Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Amerika'yı Kasıp Kavuran Geniş Çaplı Protestolar ve Bunların Dış Politikasına Etkisi

June 12, 2020
3753

Soru:

Amerika Birleşik Devletleri yaklaşık iki haftadır bazı bölgelerde oldukça büyük görünen protestolarla sarsılıyor. Bu protestolara şiddet eylemleri, mağazaların yağmalanması ve polis merkezlerinin yakılması da eşlik etti. Amerika'da siyah bir adamın öldürülmesi bu denli büyük protestoları tek başına tetikleyebilir mi? Zira son birkaç yıl içinde bu tür olaylar defalarca yaşanmış ancak bu boyutta protestolar görülmemişti. Ayrıca bu Amerikan protestolarının Amerika'nın dış politikası üzerinde yansımaları olacak mı?

Cevap:

Yukarıdaki soruların cevaplarının netleşmesi için aşağıdaki hususları gözden geçirelim:

1- Amerikan polisi, 25 Mayıs 2020 tarihinde Minnesota eyaletinin Minneapolis şehrinde Afrika kökenli bir adam olan George Floyd'u öldürdü. Bu, polisin emniyet teşkilatında aldığı eğitimleri uyguladığı şeni bir suçtu; polisin diziyle Floyd'un boynundaki şah damarına bastırarak onu sabitlemesiyle gerçekleşti. Floyd'un "Nefes alamıyorum" çığlıkları arasında dokuz dakika süren bu cinayet, Floyd hayatını kaybedene kadar devam etti. Tüm Amerikalılar bu vahşi suça tanıklık etti ve Amerikan polisinin siyahlara karşı gösterdiği barbarlığı kendi gözleriyle gördü. Ertesi gün şehirde, insanlara yönelik bu derecedeki vahşeti kınayan gösteriler derhal patlak verdi. Ardından, acı verici boğulma videosunun sosyal medya ağlarında geniş çapta yayılmasıyla gösteriler, çeşitli eyaletlerdeki 80'den fazla Amerikan şehrine yayıldı... Yetkililer, çoğuna şiddet, cinayet, yağma, mağaza ve polis merkezlerinin yakılması olaylarının eşlik ettiği gösterileri engellemek için sokağa çıkma yasağı ilan etti. Amerikan polisi protestoculara sert müdahale ederek çeşitli şehirlerde 4 binden fazla kişiyi gözaltına aldı, birkaç kişinin öldüğü açıklandı. Güvenliği sağlamak ve sokağı kontrol altına almak için Ulusal Muhafızlar göreve çağrıldı. Hatta başkent Washington'da güvenliği sağlamak için Amerika tarihinde daha önce görülmemiş bir adımla Amerikan ordusu göreve çağrıldı. Protestocuların Beyaz Saray'ı basmasından korkulduğu için Başkan Trump yer altındaki güvenli bir sığınağa götürüldü.

2- Amerikan protesto sahneleri, birbirini izleyen Amerikan hükümetlerinin övündüğü iç istikrar tablosunu yerle bir etti. Yükselen alevler, yağmalanan mağazalar ve tahrip edilen polis merkezleri, Amerikalılara kendi hükümetlerinin uzun süredir başka ülkeler için yarattığı cehennemi haber veriyordu. Amerika'nın dünyaya karşı alışageldiği zorbalık ve küstahlığın, bizzat Amerikan halkına karşı da yol bulmaya başladığını gösteriyordu. Bu her bakımdan sarsıcı sahnelerdi: Bir başkan, Beyaz Saray çevresindeki barışçıl protestocuları "vahşi köpeklerle" ve eğer tel örgüler ve beton duvarlarla çevrilmiş Beyaz Saray'ın surlarını aşmaya cüret ederlerse "dünyanın en ölümcül silahlarıyla" tehdit ediyor. Başkan, eyalet valilerinden protestoculara sert bir şekilde karşılık vermelerini, güvenliği güç kullanarak sağlamalarını istiyor, onlara Ulusal Muhafızlardan yararlanmayı teklif ediyor. Polisin ve muhafızların güvenliği sağlamada başarısız olması durumunda ordunun 4 saat içinde müdahale etmesi için Amerikan ordusunu yüksek alarm durumuna geçiriyor. Nitekim ordunun halka karşı kullanılmasına yönelik geniş tepkiler üzerine bu adımdan vazgeçilmeden önce, ordu başkent Washington'da konuşlandırıldı. Diğer taraftan ne polis, ne muhafızlar ne de koronavirüs riskinin durduramadığı öfkeli kitleler; bir kısmı sivil haklar, katillerin hesap vermesi ve polis teşkilatının reformu için barışçıl gösteriler yaparken, ikinci bir kesim kasıtlı olarak hükümet merkezlerine, özellikle de polise saldırıyor, buraları yakıp yıkıyor. Başkan Trump bu kesimi kapitalizm karşıtı aşırı solcu "Antifa hareketi" olarak ilan etti! Üçüncü bir kesim ise yağma, hırsızlık ve tahrip eylemleri gerçekleştiriyor...

3- Beyaz unsurların temelini oluşturduğu Amerikan polisinin gerçekliği, siyah nüfusu aşağılamaya alışmış olmasıdır. Birçoğu son Floyd hadisesinde olduğu gibi belgelenmiş ve görüntülenmiş olan pek çok siyah, polis memurları tarafından öldürülmüştür. Bu olaylar nadiren görülen vakalar değil, aksine tekerrür eden olaylardır. Irk ayrımcılığı Amerika Birleşik Devletleri'nde toplumda göze çarpan somut bir fenomendir...

Ancak 25 Mayıs 2020'de Minneapolis'te Floyd'un öldürülmesinin, Amerika'daki devlet kurumlarının özellikle siyahlara karşı izlediği ırk ayrımcılığı politikasına yönelik halk öfkesini genişletmesinin bazı nedenleri vardır. Bu nedenlerin bir kısmı eski, bir kısmı ise yenidir:

a- Amerikan toplumundaki "erime potası" sürecinin başarısızlığı: Mevcut Amerikan toplumu tepeden tırnağa ırkçı bir temelde kurulmuştur. Özellikle İngiliz ve genel olarak Avrupalı göçmenler, Amerika'yı asıl sahipleri olan milyonlarca Kızılderili'nin cesetleri üzerine kolonileştirdiler. Yeni kolonilerin iş gücü ihtiyacı nedeniyle Afrika'dan köleler getirildi. Amerikalılar, Afrika kökenli herkesi köle olarak gördüler. Bu durum, yüzyıllar boyunca bu Afrikalıların ırksal tecride tabi tutulduğu, beyazların çiftliklerinde ve sanayilerinde zorla çalıştırıldığı resmi bir durumdu. 1790 Vatandaşlık Yasası, Amerikan vatandaşlığını sadece beyazlara veriyor, siyahları vatandaş olarak tanımayı reddediyordu. 1860'larda Afrikalıların oy kullanma gibi bazı haklar kazanmalarına rağmen, ırk ayrımcılığı İç Savaş'ın bitiminden sonra bile Amerika'da uygulanan resmi bir politika olarak kaldı. 20. yüzyılın ortalarından sonra, Martin Luther King'in liderliğinde "Sivil Haklar" adı verilen büyük bir hareket patlak verdi ve bu hareket siyahların Amerikan vatandaşı olarak tam haklarının resmen tanınmasıyla sonuçlandı... O dönemde bu Afrikalılar, atalarının mahrum kaldığı sivil hakları kazandıklarını sandılar ancak bu durum, Afrikalılara karşı aşağılayıcı bakış açısını ve ırkçı uygulamaları sürdüren Beyaz Amerikalıların zihniyetini pek değiştirmedi. Amerikan liderlerinin ırkçılığın sona erdiğine dair iddialarına rağmen, çeşitli raporlar Amerika'da Afrika kökenlilere yönelik ırkçı bakışın kökleşmiş olduğundan bahsetmektedir... Amerika'da siyahlara yönelik ırkçılığın tezahürlerinden biri; beyaz Amerikalılara oranla siyah mahkum sayısındaki belirgin artış, aralarındaki işsizlik oranının yüksekliği, Afrika kökenli ailelerin ortalama geliri ile beyaz Amerikalılar arasındaki bariz fark, ayrıca siyah mahalleleri olarak adlandırılan bölgeler ile genellikle nezih kabul edilen, sağlık hizmetlerinin düzgün sunulduğu ve beyaz Amerikalıların oturduğu yüksek kiralı bölgeler arasındaki sağlık ve diğer hizmetlerdeki keskin uçurumdur.

b- Irkçı Trump yönetiminin gelişi ve beyazların üstünlüğünü savunanları benimsemesi: Başkan Trump'ı destekleyen gruplar, beyaz ırkın diğerlerinden üstün olduğuna inanmaktadır. Bu gruplar, Trump'ın Beyaz Saray'a gelmesinden sonra itibarları yükseltilen gruplardır. Bunlar Trump'ın şahsında kendileri için ulusalcı bir lider bulmuşlardır. Bu gruplar, bu üstünlüğe dini bir boyut katan Evanjelik Hristiyanlarla iç içedir. Başkan Trump'ın Müslümanlara karşı aleni tavırları, bazılarının Amerika'ya giriş vizesi almasını engellemesi, Meksikalılara yönelik karşıt açıklamaları, bir kısmını hayata geçirdiği Meksika sınırına duvar örme planları, Çin'e karşı yürüttüğü ticaret savaşı, koronavirüsü "Çin virüsü" olarak adlandırması ve Amerika içinde Çinlilere yönelik bir düşmanlık dalgasının oluşması, 2017'de Virginia eyaletindeki neo-Nazi gösterilerine müsamaha göstermesi, azınlıklar hakkında konuştuğu aşağılayıcı dil, ayrıca "siyah" Floyd'un öldürülmesi ve Amerika'daki "siyahların" haklarını destekleyen protesto hareketinin bastırılması gerekliliği hakkındaki yorumları... Tüm bunların sonucunda Başkan Trump, Amerika'daki ırk ayrımcılığını kışkırtan en büyük faktörlerden biri haline gelmiştir. Bu nedenle onun iktidarı döneminde Amerika'daki siyahlara, Müslümanlara, Meksikalılara ve Çinlilere yönelik düşmanca eylemlerin dozu artmış; onlara, Amerikalıların iş imkanlarını ellerinden almaya ve Amerika'nın zenginliklerini yağmalamaya gelen asalaklar gözüyle her zamankinden daha fazla bakılır olmuştur. Böylece ırk ayrımcılığı Amerikan toplumunun pek çok kesiminde belirgin hale gelmiştir...

c- Koronavirüsün Amerikan toplumu içindeki yansımaları: Amerika'da Floyd'un öldürülmesine yönelik protestoların alevini artıran nedenlerden biri de; bunun koronavirüsün yayılmasıyla eş zamanlı olmasıdır. Bu sürece eşlik eden karantina bir yandan Amerikalılar için sıkıntı yaratmış, diğer yandan yüksek oranlarda işsizliğe yol açarak Amerikalıların gelecekleri hakkındaki kaygılarını artırmıştır. Üçüncü bir husus olarak Amerikalılar, hükümetlerinin salgınla mücadeledeki feci başarısızlığını görmüşlerdir. Tıbbi malzeme ve cihazlardaki büyük eksiklik, virüse hazırlıksız yakalanılması -ki Amerika'ya virüs dalgası Avrupa ve Çin'den sonra gelmişti ve bu ona hazırlık için iyi bir fırsat sunmuştu ancak bu değerlendirilmedi- ve Amerikan yönetiminin salgınla mücadeledeki tutarsızlığı, Trump yönetiminin kriz yönetimi konusunda Amerikan siyasi çevrelerinde bir başka bölünme nedeni olmuştur... Derin ve önemli iç meselelerden biri de Amerikan toplumunda kapitalist nizamın kötülüğüne dair duyulan hissin artmasıdır. Amerika'da servet dağılımı süreci, siyaset üzerinde nüfuz sahibi lobilerin sahibi olan çok küçük bir kapitalist kesimin lehine korkunç bir hızla kötüleşmektedir. Bu siyaset, orta ve dar gelirlilerin en ağır vergileri üstlendiği bir dönemde, bu kesimi vergilerden daha fazla muaf tutma yönünde ilerlemektedir. Bu Amerikan protestoları, Başkan Trump'ın terörist olarak sınıflandırılmasını istediği, Amerika'daki yükselen kapitalizm karşıtı hareket olan "Antifa"nın gücünü de ortaya çıkarmıştır. Bu hareket, 2008 mali krizinden sonra kapitalizmin büyük bir sembolü olarak "Wall Street" borsasının işgal edilmesi çağrısında bulunan harekettir. Bu hareket taraftarlarını artırmakta, Amerikan toplumunda daha fazla kök salmakta ve kapitalizme karşı şiddet çağrısında bulunmaktadır. Bugün de göstericileri polis merkezleri gibi hükümet tesislerini yakmaya ve yıkmaya yönlendirmekle suçlanmaktadır...

4- Tüm bunların Amerika'nın dış politikası üzerinde etkili yansımaları olmuştur ve bu yansımalar şu nedenlerle önemlidir:

a- Amerika'daki bölünmüşlük hali: Trump yönetimi 2017'den bu yana Amerika'nın tek bir yürek olmadığını göstermiştir. Savaşlar, Amerika'nın dünyadaki ajanlarına sunduğu uluslararası yardımlar, vergi politikası, azınlıklarla ilişkiler, göç ve daha pek çok politika Amerikalıların üzerinde bölündüğü konulardır. Ancak Başkan Trump'ın gelişiyle birlikte, bizzat kendisi Amerika'daki bölünmenin en belirgin nedenlerinden biri haline gelmiştir. Onun aşırı kibir, iktidara bağlılık, aşırı gösteriş merakı, hikmet eksikliği, iç çatışmalara girme eğilimi ve rakiplerini ezmekten duyduğu hazzı sergileme gibi özellikleri, Amerika'yı gerçekten Başkan Trump etrafında lehinde ve aleyhinde olmak üzere ikiye bölmüştür. Yönetimindeki görevden almalar ve istifalar, daha önceki hiçbir Amerikan başkanında bu boyutta görülmemiş şekilde artmıştır. Koronavirüs krizi ve Başkan ile bazı eyalet valileri arasındaki atışmalar, Amerikan bölünmesinin şiddetlendiğini göstermiştir. Bu bölünme Amerikan siyasi ve mali çevrelerini vurmakta ve tüm topluma yansımaktadır. Başkan ve yönetiminin halk protestoları kriziyle başa çıkma biçimi de bölünmeyi besleyen önemli bir neden haline gelmiştir. Trump, Floyd'un öldürülmesinden sonraki protesto hareketine karşı çıkmakta ve güvenliği güç kullanarak tesis etmek istemektedir. Demokrat Parti, eyalet valileri ve hatta güvenlik güçlerinin protestocuları uzaklaştırmasının ardından kilise ziyaretine katıldığı için özür dileyen Savunma Bakanı bile bu konuda ona karşı çıkmıştır; zira bu ziyaret Trump için bir siyasi propaganda olarak görülmüştür... Bu çatışmaların ve şiddetinin en yeni örneklerinden biri; (Cezire Net, 07.06.2020) haberine göre: "Eski Amerikan Savunma Bakanları ve onlarca askeri yetkili, ortak bir mektupta, protestoculara karşı orduyu sokağa indirmeyi düşündüğü için Başkan Trump'ı yeminine ve anayasaya ihanet etmekle suçladılar. İmzacılar arasında eski Savunma Bakanı James Mattis de bulunuyordu." Mesele sadece eski Savunma Bakanlarıyla sınırlı kalmadı, mevcut olanı da sert bir şekilde kapsadı. Aynı kaynağa göre; "CNN ağı, bir Pentagon yetkilisine dayanarak, Başkan Donald Trump'ın geçen haftaki protestolara karşı koymak için başkent Washington ve diğer Amerikan şehirlerine on bin asker sevk edilmesini istediğini, ancak Savunma Bakanı Mark Esper ve Genelkurmay Başkanı Mark Milley'nin bu talebi reddettiğini bildirdi. The New Yorker dergisi de Beyaz Saray kaynaklarından, Başkan Trump ile General Mark Milley arasında sert bir tartışma yaşandığını öğrendiğini aktardı. Dergi, General Milley'nin ordunun Amerikan şehirlerinin sokaklarına indirilmesi talebine karşı çıkarak Başkan'a sesini yükselttiğini, çünkü Milley'nin ordunun sokağa inmesini yasaya aykırı gördüğünü nakletti."

b- Başkanlık seçimleri dönemi: Bu meseleyi daha da kızıştıran husus, bu protestoların her iki aday olan Demokrat Joe Biden ve Cumhuriyetçi Trump'ın seçim kampanyalarıyla eş zamanlı olarak patlak vermesidir. Başkan Trump, başkan olarak geleceği konusunda derin bir endişe duyuyor ve bu yılın Kasım ayında yeniden seçilmek istiyor; hatta bu konu onun için 1 numaralı önceliktir. Ancak onun ana endişe kaynağı koronavirüsün yansımaları, Amerikan ekonomisi üzerindeki etkisi, milyonlarca Amerikalının işini kaybetmesi ve virüs krizini kötü yönettiğine dair iddialardır. Bunun, Demokrat rakibi tarafından seçim kampanyalarında kendisine karşı kullanılacak bir faktör olmasından korkmaktadır. Bugün gelen son protesto dalgasında ise Başkan Trump, güvenliği sağlayabilen ve mülkiyeti koruyan güçlü bir adam olarak kişiliğini ön plana çıkarmak istemiş, bu yolla seçim şansını artırmayı hedeflemiştir... Ancak rakibi Joe Biden, Demokrat Parti ve diğer güçler, bunu tam tersi şekilde resmetmeye çalışıyorlar; onu Amerika'daki bölünmeyi pekiştiren, Floyd hadisesi ve gösterilerden sonra Amerikan toplumunun aldığı yaraları saramayan bir adam olarak gösteriyorlar ve protestolardaki şiddet ve kargaşadan, protestoculara karşı kullandığı sert açıklamaları nedeniyle onu sorumlu tutuyorlar...

c- Devletin protestoları bastırması: Dünya devletleri, Amerikan hükümetinin halk protestolarına karşı uyguladığı acı verici ve vahşi yöntemi, Başkan'ın güvenliği güç kullanarak sağlama, vahşi köpekler ve en ölümcül silahlardan bahsetmesini, binlerce gözaltıyı, copları ve göz yaşartıcı gazları izledi. Amerika on yıllardır bu tür sahnelerden muaf tutulmuştu. Tüm bunlar, Amerika'nın "insan hakları", "ifade özgürlüğü", "muhalefetin desteklenmesi" ve benzeri başlıklar altında dünya genelindeki rakiplerine karşı uzun süredir kullandığı argümanları boşa çıkarmaktadır. Bu durumun, Amerikan dış politikasının en meşhur uluslararası gerekçelerinden birini kaybettiren doğrudan bir etkisi vardır... Bunu teyit eden bir açıklama da Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova'dan gelmiştir: ("Mayıs sonu ve Haziran başı 2020 itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri, yeryüzündeki herhangi birine insan hakları konularında herhangi bir eleştiri yöneltme hakkını kaybetmiştir." Zaharova, Amerikan makamlarının protestoculara yönelik müdahalesi hakkında şunları ekledi: "Bitti! Bu andan itibaren böyle bir hakları kalmamıştır." Yevmu's Sabi', 02.06.2020).

5- Sonuç olarak ırk ayrımcılığı Amerika Birleşik Devletleri'nde yerleşiktir; bazen sessiz kalsa da çoğu zaman harekete geçer. Bu, Amerikan kapitalist nizamının kökenindeki fikri bir hastalıktır. Hatta insanın heva ve arzularına tabi olan, beyazın siyaha, kırmızının sarıya üstünlüğünü belirleyen hiçbir vaz’î nizam (beşeri sistem) bundan hali değildir... Bu ayrımcılık başkalarına, hatta daha sonra bizzat kendilerine her türlü zararı verse bile!

Irk ayrımcılığını ortadan kaldıran ve kaldıracak olan tek şey İslam'dır. İslam'da insanlar arasında renk, makam veya servet bakımından bir üstünlük yoktur; aksine hepsi eşittir, birbirlerine ancak takva ile üstünlük sağlayabilirler. Allah Subhânehu şöyle buyurur:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِير

"Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır." (Hucurat [49]: 13)

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise Beyhaki'nin Cabir bin Abdullah'tan rivayet ettiğine göre, Teşrik günlerinin ortasında Veda Hutbesi'nde şöyle buyurmuştur:

يا أَيُّهَا النَّاسُ، إِنَّ رَبَّكُمْ وَاحِدٌ، وَإِنَّ أَبَاكُمْ وَاحِدٌ، أَلا لا فَضْلَ لِعَرَبِيٍّ عَلَى عَجَمِيٍّ، وَلا لِعَجَمِيٍّ عَلَى عَرَبِيٍّ، وَلا لأَحمرَ عَلَى أَسْوَدَ، وَلا أَسْوَدَ عَلَى أَحْمَرَ، إِلا بِالتَّقْوَى، إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ أَتْقَاكُمْ، أَلا هَلْ بَلَّغْتُ؟

"Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Dikkat edin, bir Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da bir Araba, bir kızılın siyaha, bir siyahın da kızıla takva dışında bir üstünlüğü yoktur. Allah katında en üstün olanınız, O’ndan en çok sakınanınızdır. Tebliğ ettim mi?" Onlar: "Evet, ey Allah'ın Resulü!" dediler. O da: "Öyleyse burada olanlar olmayanlara tebliğ etsin" buyurdu. Taberani'nin bir rivayetinde ise "Siyahın beyaza, beyazın da siyaha bir üstünlüğü yoktur" ifadesi geçmektedir.

Irk ayrımcılığını sadece İslam yok eder; zira o, Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir, hakka iletir ve dünyanın dört bir yanına hayrı yayar.

أَفَمَنْ يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ أَحقُّ أَنْ يُتَّبَعَ أَمَّنْ لا يَهِدِّي إِلا أَنْ يُهْدَى فَمَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

"Öyleyse hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmedikçe kendi başına yolu bulamayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?" (Yunus [10]: 35)

20 Şevval 1441 H.
11/06/2020 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın