Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Libya Krizindeki Son Gelişmeler

January 19, 2016
4960
استمع للمقال

Soru:

17/12/2015 tarihinde imzalanan Suheyrat Anlaşması uyarınca, anlaşmada öngörülen süreden iki günlük bir gecikmeyle bu sabah Libya hükümetinin kurulduğu ilan edildi. Bundan önce de birden fazla anlaşma yapılmıştı; 05/12/2015 tarihinde Tobruk Parlamentosu ve Trablus Kongresi'nden bazı üyeler Tunus'ta bir araya gelmiş ve toplantıda "Libya krizini çözmek için bir ilkeler bildirgesi ve ulusal anlaşma üzerinde mutabık kalınmıştı"... 13/12/2015 tarihinde ise ABD, Libya krizi konusunun tartışıldığı Roma Konferansı'nı düzenledi... Peki, ilan edilen bu hükümetin devam etme ve Libya'da istikrar sağlama imkânı var mıdır? Özellikle de hükümetin kurulmasına dayanak olan Suheyrat Anlaşması'nın imzalanmasının uluslararası bir tantana ile kuşatıldığı bilinirken. Bir diğer mesele ise; Libya'ya askeri müdahale sesleri yükselmeye başladı, bu hükümet bu müdahaleyi engelleyecek mi yoksa müdahalenin hızlanmasına bir ön hazırlık mı teşkil edecek? Allah hayırlı mükafat versin.

Cevap:

Resmin netleşmesi ve doğru cevaba ulaşmak için şu hususları gözden geçireceğiz:

1- Libya meselesi hakkında daha önce yayınladıklarımızı, özellikle şu iki noktayı hatırlatmakta fayda vardır:

Birincisi: ABD, Hafter aracılığıyla Tobruk Parlamentosu'na hükmetse de, Avrupa ve özellikle İngiltere de eski siyasi çevreler üzerinden Trablus Kongresi'ne hükmetmektedir. Ancak her iki tarafın da diğer tarafta kolları bulunmaktadır. İngiltere'nin Parlamento ve Kongre üzerindeki payı ABD'den daha fazladır; çünkü ABD'nin siyasi çevreye girişi, İngiltere'ye sıkı sıkıya bağlı olan Kaddafi'den sonra gerçekleşen arızi bir durumdur. 11/04/2015 tarihli soru-cevapta şöyle geçmektedir: (... Bunun sebebi, Hafter'in Tobruk'taki Temsilciler Meclisi'nin pek çok üyesiyle arasının iyi olmamasıdır; zira onlardan bazıları eski siyasi çevreden gelmektedir... Bu nedenle ABD, kendisine sadık ve etkili bir siyasi çevre oluşturana kadar müzakerelerin her türlü sonucunu engellemek istemektedir, yani onun için önemli olan müzakereleri mümkün olduğunca sekteye uğratmaktır...) Dolayısıyla, Hafter'in kontrolüne rağmen Tobruk Parlamentosu'nda Avrupa'nın bir payı vardır. Aynı şekilde, ABD'nin diğer tarafa da henüz etkili bir ağırlığa sahip olmasa da ayağını basmış olması uzak bir ihtimal değildir. 23/09/2015 tarihli soru-cevapta şöyle denilmişti: (Dolayısıyla, Kongre müzakerecileri bunun farkındadır. Bazı haberlerde, Kongre taraflarının bazı Amerikalı yetkililerle görüşüp onlarla anlaşmaya varma eğiliminde olduğu bildirilmiştir: "Kongre'den doğan Trablus'taki Kurtuluş Hükümeti, Suheyrat toplantısı öncesinde hareket ederek Başbakanı Halife el-Guveyl, dikkat çekici bir gelişme ile bir Amerikalı yetkiliyi kabul etti. Trablus hükümeti kaynakları Al-Hayat'a verdiği demeçte, Guveyl'in Pazar-Pazartesi gecesi Amerikan Lojistik Hizmetleri Yönetim Kurumu Başkan Yardımcısı William Belmore ile savunma, sağlık ve yatırım alanlarında yeni iş birliği ufukları açmayı içeren bir dizi mutabakat zaptı imzaladığını bildirdi. Trablus hükümetindeki kaynaklar bu anlaşmaları ABD ile ilişkilerde 'önemli bir adım' olarak nitelendirdi." Al-Hayat: Salı 22/09/2015). Yani Tobruk Parlamentosu ve Genel Ulusal Kongre üzerindeki hakimiyet, her birinin tüm parçalarıyla tek bir kopya olduğu anlamına gelmez.

İkincisi: ABD ve İngiltere'nin Libya'daki çatışma biçimi ve siyasi çözümlere yönelik tutumları hakkındadır. 23/09/2015 tarihli soru-cevapta şöyle demiştik: (... Avrupa ise müzakerelerin mümkün olan en kısa sürede siyasi bir çözüm üretmesini istiyor; çünkü siyasi çevrenin çoğu onunla birliktedir. Siyasi çevre tarafından yönetilecek her türlü çözüm onun lehine olacaktır. ABD'ye gelince; o askeri müdahale için bir giriş yolu bulamadığından ve Libya'daki siyasi çevreden yoksun olduğundan müzakereleri kabul etmiştir. Bu yüzden müzakereleri aksatacak yöntemler icat etmeye çalışacaktır. Eğer müzakereler bir çözüme yaklaşırsa, askeri eylemlerle bunu bozacaktır...) Bu durum her iki tarafın tutumundan da açıkça görülüyordu: Avrupa, Suheyrat Anlaşması'nı hızla imzalatarak üzerine inşa edebileceği ve nüfuzunu pekiştirebileceği siyasi bir çözüm üretmeye çalıştı. Avrupa eğilimli Bernardino Leon'un, Birleşmiş Milletler tarafından görevlendirildiği süre dolmadan çözümü bitirmek için adımlarını hızlandırdığı görüldü... Ancak ABD'nin takipçileri başka bir tutum sergiledi. Tobruk Parlamentosu'nun ilan edilen tutumunun ve Hafter'in kontrolündeki tarafın anlaşmanın imzalanmasına karşı olduğu netti. France 24 sitesi 20/09/2015 tarihinde şunu aktardı: (Uluslararası alanda tanınan ve ülkenin doğusundaki Tobruk'ta bulunan Libya Parlamentosu, Fas'ın Suheyrat beldesinde parlamento üyeleri ile oturumları boykot eden üyeler arasında varılan anlaşmayı reddettiğini teyit etti...) Buna rağmen Leon, nihai bir anlaşma metni ilan etmekte ısrar etti. Al Jazeera Net'te 22/09/2015 tarihinde şöyle denildi: (BM Libya Özel Temsilcisi Bernardino Leon, Fas'ın Suheyrat kentindeki Libya diyalog tarafları arasında nihai siyasi anlaşmaya varıldığını duyurarak, BM'nin taraflara anlaşmayı imzalamaları için 1 Ekim'e kadar süre verdiğini belirtti.) Leon, müzakerelerin sonunda düzenlediği basın toplantısında "Şu an elimizde Libya krizi tarafları arasında kapsamlı bir anlaşmanın nihai metni var" dedi. Leon'un bu anlaşmanın nihai olduğu, yani üzerinde değişiklik yapılamayacağı yönündeki sözlerinden, özellikle Hafter tarafı başta olmak üzere her türlü muhalefete rağmen çözümü dayatmak istediği anlaşılıyordu. 08/10/2015 tarihinde Fas'ta düzenlenen bir törende Bernardino Leon, birleşik bir hükümette yer alması muhtemel birçok üyenin isminin açıklandığı bir basın toplantısı düzenledi. Ancak farklı hükümetler arasındaki anlaşmazlıklar devam etti ve bir ulusal birlik hükümetine ulaşmak için bir sonraki tarih olarak 17 Aralık 2015 belirlendi. Böylece Leon, Avrupa'nın bakış açısına meyleden bir çözüm üretmeye odaklanmış ve gayret göstermişti; ABD takipçilerinin, özellikle de Hafter'in muhalefetine aldırış etmemişti. Bu nedenle Leon'un hazırladığı ilk Suheyrat Anlaşması, Avrupa'nın, özellikle de İngiltere'nin çözüm vizyonuna uygundu... Bu da ABD'nin Leon'un görevine son verilmesine önem vermesine neden oldu ve öyle de oldu.

2- Birleşmiş Milletler'in yeni temsilcisi Martin Kobler'e gelince, o bir tür ABD-Avrupa uzlaşısıyla geldi. Alman olmasına rağmen, daha önce Birleşmiş Milletler'de ABD çıkarlarına hizmet eden görevler üstlenmişti, dolayısıyla ABD'ye daha yakındır. Bu yüzden BM Libya Temsilcisi olarak görevine başladığında, Bernardino Leon'un taslağın nihai olduğunu ve paraflandığı için üzerinde değişiklik yapılamayacağını söylemesine rağmen, Suheyrat Anlaşması'nı nihai imzadan önce değiştirmeye önem verdi. Kobler anlaşmada değişiklikler yaptı... Arabi 21 sitesinde 24/11/2015 tarihinde şöyle geçti: (BM Libya Destek Misyonu Başkanı Alman Martin Kobler Salı günü, Libya siyasi diyalog taraflarına siyasi anlaşma taslağında yapılan; mutabakat hükümeti başkanlığına yeni yardımcılar eklenmesi, devlet bakanlığı ve kabine bakanlarının seçilme mekanizmasıyla ilgili değişiklikleri sundu... Değişiklikler, Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi'ne iki yeni başkan yardımcısı ve sivil toplumdan sorumlu bir devlet bakanı eklenmesini, ayrıca hükümet başkan yardımcılarının Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılması planlanan kararları veto etme hakkını öngörüyordu. Yeni düzenleme, kabine bakanlarının seçilmesi veya birinin görevden alınması durumunda, Başkanlık Konseyi içinde birinci ve ikinci oylamada sonuç alınamazsa, hükümet başkanının onay veya veto hakkı saklı kalmak kaydıyla Bakanlar Kurulu salt çoğunluğuyla karar verilmesini teyit etti.)

Bu değişikliklerin özellikle Hafter ile ilgili bir etkisi vardır. Leon tarafından hazırlanan Suheyrat Anlaşması'ndan çıkabilecek en belirgin sonuçlardan biri, Hafter'den kurtulmak ve Libya ordusundaki resmi sıfatına son vermekti. Çünkü Suheyrat Anlaşması'nın sekizinci maddesi şöyle diyordu: "Yürürlükteki Libya kanun ve mevzuatında öngörülen tüm askeri, sivil ve güvenlik üst makam yetkileri, bu anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte derhal Bakanlar Kurulu Başkanlık Konseyi'ne geçer. Konseyin bu makamları işgal edenler hakkında 20 günü geçmeyen bir süre içinde karar vermesi gerekir. Bu süre zarfında karar verilmemesi durumunda konsey, yürürlükteki Libya mevzuatını dikkate alarak 30 günü geçmeyen bir süre içinde yeni atamalar hakkında karar verir." Bu madde baki kalmasına rağmen, yönetim yapısındaki sayı artışı ve karar alma mekanizması ile Hafter'in kalması garanti altına alındı veya en azından ondan kurtulmak değişiklik öncesindeki kadar kolay olmayacak hale getirildi.

3- İngiltere, Kobler'in gelmesinden ve özellikle değişiklikleri sunmasından sonra, Kobler'in Suheyrat Anlaşması sürecinde ABD'nin etkili baskılarından kurtulamayacağını ve anlaşmanın Avrupa lehine olan unsurlarından arındırılma ihtimalinin bulunduğunu fark etti. Bu nedenle Kongre ve Parlamento'daki kendisine sadık bazı kişilere Tunus'ta toplanmalarını telkin etti. Bunun sonucunda bir ilkeler anlaşmasına varıldı. Dış kaynaklı olmasına rağmen bu müzakereler "Libyalılar arası müzakereler" olarak pazarlandı... Middle East Online sitesinde 06/12/2015 tarihinde şöyle denildi: (Libya krizinin iki tarafının temsilcileri Pazar günü, petrol zengini ülkede çatışmayı sona erdirecek ve yönetmek için yarışan iki otoritenin -uluslararası alanda tanınan doğudaki meşru otorite ile tanınmayan Trablus'taki paralel otorite- onayını alacak siyasi bir anlaşmaya dönüştürülmesi umuduyla bir dizi ilkeler üzerinde anlaştıklarını duyurdu... Kongre'nin bir dizi üyesi ve uluslararası alanda tanınan Temsilciler Meclisi'nin bir dizi üyesi 05/12/2015 Cumartesi günü Tunus'ta bir araya geldi ve toplantıda "Libya krizini çözmek için bir ilkeler bildirgesi ve ulusal anlaşma üzerinde mutabık kalındı"...) İngiltere bu toplantının, ABD Suheyrat sürecini engellemeyi başarırsa elinde yeni bir silah olmasını istedi, aksi takdirde buna başvurmayacaktı.

4- Ancak Kobler Suheyrat Anlaşması'nı tamamlamaya kararlıydı ve Tunus toplantısına aldırış etmedi. Bu da Kobler'in Suheyrat toplantısını kesip Hafter ile görüşmeye gitmesini açıklamaktadır. Al-Hayat gazetesinde 17/12/2015 tarihinde şöyle geçti: (... Kobler dün, ordu komutanlığının bulunduğu Libya'nın el-Merc şehrine gitti ve Hafter ile bir görüşme yaptı. Hafter'in kaynaklarına göre görüşmede onu Suheyrat Anlaşması ile ilgili güvenlik düzenlemeleri konusunda ikna etmeye çalıştı. Hafter kaynakları, Kobler'in kendisine ordunun yeniden yapılandırılmasını üstlenecek olan müstakbel mutabakat hükümetinden çıkacak bir komitenin üyelerinin isim listesini sunduğunu ekledi. Kaynaklar Hafter'in Kobler'e: "Terörle mücadelemiz devam ediyor, siyasi işlerle ilgimiz yok" dediğini aktardı...) Görünüşe göre Kobler Hafter'i memnun etmeye çalıştı ve onun söylemine benzer açıklamalar yaptı... Al-Hurra sitesi 17/12/2015 tarihinde şunu aktardı: (Uluslararası alanda tanınan Libya hükümetine bağlı güçlerin komutanı Halife Hafter, özel temsilci Martin Kobler'in terörle mücadele için Libya ordusunu desteklemek istediğini söyledi. Hafter, uluslararası temsilciyle yaptığı görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, temsilcinin silahlara uygulanan ambargonun kaldırılmasını desteklediğini söyledi. Kobler ise kendi adına Hafter ile "verimli" bir diyalog gerçekleştirdiğini, terörle mücadele ve güçlü bir Libya ordusunun varlığı konusunda anlaştıklarını teyit etti. Kobler Libya taraflarını Perşembe günü siyasi anlaşmayı imzalamaya çağırdı.) Tüm bu gönül almalara rağmen görünen o ki ABD daha fazlasını istiyor! Bu yüzden ABD, anlaşmanın imzalanmasına bile katılmadı ancak çıkarlarına dokunulmadı ve koruma altında kaldı. Arabi 21'de 06/01/2016 tarihinde şöyle belirtildi: (... Mutabakat hükümeti başkan yardımcıları Ali el-Katrani ve Fethi el-Mecberi'nin, Hafter askeri kurumun başında kalmazsa mutabakat hükümetinden çekilmekle tehdit ettikleri hatırlatılmalıdır.)

Buna rağmen, bu bölünmelere ve çatışmalara rağmen, 17 Aralık 2015 tarihinde rakip iki hükümetin temsilcileri Fas'ın Suheyrat kentinde BM destekli barış anlaşmasını imzaladılar. Ancak Tobruk'taki parlamentonun 188 milletvekilinden sadece 80'i, Trablus'taki rakip üyelerin ise 136'sından sadece 50'si imza törenine katıldı. Belge, Tobruk hükümetinin başkan yardımcısı Muhammed Şuayb ve Trablus hükümetinin ikinci başkan yardımcısı Salih Mahzum tarafından imzalandı. Yani değişiklikler Avrupa taraftarlarını kızdırmış, ABD taraftarlarını ise tatmin etmeye yetmemişti... Bu yüzden her iki taraf da kendileri için bir dönüş yolu bıraktı ve o bölünme gerçekleşti: Bir grup gitti, bir grup ise sadece siyasi çalışmayı aşan, siyasi çalışma ile askeri müdahalenin ortaklaşa yürütüleceği gelecekteki bir çatışmayı beklemek üzere kaldı. Çünkü pratik açıdan anlaşma her iki taraf nezdinde de tamamlanmış değildi; hatta her iki parlamentonun başkanları Akile Salih ve Nuri Ebu Sahmeyne anlaşmayı onaylamadılar ve imza törenine katılmadılar...!

5- İngiltere, siyasi çevrenin veya çoğunun kendi yanında olduğunu biliyordu. Bu nedenle Leon'un önerilerine göre kurulacak herhangi bir geçici hükümetin kendi tarafında olacağından emindi. Bu yüzden Suheyrat Anlaşması'nın Leon döneminde hızlandırılması ve onaylanması konusunda istekliydi. Bunu başaramayıp Kobler gelince ve değişiklikler yapılınca; İngiltere, bu değişikliklerin ABD'nin anlaşmayı tamamen başarısızlığa uğratıp kendi istediği gibi yeniden şekillendirmek için Kobler'e yaptığı baskıların bir adımı olduğunu fark etti. ABD bunu, Hafter'in gerçekleştireceği askeri eylemlerle eş zamanlı olarak yürüttüğü siyasi komplolar sonucunda yeni bir siyasi tabaka oluşturarak yapmayı planlıyordu. Buna binaen İngiltere, hesapta olmayan başka şeyler yaşanmadan önce anlaşmanın akdedilmesinde acele etmeyi uygun gördü. Zira anlaşma değişikliklerle bile kendisi için kabul edilebilirdi. Böylece işleri aceleye getirdi ve nihai anlaşmanın 17/12/2015 tarihinde Fas'ın Suheyrat kentinde yapılmasını sağladı. Bunu meşru ve uluslararası alanda kabul edilebilir kılmak için BM Güvenlik Konseyi'ne başvurdu ve nihai anlaşma kararlarını desteklemek için 2259 sayılı karar tasarısını sundu... İngiltere'yi acele etmeye sevk eden şey, ABD'nin anlaşmaları engelleme hamleleriydi: Gerek doğrudan IŞİD ve diğerleriyle mücadele bahanesiyle yapmaya başladığı askeri müdahaleler, gerekse 13/12/2015 tarihinde Roma Konferansı'nı düzenleyerek o ana kadar varılan tüm anlaşmaları yok sayıp müzakereleri yeniden başlatmaya çalışması gibi siyasi eylemleriydi. Ya da ajanı Hafter aracılığıyla dolaylı yollardan, çözümü mümkün olduğunca erteleyerek ABD'nin kendine sadık yeni bir siyasi çevre oluşturması ve ardından çoğunluğun kendi adamlarında olacağı siyasi çözüme başlaması içindi. Libya Temsilciler Meclisi Başkanı'nın eski danışmanı İsa Abdülkayyum 13/12/2015 tarihinde Al-Ghad Al-Arabi ekranlarında buna işaret ederek şöyle demiştir: (... ABD Dışişleri Bakanı Kerry'nin açıklamaları, krizin çözümü için İngilizlerin ve Fransızların gösterdiği hevesin aksine Amerikalıların yeterli hevese sahip olmadığını açıkça ortaya koymuştur...).

Bunun üzerine İngiltere'nin BM Daimi Temsilcisi Matthew Rycroft, yeni hükümetin onaylanması için Güvenlik Konseyi'nin 15 üyesine karar tasarısını sundu ve şöyle dedi: "Bu yeni hükümet, Libya'nın egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve ulusal birliğine olan bağlılığımızın güçlü bir kolektif işaretidir. Bu, tüm Libyalılar için müreffeh ve istikrarlı bir gelecek gerçekleştirme yaklaşımının sadece başlangıcıdır. Henüz imzalamamış olan herkesi, anlaşmayı desteklemek ve Ulusal Mutabakat Hükümeti ile çalışmak için şimdi karar vermeye çağırıyoruz." (Al Jazeera, 24 Aralık 2015).

ABD'ye gelince; o anlaşmayı isteyen kamuoyu önünde anlaşmayı kabul etmek zorunda kaldı, ancak Hafter aracılığıyla onu engellemeye çalıştı ve kartları karıştırmak için 13/12/2015'te Roma toplantısını düzenlemek gibi siyasi eylemlerde bulundu... Ancak karar Güvenlik Konseyi'ne sunulduğunda ABD bu kararın çıkmasını engellemek için bir bahane bulamadı. Çünkü bu karar, Libya hakkında daha önce çıkan uluslararası kararları onaylıyordu ve görünüşte istediği siyasi çözüm, anlaşma ve hükümet kurulmasıyla uyumluydu... Bu nedenle onayladı ve Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby anlaşma hakkında şunları söyledi: "Ulusal mutabakat için birleşik bir Libya hükümetinin kurulması için bir çerçeve sağlıyor"... ABD Dışişleri Bakanlığı ayrıca Washington'ın "tam siyasi destek, teknik, ekonomik, güvenlik yardımı ve terörle mücadele" ile birleşik bir hükümet sağlamaya kararlı olduğunu söyledi. Ancak bu, onun razı olduğu ve sustuğu anlamına gelmez; aksine hareket edecek ve doğrudan bile olsa çatışacaktır. Çünkü o, her zaman nüfuzunu genişletmeye, sömürgeciliğini dayatmaya ve diğer rakip devletlerin nüfuzunu kovmaya çalışan sömürgeci bir devlettir. Bu nedenle, nihai anlaşmaya ve Güvenlik Konseyi kararına rağmen, Hafter güçleri 24/12/2015 tarihinde IŞİD'in varlığı bahanesiyle bazı bölgelere saldırılar düzenledi ve güçleri hala her uygun fırsatı değerlendirerek saldırılara devam ediyor. ABD de İngiltere'nin Güvenlik Konseyi'nden bir müdahale kararı çıkmasını engellemesinin ardından, Güvenlik Konseyi'nden askeri müdahaleye izin veren bir karar çıkmadan, IŞİD ile mücadele bahanesiyle Libya'ya doğrudan askeri müdahalede bulunmaya başladı. Bu, uluslararası bir karar çıkmadan aynı bahaneyle Suriye'ye yaptığı müdahaleye benzemektedir... Böylece iki tarafın onaylama motivasyonlarının farklı olduğu görülmektedir.

6- "Kobler" işinde bocalıyor gibi göründü; çünkü her iki taraf arasında bir tür uzlaşmayla geldiği için her iki tarafı da memnun etmek zorundaydı. Leon'un net bir Avrupa vizyonuyla hareket ettiği gibi değildi. Kobler'in bocalıyor olması, özellikle Leon'un hazırladığı Suheyrat önerilerini değiştirmesi, Avrupa'nın ona huzursuzlukla bakmasına neden oldu; ona razı değiller. Bu durum Trablus Kongresi grubuna da yansıdı ve Kobler Trablus'ta bir basın toplantısı düzenlemek istediğinde hakarete uğramasına neden oldu. Tobruk hükümetine bağlı Libya Haber Ajansı, Trablus hükümetindeki Dış Medya Kurumu Başkanı Cemal Zuybiye'nin, BM Libya Temsilcisi Martin Kobler'in 01/01/2016 akşamı düzenlediği basın toplantısını kestiğini, ondan derhal ülkeyi terk etmesini istediğini ve onu "istenmeyen kişi" olarak nitelediğini aktardı. Bahanesi ise basın toplantısının Dış Medya Kurumu Başkanı olarak kendisinden izin alınmadan düzenlenmiş olmasıydı. Kobler öfkeyle beraberindeki heyetle birlikte toplantı salonundan çıktı ve doğrudan havaalanına giderek özel uçağıyla ülkeden ayrıldı... Aynı şekilde, Kobler'in anlaşmayı vaktinde uygulama konusundaki hırsı nedeniyle Tobruk grubunda da ona karşı bir hoşnutsuzluk var; onlar ise ondan mühlet ve ağırbaşlılık bekliyorlar. Tobruk'taki Temsilciler Meclisi'nin siyasi danışmanı Ahmed Abbud, Kobler'in davranışlarını eleştirerek şöyle dedi: "Kobler'in Libya taraflarını belirli bir zaman dilimi içinde mutabakat hükümetine ikna etme çabaları gerçekçi olmayan ve mantıksız söylemlerdir..." (Al-Ghad TV 06/01/2016). Böylece uluslararası temsilci, baskı yapan olmaktan ziyade baskı altında kalan biri haline geldi! Bunun sebebi Avrupa'nın, siyasi çevrenin çoğunluğu kendi takipçilerinden olduğu için işlerin kendi istediği gibi gitmesini istemesi; ABD'nin ise rakip Avrupa siyasi çevresiyle mücadele edebilecek, hatta onu alt edebilecek kendi takipçilerinden oluşan bir siyasi çevre inşa edene kadar her türlü etkili çözümü ertelemek istemesidir. Tüm bunlar doğal olarak Kobler'in bocalamasını etkilemektedir.

7- ABD ve Avrupa bunun farkındadır ve buna binaen sahada oluşturdukları gerçekliğe uygun çözümler bulmak için askeri müdahale planlamaktadırlar. ABD'nin müdahalesi netti. Tunisia Digital 08/01/2016 tarihinde şunu yayınladı: (ABD Afrika Komutanlığı, Afrika'daki, özellikle Libya'daki terörist gruplar üzerindeki baskıyı artırmayı hedefleyen beş yıllık bir eylem planına göre Libya'ya resmi olarak askeri müdahale niyetini açıkladı. Bu açıklama, bu komutanlığın başında bulunan General David Rodriguez ile ABD Deniz Piyadeleri Genel Komutanı General Joseph Francis Dunford arasındaki görüşme sırasında geldi. Eylem planı, 2015 yılında AFRICOM Komutanı General David M. Rodriguez tarafından benimsenen, Afrika kıtasındaki güvenlik zorluklarını aşmaya yönelik beş temel hedef stratejisine dayanacaktır...) Libya'daki ABD ordusunun öncelikler listesinin başında ilan edilen bahane, sömürgeci bir siyasi amaç gütmesine rağmen ABD'nin askeri müdahalelerindeki alışılagelmiş bahanesi olan terörle mücadele adı altında DAEŞ ile mücadeledir. Bu yüzden müdahale planları çiziyor, hatta ABD Libya'ya askerlerini bile gönderdi; BBC Arabic 18/12/2015 tarihinde şunu bildirdi: (.. Pentagon sözcüsü Yarbay Michelle Baldanza, "bu yılın 14 Aralık tarihinde bir grup ABD askerinin Libya ordusu yetkilileriyle ilişkileri güçlendirmek ve iletişimi pekiştirmek için Libya'ya ulaştığını" açıkladı. Bir Libya milis grubunun ABD askerlerinden derhal ülkeyi terk etmelerini istediğini, herhangi bir çatışmayı önlemek için askerlerin herhangi bir olay yaşanmadan ülkeden ayrıldığını ekledi...) Askerlerin gönderilmesinin 17/12/2015'teki Suheyrat Anlaşması'nın imzalanmasından üç gün önce olduğu açıktır! Tüm bunların anlamı, ABD'nin siyasi süreci başarısızlığa uğratmaya veya siyasi kontrolü ele geçirene ya da Hafter gibi askeri ajanlarını söz sahibi yapana kadar uygulamasını engellemeye çalıştığıdır. Bu durumda Serrac hükümeti kurulsa bile etkili olamayacak, işleri kontrol edemeyecektir. ABD, Libya sahasına hakim olana ve kendine güçlü bir siyasi çevre oluşturacak daha fazla ajan kazanana kadar Hafter'in saldırılarının yanında kendi askeri operasyonlarını da sürdürecektir.

Avrupa'nın müdahalesi ise açıklamalarında görüldü... Al-Wafd gazetesi 23/12/2015 tarihinde şunu yayınladı: (Fransız Le Figaro gazetesi, Libya topraklarındaki terör örgütü DAEŞ'in kontrol altına alınmasının, Libya'ya müdahale için uluslararası bir koalisyon kurmaya hazırlanan Fransa için acil bir mesele haline geldiğini doğruladı... Gazete, bu tehditler ışığında Fransa'nın BM Libya Özel Temsilcisi Martin Kobler'in çabalarını desteklediğine işaret etti. Gazete ayrıca, savunma bakanlığı kaynaklarına dayandırarak göz ardı edilmemesi gereken bir başka varsayıma, yani Libyalılar arasındaki siyasi anlaşmanın sekteye uğraması durumuna değindi ve bu durumda Fransa'nın askeri koalisyon kurma çabalarını sürdüreceğini belirtti. Gazete, son aylarda Libya müzakerelerini ilerletmek için yoğun diplomatik çaba sarf eden ve Libya'ya asker ve özel kuvvetler göndermeye hazır olduğunu, ayrıca oradaki terör örgütünü hedef alan her türlü askeri eylemde askeri üslerinin kullanılmasına izin vereceğini belirten İtalya'nın çabalarına da işaret etti...). 12/01/2016 tarihinde Bawabat Africa, İngiliz Socialist Worker sitesinden şunları aktardı: "Muhafazakar hükümet, DAEŞ güçlerinin ilerleyişiyle tehdit altında olan petrol sahalarını savunmak için Libya'ya 1000 İngiliz askeri gönderdi, ayrıca İngiliz Kraliyet Donanması'na ait bir muhrip Kuzey Afrika kıyılarına doğru hareket etti. Bu arada hava kuvvetlerinden Libya'daki hedeflere yönelik hava saldırıları için hazırlık yapmaları istendi." İngiliz Daily Telegraph gazetesi 12/12/2015 tarihinde, savunma ve dışişleri bakanlıklarındaki kaynaklara dayanarak şu haberi yayınlamıştı: "İngiltere'nin, terörist grupların artan riskine karşı Avrupalı müttefikleriyle iş birliği içinde Libya'ya askeri müdahale hazırlıkları içinde olduğu, askeri müdahalenin Libya'ya askeri destek ve ekipman gönderilmesiyle başlayabileceği ancak ülkede kapsamlı bir ulusal birlik hükümetini beklediği belirtildi." Medya organları 12/12/2015 tarihinde İngiltere'nin Libya Büyükelçisi Peter Millett'in şu sözlerini aktardı: "Ülkesi, beklenen Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin talep etmesi halinde terörle mücadele için Libya'ya askeri müdahalede bulunmaya hazırdır." Yani Avrupa, kendisinden askeri yardım ve müdahale talep edecek bir Libya hükümetinin kurulmasını istiyor. Fransız uçakları da geçtiğimiz aylarda Libya üzerinde keşif uçuşları yaptı. İngiltere ve Fransa, ABD askeri müdahalede bulunurken kendilerinin müdahale etmemesini, sahanın ABD'ye bırakılması olarak görüyorlar. Bu nedenle her iki devlet de ABD müdahalesine karşı koymak için müdahaleye başladılar; bunların hepsi IŞİD ve terörle mücadele bahanesiyle yapılıyor, buna bir de meşru ulusal hükümetin taleplerini karşılama bahanesi eklenecek! Tüm bunlar gerçeğin sadece küçük bir kısmıdır; asıl büyük gerçek ise bunların bizim topraklarımız, hayırlarımız ve servetlerimiz üzerinde çatışan sömürgeci devletler olduğudur...

8- Buna binaen söylenebilir ki; bu hükümet etkili olamayacaktır. Çünkü Suheyrat Anlaşması'nın ve dolayısıyla bu hükümetin zorlu doğumunun arkasındaki güç dengeleri bir taraf lehine kesinleşmiş değildir. Dolayısıyla bu hükümet huzursuz kalacaktır; şeklen o iki hükümet lağvedilse ve perde arkasından onları yönetenler kalsa bile, Tobruk ve Trablus hükümetlerinin izinden giden üçüncü bir hükümet olmaktan öteye geçemeyebilir... International Crisis Group'dan (Uluslararası Kriz Grubu) Claudia Gazzini'nin Suheyrat Anlaşması ve ondan doğan hükümet hakkındaki yorumu bu durumu özetleyebilir: (Kağıt üzerinde bu harika bir haber. Ancak pratik açıdan, Libya anlaşması için beklenen desteğin belirsiz düzeyi, mevcut her iki parlamentonun liderliğinin buna karşı olması ve kendi barış planlarını hazırlamakla meşgul olmaları ve yeni hükümetin ülkenin kilit bölgeleri üzerinde çok az kontrole sahip olacağı gerçeği, birçok kişinin onun etkinliğinden şüphe duymasına neden oluyor. 18 Aralık 2015) son.

Libya'da bu tür anlaşmaların ve hükümetlerin başarısız olmasının iki sebebi vardır. Birincisi: Çatışmayı yöneten tarafların motivasyonlarının farklı olması ve her birinin kendi çıkarı için çalışmasıdır. Bu taraflar her basiret sahibi için nettir; bir yanda ABD, diğer yanda ise Avrupa, özellikle İngiltere ve daha az oranda Fransa ve İtalya... Bu iki taraf, Amerikan ve Avrupa tarafları, her birinin sömürgeci çıkarları çerçevesinde çatışmaktadırlar... İkinci sebep ise: Libya krizinin çözümünün kendi halkının elinde değil, Suheyrat Anlaşması uyarınca sömürgeci kafirlerin elinde olmasıdır. Oysa yapılması gereken, çözümün Libya halkının elinde olmasıdır; zira onlar Müslümanlardır ve İslam'da her kriz ve her sorun için çözüm açıktır. Bu çözümü ihlaslı bilinçli kimseler kavrar:

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

"Şüphesiz ki bunda kalbi olan yahut hazır bulunup kulak veren kimse için bir öğüt vardır." (Kaf [50]: 37)

Bu iki sebep, Suheyrat Anlaşması'nın ve hükümetinin Libya'da istikrar, emniyet ve güven sağlamada başarısız olacağına hükmetmektedir. Bu yeni hükümetin askeri müdahaleyi uzaklaştırmaktan ziyade aktifleştirmeye daha yakın olması beklenmektedir; o zaman bu hükümetin mensupları pişman olacaklardır ama artık pişmanlık fayda vermeyecektir.

Müslüman beldelerinin, sonuçları Müslümanların daha fazla kanının akması olan siyasi komplolara ve askeri eylemlere sahne olması ne kadar acı vericidir... Daha da acı verici olanı ise Müslümanlar arasında, sömürgeci kafirlerin İslam ve ehline karşı tuzak kurduklarını unutarak veya unutmuş gibi yaparak, İslam beldelerinin krizlerinin çözümünde onlardan yardım alınması gerektiğini düşünenlerin bulunmasıdır:

لَا يَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ إِلًّا وَلَا ذِمَّةً وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ

"Bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler ne de bir antlaşma. İşte onlar, saldırganların ta kendileridir." (Tevbe [9]: 10)

Buna rağmen, Kur'an-ı Kerim hafızlarının yurdu olan Libya halkında hayrın yok olduğunu düşünmüyoruz. Orada Allah'ın izniyle İslam'a ve ehline kin besleyenlerin projelerini boşa çıkarabilecek sadık ve ihlaslı adamlar vardır. Allah güçlü ve azizdir, kendisine yardım edene yardım edecektir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ * وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُم

"Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar. İnkar edenlere gelince, onların hakkı yıkımdır. Allah, onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır." (Muhammed [47]: 7-8)

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın