Hizb ut-Tahrir Emiri Büyük Alim Ata b. Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi "Fıkhi"
Sohail Dar'a
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu değerli kardeşlerim, Emirimize bazı sorular sormak istiyorum, lütfen kendisine ulaştırın. Arapçanın ana dilim olmadığını ve bir hata yaparsam çok üzgün olduğumu belirtmek isterim...
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu değerli kardeşim ve faziletli Emirimiz, Allah'tan senin için hayır dilerim.
İlk olarak, zayıf olduğu için Arapçamdan dolayı özür dilerim; buna rağmen Hilafet konusuyla ilgili bazı sorular sormaya çalışacağım:
Birincisi: İslam'da Yönetim Nizamı kitabında, caiz olan unvanların Halife, İmam, Emirü’l Mü’minîn ve manası bunlara benzeyen Müslümanların Sultanı gibi lakaplar olduğu geçmektedir. Fakat Hilafet Devletinin Cihazları kitabında metin, sadece Emirü’l Mü’minîn unvanını zikrederek durmakta ve diğerlerini zikretmemektedir. Halife'nin unvanları konusundaki benimseme (tebenni), sadece bu üçüyle sınırlandırılacak şekilde mi değişti? Eğer benimseme değiştiyse, bu değişikliğin delili nedir?
İkincisi: "Cihazlar" kitabında Ömer (ra)'a Emirü’l Mü’minîn lakabının verilmesine yol açan durumla ilgili olarak; bunun sadece Emirü’l Mü’minîn unvanının kullanılmasıyla sınırlı olduğu mu söylenir, yoksa Müslümanların Sultanı gibi başka bir lakabın kullanılması mübah mıdır?
Üçüncüsü: Sahabe İcması’nın şartlarından birinin, Rasulullah ﷺ’in defninin ertelenmesi ve cenazenin derhal defnedilmesinin vacip oluşu gibi bilinen bir şeyle tenakuz (çelişki) bulunması olduğunu anladım. Öyleyse Ömer (ra)’ın Emirü’l Mü’minîn olarak lakaplandırılmasında nasıl bir tenakuz vardır ki bu bir Sahabe İcması olmaktadır?
Dördüncüsü: Geçmişte Halife lafzının şer’i ve fıkhi bir lafız olduğuna dair bir soruya cevap vermiştiniz. Şer’i delillerde geçtiği için İmam lafzı için de aynısı söylenebilir mi, yoksa İmam lafzı ıstılahi midir? Bu konuyla ilgili olarak, birçok hadiste İmam lafzı geçmekte ve namazda insanlara önderlik edene işaret etmektedir. İşaret ettiği kişi bakımından anlamda bir farklılık var mıdır? Yani bu hadislerdeki mana sadece Halife ve onun atadığı vali ve emirler vb. kişilere mi döner, yoksa bugün camilerimizde gördüğümüz namaz kıldıran imamları da kapsar mı?
Beşincisi: "Geçici Emir" tayininde neden Halife’nin bizzat atanması sürecinde İcra Muavini görevlendirilmiyor? Ek olarak, en yaşlı muavinin Geçici Emir seçilmesinin dayanağı nedir? Neden en tecrübeli muavin veya aralarında en adil olan ya da Kur’an ilmini en iyi bilen seçilmiyor?
Bir sorum daha var... Eğer Halife biatinden sonra münakit olma (akid) şartlarından birine aykırı davranırsa biati bozulur mu? Örneğin, adalet vasfını kaybederse veya Rasulullah ﷺ’in zikrettiği, Müslümanların kendilerinden nefret ettiği imamlar gibi olursa ne olur?
Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.
Cevaplarınız için çok teşekkür ederim. Allah’tan senin, ailen ve kardeşlerin için hayır ve afiyet dilerim. Ramazanınız mübarek olsun.
Kardeşiniz Dr. Süheyl Ebu Mus’ab
Cevap:
Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Yazmakta zorluk çekmene rağmen bana Kur’an dili olan Arapça ile yazmış olmandan dolayı memnun oldum. Genel olarak sorduğun hususlar açık, ancak bazı noktaların daha fazla açıklanmaya ihtiyacı var. İşte beyan:
1- Hilafet için biat edilen kişiye verilen lakap, Nebevi hadislerde ve Sahabe İcması’nda geçtiği üzere Halife, İmam veya Emirü’l Mü’minîn’dir. Yönetim Nizamı kitabında bu üçünden sonra zikredilen ["Bu üç unvanın kullanılması zorunlu değildir. Müslümanların işini üstlenen kişiye, Müslümanların yöneticisi, Müslümanların başkanı, Müslümanların sultanı gibi bu anlamları ifade eden diğer unvanların verilmesi de caizdir. Ancak hükümdar, cumhurbaşkanı ve imparator gibi anlamları İslam’ın yönetimle ilgili hükümleriyle çelişen unvanların verilmesi caiz değildir."] ifadesi ve aynı şekilde Şahsiyye 2 kitabının Hilafet babının son paragrafındaki ["İmame veya Hilafet lafzına bağlı kalmak vacip değildir, sadece onun delalet ettiği manaya bağlı kalınır."] ifadesine gelince;
Bu her iki yer de tadil edilmiş (düzeltilmiş), Yönetim Nizamı ve Şahsiyye Cilt 2’deki yukarıda belirtilen fazlalıklar silinmiştir. Lakaplar, Cihazlar kitabında olduğu gibi üç tanede (Halife, İmam, Emirü’l Mü’minîn) kalmıştır. Allah Sübhânehu ve Teâlâ bize zafer verdiğinde devlette kullanılacak olan lakaplar bu üçüdür.
2- Sükûti İcma’nın makbul bir icma sayılabilmesi için şer’i hüküm hakkında şu şart koşulur: "Şer’i hüküm, normalde inkâr edilmesi gereken ve Sahabenin üzerinde sessiz kalmayacağı bir konu olmalıdır; çünkü Sahabenin bir münker üzerinde sükût ederek icma etmesi imkansızdır. Eğer normalde inkâr edilmesi gerekmeyen bir konu ise, Sahabenin sükûtu icma sayılmaz." Şahsiyye Cilt 3’te şöyle geçer: (Sükûti İcma; Sahabelerden birinin bir hükme varması, diğer Sahabelerin bunu bilmesi ve kimsenin buna itiraz etmemesidir. Bu durumda onların sükûtu bir icma olur ve buna Kavli İcma’nın karşıtı olarak Sükûti İcma denir. Sükûti İcma için bazı şartlar vardır:
Birincisi: Şer’i hükmün, normalde inkâr edilmesi gereken ve Sahabenin üzerinde sessiz kalmayacağı türden olması...
İkincisi: Bu eylemin meşhur olması ve Sahabeler tarafından bilinmesi...
Üçüncüsü: Beytülmal malları gibi Emirü’l Mü’minîn’in kendi reyiyle tasarrufuna bırakılan konulardan olmaması...)
Bu şartlar, bir delil olarak kullanılabilmesi için Sükûti İcma’da bulunmalıdır. Sahabenin "Emirü’l Mü’minîn" lakabının kullanılması üzerindeki icması konusuna gelince; bu, yukarıdaki şartın arandığı Sükûti İcma kabilinden değildir. Aksine bu, Kavli İcma (Sözlü İcma) kabilindendir. Çünkü Sahabe topluca hitaplarında bu lakabı kullanmış ve halifeleri bu isimle çağırmışlardır. Bu durum Sükûti İcma değil, Kavli İcma makamındadır. Dolayısıyla bu hükmün, icmanın sahih ve muteber olması için "normalde inkâr edilmesi gereken" bir konu olması gerekmez.
3- İmam lafzı hakkındaki soruna gelince:
a- İmam kelimesinin lügatte; kendisine uyulan ve iktida edilen gibi birçok anlamı vardır. Muhtarü’s-Sıhah’ta şöyle geçer: (...İmam, kendisine uyulan kimsedir, çoğulu eimmedir...) Kitabü’l-Ayn’da ise: (...Kendisine uyulan ve işlerde öne geçirilen herkes imamdır...) denilmiştir. Dolayısıyla bu anlamda imam, kendisine uyulan ve iktida edilen herkes için genel bir ifadedir.
b- Şeriat, İmam lafzını "şer’i hakikat" olarak fıkhi bir terim şeklinde Müslümanların genel başkanı anlamında kullanmıştır. Şer’i naslar buna delalet eder:
- Abdullah b. Amr b. el-As, Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet etmiştir:
وَمَنْ بَايَعَ إِمَامًا فَأَعْطَاهُ صَفْقَةَ يَدِهِ، وَثَمَرَةَ قَلْبِهِ، فَلْيُطِعْهُ...
"Kim bir imama biat eder de elinin sıkışını ve kalbinin semeresini ona verirse, gücü yettiği kadar ona itaat etsin..." (Müslim)
- Avf b. Malik’ten Rasulullah ﷺ şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
خِيَارُ أَئِمَّتِكُمْ الَّذِينَ تُحِبُّونَهُمْ وَيُحِبُّونَكُمْ، وَيُصَلُّونَ عَلَيْكُمْ وَتُصَلُّونَ عَلَيْهِمْ...
"İmamlarınızın en hayırlıları, sizin onları sevdiğiniz, onların da sizi sevdiği, sizin onlara dua ettiğiniz (namaz kıldığınız), onların da size dua ettiği (namaz kıldığı) kimselerdir..." (Müslim)
- Buhari, İbn Şihab’dan... Salim’in ona şöyle tahdis ettiğini rivayet etmiştir: Abdullah b. Ömer dedi ki; Rasulullah ﷺ’i şöyle buyururken işittim:
كُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، الإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ...
"Hepiniz çobansınız ve hepiniz raiyetinden sorumludur. İmam bir çobandır ve raiyetinden sorumludur..."
Bu hadislerde, İslam’da şer’i hükümleri ikame eden yöneticinin lakabı olarak "İmam" zikredilmiştir; tıpkı diğer şer’i naslarda "Halife" lakabının zikredilmesi gibi. Yani şer’i naslar göstermiştir ki "İmam" lafzı da "Halife" lafzı gibidir ve her ikisi de Şeriatın belirlediği, Müslümanların genel başkanlığı anlamına gelen fıkhi terimlerdir (şer’i hakikat). Bu makama "İmamet-i Uzma" (Büyük İmamlık), sahibine ise "el-İmamü’l-Azam" denilmiştir.
c- Aynı şekilde İmam lafzı Şeriatta "İmamet-i Sugra" (Küçük İmamlık) denilen namaz imamı anlamında da kullanılmıştır. Bu konuda bazı hadisler şöyledir:
- Buhari, Sahih’inde Müminlerin annesi Aişe (ra)’dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah ﷺ evinde hasta iken namaz kıldı. Oturarak kıldı ve arkasındaki cemaat ise ayakta kıldı. Onlara oturmalarını işaret etti. Namazı bitirince şöyle buyurdu:
إِنَّمَا جُعِلَ الْإِمَامُ لِيُؤْتَمَّ بِهِ فَإِذَا رَكَعَ فَارْكَعُوا وَإِذَا رَفَعَ فَارْكَعُوا وَإِذَا صَلَّى جَالِساً فَصَلُّوا جُلُوساً
"İmam kendisine uyulması için belirlenmiştir. O rüku ettiğinde siz de edin, o kalktığında siz de kalkın, o oturarak kıldığında siz de oturarak kılın."
- Buhari, Sahih’inde Ebu Hureyre’den Nebi ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
إِذَا أَمَّنَ الْإِمَامُ فَأَمِّنُوا فَإِنَّهُ مَنْ وَافَقَ تَأْمِينُهُ تَأْمِينَ الْمَلَائِكَةِ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ
"İmam amin dediğinde siz de amin deyin. Zira kimin amin demesi meleklerin amin demesine denk gelirse, geçmiş günahları bağışlanır."
Dolayısıyla namaz imamı karşılığında şer’en vaz edilen "İmam" lafzı da yukarıdaki hadislerin delalet ettiği üzere şer’i bir ıstılahtır.
d- Şer’en, Halife anlamındaki İmam lafzı ile namaz imamı anlamındaki İmam lafzı arasında zorunlu bir bağ (telazum) yoktur. Halife anlamında İmam’ın geçtiği hadisler mutlaka namaz konusuyla ilgili değildir; namaz imamı anlamında İmam’ın geçtiği hadisler de mutlaka Halife ve yönetimle ilgili değildir. Yukarıda zikredilen hadislerde olduğu gibi, yönetim imameti ile namaz imameti arasında bir zorunluluk anlaşılmaz.
e- İçinde İmam lafzı geçen naslar, bağlamına ve karinelere göre anlaşılır:
- Şer’i naslarda İmam lafzı, şu ayette olduğu gibi lügat anlamında kullanılabilir:
وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَاماً
"Onlar: 'Ey Rabbimiz! Eşlerimizden ve çocuklarımızdan bize göz aydınlığı bağışla ve bizi muttakilere imam (önder) kıl' diyenlerdir." (Furkan [25]: 74)
İbn Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: (İbn Abbas, Hasan, Katade, Süddi ve Rebi b. Enes şöyle dediler: Hayırda kendimize uyulan önderler kıl. Diğerleri ise: Hidayete ermiş hidayet rehberleri ve hayra davetçiler kıl, dediler). Bağlamdan açıkça anlaşılıyor ki burada İmam lafzından murat, takvada kendisine uyulan kişidir; yönetim veya namaz imameti anlamındaki imam değildir.
- İmam lafzı, Müslim’in Ebu Hureyre’den rivayet ettiği şu hadiste olduğu gibi Halife anlamında kullanılabilir:
إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ فَإِنْ أَمَرَ بِتَقْوَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَعَدَلَ كَانَ لَهُ بِذَلِكَ أَجْرٌ وَإِنْ يَأْمُرْ بِغَيْرِهِ كَان عليهِ مِنْهُ
"İmam bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur. Eğer Allah Azze ve Celle’ye takvayı emreder ve adaletle davranırsa, bundan dolayı ecir alır. Eğer bunun dışındakini emrederse, bunun vebali onun üzerinedir."
Hadisten açıkça anlaşılıyor ki kastedilen yöneticidir; çünkü arkasında savaşılan ve adaletle ya da zulümle hükmeden odur. Burada ne lügat anlamındaki mutlak uyulan kişi ne de namaz imamı kastedilmemiştir.
- İmam lafzı, Müslim’in Sahih’inde Ebu Hureyre’den rivayet ettiği şu hadiste olduğu gibi namaz imamı anlamında kullanılabilir:
إِذَا قَالَ الْإِمَامُ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ فَقُولُوا اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ فَإِنَّهُ مَنْ وَافَقَ قَوْلُهُ قَوْلَ الْمَلَائِكَةِ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ
"İmam 'Semiallahu limen hamideh' dediğinde, siz 'Allahumme Rabbena lekel hamd' deyin. Zira kimin sözü meleklerin sözüne denk gelirse, geçmiş günahları bağışlanır."
Buradaki sözün namaz ve namaz imamı hakkında olduğu açıktır.
4- Geçici Emir hakkındaki soruna gelince:
"Geçici Emir tayininde neden Halife’nin bizzat atanması sürecinde İcra Muavini görevlendirilmiyor" sözünle tam olarak neyi kastettiğin açık değil...
En yaşlı muavinin Geçici Emir olarak seçilmesi konusuna gelince; bunun sebebini 02 Şaban 1435 H. / 31.05.2014 M. tarihli soru-cevapta açıklamıştık. Söz konusu cevabımızdan ilgili kısmı aktarıyorum:
[... İkinci husus olan, eğer Halife ölmeden önce bir geçici emir tayin etmemişse, geçici emirin nasıl belirleneceği ve bu konudaki öncelikler meselesi idari bir konudur. Bu idari konuyu detaylandıran bir maddenin benimsenmesi caizdir. Buna binaen 33. maddede şöyle geçmektedir: (...En yaşlı muavin geçici emir olur; ancak Hilafete aday olmak isterse, ondan sonraki en yaşlı olan olur... ve bu böyle devam eder. Eğer tüm muavinler aday olmak isterse, o zaman en yaşlı icra vekili olur, sonra aday olmak isterse bir sonraki... ve bu böyle devam eder. Eğer tüm icra vekilleri Hilafete aday olmak isterse, geçici emir icra vekillerinin en genciyle sınırlandırılır).
Bilgi olarak; bu benimsemede zorunlu mülahazalar dikkate alınmıştır. Muavinler, yönetim işlerini en iyi bilen ve önceki Halife dönemindeki olayların gidişatına en vakıf olan kişilerdir. Bilgi ve tecrübe bakımından onları, Halife’ye ve işlerine yakınlıkları sebebiyle icra vekilleri takip eder. Dolayısıyla bu kişiler geçici emirliği üstlenmek için en uygun kişilerdir. Muavinler muavinlikte, vekiller de vekillikte eşit oldukları ve aralarında bir üstünlük olmadığı için, yaş faktörü, namaz imametinde olduğu gibi bir tercih sebebi olmuştur. Namazda cemaat imamet şartlarında eşit olduğunda, en yaşlı olan öne geçirilir. Müslim Sahih’inde Ebu Mesud’dan Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
يَؤُمُّ الْقَوْمَ أَقْرَؤُهُمْ لِكِتَابِ اللهِ، وَأَقْدَمُهُمْ قِرَاءَةً، فَإِنْ كَانَتْ قِرَاءَتُهُمْ سَوَاءً، فَلْيُطِعْهُمْ أَقْدَمُهُمْ هِجْرَةً، فَإِنْ كَانُوا فِي الْهِجْرَةِ سَوَاءً، فَلْيُؤُمَّهُمْ أَكْبَرُهُمْ سِنّاً، وَلَا تَؤُمَّنَّ الرَّجُلَ فِي أَهْلِهِ، وَلَا فِي سُلْطَانِهِ، وَلَا تَجْلِسْ عَلَى تَكْرِمَتِهِ فِي بَيْتِهِ إِلَّا أَنْ يَأْذَنَ لَكَ، أَوْ بِإِذْنِهِ
"Bir topluluğa Allah’ın kitabını en iyi okuyanları (bilenleri) imamlık yapar. Eğer okumada eşitlerse hicrette en eski olanları, hicrette de eşitlerse yaşça en büyük olanları imamlık yapar. Bir kimse, bir başkasının hükümranlık alanında ve evinde ona imamlık yapmasın ve evindeki özel köşesine izni olmadan oturmasın." Buna binaen, bu meselede benimsenen idari emir; en yaşlı muavinin, sonra onu takip edenin, sonra en yaşlı icra vekilinin, sonra onu takip edenin öne geçirilmesidir.] Önceki soru-cevaptan alıntı burada bitmiştir.
5- Halife’nin biati tamamlandıktan sonra adalet şartının bozulması gibi Hilafetin münakit olma şartlarından birinin ihlal edilmesi hakkındaki soruna gelince; buna verilen genel cevap şudur: Münakit olma şartlarından birinin bozulması, Hilafet akdinin mutlaka batıl olması anlamına gelmez. Örneğin, adalet şartının bozulması Halife’yi azledilmeyi hak eden biri yapar ancak doğrudan görevden düşmez. Bunun için Mezalim Mahkemesi’nin bir kararı gereklidir. Yani Mezalim Mahkemesi onun hakkındaki hükmünü verene kadar Hilafeti kaim kalır... Bu konuyu kitaplarımızın birçok yerinde detaylandırdık ve Anayasa Mukaddimesi Cilt 1’de 40 ve 41. maddelerde şerhleriyle birlikte açıkladık. Detayları öğrenmek için Mukaddime kitabına bakabilirsin.
Son olarak; bize yaptığın dualar için teşekkür ederim ve ben de senin için hayır dualar ediyorum. Cevabın başında belirttiğim gibi, bana Kur’an dili olan Arapça ile yazmış olmandan duyduğum memnuniyeti tekrar ediyorum.
Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu’r Raşta
26 Zilhicce 1441 H. 16/08/2020 M.