Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Nişanlıyken Kocası Ölen Kadının İddeti

July 08, 2020
13123

Hizb ut-Tahrir Emiri Büyük Âlim Ata b. Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi

Soru Cevap

Nişanlıyken Kocası Ölen Kadının İddeti

Malik Salem ve Ebu Bekir el-Fukaha’ya

Malik Salem’in Sorusu: Hocam müsaadenizle bir sorum olacak: Nişanlı bir kadının kocası ölürse iddet beklemesi gerekir mi? Nişanlısına mirasçı olur mu? Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.

Ebu Bekir el-Fukaha’nın Sorusu: Hocamızdan Allah razı olsun. İddet, zifaf (birleşme) ile mi yoksa sadece nikah akdinin yapılmasıyla mı sabit olur? Çünkü bazı boşanma durumlarında herhangi bir sebeple zifaf gerçekleşmiyor; bu durumda iddet aynı mıdır?

Cevap: Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Her iki soru birbirine yakın olduğu için, Allah’ın izniyle ikisine birlikte cevap vereceğiz.

1- Eğer sorudaki "nişanlı" (maktube) tabiriyle kastedilen; bir adamın evlenme teklifinde bulunduğu, evlilik için ön onayın alındığı ancak henüz nikah akdinin yapılmadığı, yani bazı bölgelerde "imlak" denilen şer’i hükümlere uygun icap ve kabulün gerçekleşmediği durum ise... Eğer bazı Müslüman ülkelerde yaygın olan, evlilik için ön onay alınmış fakat nikah kıyılmamış bu durum kastediliyorsa; bu durum evlilik sayılmaz. Nişanlı kadın da eş (zevce) sayılmaz, nişanlısına karşı yabancı bir kadın (ajnabiyah) hükmündedir. Dolayısıyla adamın onunla halvet (baş başa kalma) yapması helal olmadığı gibi, kadının da adamın yanında avret yerlerinden herhangi birini açması helal değildir. Bu anlamdaki bir nişanlılıkta; iddet, mehir, miras gibi nikah akdine bağlı hiçbir hüküm terettüp etmez.

2- Ancak sorudaki "nişanlı kadın" ifadesiyle kastedilen; şer’i nikah akdiyle evlenmiş olan kadın ise, bu kadın şer’en onun eşidir. Şer’i nikah akdiyle birlikte, fıkıh kitaplarında ayrıntılarıyla belirtilen hükümler terettüp eder. Bunların bir kısmını aşağıda maddeler halinde açıklayacağız:

3- Nikah akdi yapıldıktan sonra fakat henüz zifaf (cinsel birleşme) gerçekleşmeden kocası vefat eden kadın; vefat eden adamın şer’i eşi sayılır ve kocası ölen kadın için geçerli olan şer’i iddeti bekler. Bu iddet süresi, Allah Teâlâ’nın şu kavli gereği dört ay on gündür:

وَالَّذِينَ يُتَوفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْواجاً يَتَربَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْراً

"Sizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına dört ay on gün beklerler." (Bakara [2]: 234)

Ayrıca Tirmizi ve başkalarının İbn Mesud’dan rivayet ettiğine göre; İbn Mesud’a, bir kadınla evlenen fakat ona mehir belirlemeden ve zifafa girmeden ölen bir adam hakkında soruldu. İbn Mesud şöyle dedi: "Ona (kadına), emsali kadınların mehri verilir; ne eksik ne de fazla. Üzerine iddet gerekir ve miras hakkı vardır." Bunun üzerine Ma’kil b. Sinan el-Eşcaî ayağa kalkıp dedi ki: "Resulullah ﷺ bizden Birva’ binti Vâşık isimli bir kadın hakkında, senin hükmettiğinin aynısıyla hükmetti." İbn Mesud buna çok sevindi... Ebu İsa (Tirmizi) dedi ki: İbn Mesud’un hadisi hasen sahih bir hadistir.

Aynı şekilde, zifaf gerçekleşmemiş olsa bile vefat eden kocasına mirasçı olur. Bunun delili Allah Teâlâ’nın şu kavlidir:

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْواجُكُمْ إِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌ فَإِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْد وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌ فَإِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ

"Eğer çocukları yoksa, eşlerinizin yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (eşlerinizindir). Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır." (Nisa [4]: 12)

Ayrıca yukarıda zikredilen İbn Mesud hadisi de buna delildir.

4- Nikah akdinden sonra fakat zifaf gerçekleşmeden önce kocasının boşadığı kadının iddet hükümleri, kocası ölen kadından farklıdır. Zifaf öncesi boşanan kadının hiçbir şekilde iddet bekleme yükümlülüğü yoktur. Bunun delili Allah Teâlâ’nın şu kavlidir:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَكاَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ أَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحاً جَمِيلاً

"Ey iman edenler! Mümin kadınları nikahlayıp da, henüz onlara dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) onları boşarsanız, onlar üzerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut’alarını (hediyelerini) verin ve onları güzel bir şekilde serbest bırakın." (Ahzab [33]: 49)

Ancak bir ihtilaflı durum vardır ki o da şudur: Eğer boşanmadan ve zifaftan önce kocası ile kadın halvet yapmışsa (baş başa kalmışsa), bazı fakihlere göre bu halvet de iddeti gerekli kılar. Halvet konusuyla ilgili bazı fıkhi görüşleri aktarıyorum:

  • İbn Kudâme’nin el-Muğnî isimli eserinde şöyle geçer: (Mesele: -Allah ona rahmet etsin- dedi ki: "Bir adam, halvet yaptığı eşini boşarsa, iddeti (boşandığı zamanki hayız hariç) üç hayız dönemidir." Bu meselede üç fasıl vardır. Birinci Fasıl: Kocasıyla halvet yapan her kadına, kendisine dokunulmamış (cinsel ilişki olmamış) olsa bile iddet vaciptir. Cinsel ilişkiden sonra boşanan kadına iddetin vacip olduğu konusunda ilim ehli arasında ihtilaf yoktur. Fakat eğer onunla halvet yapmış ama ilişki kurmamışsa ve sonra boşamışsa; Ahmed’in mezhebine göre kadına iddet vaciptir.

(İmam Ahmed ve Esrem, kendi isnatlarıyla Zurâre b. Evfâ’dan rivayet ettiler: "Raşit Halifeler; perdeyi çeken veya kapıyı kapatan kimse için mehrin ve iddetin vacip olduğuna hükmettiler." Bunu Esrem ayrıca Ahnef kanalıyla Ömer ve Ali’den; Said b. el-Müseyyeb kanalıyla da Ömer ve Zeyd b. Sabit’ten rivayet etmiştir.)

Aynı hüküm Raşit Halifelerden, Zeyd’den ve İbn Ömer’den rivayet edilmiştir. Urve, Ali b. el-Huseyin, Ata, Zühri, Sevri, Evzai, İshak, Rey ehli ve Şafii de (kadim kavlinde) bu görüştedir.

  • Şafii yeni kavlinde (el-Cedid) ise şöyle demiştir: "Ona iddet gerekmez; çünkü Allah Teâlâ: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ أَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا﴾ [Ahzab: 49] buyurmuştur. Bu açık bir nastır (hükümdür). Ayrıca o, kendisine dokunulmamış bir boşanmıştır; dolayısıyla kendisiyle halvet yapılmamış kadın gibidir.")

Özetle; zifaf gerçekleşmeden boşanan kadına iddet gerekmez. Ancak kocasıyla halvet yapmışsa, yani bir odada baş başa kaldıkları ve kapının üzerlerine kapandığı sabit ise, İmam Ahmed’e göre bu durumda iddet beklemesi gerekir.

Bu cevabın yeterli olacağını umuyorum. Allah en iyi bilendir ve hüküm verendir.

Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu’r Raşta

16 Zilkade 1441 H. 07/07/2020 M.

Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: https://www.facebook.com/HT.AtaabuAlrashtah/posts/2677787155800625

Emir’in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/4051

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın