zekatını verir; çünkü kâr/artış asıla tabidir.)" Bitti. Buna göre, ticaret için hazırlanan gayrimenkullerde yukarıda belirtilen şekilde zekat vardır.
9- Malının zekatını şu şekilde düzenleyebilirsin:
- Malın nisaba ulaştığında hicri tarihi kaydet.
- Tam bir hicri yıl sonra, elindeki tüm parayı hesapla; eğer nisap veya daha fazla ise.
- Sadece nisabı aşan kısmın değil, elindeki tüm paranın (nisap ve fazlası) zekatını öde.
- Her yıl bu tarihte mallarını hesapla ve nisap veya fazlası ise tamamının zekatını ver.
10- Eğer kişi malının nisaba ulaştığı tarihi unutmuşsa, bir tahminde bulunur ve tahmin yaparken zekat sahiplerinin (fakirlerin) menfaatini gözetir. Çünkü onların maldaki hakkı, mal sahibinin hakkından öncedir. Yani tahmini Muharrem ile Şaban ayları arasında gidip geliyorsa, ihtiyatlı davranarak yıl başını Şaban değil, Muharrem olarak belirler; bu, Allah'ın izniyle dini için daha güvenli olandır.
Allah Subhanehû ve Teâlâ'dan konunun açık ve yeterli olmasını niyaz ederiz.
Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû’r-Raşte
27 Cemaziye’l Âhir 1439 H. 15/03/2018 M.
Emir'in (Allah onu korusun) sayfalarındaki cevap linkleri: