Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Fıkhi Görüşlerdeki Farklılıklar - Ramazan Orucunun Başlangıcının Tespit Edilmesi Örneği

April 07, 2021
4349

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata b. Halil Ebu’r Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin "Fıkhi" Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi

Soru Cevap

Fıkhi Görüşlerdeki Farklılıklar Ramazan Orucunun Başlangıcının Tespit Edilmesi Örneği Esedullah el-Kureyşî’ye

Soru: Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Sorumuz; Allah’ın kendisini koruması, İslam’ın zaferini ve izzetini onun elleriyle ve onunla birlikte olan Hizb-ut Tahrir’in gençlerinden oluşan mümin topluluğun elleriyle gerçekleştirmesi duasıyla, Emirimiz ve Şeyhimiz Hizb-ut Tahrir Emiri Allame Şeyh Ata b. Halil Ebu’r Raşte’ye yöneltilmiştir.

Değerli Şeyhimiz; Dört mezhep imamı ve diğer müçtehitlerin, Hizb’de fıkhi olarak benimsenen (mütabanna) ve "hilaf fıkhı" (ihtilaflı fıkıh) olarak adlandırılan konularda bize muhalif olan görüşleri hakkında bir sorum var. Örnek: Ramazan orucunun astronomik hesaplama yoluyla kanıtlanması; ki bunu eskiden Şafii fakihlerinden İbn Süreyc (görüşündeki detaylarla birlikte) ve zannedersem Mısırlı Şeyh Ahmed Şakir ile Halepli Hanefi Şeyh Mustafa ez-Zerka gibi diğer bazı fakihler de söylemiştir. Soru şu: Hizb’de benimsediğimiz görüşe muhalif olan, özellikle de büyük müçtehit imamlara ait olan bu görüşlerle nasıl ilgilenmeliyiz? Örneğin, orucun astronomik hesapla kanıtlanması meselesinde; bu konuda iki görüş olduğunu, cumhurun görüşünün ise (hesaplamanın) vücubiyet değil cevaziyet üzerine olduğunu kabul edip; "Fakihler arasında ihtilaflı olan bir meselede bu görüş beni bağlamaz, hangisini taklit edersem caizdir" diyen birinin sözünü kabul eder miyiz?

Sorumun amacı; hilaf fıkhı anlayışımın netleşmesi ve örneğin ikinci bir görüşün ne zaman "mercuh" (zayıf), ne zaman "münker" (reddedilmesi ve savaşılması gereken) ve ne zaman (bizim açımızdan mercuh olsa bile) ihtilafı kabul edilebilir bir görüş sayılacağını anlamaktır. Mesela; Ramazan orucunun astronomik hesapla kanıtlanması meselesindeki "diğer görüşü kabul etme" durumu ile Hizb'in "yüz ve eller hariç kadının her yeri avrettir" görüşüne muhalif olan "yüz ve ellerin de avret olduğunu" söyleyen görüş arasındaki fark nedir?

Uzattığım için özür dilerim. Ancak benim bakış açıma göre (eğer hatalıysam özür dilerim) bu bakış açısının neden farklı olduğunu açıklamanızı rica ediyorum. Bunun sebebi, bu hükümlerin Hilafet’in birliğine ve ona yönelik bakış açısının tek tipleştirilmesine olan yakınlığı veya uzaklığı mıdır, yoksa başka bir sebep mi vardır?

Allah sizi hayırla mükafatlandırsın. Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Cevap: Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh, Bizim için yaptığın güzel dualar için Allah senden razı olsun, biz de senin için hayır ve bereketler diliyoruz...

Şer’i delillerden doğru bir şer’i ictihatla istinbat edilen (çıkartılan) hüküm, sahibi hakkında bir şer’i hükümdür ve bizim söylediğimiz ya da benimsediğimiz görüşe muhalif olsa bile bir "İslami görüştür". Özellikle de bu görüş, ilim ve takvası ile meşhur olan dört mezhep imamı ve bu mezheplerin müçtehitleri gibi mezhep imamlarından bir müçtehidin ictihadı ise durum böyledir... Benimsediğimiz fıkhi görüşe muhalif olan fıkhi görüşlerle nasıl ilgilenileceğini parti kültürü (tasakuf) kitaplarımızın birden fazlasında açıkladık. Soruna Allah’ın izniyle güzel bir cevap teşkil edecek olan iki yerden alıntı yapıyorum:

1- Hizb-ut Tahrir’in Mefhumları kitabında şöyle geçmektedir: [İslam’a iman etmek, onun hükümlerini ve teşrilerini (yasalarını) anlamaktan farklıdır. Çünkü ona iman; akıl yoluyla veya aslı akılla sabit olan bir yol aracılığıyla kesinleşmiştir, bu yüzden ona şüphe sızmaz. Hükümlerini anlamaya gelince; bu sadece akla dayanmaz, aksine Arap dilini bilmeye, istinbat (hüküm çıkarma) gücüne sahip olmaya ve sahih hadisleri zayıf olanlardan ayırt etmeye dayanır. Bu yüzden dava taşıyıcıları, kendi hüküm anlayışlarını; "hata ihtimali olan doğru", başkalarının anlayışını ise "doğru olma ihtimali olan hata" olarak kabul etmelidirler. Ta ki İslam’a ve onun hükümlerine kendi anlayış ve istinbatlarına göre davet edebilsinler ve başkalarının "doğru olma ihtimali olan hatalı" gördükleri anlayışlarını, "hata ihtimali olan doğru" gördükleri kendi anlayışlarına çevirebilsinler. Bu nedenle dava taşıyıcılarının kendi anlayışları hakkında "Bu İslam’ın görüşüdür" demeleri doğru olmaz; aksine görüşleri hakkında "Bu İslami bir görüştür" demeleri gerekir. Müçtehit mezhep sahipleri de kendi hüküm istinbatlarını "hata ihtimali olan doğru" olarak kabul ederlerdi ve her biri şöyle derdi: "Hadis sahih olduğunda o benim mezhebimdir, benim sözümü ise duvara çarpın." Aynı şekilde dava taşıyıcıları da benimsedikleri veya İslam’dan anladıkları görüşleri, "hata ihtimali olan doğru" görüşler olarak kabul etmelidirler...] (Alıntı bitti).

2- Topluma Giriş (Dukhul el-Mujtama') kitapçığında ise şöyle geçmektedir: [... Giriş açısından bakıldığında, İslam’ın her türlü şaibeden arınmış, saf haliyle girmesinden başka bir şeye izin verilmemelidir. Zira kâfirler, yöneticiler ve siyasetçiler, toplumda İslam açısından bir gevşeklik (mâyia) oluşturmak için İslami olmayan fikirleri İslam adı altında topluma sokmaya çalışacaklardır. Müslümanlar bu konuda tam bir bilinç içinde olmalı, İslam’a aykırı olan her fikre, tıpkı bir küfür fikrine saldırıldığı gibi saldırmalıdırlar; çünkü o apaçık küfürdür.

Ancak bu saldırı; siyasi veya teşriî fikirlere, yani devlet işlerinde bir fikir ortaya atıldığında veya araştırıldığında toplumun ilişkilerini ilgilendiren fikirlere yöneliktir. Bunun örnekleri; çok eşliliğin yasaklanması, kooperatif cemiyetlerinin mübah kılınması, bakanlıklara iştirak etmek, İslam dünyasındaki mevcut devletlerin yöneticilerinin her birinin koltuğunu koruması konusunda birbirlerine yakınlaşması, İslam Üniversitesi, refah seviyesinin yükseltilmesi, ülkeye yabancı sermayenin sokulması ve benzeri fikirlerdir. Bunların tamamı, İslami oldukları veya İslam’a aykırı olmadıkları iddiasıyla sokulmaya çalışılan İslami olmayan fikirlerdir. Bunlara saldırılmalı, bunlarla savaşılmalı ve toplumda gevşeklik oluşturmamaları için topluma girmelerine imkân verilmemelidir. Hizb’in benimsediği görüşe aykırı olan İslami fikirlere gelince; bunlardaki anlayış hatası açıklanır ancak bunlara saldırılmaz, aksine bunların "İslami bir görüş" olduğu ancak delilinin zayıf olduğu açıkça söylenir. Örneğin müçtehitlerden bazıları Halife’nin ancak Kureyş’ten veya Ehl-i Beyt’ten olabileceğini caiz görür, bazıları kadının kadı (hâkim) olmasının caiz olmadığını düşünür, bazıları zekâtı verildiği takdirde altın ve gümüş biriktirmeyi caiz görür, bazıları tarım arazisinin kiraya verilmesini caiz görür ve benzerleri... Bu görüşlerin tamamı İslami görüşlerdir ve topluma girmeleri engellenmez, zira bunlar toplumda bir gevşeklik oluşturmazlar. Çünkü bunlar da tıpkı Hizb’in benimsediği görüşler gibi bir delile veya delil şüphesine (şubhet-üd delil) dayanmaktadırlar. Bu İslami fikirler için sadece hatalı olduklarını açıklamak yeterlidir.

Ancak Hizb; kendi gazetelerinde, neşriyatlarında ve tartışmalarında, benimsediği görüşe aykırı olan hiçbir görüşü asla taşımaz. Ancak daha önce benimsemediği görüşleri fıkhi veya teşriî bir anlayış örneği olarak, kimden çıktığını belirtmeksizin sadece deliliyle yetinerek yayınlaması caizdir. Bu durum Hizb’in yayınladığı görüşler açısından böyledir. Eğer Hizb dışı yollarla İslami bir görüş yayınlanırsa ve bu görüş Hizb’in görüşüne aykırıysa, bir zorunluluk varsa tartışılır, yoksa ihmal edilir. Tüm bunlar sayesinde Hizb, toplum ile orada oluşmasından korkulan gevşeklik (mâyia) arasına set çeker. Küfür yenilip İslam galip gelene kadar İslam ile küfür arasındaki savaş devam eder.] (Alıntı bitti).

Yukarıdaki alıntılardan anlaşılacağı üzere Hizb; doğru bir şer’i ictihatla istinbat edildiği sürece, başkalarının benimsediği görüşlere muhalif fıkhi görüşler söylemesini inkâr etmez/reddetmez. Eğer durum böyleyse onlara karşı çıkılmaz, aksine bu konularda onlarla tartışılır ve delillere dayanarak kendi görüşlerinin hatalı, Hizb'in görüşlerinin ise doğru olduğuna onları ikna etmeye çalışır. Onların görüşleriyle savaşmaz ve onlara saldırmaz; sadece onlardaki hatayı açıklamakla yetinir ve toplumda var olmalarına izin verir. Çünkü bunlar, Hizb’e göre mercuh ve delili zayıf olsa bile İslami görüşlerdir...

  • Bunun örneklerinden biri; kadının yüzünün ve ellerinin avret olduğunun söylenmesidir. Bu, bazı fakih ve müçtehitlerin söylediği İslami fıkhi bir görüştür. Biz bunu söyleyenleri reddetmeyiz ancak onları kadının yüzünün ve ellerinin avret olmadığına dair kendi görüşümüze davet ederiz. Onlara şer’i delillerle görüşümüzün doğruluğunu açıklarız, ancak bu görüşlerine saldırmayız ve müçtehit fakihler tarafından söylenen İslami görüşler olduğu için bunları takip etmelerini kınamayız...

  • Astronomik hesaplama konusuna gelince, bunu söyleyenlerin katında birden fazla görüş vardır... Onlardan bazıları; hilal gece doğarsa o gecenin Ramazan’ın ilki olduğunu düşünür... Bazıları; hilal gündüz doğar ve batış süresi ne kadar olursa olsun güneş battıktan sonra batarsa o gecenin Ramazan gecesi olduğunu söyler... Bazıları ise hesaplama ile rüyeti (görmeyi) telif etmeye çalışarak derler ki: Eğer gündüz doğar ve güneşten sonra, rüyetin mümkün olabileceği bir süre kadar kalıp batarsa o zaman o gece Ramazan’ın ilkidir... Sonra bu sürenin miktarı hakkında 10 dakika mı, 15 mi, 20 mi gibi ihtilafa düşerler... Ben bunun "sahih bir ictihat" olduğu kanaatinde değilim. Çünkü nasslar, orucu ve bayramı rüyete (görmeye) bağlama konusunda çok açıktır:

صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ

"Hilali gördüğünüzde oruç tutun, onu gördüğünüzde iftar edin (bayram yapın)." (Müslim).

Peki, bundan nasıl vazgeçip hesaplamaya yöneliyorlar? Özellikle de Resulullah ﷺ, hilal bulutun arkasında olsa dahi görülmemesi durumunda -hilal bulutun arkasında var olsa bile görülmesini bulut engellediği için- bu rüyet yokluğunu Şaban’ı 30 güne tamamlamanın gerekçesi kılmıştır:

فَإِنْ غُمِّيَ عَلَيْكُمُ الشَّهْرُ فَعُدُّوا ثَلَاثِينَ

"Eğer hava bulutlu olursa (hilali göremezseniz), sayıyı otuza tamamlayın." (Müslim).

Tüm bunlar, oruç ve bayramın sebebinin rüyet olduğunu ve başka hiçbir sebebin olmadığını tekit etmek (pekiştirmek) içindir. Bu nedenle, astronomik hesaplamanın sahih bir şer’i ictihatla istinbat edilmiş sayılması konusunda içimde bir kuşku vardır... Biz, Allah’ın izniyle sahih şer’i usullere göre sahih bir ictihada dayanarak, şer’i rüyetin muteber olduğunu benimsedik.

  • Özetle; muteber müçtehitler tarafından söylenen ve İslam’dan bir ictihatla istinbat edilen hiçbir İslami görüşe saldırmayız. Aksine onlarla güzellikle tartışır, görüşümüzün doğru olduğunu savunur, delilleri zikreder ve onları dinleriz... Ancak İslami olmayan fikirleri sokmak isteyenlerin ve insanları bunlarla saptıranların karşısında şiddetle dururuz; zira bu fikirler İslam’a doğu ile batı kadar uzaktır! Faizli kazançların mübahlığı, küfür sistemlerine katılımın ve Allah’ın indirdiği dışındaki hükümlerle hükmetmenin caizliği gibi fikirlerin batıllığını ortaya koymada gevşeklik göstermek caiz değildir. Hatta durum öyle bir noktaya ulaştı ki, Yahudilerle barış (selam) yapmanın ve onların varlığıyla ilişkileri normalleştirmenin caiz olduğunu bile söylüyorlar:

أَلَا سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ

"Dikkat edin, ne kötü hüküm veriyorlar!" (Nahl 59).

Buna benzer fikirler zamanımızda yayılmıştır ve bunlar sahih bir şer’i istinbatla çıkarılmış değildir; hatta bazıları Allah Subhânehu’nun kitabından ve Resulü’nün ﷺ sünnetinden gelen kesin delillerle çatışmaktadır. İşte bu tür fikirler ne şer’i hüküm ne de İslami görüş sayılır; bunu söyleyen ve uygulayan reddedilir, onlarla savaşılır ve varlıkları engellenir...

Bunun yeterli olacağını umuyorum. Allah en iyi bilendir ve en hikmetli hüküm verendir.

Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu’r Raşte

25 Şaban 1442 H. M. 07/04/2021

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın