Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Şer’î İllet

April 20, 2016
7704

(Hizb-ut Tahrir Emiri Değerli Âlim Ata b. Halil Ebû el-Raşta’nın Facebook Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)

Eyad Dana’ya

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh. Değerli Şeyhim, şer’î illetle ilgili şu soruyu cevaplamanızı istirham ediyorum: Şer’î illet, Şâri’nin kulların fiillerine yönelik hitabının neresinde yer alır? İktiza, vaz’ veya tahyîr hitaplarından hangisinin kapsamına girer? Ayrıca illet ile sebep arasındaki fark nedir?

Cevap:

Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

Şer’î hüküm; Şâri’nin, kulların fiillerine yönelik iktiza (talep), tahyîr (serbest bırakma) veya vaz’î (durumsal) nitelikteki hitabıdır. İktiza, taleptir; hem bir fiilin yapılmasını hem de terk edilmesini kapsar. Bu da kesin olan ve kesin olmayan talep şeklinde ikiye ayrılır. Bir fiilin yapılmasının kesin talebi "farz", kesin olmayan talebi "mendub"; bir fiilin terk edilmesinin kesin talebi "haram", kesin olmayan talebi ise "mekruh"tur. İşte bunlar dört hükümdür. Beşincisi ise serbest bırakma yani "mubah"tır. Bu beş hüküm, teklifî hükümlerdir. Bunların karşısında beş tane de vaz’î hüküm vardır: Sebep, şart, mani, ruhsat ve azimet, sahih, batıl ve fasid.

Görüldüğü üzere illet, şer’î hüküm tanımı altında yer almaz; yani ne teklifî hüküm ne de vaz’î hüküm kapsamındadır. Zira illet, şer’î hükmün bir delili konumundadır. Sıralama itibarıyla şer’î hükümden önce gelir ve şer’î hüküm onun üzerine bina edilir. Yani illet bir delildir, fer'î bir hüküm değildir. Dolayısıyla illet, hükmün saikidir (gerekçesidir). Sebep ise sadece hükmün varlığını bildiren ve tanıtan bir işarettir, başka bir şey değildir. Hükmü vacip kılan şey, kesin emirde (veya nehiyde) gelen delildir; sebebin delili ise hükmün varlığına dair bir işaret (emare) barındıran delildir.

Daha fazla açıklık getirmek gerekirse şunları söyleyebiliriz:

İllet, hükmün saiki yani teşri kılınma gerekçesidir; hüküm onun için teşri edilmiştir. İllet hükmün delili, alameti ve onu tanıtan bir unsurdur; ancak bunun yanı sıra hükmün konuluş amacıdır. Bu nedenle illet, nassın makulüdür (ma’kūlu’n-nass). Eğer nass bir illet içermiyorsa, onun bir mantuku (sözlük anlamı) ve bir mefhumu (anlam örgüsü) olur ama bir makulü (illeti) olmaz; dolayısıyla başka bir mesele ona asla ilhak edilemez (kıyas yapılamaz). Fakat nass bir illet içeriyorsa -yani hüküm orada bir vasıfla ilişkilendirilmişse- o zaman onun mantuku, mefhumu ve makulü (illeti) vardır ve başka meseleler ona ilhak edilebilir. İlletin varlığı, nassın kapsamını -mantuku veya mefhumu yoluyla değil, illet ortaklığı sebebiyle ilhak yoluyla- diğer olay ve türlere de yaygınlaştırır. İllet bazen hükmün delili içinde gelir; bu durumda hükme hem hitabın kendisi hem de hitabın içerdiği illet delalet eder. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

مَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَىٰ فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَىٰ وَالْيَتَامَىٰ وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاءِ مِنكُمْ

"Allah’ın, o (fethedilen) şehir halkından Resulüne verdiği feyler; Allah’a, Resulüne, akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki bu mallar, içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir devlet (servet) olmasın." (Haşr Suresi 7)

Daha sonra ise şöyle buyurmuştur: "لِلْفُقَرَاءِ الْمُهَاجِرِينَ..." (Hicret eden fakirler için...). Ayet, feyin (savaşsız alınan ganimetin) muhacir fakirlere verilmesi hükmüne delalet etmiştir. Bu nedenle Resulullah (sav), ayetin hakkında nazil olduğu Beni Nadir feyini sadece muhacirlere vermiş, Ensar’dan ise sadece muhtaç olan iki kişiye vermiştir.

Aynı şekilde ayette geçen; كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاءِ مِنْكُمْ (Ta ki zenginler arasında elden ele dolaşan bir servet olmasın) ifadesi ile gelen illet, yani bu servetin sadece zenginler arasında kalmayıp başkalarına da geçmesi illeti, hem hükme delalet etmiş hem de o hükmün teşri kılınma gerekçesi (saiki) olmuştur.

Sebebe gelince; o, sem’î (naklî) delilin hükmün teşri gerekçesi olarak değil de sadece hükmün varlığını bildiren bir işaret (tanıtıcı) olarak belirlediği, zahir ve disipline edilmiş her vasıftır. Örnek olarak Allah Teâlâ’nın şu kavli verilebilir:

أَقِمِ الصَّلَاةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ

"Güneşin (batıya) kaymasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl..." (İsrâ Suresi 78)

Ve Nebi (sav)’in şu hadisi:

إِذَا زَالَتِ Şَّمْسُ فَصَلُّوا

"Güneş zeval vaktine ulaştığında (batıya kaydığında) namaz kılın." (Beyhakî)

Ayet ve hadis, güneşin zevalinin (tepe noktasından batıya kaymasının) namazın varlığına dair tanıtıcı bir işaret olduğunu açıklamaktadır. Bunun anlamı şudur: Bu vakit girdiğinde namazın varlığı (vücubiyeti) gerçekleşir; yani diğer şartlar da tamamlandığında eda edilmesi caiz olur. Tüm sebepler böyledir. Örneğin Allah Teâlâ’nın şu kavli:

فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ

"...Sizden kim o aya erişirse onda oruç tutsun..." (Bakara Suresi 185)

Ve Nebi (sav)’in şu hadisi:

صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ

"Hilali gördüğünüzde oruç tutun." (Buhârî)

Bunlar, hilalin doğuşunun ve görülmesinin Ramazan orucunun varlığına dair bir işaret (tanıtıcı) olduğunu açıklamaktadır.

Buradan illet ile sebep arasındaki fark ortaya çıkmaktadır: Sebep "hükmün varlığına dair bir işarettir; güneşin zevalinin namazın varlığına işaret olması gibi." İllet ise "hükmün teşri edilmesinin saikidir (gerekçesidir); yani hükmün varlık sebebi değil, teşri edilme sebebidir. Tıpkı nass gibi o da hükmün delillerinden biridir." Örneğin Allah Teâlâ’nın şu kavlinden istinbat edilen "namazdan alıkoyma" illeti gibi:

إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ

"Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında (ezan okunduğunda), hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın." (Cuma Suresi 9)

Burada namazdan alıkoyma (iştigal), Cuma ezanı vaktinde alışverişin haram kılınması hükmünün kendisi için teşri edildiği gerekçedir. Bu yüzden illet kabul edilir, sebep değildir. Güneşin zevali ise illet değildir; zira öğle namazı onun için teşri edilmemiş, o sadece öğle namazının vaktinin girdiğine dair bir işaret kılınmıştır.

Kardeşiniz Ata b. Halil Ebû el-Raşta

13 Recep 1437H 20/04/2016 M

Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki

Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki

Emir'in Twitter sayfasındaki cevap linki

Emir'in web sitesindeki cevap linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın