Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu er-Raşta’nın Facebook Sayfası "Fıkhi" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Zahid Talib Naeem'e
Soru:
Bismillahirrahmanirrahim, Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Konu: Fıkıh Usulüne Dair Sorular
Birincisi: eş-Şahsiyyet’ül İslamiyye kitabının 3. cildinin 182. sayfasında şöyle geçmektedir: (İktiza delaleti; mülazımın lafızların manalarından anlaşıldığı delalettir. Bu da, mutabakat yoluyla delalet edilen mananın bir şartı olmasıyla gerçekleşir.)
Aynı kitabın 44. sayfasında ise şöyle denilmektedir: (Sonuç olarak, vacibin kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir; bu ister vacibin kendi hitabıyla olsun, ister başka bir hitapla olsun. Bu şey ister sebep olsun -ki sebebin varlığıyla hükmün varlığı, yokluğuyla da yokluğu gerekir-, isterse şart olsun -ki şartın yokluğuyla hükmün yokluğu gerekir ancak varlığıyla hükmün varlığı veya yokluğu gerekmez-. Bu sebep ister vacip olan köle azadı hususunda olduğu gibi şer’i bir sebep olsun...)
Bu noktada iki husus bana karışık geldi:
- Vacip olan köle azadı (itq) söz konusu olduğunda sîga (söz kalıbı) bir sebep olduğu halde, neden sadece şart zikredilip sebep zikredilmemiştir? Bana göre sîga, iktiza delaletiyle vaciptir.
- Neden tazammun (içerme) değil de sadece mutabakat (örtüşme) zikredilmiştir?
İkincisi: eş-Şahsiyyet’ül İslamiyye kitabının 3. cildinin 239. sayfasında şöyle geçmektedir: (Akıl sahipleri veya başkaları hakkında her şeyde genel olan ifadeler, "eyyü" (hangi) kelimesi gibidir. "Hangi adam geldi" veya "Hangi elbiseyi giydin" dersin. Aynı şekilde "küllü" (her), "cemî'" (hepsi), "ellezîne" ve "ellâtî" (onlar ki) ve benzerleri de böyledir.)
Ancak "ellezîne" (الذين) kelimesinin akıl sahibi olmayan varlıklar için kullanıldığına dair bir örnek bulamadım.
Üçüncüsü: eş-Şahsiyyet’ül İslamiyye 3. cilt, 240. sayfada şöyle denilmektedir: (İstinbat yoluyla sabit olan am (umum) ise; hükmün, takip ve sebebiyet bildiren "fa" harfi ile bir vasfa bağlanmasıdır. Allah Teâlâ’nın şu kavli gibi: (Hırsız erkek ve hırsız kadının ellerini kesin). Yine "Şarap, sarhoş edici olduğu için haram kılınmıştır" örneği gibi.)
- Aynı kitabın 238. sayfasında: (Genellik (umum) ya nakilden istinbat yoluyla bize ulaşır; marife (belirli) olan çoğulun istisna kabul etmesinin bilinmesi gibi. Bize nakledilen şudur ki; istisna, lafzın kapsadığı manayı dışarıda bırakmaktır. Bu bir istinbat olsa da nakil yoluyla elde edilen bir bilgidir. Çünkü istisnanın, lafzın kapsadığı manayı çıkarmak olduğu bize nakledilmiştir; böylece marife çoğulun umum ifade ettiğini anlarız.) denilmektedir.
Kitabın 238. sayfasında genel istinbat kuralları ele alınırken, 240. sayfada bunun hükmün bağlandığı vasıfla sınırlandırılması bana çelişkili geldi.
Kural "takip ve tertip ifade eden fa harfi ile hükmün bir vasfa bağlanması" olduğu halde neden "Şarap sarhoş edici olduğu için haram kılınmıştır" örneği verilmiştir?
Aynı kitabın 191. sayfasında: (Birincisi: Hükmün bir vasfa bağlanması, o vasfın illet olduğunu hissettirir. Yani o vasıf, o hükmün illeti olur. Örneğin sâime (otlayan hayvan) olması vacipliğin illeti olur ve bu sıfat ortadan kalktığında hüküm de ortadan kalkar. Çünkü malul, illetin zevaliyle zail olur.) denilmektedir.
Ancak Hizb-ut Tahrir Mefahimleri kitabı sayfa 35'te şöyle denilmektedir: (İbadetler, ahlak, yiyecekler ve giyeceklerle ilgili şer’i hükümler illetlendirilmezler. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Hamr bizzat kendisinden dolayı haram kılınmıştır." Muamelat ve ukubata (cezalara) gelince bunlar illetlendirilir...)
Öyleyse sarhoşluk, şarabın haramlık illeti midir? Eğer öyleyse Mefahim kitabında geçen ifadeyle bunu nasıl telif edebiliriz?
Uzun olduysa özür dilerim. Allah sizi mübarek kılsın ve adımlarınızı doğrultsun.
Cevap:
Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Birinci Soru: İktiza delaleti ve "vacibin kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir" konusu hakkında... Size bu konuda 30/03/2019 tarihinde cevap vermiştik. Umarım hayırlısıyla elinize ulaşmıştır.
Diğer Sorular:
Umum (genellik) araştırmasını ve umumun sübut yollarını inceledim. Sorunuzda belirttiğiniz hususların cevabı şöyledir:
1- "Ellezîne" (الذين) ve "Ellâtî" (اللاتî) kelimelerine gelince; evet, bunlar sadece akıl sahipleri için umum (genellik) ifade ederler, akıl sahibi olmayanlar için değil. Ancak akıl sahibi olmayanın akıl sahibi yerine konulması (tanzil) durumu müstesnadır. İbn Malik’in Elfiye’sinin Hazimi şerhinde "ellezîne" hakkında şöyle geçer: (Asıl olan, akıl sahipleri için kullanılmasıdır. Bazen akıl sahibi olmayan, akıl sahibi yerine konur ve onlar için de "ellezîne" kullanılır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:)
إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ عِبَادٌ أَمْثَالُكُمْ
"Allah’tan başka taptıklarınız da tıpkı sizin gibi kullardır." (A'raf Suresi, 194)
(Ayette putlar, onlara ibadet edildiği için akıl sahibi yerine konulmuştur. Bu yüzden bir sonraki ayette onlar için akıl sahiplerine yönelik zamir kullanılmıştır:)
أَلَهُمْ أَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَا
"Onların yürüyecek ayakları mı var?" (A'raf Suresi, 195)
Bunun dışındaki durumlarda "ellezîne" ve "ellâtî" akıl sahipleri için umum ifade ederler.
Aynı şekilde akıl sahibi veya olmayanlar için kullanılan bazı umum lafızları, aslına muhalif olarak belirli durumlarda birbirinin yerine kullanılabilir ancak bu onları asli kullanım amaçlarından çıkarmaz. Tıpkı yukarıda zikrettiğimiz "ellezîne" örneğinde olduğu gibi; akıl sahibi olmayanların akıl sahibi yerine konulması sonucu bu kelime akıl sahipleri için umum ifade etme vasfını değiştirmez.
Örneğin, umum bahsinde zikrettiğimiz gibi "mâ" (ما) kelimesi akıl sahibi olmayanlar içindir; ancak tağlib (baskın olma) kuralı gereği, muhatapların çoğunluğu akıl sahibi olmayanlar olduğunda akıl sahiplerini de kapsayabilir. Allah Teâlâ’nın şu ayeti indiğinde:
إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ
"Hiç şüphesiz siz ve Allah'tan başka taptıklarınız, cehennem odunusunuz." (Enbiya Suresi, 98)
İbn ez-Ziba’râ şöyle dedi: "Muhammed’e bir itirazım var." Ve dedi ki: "Ey Muhammed! Allah’ın sana indirdiği ayette 'siz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennem odunusunuz' demiyor mu?" Peygamber (sav) "Evet" dedi. O da: "Hıristiyanlar İsa’ya, Yahudiler Üzeyir’e, Benî Temim ise meleklere tapıyor. Öyleyse bunlar da mı cehennemde?" dedi. Burada "mâ" (ما) kelimesinin umumiyetine dayandı. Peygamber (sav) onun bu kullanımını inkar etmedi, ancak şu ayet nazil olarak o genel hükmü tahsis etti:
إِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنَى أُولَئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ
"Ama kendileri için tarafımızdan en güzel akıbet (cennet) önceden yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulurlar." (Enbiya Suresi, 101)
Bu özel durum "mâ" kelimesinin asli kullanımını değiştirmez; o yine akıl sahibi olmayanlar içindir.
Aynı şekilde "ellezîne" ve "ellâtî"nin asli kullanımı da akıl sahipleri için umum ifade etmektir ve "akıl sahibi olmayanın akıl sahibi yerine konulması" durumu bu aslı etkilemez.
Ancak hem akıl sahipleri hem de başkaları için kullanılanlar "ellezî" (الذي) ve "elletî" (التي) kelimeleridir. Bu tekil lafızların umumu hem akıl sahiplerini hem de olmayanları kapsarken, çoğul lafızların (ellezîne ve ellâtî) umumu daha dardır ve sadece akıl sahipleri içindir. Bu yüzden bu çoğullara "hakiki olmayan çoğul" denir.
2- "El" (ال) takısı hakkındaki sorunuza gelince: "El" takısının umum ifade etmesi, "Umumun Sübut Yolları"nın birinci maddesinde geçtiği gibi nakilden istinbat yoluyla değildir. O maddede şöyle denilmektedir: (Lafzın umumu ya Arapların bu lafzı umum için vaz' etmeleriyle (belirlemeleriyle) nakil yoluyla sabit olur ya da nakilden istinbat yoluyla sabit olur; marife çoğulun istisna kabul etmesinin bilinmesi gibi...)
Bu ifade tam olarak dakik değildir. Aksine, ahit (bilinen) için olmayan "el" takısı, dilin vaz'ı (kuralları) gereği umum ifade eder. Nitekim Şahsiyyet 3. ciltteki umumun sübut yollarının üçüncü maddesinde şöyle denir: (Nakil yoluyla sabit olan umum, ya dilin vaz'ından ya da dil ehlinin kullanımından anlaşılır. Dilin vaz'ından anlaşılan umumun iki hali vardır: Birincisi, karineye ihtiyaç duymadan bizzat genel olması; ikincisi ise dilin vaz'ı gereği ancak bir karine ile genel olmasıdır... Karine ile umum ifade edenler arasında ise ispat halindeki karine 'el' takısıdır. 'el-Abîd' (köleler) kelimesinde veya 'Zinaya yaklaşmayın' ve 'Onun emrine aykırı davrananlar sakınsınlar' ayetlerindeki cins isimlerin başına gelen 'el' takısı gibi.)
Buradan açıkça anlaşılıyor ki "el" takısı istinbatla değil, dil yönüyle umum ifade eder.
Aynı şekilde el-Bahr’ül Muhît kitabında da şöyle geçer:
[...İkincisi: Vaz' (doğrudan belirleme) ile değil, dil yönüyle bir karine vasıtasıyla umum ifade edenlerdir. Bu ya ispat tarafındadır ki; ahit için olmayan marifelik lamıdır (el takısı). Bu lam, çoğulların veya tekil cins isimlerin başına geldiğinde cins (umum) ifade eder...]
Buradan da anlaşılacağı üzere "el" takısı istinbatla değil, bir karine vasıtasıyla dil yönüyle umum ifade eder.
3- İstinbat yoluyla sabit olan umum hakkındaki üçüncü sorunuza gelince; kitapta şöyle geçmektedir: (İstinbat yoluyla sabit olan am (umum) ise; hükmün, takip ve sebebiyet bildiren "fa" harfi ile bir vasfa bağlanmasıdır. Allah Teâlâ’nın şu kavli gibi: (Hırsız erkek ve hırsız kadının ellerini kesin). Yine "Şarap sarhoş edici olduğu için haram kılınmıştır" örneği gibi.)
İstinbat yoluyla sabit olan umum için yapılan bu tanım (hükmün bir vasfa bağlanması) doğrudur. Bahsi geçen bu ölçü bir çeşit illettir. Biz burada illetin sadece bir türüyle, yani "hükmün takip ve sebebiyet bildiren 'fa' harfi ile bir vasfa bağlanması" ile yetindik. Ancak bazı usul alimleri, illetin her türünü kabul ederler ve takip/sebebiye bildiren "fa" harfi olsun veya olmasın her türlü illetle bu umuma örnek verirler. Biz ise yukarıda belirttiğimiz gibi sadece bu tür illetle yetindik. Lakin verilen örnek ("Şarap sarhoş edici olduğu için haram kılınmıştır") iki yönden hatalıdır:
Birincisi: Bu örnek, söz konusu illet türüne (takip ve sebebiyet bildiren fa harfi ile hükmün vasfa bağlanması) uygun bir örnek değildir.
İkincisi: Orada sarhoşluk, şarabın haramlık illeti olarak zikredilmiştir; oysa bu bizim benimsediğimiz bir görüş değildir. Biz, şarabın illetlendirilmeyeceğini, aksine bizzat kendisinden (li 'ayniha) dolayı haram kılındığını benimsiyoruz.
Sonuç olarak, inşallah bu üç noktayı düzelteceğiz.
Son olarak; anlayışındaki titizlikten dolayı sana teşekkür eder, ciddiyet ve çabanı takdir ederim. Allah’tan ilmini ve fehmini artırmasını niyaz ederim...
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu er-Raşta
04 Muharrem 1442 H. 23/08/2020 M.