(Hizb-ut Tahrir Emiri Alim Ata İbn Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook sayfasındaki takipçilerinin sorularına verdiği cevaplar serisi - "Fıkıh")
Soru Cevap
M Dalih Akbar Sembiring’e
Soru:
Selamun Aleykum, bir kimse idam cezası istemek için Hilafet’in yeniden kurulmasını mı beklemelidir? Diyelim ki bir kişi laik bir ülkede yaşıyor ve şeriat uyarınca idamla cezalandırılabilecek bir günah işledi. Eğer kendisine ceza uygulanmasını istiyorsa, bunun örneğin güvenilir dostlar tarafından yapılmasını istemesi şer’î sayılır mı?
Question: Should one wait for Khilafah to be re-established to ask for a death penalty? Say someone is living in a secular country, and he conducted a misdeed that is punishable by death under shari'a. If he wishes to be punished to death, does it count as shar'i if he asks for it to be done by, for example, trusted companions?
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Sorunuzdan anlaşıldığı üzere, günahtan ve ahiretteki cezadan kurtulmaya hırslısınız. Dünyada cezalandırılırsanız, ahiretteki daha büyük ve çetin olan cezanın düşeceğini düşünüyorsunuz ve bu yüzden cezanın infaz edilmesi için başvurabileceğiniz bir makam olup olmadığını soruyorsunuz... Ancak kardeşim, netleşmesi gereken bazı hususlar vardır:
1- Kıyamet günü günahı silecek olan dünyevi cezanın, İslam Devleti’nden, yani Allah’ın şeriatı ile hükmeden bir devletten gelen şer’î bir ceza olması şarttır; beşerî kanunlarla hükmeden bir devletten değil. Bunun delillerinden biri Müslim’in Ubade bin es-Samit’ten rivayet ettiği şu hadistir: Ubade bin es-Samit dedi ki: Biz bir mecliste Resulullah ﷺ ile birlikteydik. Buyurdu ki:
تُبَايِعُونِي عَلَى أَنْ لَا تُشْرِكُوا بِاللهِ شَيْئًا، وَلَا تَزْنُوا، وَلَا تَسْرِقُوا، وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللهُ إِلَّا بِالْحَقِّ، فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللهِ، وَمَنْ أَصَابَ شَيْئًا مِنْ ذَلِكَ فَعُوقِبَ بِهِ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ، وَمَنْ أَصَابَ شَيْئًا مِنْ ذَلِكَ فَسَتَرَهُ اللهُ عَلَيْهِ، فَأَمْرُهُ إِلَى اللهِ، إِنْ شَاءَ عَفَا عَنْهُ، وَإِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ
"Bana hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmamak, zina etmemek, hırsızlık yapmamak, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymamak üzere biat ediniz. İçinizden kim (sözünde) durursa, onun ecri Allah’a aittir. Kim bunlardan birini yapar da ondan dolayı dünyada cezalandırılırsa, bu ona keffaret olur. Kim de bunlardan birini yapar da Allah onu örterse, onun işi Allah’a kalmıştır; dilerse onu affeder, dilerse ona azap eder."
Hadis, dünyada cezalandırılan kimsenin cezasının kıyamet günü kendisi için bir keffaret olduğunu, dolayısıyla ahirette o günahtan dolayı azap görmeyeceğini beyan etmektedir. Hadisten aynı şekilde açıkça anlaşılmaktadır ki, keffaret olan ceza, İslam ile hükmetmesi için bir Halife’ye biat edilen İslam Devleti’nin cezasıdır. Zira Resulullah ﷺ’in hadisi şöyle başlamaktadır: "Bana biat ediniz... kim (sözünde) durursa, onun ecri Allah’a aittir. Kim bunlardan birini yapar da ondan dolayı dünyada cezalandırılırsa, bu ona keffaret olur." Dolayısıyla keffaret olan ceza biata bağlıdır; biat ise İslam ile hükmeden yöneticiye (Halife’ye) yapılır. Buna göre, ahiretteki günahı silen dünyevi ceza, İslam ile hükmeden devletin cezasıdır.
2- Bu nedenle bazı Müslümanlar bir günah işlediklerinde, dünyevi cezadan çok daha şiddetli olan ahiret cezasının düşmesi için Resulullah ﷺ’e giderek kendilerine ceza uygulanmasını isterlerdi. Müslim, Sahih’inde Süleyman bin Büreyde’den, o da babasından şöyle rivayet etmiştir: Maiz bin Malik, Peygamber ﷺ’e gelerek: "Ey Allah’ın Resulü, beni temizle!" dedi. Buyurdu ki:
وَيْحَكَ، ارْجِعْ فَاسْتَغْفِرِ اللهَ وَتُبْ إِلَيْهِ
"Yazık sana! Dön, Allah’tan bağışlanma dile ve O’na tövbe et!"
Maiz pek uzaklaşmadan geri döndü ve "Ey Allah’ın Resulü, beni temizle!" dedi. Resulullah ﷺ yine: "Yazık sana! Dön, Allah’tan bağışlanma dile ve O’na tövbe et!" buyurdu. Maiz tekrar geri döndü ve üçüncü kez gelip aynı şeyi söyledi. Dördüncü kez geldiğinde Resulullah ﷺ ona sordu:
فِيمَ أُطَهِّرُكَ؟
"Seni hangi konuda temizleyeyim?"
Maiz "Zinadan" dedi. Bunun üzerine Resulullah ﷺ sordu:
أَبِهِ جُنُونٌ؟
"Onda delilik mi var?"
Kendisine deli olmadığı haber verildi. "İçki mi içmiş?" diye sordu. Bir adam kalkıp ağzını kokladı ancak içki kokusu duymadı. Resulullah ﷺ: "Zina mı ettin?" diye sordu. Maiz: "Evet" dedi. Bunun üzerine emir verdi ve Maiz recmedildi... Daha sonra Resulullah ﷺ ashabı otururken yanlarına gelip selam verdi, sonra oturdu ve şöyle dedi:
اسْتَغْفِرُوا لِمَاعِزِ بْنِ مَالِكٍ
"Maiz b. Malik için bağışlanma dileyin."
Onlar da: "Allah Maiz bin Malik’i bağışlasın" dediler. Resulullah ﷺ şöyle buyurdu:
لَقَدْ تَابَ تَوْبَةً لَوْ قُسِمَتْ بَيْنَ أُمَّةٍ لَوَسِعَتْهُمْ
"Öyle bir tövbe etti ki, eğer bir ümmet arasında paylaştırılsaydı hepsine yeterdi."
Burada gördüğünüz gibi, bu sadık mümin, dünyada kendisine had (ceza) uygulanarak ahiret azabından kurtulmak istemiştir. Bu sebeple, şiddetli ahiret cezasından kurtulmak için haddi uygulaması adına Resulullah ﷺ’e başvurması, Resulullah ﷺ tarafından samimi (nasuh) bir tövbe olarak kabul edilmiştir. Resulullah ﷺ buyurmuştur ki: "Öyle bir tövbe etti ki, eğer bir ümmet arasında paylaştırılsaydı hepsine yeterdi." Muhtemelen siz de bu hadisi okudunuz ve onun gibi yaparak bu yüce dereceye ulaşmak istediniz. Ancak fark açıktır; o adam haddi uygulaması için Müslüman yöneticiye gitmişti. Müslümanların beldelerindeki mevcut beşerî devletlerin cezaları ise başta belirttiğimiz şartları (1. madde) taşımadığı için günahı silmez.
3- Bu nedenle, cezayı uygulamaları için ne Müslüman beldelerindeki mevcut devletlere ne de herhangi bir gruba veya derneğe gitmeniz caiz değildir. Çünkü bunlar İslam ile hükmeden bir İslam Devleti değildir ve cezaları şer’î değildir; dolayısıyla kıyamet günü günahınızı silmez... Günahtan ve ahiret cezasından kurtulmak için şu an üzerinize vacip olan şunlardır:
- Allah Subhanehu’ya samimi bir tövbe (tövbe-i nasuh) ile tövbe etmek ve O’ndan günahınızı bağışlamasını dilemek... Allah Teâlâ buyurur ki:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ
"Ey iman edenler! Allah’a samimiyetle tövbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter." (Tahrim, 8)
- Salih amelleri çoğaltmak... Allah Teâlâ şöyle buyurur:
وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
"Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl. Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür." (Hud, 114)
Salih amellerin başında ise günah işleyenlere şer’î cezaları uygulayacak, böylece onları günahtan ve ahiret cezasından kurtaracak olan İslami Hilafet’in ikamesi için çalışmak gelmektedir...
Böylece, İslam ile hükmeden bir yönetici "Halife" bulunmadığında Müslümanların üzerine vacip olan, onu var etmek için tüm güçlerini sarf etmektir. Halifenin varlığı en büyük farzlardan biridir; zira Âlemlerin Rabbi’nin emrettiği hadleri (cezaları) o uygular. "Vacibin kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir." Özellikle de hadlerin uygulanması, ümmetin ıslahı ve işlerinin düzelmesi için büyük bir farzdır. İbn Mace Sünen’inde Ebu Hureyre’den Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
حَدٌّ يُعْمَلُ بِهِ فِي الْأَرْضِ، خَيْرٌ لِأَهْلِ الْأَرْضِ مِنْ أَنْ يُمْطَرُوا أَرْبَعِينَ صَبَاحًا
"Yeryüzünde uygulanan bir had (ceza), yeryüzü halkı için kırk sabah yağmur yağmasından daha hayırlıdır."
Umarım konu soru sahibi için açıklığa kavuşmuştur. Laik bir devletteki herhangi bir şahıstan -bu kişiler güvenilir dostlar olsa bile- şer’î cezaları uygulamasını talep etmenin doğru olmadığı anlaşılmıştır... Zira günahı silen ceza, yukarıda açıkladığımız gibi İslam ile hükmeden bir İslam Devleti tarafından uygulanan şer’î ceza olmalıdır.
Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu’r Raşta
08 Şevval 1438 H. 02/07/2017 M.
Emir’in Facebook sayfasındaki cevabı: Facebook
Emir’in Google Plus sayfasındaki cevabı: Google Plus
Emir’in Twitter sayfasındaki cevabı: Twitter
Emir’in Web sitesindeki cevabı: Amir Web