Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Orucun Kazasına İlişkin Fıkhi Görüşler

May 13, 2019
7020

Alim Ata bin Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi (Fıkhî)

Ig Purwantama’ya

Soru:

Selamünaleyküm ve Rahmetullahi ve Berakâtuh.

Hocam, kalbimin mutmain olması için Allah’ın bu konudaki hükmünü bilmek istiyorum.

Geçmişte bir cahiliye dönemi yaşadım ve Ramazan orucunu herhangi bir mazeretim olmaksızın kasten terk ettim. Elhamdülillah, Allah bana tövbe etmem için rahmet etti.

Geçmiş oruçlarımı nasıl kaza etmeliyim? Her yıl için bir fidye mi vermem gerekiyor yoksa sadece kaza etmek yeterli mi?

Hocam, bu soruları cevaplamanızı rica ediyorum.

Cevap:

Ve Aleykümselam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

Kardeşim, bir süre mazeretin olmaksızın kasten oruç tutmadığını, ancak yıllar sonra Allah’ın seni doğru yola ilettiğini ve artık oruç tutup namazlarını kıldığını söylüyorsun...

Takva saikiyle daha önce tutmadığın Ramazan oruçlarını kaza etmek istiyorsun... Allah’a hamdolsun ki seni güzel bir itaate yöneltmiş; öyle ki sadece hidayet bulduktan sonraki oruçlarla yetinmeyip, geçmişte tutmadığın ayların kazasını yapma konusunda da hırslısın. Allah seni mübarek kılsın, tövbeni kabul etsin ve üzerine nimetini ve rahmetini yağdırsın.

Değerli kardeşim, biz ibadet konularında tebenni yapmıyoruz (belirli bir görüşü resmi olarak benimsemiyoruz), bilakis Müslümanı oruç, namaz vb. hususlarda dilediği mezhebe uymakta serbest bırakıyoruz. Burada sana orucun kazasıyla ilgili bazı fıkhi görüşleri zikredeceğim; bunlardan kalbinin yattığı ve mutmain olduğun görüşe uyabilirsin:

1- Şafii fıkhına dair, İmamü’l-Haremeyn lakabıyla bilinen Abdülmelik el-Cüveynî’nin (ö. 478 H.) "Nihâyetü’l-Matlab fî Dirâyeti’l-Mezheb" adlı eserinde şöyle geçmektedir:

(Ramazan’dan bazı günleri kaçıran ve kaza etme imkanı bulan kişinin, bu kazaları bir sonraki yılın Ramazan ayına kadar ertelemesi caiz değildir. Bu durum sadece müstehap değil, güç yetirme ve mazeretin kalkması durumunda zorunludur. Eğer kaza, mazeretsiz olarak bir sonraki yıla ertelenirse, kaza ile birlikte her gün için bir müdd (yaklaşık bir avuç) yiyecek verilmesi gerekir. Eğer kaza iki veya daha fazla yıl ertelenirse, fidyenin katlanıp katlanmayacağı konusunda iki görüş vardır: Birincisi; katlanmaz, yıllarca geciktirilse bile sadece bir yıllık fidye vacip olur... Daha sahih olan (esah) görüş ise fidyenin tekerrür etmesidir. Dolayısıyla geciktirilen her yıl için bir müdd gerekir; eğer iki yıl ertelenmişse her gün için kaza ile birlikte iki müdd gerekir. Yıllar arttıkça bu miktar da artar...) Bu demektir ki, Ramazan orucunu tutmayan kişi bunu bir sonraki Ramazan gelmeden kaza etmelidir. Eğer sonraki Ramazan girdikten sonraya bırakırsa, kaza ile birlikte fidye ödemelidir... Diğer bir görüşe göre ise, örneğin kaza iki yıl ertelenirse kaza ile birlikte iki fidye ödenmesi gerekir ve bu böyle devam eder.

2- Mansûr b. Yunus el-Behûtî el-Hanbelî’nin (ö. 1051 H.) "Keşşâfu’l-Kınâ‘ ‘an Metni’l-İknâ‘" adlı eserinde şöyle geçmektedir:

(Ramazan orucunu tamamen -ister tam ister eksik olsun- kaçıran kişi... gün sayısı kadar kaza eder... Kazayı, bir sonraki Ramazan hilali doğana kadar ertelemesi caizdir... Ancak mazeretsiz olarak bir sonraki Ramazan’a ertelemesi caiz değildir... Eğer bir sonraki Ramazan’a veya daha sonraki Ramazanlara ertelerse, kaza etmesi ve her gün için kefarette yeterli olacak miktarda bir miskini doyurması gerekir. Ramazanların birden fazla olmasıyla fidye tekerrür etmez; zira geciktirmenin çokluğu vacip olan miktarı artırmaz. Tıpkı vacip olan hac görevini yıllarca geciktiren kişiye, haccı yapmaktan daha fazlasının gerekmemesi gibi...) Bu demektir ki, Ramazan’da oruç kaçıran ve bunu bir sonraki Ramazan gelmeden kaza etmeyen kişinin kaza ve fidye ödemesi gerekir.

3- Ebû Hanîfe mezhebinde ise kaza ne kadar gecikirse geciksin sadece kaza gerekir. Bir başka Ramazan gelse bile... kişi geçmiş orucunu kaza eder ve geciktirmeden dolayı üzerine fidye gerekmez:

  • es-Serahsî’nin (ö. 483 H.) el-Mebsût (Hanefi Fıkhı) adlı eserinde şöyle geçer:

(Dedi ki: "Bir adamın üzerinde Ramazan ayından kaza günleri olsa ve bir sonraki Ramazan girene kadar bunları kaza etmese... Bize göre geçmiş Ramazan’ın kazası gerekir ve ona fidye gerekmez. İmam Şâfiî (rahimehullâh) ise kaza ile birlikte her gün için bir miskini doyurmasının gerektiğini söylemiştir... Bizim delilimiz Yüce Allah’ın şu zahir ayetidir:

فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ

"(Tutamadığı günler) sayısınca başka günlerde tutsun." (Bakara [2]: 184)

Ayette herhangi bir vakit kısıtlaması yoktur. İki Ramazan arasıyla vakitlendirmek (kısıtlamak) bir ilave olur. Ayrıca bu, vakte bağlı bir ibadettir ve kazası vakit ile sınırlandırılamaz...")

  • Alâuddin el-Kâsânî el-Hanefî’nin (ö. 587 H.) "Bedâi‘u’s-Sanâi‘ fî Tertîbi’ş-Şerâi‘" adlı eserinde şöyle geçmektedir:

(...Ashabımıza göre mezhep; kazanın vacipliğinin bir vakit ile sınırlı olmadığı yönündedir. Çünkü kaza emri, bazı vakitlerin belirlenmesinden mutlak bırakılmıştır; dolayısıyla mutlaklığı üzere devam eder. Buna dayanarak ashabımız şöyle demiştir: Eğer kişi Ramazan kazasını bir sonraki Ramazan girene kadar ertelerse, üzerine fidye gerekmez...)

Bu demektir ki, Ebû Hanîfe mezhebine göre vacip olan, fidye olmaksızın sadece kazadır; yani sadece tutmadığı ayları kaza eder.

Başta belirttiğim gibi, biz ibadetlerde tebenni yapmıyoruz. Sana Hanefi, Şafii ve Hanbeli fıkıhçılarının bazı görüşlerini zikrettim. Kalbinin yatıştığı görüşe göre amel et... Allah seni sevdiği ve razı olduğu işlere muvaffak kılsın.

Bu cevabın yeterli olacağını umuyorum. Allah en iyi bilen ve hüküm verendir.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşta

08 Ramazan 1440 H. 13/05/2019 M.

Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki

Emir’in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın