Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Cenevre'deki ABD-Rusya Zirvesinin Boyutları

June 20, 2021
3428

Soru:

16 Haziran 2021 Çarşamba günü Cenevre'de ABD Başkanı Biden ile Rusya Başkanı Putin arasında ilk zirve gerçekleşti. Bu zirvenin önemi nedir? Amacı nedir? İki başkanın Cenevre’deki buluşmasından olumlu sonuçlar çıktı mı? Diğer bir deyişle, iki ülke tarihindeki en kötü yıllar olarak nitelendirilen dönemden sonra ABD-Rusya ilişkileri iyileşme yoluna mı giriyor?

Cevap:

ABD-Rusya zirvesinin boyutlarını anlamak, ancak son yıllarda iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasına yol açan arka planı anlamakla mümkündür:

1- Birçok medya kuruluşu ve bazı siyasetçiler, ABD ve "Sovyetler Birliği"nin dünyanın en güçlü ve en büyük iki devleti olduğu ve her birinin bir bloğu temsil ettiği yönündeki zihinlere kazınmış gerçeğin devamı olarak ABD ve Rusya'yı "iki dev" olarak nitelendirmeye devam ediyor. Gerçek şu ki, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra Rusya devletinde meydana gelen büyük zayıflık, onu ABD ile uluslararası rekabet düzeyinden çok alt basamaklara indirmiştir. Bu nedenle, iki ülke başkanları arasında yapılan zirve, birçok sonucu olan ABD-Sovyet zirvelerinden çok daha az öneme sahiptir. Zira Rusya'nın büyüklük unsurlarından geriye askeri güç, özellikle nükleer ve füze gücü ile uzay yetenekleri dışında hiçbir şey kalmamıştır; bunun dışındakilerde Rusya'da hiçbir azamet yoktur!

2- Rusya’nın ABD ile ilişkileri, Obama yönetiminin sonlarına doğru kötüleşmeye başladı. 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesi ve G8 grubundan çıkarılması nedeniyle yaptırımlar uygulandı. Ardından 2016 ABD seçimlerine müdahale nedeniyle yaptırımlar geldi. Obama yönetimi, Aralık 2016 sonunda, yani Trump seçimleri kazandıktan sonra fakat göreve başlamadan önce, 35 Rus diplomatı sınır dışı etti ve Rus istihbarat servislerine yaptırımlar uyguladı (Deutsche Welle, 14/01/2021)... Trump’ın Putin’e yönelik söylediği tüm tatlı sözlere rağmen ABD, Rusya’ya daha fazla yaptırım uygulamaya ve aralarındaki ilişkileri gerilime itmeye devam etti. Rusya’nın birçok ABD şehrindeki konsolosluk temsilcilikleri kapatıldı, ABD’deki Rus haber kanalları kısıtlandı. ABD yaptırımları haklı veya haksız nedenlerle Rusya’ya dayatıldı; Rus muhalif Navalni’nin tutuklanması nedeniyle, 2018’de İngiltere’de Rus muhalif Skripal’in zehirlenmesi suçlamasıyla ve Trump yönetiminin sonunda olduğu gibi siber saldırı suçlamasıyla Rus teknoloji şirketlerine yaptırımlar uygulandı. Biden yönetimi gelince ilişkileri daha da gerginleştirdi. ABD Başkanı Biden, Rusya Başkanı Putin’i "katil" olarak nitelendirdi ve ABD seçimlerine müdahalesinin bedelini ödeyeceğini söyledi (Sky News Arabi, 17/03/2021). Bunun üzerine Rus büyükelçisi Mart 2021'de Washington’dan ayrıldı, ardından ABD büyükelçisi bir sonraki ay Moskova’dan ayrıldı... ABD, Rusya’yı uluslararası finans sisteminden çıkarmakla tehdit etti.

3- Demokrat Biden yönetimi, Rusya’ya ve başkanı Putin’e karşı daha fazla nefret besliyor ve onu 2016 başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton’ın kaybetmesinin nedeni olarak görüyor. Muhalefetteki Demokratlar, eski Başkan Trump’tan Rusya’yı cezalandırmasını istiyor, onu Rusya’ya karşı gevşek davranmakla suçluyor, bu konuda onu zor durumda bırakıyor ve 2020 seçimlerini kazanırlarsa Rusya’yı tehdit ediyorlardı. Demokrat Başkan Biden bu seçimleri kazandığında, bu durum hassas ABD devlet kurumları tarafından kullanılan SolarWinds şirketinin sistemlerine yönelik çok güçlü siber saldırılarla eş zamanlı gerçekleşti ve ABD istihbaratı bu siber saldırılardan Rusya’yı sorumlu tuttu... ABD, Rusya’yı "düşman" olarak nitelemeye başladı... Hatta zirveden iki gün önce Biden, Ukrayna’yı NATO’ya dahil etmekle tehdit etti! Dolayısıyla bu görüşme iki devlet arasındaki gerilimle bağdaşmıyordu, aksine başka bir yönü vardı. Arka planı ve gidişatı düşünüldüğünde şu hususlar ortaya çıkmaktadır:

a- Dört saat sürmesi planlanan iki başkan arasındaki görüşme iki buçuk saat sonra sona erdi ve iki başkan arasında ortak basın toplantısı yapılmadı. Her biri kendi basın toplantısını ayrı ayrı düzenledi ve her iki basın toplantısı da Al-Jazeera (16/06/2021) ve diğer medya organları tarafından canlı yayınlandı. Ortak açıklama, iki tarafın nükleer bir savaşta kazananın olmayacağı konusunda anlaşmasıyla sınırlı kaldı -ki aralarında böyle bir ufuk görünmüyor-. ABD Başkanı Biden, üzerinde mutabık kalınan komitelerin bu konuda gerekli çalışmaları tamamlamasının ardından Washington'un stratejik silahların azaltılmasına yönelik START-3 anlaşmasına bağlı kalmaya devam edeceği sözünü verdi. İki ülke arasındaki birçok ihtilaflı konu görüşüldü. Rusya Başkanı, mevkidaşına kendisine yönelik "katil" nitelemesini sordu. Biden basın toplantısında Rus muhalif Navalni’nin hapishanede olası ölümü durumunda bunun yıkıcı etkilerinden bahsetti, ancak görüşmeyi verimli ve olumlu olarak nitelendirdi. Görüşmenin, Rusya’nın ABD seçimlerine tekrar müdahale etmesi veya yeniden siber saldırılar düzenlemesi durumunda Rusya’ya yönelik tehditler içerdiğini zımnen kabul etti. Rusya Başkanı ise basın toplantısında, iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileşmekte olduğunu söylemenin zor olduğunu ancak bu konuda bir umut ışığından bahsetti. ABD’nin Rusya içindeki insan haklarına yönelik sert eleştirilerine yanıt olarak; ABD istihbaratının Guantanamo ve diğer ülkelerdeki hapishanelerini, ABD'nin siyahlara ve diğer halklara yönelik insanlık dışı uygulamalarını hatırlatarak insan hakları konusunda ABD'ye saldırdı. Biden, aralarındaki ilişkilerde herhangi bir yanlış anlaşılmayı önlemek için Putin ile doğrudan görüşme yapmanın öneminden bahsetti ve ilişkilerin geleceğinin Rusya'nın atacağı adımlara bağlı olduğunu ima etti.

b- İncelediğimizde, Rusya’ya baskı yapmak için inisiyatif alanın ABD olduğunu görüyoruz. İlişkileri, Rusya Başkanı Putin’in daha önce "büyük ölçüde yıkıcı" olarak nitelendirdiği seviyeye kadar gerginleştiren ABD’dir. İhtilaflı noktalar üzerinde bir anlaşma olmaksızın zirve toplantısını düzenleme girişiminde bulunan da yine ABD'dir. Rusya bunu hayra yordu ve Biden'ın ilk yurt dışı turunda başkanıyla görüşmeye karar veren ilk ABD başkanı olmasını, Washington'un Moskova'ya verdiği önemin bir kanıtı olarak alkışladı. ABD Başkanı Biden ise buna karşılık olarak İngiltere’yi ziyaret edip Başbakan Johnson ile görüştü, G7 zirvesinin çevrimiçi olması beklenirken İngiltere’de yüz yüze yapılmasını sağladı. Biden buna Brüksel’de NATO zirvesini ekledi ve bu sırada Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan da dahil olmak üzere birçok görüşme yaptı. Brüksel’de Biden ayrıca Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile türünün nadir örneği olan bir görüşme gerçekleştirdi. Böylece Biden-Putin görüşmesi, ABD Başkanı’nın Avrupa turunda yüz yüze gerçekleştirdiği birçok görüşmeden biri haline geldi; yani Rusya'nın kendisine özel bir konferans yönündeki umutları küçültüldü!

c- Tüm bunlar ışığında, iki lider arasındaki zirvenin olumlu sonuçlarının oldukça basit olduğu, iki ülkenin büyükelçilerinin karşılıklı olarak başkentlerine dönmesi ve stratejik START-3 anlaşmasıyla ilgili taahhütlerle sınırlı kaldığı söylenebilir. İlişkilerin iyileşmesi ise Rusya’nın gelecekteki adımlarına, yani tavizlerine ve hatalarına bağlıdır. Tıpkı Rusya’nın Suriye’de ABD’ye yardım etmek şeklindeki stratejik hatasında olduğu gibi. Başkanı Putin’in 28 Eylül 2015'te New York’ta ABD Başkanı Obama ile görüştükten sonra Suriye’ye askeri müdahalesini ilan etmesiyle Rusya, askeri hizmetlerini ABD lehine sunmuş oldu. Belki Rusya, İslam ve Müslümanlara olan nefretiyle Suriye’de savaşmaya atıldı; belki de 2014’te Kırım’ı işgal etmesinden ve ardından gelen Batı yaptırımlarından sonra uluslararası izolasyonunu kırmak için buna girişti. Ancak en önemlisi, ABD Rus askeri hizmetlerini tatmış, bunun Suriye’deki nüfuzuna hizmet etmek için önemini görmüş ve bu görevi Çin çevresine taşıma konusunda büyük bir iştah duymaya başlamıştır. Dolayısıyla Rusya’nın, Beşar’ın Amerika’ya olan uşaklığının farkında olmasına rağmen Suriye’ye müdahale etmesi, bağımsız bir devletin aklı başında hiçbir liderinin yapmayacağı büyük bir stratejik hataydı.

d- ABD’nin Rusya üzerindeki baskısının açıklanmayan hedefleri ise Rusya’yı ABD’nin Çin’e karşı stratejisinde uluslararası bir piyon haline getirmektir. Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 1960’ların ortalarındaki Vietnam Savaşı sırasında Rusya’yı Çin üzerinde baskı kurmaya ve onu ABD ile barış içinde yaşamaya zorlamaya dahil eden mimar idiyse de, ABD siyasi çevreleri bu yaşlı adama hâlâ bir siyasi strateji düşünürü ve uluslararası siyasette keskin bir görüşe sahip biri olarak bakmaktadır. Bu nedenle, o çevreler 2016 yılında, o doksanlı yaşlarındayken, ABD başkan adayları Hillary Clinton ve Donald Trump ile ayrı ayrı iki önemli görüşme ayarladılar. Tavsiyeleri, Rusya’nın dahil edilmesinin ve ABD ile birlikte Çin’e karşı itilmesinin önemi ve gerekliliği üzerineydi.

e- Bu Amerikan hedefleri açıklanmamış olsa da, ABD bunu bir şekilde Rusya’ya iletiyor ve Rusya bunu gayet iyi anlıyor. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov şunları vurgulamıştır: ("ABD, Rusya'yı kendi çıkarlarına hizmet eden bir araç haline getirmeyi ve Çin ile karşı karşıya getirmeyi başaramayacak... Şimdi Rusya'yı kendi çıkarları doğrultusunda Çin'e karşı nasıl kullanacaklarını ciddi ciddi tartışıyorlar... Bizi ABD'nin çıkarlarına hizmet eden bir araç haline getirmek istiyorlar." Ve ekledi: "Fakat elbette bu bizde işe yaramayacak.") RT, 24/12/2018.

f- ABD'nin Rusya'dan tam olarak istediği budur. Bu nedenle, Çin'i çevrelemek için Rusya'yı sürece dahil etmeye dair Henry Kissinger teorisini uygulamak amacıyla ona baskı yapıyor ve atmosferi geriyor. Aksi takdirde Rusya, ne ekonomide ne de uluslararası siyasette ABD ile rekabet edebilir; askeri makine dışında büyük devlet olma unsurlarının hiçbirine sahip değildir. ABD-Sovyet ve ardından Rusya ile yapılan anlaşmalar, Rus askeri makinesini ABD'yi tehdit etmekten uzak bir disiplin çerçevesine sokmuştur. Hatta ABD, 1972’den beri yürürlükte olan Anti-Balistik Füze Anlaşması gibi birçok anlaşmadan çekilmiş ve kendi füze kalkanını inşa etmiştir. Rusya, ABD’nin sahip olduğu yeteneklere benzer şekilde askeri yeteneklerini daha fazla geliştirmesine olanak tanıyacak güçlü bir ekonomiye de sahip değildir... Dolayısıyla, Rusya'nın nükleer ve stratejik yetenekleri, ABD'nin ilişkileri germesinin nedeni ve itici gücü değildi. Aksine ilişkilerdeki bu gerginlik, ABD’nin büyük bir dikkat merkezi haline gelen Çin’den uzaklaşması için Rusya üzerine baskı yapmayı amaçlıyordu. Eski Savunma Bakanı Patrick Shanahan, ordu komutanlarına Çin'e odaklanmaları çağrısında bulunarak "Çin, sonra Çin, sonra yine Çin" demişti (Al-Jazeera Net, 03/01/2019).

g- Buna rağmen ABD, Rusya ile ilişkileri gererek Rusya’yı Çin’e karşı itmeyi şu ana kadar başaramadı. Özellikle ABD’nin Rusya üzerindeki baskısı, ticaret savaşıyla Çin üzerindeki baskısıyla eş zamanlı gerçekleştiği için bu durum Rusya’nın Çin ile yakınlaşmasına neden oldu... Yani ABD'nin Rusya'yı Çin'e karşı kendisiyle birlikte hareket etmeye zorlamak için yaptığı baskı, ABD'nin istediğinin tersi sonuçlar vermeye başladı. ABD, Rusya'nın Çin'e yakınlaşma eğiliminin tehlikesinin kuşkusuz farkındadır... Bu nedenle Biden yönetimi, Rusya üzerindeki "baskı" yöntemini bir kenara bırakmaya, onun yerine zirve toplantısı aracılığıyla bir "umut ışığı" vermeye ve böylece Rusya-Çin yakınlaşmasını mümkün olduğunca uzaklaştırmaya... ve iki liderin görüşmesinde kurulan komiteler aracılığıyla onunla büyük bir diyalog başlatmaya karar vermiştir.

4- Dolayısıyla Biden'ın Putin ile görüşmesi bu hedefi gerçekleştirmek, yani Rusya'ya yönelik ABD gerilimini ve yaptırım baskılarını kaldırmak suretiyle Putin'e bir umut ışığı vermek ve bunu Çin'e karşı tutumunda ABD'yi destekleme aracı olarak kullanmak veya en azından Rusya'nın Çin ile yakınlaşmasını önlemek içindir. İki devlet arasındaki diğer gerilim noktalarına gelince, bunlar o kadar büyük bir önemi hak etmiyor. Örneğin, aralarındaki Suriye tartışması ve ABD'nin Suriye krizini kendi istediği gibi çözmek istemesi; Rusya, kendi itibarını koruduğu sürece buna karşı çıkmıyor. Aynı şekilde Afganistan'da Rusya, 80'li yıllarda ABD'nin kendisine karşı yaptığı gibi Afganistan'da yerin altını ABD'nin ayakları altında yakacak güçte değildir. Ayrıca Rusya'nın ABD seçimlerine müdahalesi, internetin etkilemek için yeni bir araç olarak açılmasından kaynaklanıyordu ve Rusya muhtemelen ABD'nin tepkisinin gücünü tahmin edememişti, aksi takdirde bu müdahaleden uzak dururdu. ABD'nin Rusya'yı yapmakla suçladığı siber saldırılara gelince, bunlar tedavisi zor olan etkili saldırılar değildir. Biden, Putin ile yaptığı zirveden sonra, Rusya tekrar sızma girişiminde bulunursa ABD'nin Rusya'ya sızma ve orada elektronik sabotaj yapma konusunda muazzam yetenekleri olduğunu söyleyerek buna cevap vermiş ve Rus petrol boru hatlarını sabote etme yeteneklerini örnek göstermiştir...

5- Rusya Başkanı Cenevre'den, ABD'nin önümüzdeki aylarda Rusya'nın atacağı adımları beklediğini ve kurulmasına karar verilen ortak komiteler aracılığıyla bu adımları inceleyip değerlendireceğini gayet iyi bilerek ayrıldı. Rusya Başkanı, ABD'nin Rusya üzerindeki baskı yeteneklerinin muazzam olduğunu ve bunların bir kısmını denediğini de gayet iyi biliyor. Aynı şekilde Çin'in, Batı'daki ticari çıkarlarının Rusya ile olan ticari çıkarlarından çok daha büyük olması nedeniyle kendisini terk edip Batı'ya yönelebileceğini de biliyor. Tüm bunlar nedeniyle önümüzdeki aylar, muhtemelen ABD-Rusya ilişkilerinde bir yumuşamaya tanık olacaktır ve büyükelçilerin geri dönmesi bunun başlangıcıdır. Ayrıca Rusya-Çin ilişkilerinin soğumaya başlaması da muhtemeldir; zira Rusya'nın ABD ile ilişkilerindeki sıcaklık ölçüsünde, Çin ile ilişkilerinde bir soğukluk oluşacaktır. Eğer bu gerçekleşirse, ABD Başkanı Biden'ın Rusya Başkanı Putin ile zirve yapma girişimi, Rusya'nın Çin ile yakınlaşmasına bir son vermiş ve Rusya'yı -Kissinger teorisine göre ABD'nin beklentilerinden daha düşük derecede olsa bile- Çin üzerinde baskı kurma yoluna sokmuş olacaktır. Eğer bu gerçekleşmezse ve Putin liderliğindeki Rusya içindeki isyan eğilimi devam ederse, Biden yönetiminin Rusya üzerindeki baskılarını iki katına çıkarması ve Kafkasya'da Azerbaycan-Ermenistan çatışması, ardından Ukrayna ve Batı'nın toprak bütünlüğünü yeniden sağlaması için ona verdiği destek ile onu bir ateş çemberiyle tehdit etmesi beklenir...

Böylece bu zorba devletler, başta ABD olmak üzere, insanların yararına olanı değil, insanlar için ölümcül olsa bile kendi çıkarlarını gerçekleştirecek olanı düşünürler.

أُوْلَـئِكَ شَرٌّ مَّكَاناً وَأَضَلُّ عَن سَوَاء السَّبِيلِ

"İşte onlar, yerleri en kötü olanlar ve doğru yoldan en çok sapanlardır." (Mâide 60)

9 Zilhicce 1442 H. 20/06/2021 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın