Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Suriye Sahasındaki Son Gelişmeler ve Paris Saldırılarının Bununla Bir İlgisi Var mı?

November 20, 2015
5120

Soru:

Özellikle Rusya'nın Suriye'ye yönelik vahşi saldırısından sonra Suriye semaları; sahadaki askeri çatışmaların yanı sıra Amerikan, Rus, Suriye ve diğer devletlerin uçakları için askeri bir meydan haline geldi... Aynı zamanda Viyana-1, Viyana-2 ve Viyana-3 görüşmeleri ile yan görüşmeler de hız kazandı... Sorum şudur: Farklı ülkelerden olmalarına rağmen bu uçaklar arasında havada neden askeri bir çatışma yaşanmıyor? Ayrıca bu askeri tırmanışa neden siyasi bir tırmanış eşlik ediyor? Son olarak, Suriye meselesi için beklenen çözüm nedir? 14 Kasım 2015’teki Viyana-3 görüşmelerinden sadece saatler önce, 13 Kasım 2015 Cuma günü gerçekleşen Paris saldırıları Suriye için beklenen çözümü etkiler mi? Yoksa bunun konuyla bir ilgisi yok mu ve zamanlama sadece bir tesadüf mü? Siyasi analizde boğulmadan, benim ve halkın kolayca anlayabileceği basit ve anlaşılır bir cevap vermenizi rica ediyorum. Allah hayrınızı versin.

Cevap:

Sorunuzun sonundan başlayacağım. Eğer cevabın basitleştirilmesinden kasıt; noktaları harflerin üzerine koyarak hiçbir karışıklığa veya kapalılığa yer vermeden, kinaye veya benzeri şeylere başvurmadan aydınlatıcı ifadelerle net olması ise... Bu zaten gerek bültenlerimiz gerekse beyanatlarımız veya soru-cevaplarımız olsun, tüm yayınlarımızın temel özelliğidir... Ancak basitleştirmekten kasıt; meselelerin öncüllerini ve arka planlarını incelememek, vakıanın derinliklerine ve nedenlerine inmemek ise... Siyasi krizlerde bu mümkün değildir. Çünkü cevap, doğruluğu veya isabeti ağır basan verilere dayanmalıdır. Vakıa, itici güçleri, nedenleri ve ilgili deliller iyi incelenmezse bu veriler sağlam olmaz... Aksi takdirde cevap yüzeysel veya keyfi olur ki biz yayınlarımızda bundan sakınırız. Bilakis cevabın mümkün mertebe doğru ve tutarlı olmasına özen gösteririz. Umulur ki bu cevabımızı okuduğunuzda görüşümüzün doğruluğu ve isabeti sizin için de netleşir. Sorunuzun bölümlerine ilişkin cevap şöyledir:

Birincisi: Çatışmama Meselesi:

Evet, devletlerin isimleri ve konumları farklıdır ancak Suriye krizi konusunda (öğretmenleri/yöneticileri) tektir. Dolayısıyla hatlar, hatta ipler disiplin altındadır. İşte açıklaması:

1- Suriye’deki rejime gelince; o hem Beşar hem de babası döneminde Amerika’nın sadık bir ajanıdır. Amerika’nın ve Yahudi varlığının çıkarlarını korumaktadır... Hafız’ın Golan’dan çekilmesi ve orayı Yahudilere teslim etmesi, ardından orayı yaklaşık kırk yıl boyunca Yahudiler için güvenli bir bölge haline getirmesi, sonra bu rejimin 1991’deki İkinci Körfez Savaşı sırasında Amerikan ittifakına katılması, ardından Amerika’nın bölgede yürüttüğü müzakereler ve komplolarda rejimin, Amerikan siyasetine tam ve disiplinli bir boyun eğmişlikle onun araçlarından biri olması... Tüm bunlar, Suriye uçaklarının halka yönelik saldırı operasyonlarını Amerikan siyaseti kapsamına sokmaktadır. Bu yüzden Amerikan uçaklarına yaklaşmazlar, bilakis çizilmiş bir hat dahilinde görevlerini yerine getirirler. Geçen yıl Amerikan öncülüğündeki koalisyonun Suriye’deki askeri operasyonları başladığında, rejime bu konuda bilgi verildiğine dair yayınlanan haberler... Tüm bunlar daha fazla açıklamaya gerek bırakmamaktadır.

2- Rusya’nın Suriye’ye yönelik saldırısının Amerika ile anlaşmalı olarak ve her iki tarafın uçakları arasında koordinasyonla gerçekleştiğine gelince; bunu 11 Ekim 2015 tarihli yayınımızda açıklamıştık. Oradan konuyla ilgili bazı kısımları aktarıyorum: [...İşte felaket buradaydı; Amerika kendisini devrimcilerin yanındaymış gibi gösteriyordu ve onlarla alenen savaşması zordu. Oysa onlar rejime zarar vermişlerdi ve Amerikan alternatifi henüz olgunlaşmamıştı. Bu yüzden Rusya'nın bu görevi üstlenmesi şeklinde o kirli ateş oyunu kuruldu. Rusya'nın rolü; rejimi alenen desteklemek ve devrimcilere alenen karşı durmaktı; ona göre onlarla savaşmak meşruydu. Rejim ise Amerika’nın emriyle Rusya’yı çağırmaya hazırdı ve nitekim öyle de oldu... Rusya, Amerika’ya hizmet etmek için Suriye’de bu şerli ve kirli rolü oynamayı kabul etti! ...Rus uçaklarının havadan, denizden ve hatta karadaki üsleri ve danışmanları aracılığıyla gerçekleştirdiği saldırılar Amerika ile koordinasyon içindedir... Her akıl sahibi idrak eder ki, iki devletin savaş uçakları aynı semada uçuyorsa, bu ya iki dost arasındaki bir koordinasyonla olur ya da iki düşman arasındaki bir savaşla olur. Eğer savaş varsa, her savaşta olduğu gibi birbirleriyle çatışırlar ve birbirlerine bomba yağdırırlar. Aksi takdirde, iki farklı hedef için değil, tek bir hedefi gerçekleştirmek üzere semayı koordine eden iki dostturlar. Her iki tarafın açıklamaları da bu koordinasyonu kanıtlamaktadır: (Rusya Dışişleri Bakanlığı, 8 Ekim 2015 Perşembe günü internet sitesinde yayınladığı açıklamada şöyle dedi: "Rusya Devlet Başkanı Putin ve Amerikalı mevkidaşı Barack Obama’nın BM Genel Kurulu marjındaki görüşmelerinin sonunda verdikleri talimat uyarınca, dışişleri bakanları; Suriye üzerindeki hava sahasında olayların önlenmesi gerekliliği ve 30 Haziran 2012 tarihli Cenevre Bildirisi uyarınca siyasi çözüm sürecinin güçlendirilmesi de dahil olmak üzere Suriye’deki durumun çözüm yollarını tartışmayı tamamladılar." Açıklamada ayrıca bakanların "12 Şubat’ta imzalanan Ukrayna’ya ilişkin Minsk anlaşmalarının uygulanmasına yönelik adımları da gözden geçirdikleri" belirtildi...) El-Hayat: Dijital Versiyon Çarşamba, 7 Ekim 2015...vb.] Alıntı bitti. Şunları da ekliyorum:

a- Rusya’nın 30 Eylül 2015’teki Suriye saldırısından hemen önce, 29 Eylül 2015’te Obama ve Putin arasında 90 dakika süren bir görüşme gerçekleşti... Görüşmenin ilk kısmında Ukrayna krizi yer alırken, geri kalan kısmında her iki başkan Suriye’deki duruma odaklandı. Bu görüşmenin sonuçları hemen ortaya çıktı: (30 Eylül 2015’te Rusya Federasyon Konseyi, Putin’in Suriye’de Rus hava kuvvetlerini kullanma talebini oybirliğiyle onayladı). (Russia Today 30/09/2015)...

b- Rusya’nın Suriye’de vurduğu noktaların çoğu bile Amerika ile anlaşmalıydı. CNN 4 Ekim 2015’te şunu aktardı: (Rusya Genelkurmay Başkanlığı yetkilisi General Andrey Kartapolov, 3 Ekim Cumartesi akşamı yaptığı açıklamada; Suriye’de Rus hava kuvvetleri tarafından hedef alınan bölgelerin, daha önce Amerikan askeri komutanlığı tarafından Moskova’ya sadece teröristleri barındıran bölgeler olarak tanımlandığını söyledi. Yetkili, Rus TASS ajansının aktardığına göre şöyle devam etti: "Amerika Birleşik Devletleri ortak temaslar yoluyla bize bu bölgelerde teröristlerden başka kimsenin bulunmadığını bildirdi.")

c- Suriye semalarında Rus ve Amerikan uçakları arasındaki koordinasyon o kadar güçlüydü ki "eğitim" olarak nitelendirildi: (ABD Savunma Bakanlığı "Pentagon", 3 Kasım Salı günü yaptığı açıklamada; Amerikalıların ve Rusların, Suriye semalarında operasyon yapan pilotlarının herhangi bir kazayı önlemek için doğrudan iletişim kurmalarını sağlayan bir mekanizmayı başarıyla test ettiklerini duyurdu. Pentagon sözcüsü Jeff Davis, bir Amerikan savaş uçağının Salı günü Suriye semalarında bir Rus savaş uçağıyla "önceden hazırlanmış bir iletişim testi gerçekleştirdiğini", testin "üç dakika" sürdüğünü ve "hedeflerine ulaştığını" belirtti.... Diğer yandan Rus haber ajansları, Rus Silahlı Kuvvetlerinden bir generale dayandırdıkları haberde, Amerikan ve Rus hava kuvvetlerinin bugün Salı günü Suriye’de ortak bir eğitim gerçekleştirdiklerini bildirdi). (Al-Arabiya Net: 03/11/2015).

Buna göre, Amerikan ve Rus uçakları her taraftan güvenli bir hava sahasında hareket etmektedir: Amerikan uçakları zalim rejimin bilgisi dahilinde Suriye’yi bombalıyor, Rus uçakları da aynı şekilde Suriye rejiminin bilgisi dahilinde Suriye’yi bombalıyor... Rus uçakları, Amerika ile yapılan anlaşma ve Amerikan-Rus hava kuvvetleri arasındaki tam koordinasyonla Suriye semalarında dolaşıyor... Dolayısıyla çatışma söz konusu değildir çünkü Suriye semalarında dolaşanlar, hileleri İslam ve Müslümanlara yönelmiş uyumlu dostlardır.

قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

"Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar." (Tevbe 30)

Eğer aralarındaki bu uyum bozulursa, o zaman çatışma ihtimali doğar.

İkincisi: Siyasi Faaliyetlerin Askeri Faaliyetlere Eşlik Etmesi:

Bilindiği gibi Suriye’deki rejim Amerika’ya tabi, zelil bir ajandır. Amerika, Suriye’yi kendi çıkarlarına hizmet eden bir nüfuz alanı olarak görmektedir. Şu an Beşar’ın düştüğünü veya düşmek üzere olduğunu, artık Amerikan çıkarlarına hizmet edemeyecek durumda olduğunu idrak etmektedir. Bu yüzden onun yerine geçecek bir ajan alternatif aramaktadır ve alternatifi bulmadan rejimin düşmesinden korkmaktadır... Bu nedenle rejimi farklı yöntemlerle desteklemektedir; bunlardan biri de şu iki amacı gerçekleştirmek için yürütülen askeri faaliyetlerdir:

Birincisi: Amerika, önceki ajanın yerine geçecek sonraki ajan alternatifi bulmadan önce zalim Beşar’ın düşmemesi için onu desteklemek, böylece Amerika’nın hesaplarına uygun olmayan bir şekilde dolacak bir boşluğun oluşmamasını sağlamak... İkincisi: Suriye halkına, Amerika’nın Koalisyon’dan, "ılımlı" olarak adlandırdığı gruplardan ve rejimin bazı yardımcılarından oluşturduğu alternatifi kabul ettirmek için sürekli baskı uygulamak.

Bu nedenle Amerika’nın Suriye’de yürüttüğü askeri faaliyetlerin yöntemleri çeşitlilik göstermiştir; bunlar ister İran’a, ister onun partisine (Hizbullah), ister yardımcılarına veya son dönemde Rus kuvvetlerine bağlı olsun, hepsi bu amaca hizmet etmektedir. Yani öncelikle Amerika’nın çıkarını gerçekleştirecek, Rusya için de yaptırımların hafifletilmesi ve Ukrayna konusu gibi hususlarda memnuniyet sağlayacak siyasi bir çalışma için ortam hazırlamaktır... Böylece siyasi atmosferi hazırlamak için askeri faaliyetler tırmandırılmaktadır. Yaşananları takip edenler bu durumu açıkça görecektir; askeri faaliyetler devam ederken toplantılar ardı ardına yapılmıştır:

  • 23 Ekim 2015’te "Rusya, ABD, Suudi Arabistan ve Türkiye" arasında ilk dörtlü toplantı yapıldı. (Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov şöyle dedi: "23 Ekim Cuma günü Viyana’daki dörtlü toplantıya katılanlar, Suriye’deki siyasi sürece dış destek formülü üzerinde anlaştılar... Tüm bakanların Suriye’nin birleşik, laik ve egemen bir devlet olarak korunması gerektiği konusunda mutabık kaldıklarını belirtti."... Kerry, dört bakanın Viyana’daki toplantısını "yapıcı ve verimli" olarak nitelendirdi ve Kerry, Bloomberg ajansının aktardığına göre Tahran’ın Suriye krizinin çözümüne yönelik müzakerelere katılma teklifi alabileceğini belirtti...) (Russia Today 23/10/2015).

  • 29 Ekim 2015 akşamı ikinci dörtlü toplantı yapıldı. (Suudi Arabistan, Türkiye, Rusya ve ABD dışişleri bakanlarını Suriye krizini sona erdirecek siyasi çözüm yollarını görüşmek üzere bir araya getiren dörtlü toplantı 30 Ekim 2015 Cuma gecesi Viyana’da sona erdi. Dört bakan toplantı sonunda medyaya herhangi bir açıklama yapmadı... ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, İranlı mevkidaşı Muhammed Cevad Zarif ile görüşmüş ve Viyana görüşmelerinin hemen siyasi bir çözüme yol açmayacağını, ancak Suriye’yi cehennemden kurtarmak için en iyi şans olabileceğini belirtmişti). (Al-Arabiya Net 29/10/2015)

Burada Amerika’nın; Rusya, Türkiye, Suudi Arabistan ve İran gibi müttefikleri ve takipçileriyle toplantılar yapma konusundaki hırsı dikkat çekmektedir. Bu, grubun tamamlanması ve böylece Amerikan planlarının Avrupa’nın parazitleri olmadan yürümesi içindir! İran’ı toplantılara davet etmeye özen göstermiştir: (Amerika, 27 Ekim 2015’te İran’ı Viyana’daki konferansa davet ettiğini duyurdu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Merziye Afham hemen; "Daveti aldık, Dışişleri Bakanı’nın görüşmelere katılması kararlaştırıldı" dedi. Şarku’l Avsat 28/10/2015). Sadece bu da değil; Amerika, müzakereler sırasında Avrupa’nın müdahalesinden kurtulmak ve müttefikleri ile takipçilerinin katılımıyla müzakereleri sürdürmek için ilk toplantılardan Avrupa’yı dışlamaya çalıştı. Bu durum Fransa’yı rahatsız etti ve tepki olarak Fransa Dışişleri Bakanı 27 Ekim 2015’te bir çalışma yemeği daveti verdi. Fabius, "Suriye krizini ele alan ortakların" katılımıyla bakanlık binasında bir "çalışma yemeği" verileceğini, katılımcıların halkın tüm kesimlerine saygı duyan, birleşik ve demokratik bir Suriye için siyasi geçiş yollarını ve teröre karşı savaşa desteği tartışacaklarını söyledi. Ancak Amerika buna aldırış etmedi ve John Kerry yerine Dışişleri Bakan Yardımcısı Tony Blinken’ı gönderdi. (BBC 27/10/2015). Açıkça görülüyor ki Fransız toplantısı, sadece Viyana’daki müzakerelerde bir koltuk kapma çabasından ibaretti.

Suriye mülteci krizi patlak verip etkileri Avrupa’nın kalbine ulaşmasaydı (ki mülteci krizinin Avrupalılara Yunanistan krizini unutturduğu söylenmişti), Amerika Avrupa’yı dışlamaya devam edecekti... Son dört ayda Avrupa’da, özellikle İngiltere ve Fransa tarafından mülteci krizi medyada yoğun şekilde işlendi. Ardından kriz, Avrupa için (özellikle Fransa ve İngiltere) Suriye krizine girmek için bir kapı haline geldi. Suriye krizi toplantılarında Avrupa’nın bulunması kaçınılmaz oldu; buna rağmen ciddi müzakerelerin Amerika ile müttefikleri ve takipçileri (Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye ve İran) arasında olduğu takipçiler için aşikardır.

  • 30 Ekim 2015’te 17 devletin katılımıyla genişletilmiş toplantı yapıldı. Avrupa ve bazı diğer devletler, ayrıca BM, AB ve Arap Birliği temsilcileri katıldı... Ancak toplantıların gidişatını asıl kontrol edenin Amerika, ardından müttefikleri ve takipçileri olduğu biliniyordu!

Bu toplantıdan öne çıkanlar şunlardı:

(Viyana’da Suriye krizine ilişkin yeni müzakereler, yaklaşık yirmi tarafın... katılımıyla bu sabah başladı. Amaç; krizi sona erdirecek ve bir geçiş aşamasıyla Esed’in ayrılışını garanti altına alacak siyasi bir çözüme ulaşmaktır... Toplantıya ABD, Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye, Çin, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Lübnan, İran, Ürdün, Katar, Mısır, Umman, Irak ve BAE’nin yanı sıra BM ve AB heyetleri katılıyor. Bu, Suriye krizini çözmeye çalışan küresel ve bölgesel güçlerin yanında İran’ın da katıldığı ilk Suriye görüşmesidir) (Al-Jazeera Net 30/10/2015). Bu toplantı daha çok bir hoşnut etme (özellikle Avrupa’yı) toplantısı gibiydi... İki hafta sonra bir sonraki toplantının yapılacağı duyuruldu.

  • 14 Kasım 2015’te toplantı yapıldı ve bildirisinde şunlar yer aldı: (Bildiride, 17 ülkenin temsilcileri ile AB, BM ve Arap Birliği'nin, Viyana toplantısında; Beşar Esed’in kaderi konusundaki anlaşmazlıklarına rağmen, altı ay içinde Suriye’de bir geçiş hükümeti kurulması ve 18 ay içinde seçimlerin yapılması için belirli bir zaman çizelgesi üzerinde anlaştıkları belirtildi. Diplomatik bir kaynağın bildirdiğine göre, uluslararası Viyana toplantısı bugün Cumartesi günü, Paris’teki benzeri görülmemiş saldırıların ve Beşar Esed’in kaderine ilişkin anlaşmazlıkların gölgesinde Suriye’deki çatışmaya siyasi bir çözüm bulma çabasıyla ABD ve Rusya’nın katılımıyla başladı. Bu, 15 gün içindeki ikinci uluslararası toplantıdır ve en az 128 kişinin hayatını kaybettiği Paris saldırılarından saatler sonra gerçekleşmiştir). (Al-Arabiya Net 14/11/2015 Viyana - AFP).

(Alman Bakan ayrıca şöyle dedi: "Mesele hala ulaşılamaz görünse de tüm taraflar masa etrafında toplandı"... Diğer yandan Kerry, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ve BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura ile Viyana’da düzenlediği ortak basın toplantısında; BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin, Suriye’de ateşkes lehine bir karar çıkarılması ve 18 ay içinde seçimlerin yapılması konusunda anlaştıklarını söyledi). (Emirates Today 14/11/2015).

Böylece askeri faaliyetler devam ediyor, müzakereler devam ediyor ve tüm bunlar yukarıda zikrettiğimiz iki amacı gerçekleştirmek için Amerikan ritmiyle yürütülüyor:

Birincisi: Amerika, önceki ajanın yerine geçecek sonraki ajan alternatifi bulmadan önce zalim Beşar’ın düşmemesi için onu desteklemek, böylece Amerika’nın hesaplarına uygun olmayan bir şekilde dolacak bir boşluğun oluşmamasını sağlamak...

İkincisi: Suriye halkına, Amerika’nın Koalisyon’dan ve "ılımlı" olarak adlandırdığı gruplardan ve rejimin bazı yardımcılarından oluşturduğu alternatifi kabul ettirmek için sürekli baskı uygulamak.

Amerika’nın Suriye’deki çıkmazı şudur: "Koalisyon" adı verilen ve diğer takipçileri ile araçlarından oluşan çeşitli türlerde alternatifler üretti ancak bunların hiçbirinin içeride bir karşılığı yoktur... Bu yüzden ister kendisinden, ister İran ve partisinden, isterse son olarak Rusya’dan olsun askeri faaliyetlerini tırmandırıyor. Tüm bunlar, Suriye halkına, eski ajan Beşar’ın yerine geçecek sonraki bir ajan olarak Amerika’nın yapay ürünlerini kabul ettirmek için bir baskı girişimidir.

Üçüncüsü: Suriye’de Beklenen Çözüm:

Suriye’de süregelen olaylara, uluslararası, bölgesel ve yerel bağlantılarına derinlemesine bakıldığında beklenen çözüm şöyle aydınlanmaktadır:

1- Suriye rejimi, Beşar ve ondan önce babası döneminde Amerika’nın bir ajanıdır ve bu konu daha fazla açıklamaya ihtiyaç duymaz...

2- Sömürgeci kafirler, rollerini tükettiklerinde ve çıkarlarını gerçekleştiremez hale geldiklerinde ajanlarını derin bir çukura atarlar...

3- Ancak aynı zamanda, önceki ajanın yerini alacak sonraki ajan alternatifi konusunda titiz davranırlar...

4- Amerika’nın çıkmazı buradadır; çünkü ürettikleri alternatifler ve koalisyonlar bir sihirbazın hilesi gibidir ve sihirbaz nereye gitse iflah olmaz...

5- Amerika mevcut ajanın yerine geçecek sonraki ajanı bulmakta başarısız oldu, bu yüzden bir alternatif bulmadan Beşar’ın yok olmasından ve boşluğun Müslümanlar tarafından doldurulmasından korktu...

Bu bakış açısı, beklenen çözümün şu üçünden biri olduğunu göstermektedir:

  • Amerika’nın müzakerelerde oyalama yapmaya devam etmesi... Cenevre 1-2-3... Viyana 1-2-3... ve benzerleri... Bir ay veya iki ay sonrasına müzakere sürelerini uzatmak... Bir veya iki yıllık geçici yönetimler... Ve böylece halk tarafından kabul edilecek ve kendi çıkarlarını gerçekleştirebilecek bir alternatif beklemek. Aynı zamanda vakti gelmeden yok olmaması için Beşar’ı kendisi, ajanları, İran ve milisleri, Rusya ve yandaşları gibi çeşitli şeytani destek araçlarıyla desteklemeye devam etmesi...

  • Uluslararası bir güçle veya başka bir yolla; Koalisyon’dan ve ılımlı gruplardan oluşan kendi yapay ürünlerini yönetime dayatması ve Allah Subhânehu ve Teâlâ ile Rasulü ﷺ'e savaş açan bir laikliği ilan etmeleri.

  • Yönetimi, İslam’ın merkezi olan Şam ehli olan gerçek sahiplerinin ele geçirmesi; sömürgeci kafirleri, onların yapay ürünlerini ve laikliklerini ayaklar altına almaları ve İslam’ın hükmünü, Raşidi Hilafet'i ikame etmeleridir. Böylece İslam ve ehli izzet bulur, küfür ve ehli ise zelil olur. Ve Aziz olan Hakim olan Allah'ın buyurduğu gibi olur:

وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا

"De ki: Hak geldi, batıl zail oldu. Şüphesiz batıl yok olmaya mahkumdur." (İsra 81)

Şam ehli ve onların İslam’daki her kardeşi, Allah’ın izni ve kuvvetiyle Şam topraklarında İslam’ın hükmünden başka hiçbir hükme, Ukab sancağından (Rasulullah ﷺ'in sancağı, "La İlahe İllallah Muhammedur Rasulullah" sancağı) başka hiçbir sancağa izin vermeyeceklerdir. Böylece Şam topraklarını ajanların ve sömürgecilerin pisliğinden temizleyeceklerdir.

Dördüncüsü: Paris Saldırılarının Etkisi ve Viyana Konferansı ile Zamanlaması:

Viyana Konferansı ile Fransa’daki patlamaların zamanlamasına gelince (konferans patlamalardan saatler sonra gerçekleşti); bu zamanlamanın kasıtlı olması veya Viyana Konferansı üzerinde etkili olması pek muhtemel değildir. Ancak Amerika bu saldırıları; Fransa’nın Beşar rejimiyle savaşma talebinden vazgeçip, Beşar’dan uzak bir şekilde "terör" dediği şeyle savaşmaya odaklanmasını sağlamak için kullanmıştır. Böylece Amerika bir alternatif bulana kadar Beşar yerinde kalmaya devam edecektir. Fransa, hava saldırılarının rejim üzerine değil de sadece terör dedikleri şeyle sınırlı kalmasına Amerika’ya karşı çıkıyordu, şimdi ise Fransa rejim değil terör ismine odaklanmış durumda... Tüm bunlar Amerika’nın, Şam ehlinin çağrısını yaptığı Hilafet yerine, cebinde gizlediği laik çözümü bulmak için Suriye’de komplo iplerini dokumasına olanak tanıyor... Amerika, Beşar’ın kalacağından ve komplolarını tamamlayacağından emin bir şekilde hareket ediyor. Bunu; rejimi önce İran ve partisiyle, sonra yandaş ve takipçileriyle, son olarak da Rusya desteğiyle güçlendirerek ve Fransa’nın rejim üzerindeki tehlikesini uzaklaştırarak yapmıştır.

Bu bir tarafa, diğer taraftan Obama bu saldırılardan demokratik yönetiminin imajını seçimsel olarak iyileştirmek için yararlanmıştır. Obama’nın Fransa’nın örgüte ve teröre karşı önlemlerinin yanında durduğuna dair açıklamalarının giderek sertleştiği görülmüştür! Sanki Obama, Amerikan seçim kampanyaları atmosferinde, Cumhuriyetçi rakiplerinin iddia ettiği gibi Demokrat hükümetin terör karşısında güçlü durmadığı suçlamasına karşı, terörle mücadelede kararlı olduğunu göstermek istemiştir. Bu durum, kamuoyunun Demokratlara olan seçim desteğini etkiler. Bu bağlamda, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin 13 Kasım 2015 Cuma günü, Paris saldırılarının olduğu gün Tunus’ta yaptığı açıklama yer almaktadır; "Cihatçı John" olarak adlandırılan kişinin hedef alınmasıyla ilgili olarak "IŞİD’in günleri sayılıdır" demiştir... Ayrıca Amerika’nın, kendi eğitimlerinden geçen güçlerin Suriye içinde IŞİD’e karşı zaferler kazandığına dair söylemleri de aynı bağlamdadır.

Burada dikkat çekilmesi gereken bir husus daha vardır: Batı, sivillerin öldürülmesinin arkasında İslam’ın olduğu iddiasıyla Paris saldırılarını İslam’a karşı "kışkırtma" amacıyla kullanmıştır. Oysa İslam açısından, savaşçı olmayan sivillerin hedef alınmasının gayrişer’i bir eylem olduğu sabit bir gerçektir. İslam tarih boyunca, Rasulullah ﷺ döneminden itibaren, savaşçı olmayan sivilleri savaşın dehşetinden korumaya özen göstermiştir. Hatta İslam, kendilerini savunacak bir savaş aracına sahip olmayan mustazafları (sivilleri) kurtarmayı emreder... Savaşlarda bile düşmanla karşılaşıldığında Rasulullah ﷺ İslam ordusuna şunu vasiyet ederdi:

«وَلا تَقْتُلُوا امْرَأَةً، وَلا وَلِيدًا، وَلا شَيْخًا كَبِيرًا»

"Bir kadını, bir çocuğu ve yaşlı bir ihtiyarı öldürmeyin."

Raşidi Halifeler de aynı şekilde vasiyet ederlerdi; Ebubekir (ra) ordu komutanına şöyle vasiyet ediyordu: "İçerisinde kendilerini ibadete adadıkları manastırlarda insanlar bulacaksınız, onları ve kendilerini adadıkları şeyi bırakın... Yaşlı bir ihtiyarı, kadını ve çocuğu öldürmeyin. Mamur bir yeri tahrip etmeyin..." Ömer (ra) ordu komutanına şöyle vasiyet ediyordu: "Haddi aşmayın, ihanet etmeyin, cesetlere zarar vermeyin (müsle yapmayın), bir kadını, bir çocuğu veya bir yaşlıyı öldürmeyin..." Müslümanlar savaşlarında bile böyledirler; bir süvari rakibiyle savaşırken rakibinin elinden kılıcı düşse onu öldürmez, rakibi kılıcını alana kadar bekler, sonra onunla izzetle yüz yüze savaşır... Bunlar İslam’da sabit gerçekler olmasına ve Batı’nın bunu Müslümanların tarihinden ve fetihlerinden bilmesine rağmen, onlar bu olayları İslam ve Müslümanlara karşı kin kusmak için kullanıyorlar. Bu kör bir kindir; kendileri bir suç işlediklerinde (ki bunlar çok fazladır) üzerinde durmaz ve meşrulaştırırlar; ancak bir Müslüman bir şey yaparsa hem oradaki Müslüman toplumu takip ederler hem de dün ve bugün olduğu gibi İslam’ın kendisine saldırırlar... Bu kör bir kindir ve ancak Hilafet kurulduktan sonra sönecektir. O zaman her zalimden her mazlumun intikamı alınacak, Hilafet'in nuru yayılacak ve hayrı sadece Müslüman beldelerine değil, bu dünyadaki her sağduyulu insana ulaşacaktır...

وَاللَّهٌ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلEMُونَ

"Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler." (Yusuf 21)

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın