Soru-Cevap Çin ve Hindistan Arasındaki Sınır Çatışmaları
Soru:
Reuters 10/06/2020 tarihinde şu haberi geçti: (... Hintli yetkililer, Çin devriyelerinin Hindistan'ın kendi fiili sınırı olarak kabul ettiği bölgeye doğru ilerlemesinin ardından, yüzlerce askerin Nisan ayından bu yana uzak Ladakh buzulu bölgesinde yıllardır yaşanan en ciddi sınır gerginliğinde karşı karşıya geldiğini açıkladı. Çin ise bölgenin kendisine ait olduğunu iddia ediyor ve Hindistan'ın bölgede yol inşa etmesine itiraz ediyor...). Çin ile Hindistan arasındaki sınır bölgesinde Mayıs ayının ilk haftasından bu yana iki ülkenin sınır muhafızları arasında sürtüşmeler yaşanıyordu. Peki, bunun arkasındaki saik yerel mi yoksa ABD mi Çin'i taciz etmek ve ona baskı yapmak için bunun arkasında yer alıyor? Ayrıca bu anlaşmazlığın işgal altındaki Keşmir ve Pakistan'daki Müslümanlar üzerindeki etkisi nedir?
Cevap:
Geçtiğimiz 5 Mayıs'ta Hindistan'ın kuzeyindeki yüksek rakımlı Ladakh bölgesindeki Galwan Vadisi'nde başlayan, ardından üç gün sonra Nathu La geçidinde (Himalayalar'da Hindistan'ın Sikkim eyaleti ile Tibet bölgesini birbirine bağlayan geçit) meydana gelen sınır çatışmaları, iki ülke arasında askeri ve diplomatik bir çıkmaza yol açtı. Çin ve Hindistan arasındaki ilişkilerdeki gerilimin tarihi uzundur ve çoğu zaman İngilizlerin 1890 yılında bölgeye hakim oldukları ve İslam coğrafyası olan Hindistan yarımadasını doğrudan sömürgeleştirdikleri dönemde Çin ile imzaladıkları "Sikkim-Tibet" anlaşmasıyla çizdikleri sınır üzerindeki bir çatışma olarak tezahür eder. İngilizler bölgeden çıkarken burayı Hindistan ve Pakistan olarak böldüler ve Keşmir'i iki ülke arasında patlamaya hazır bir bölge olarak bıraktılar... Aynı şeyi sınırın birçok bölgesinde çatışmaları tetiklemek için Hindistan ile Çin arasında da yaptılar. Son zamanlarda yaşananları netleştirmek için şu hususları değerlendirmeliyiz:
Birincisi: Hindistan ile Çin arasındaki bu sınır sürtüşmeleri türünün ilk örneği değildir. İki ülkenin orduları sadece son on yılda 2013, 2014 ve 2017 yıllarında farklı derecelerde savaşın eşiğine gelmiştir. İki ülke 1962 yılında sınır üzerinden kanlı bir savaş yapmış, Hindistan bu savaşta yenilmiş ve Çin Keşmir'in kuzeyindeki Aksai Chin bölgesini işgal etmiştir. İki ülke arasındaki doğu sınırı anlaşmazlığı, İngiliz sömürgeciliğinden ve Arunachal Pradesh eyaletinin Hindistan'a ilhak edilmesinden, İngilizlerin Hindistan'ı sömürgeleştirdiği süre boyunca Çin ile sınırın belirlenmemesinden kaynaklanmaktadır. Batı sınırı üzerindeki anlaşmazlık ise, her iki ülkenin özellikle 1947'den sonra Keşmir gibi İslami bölgelerdeki emellerine dayanmaktadır. Bu sınır anlaşmazlıklarının çokluğu nedeniyle, her iki ülke de aralarındaki yaklaşık dört bin kilometrelik sınırın uzunluğu hakkında bile büyük ölçüde farklı veriler yayınlamaktadır. 5 Mayıs'taki çatışmalara gelince; birlikler Tibet platosunda, 14 bin fit yükseklikteki buzul gölü Pangong Tso kıyılarında çatışmış ve bu durum her iki taraftan düzinelerce askerin yaralanmasına yol açmıştır. O zamandan beri, devam eden çatışmaların ortasında birliklerin takviye edilmesi sürdü. Çin, Ladakh'taki tartışmalı sınır bölgesine halihazırda yaklaşık 5000 asker ve zırhlı araç gönderdi. (Business Standard gazetesi, 5000'den fazla Çin Halk Kurtuluş Ordusu askerinin Ladakh'taki beş noktaya -dördü Galwan Nehri boyunca, biri Pangong Gölü yakınında- baskın yaptığını bildirdi... 24/05/2020).
İkincisi: Hindistan'ın Ladakh bölgesini Cammu Keşmir'den ayırmasının ardından iki ülke arasındaki olayların harareti arttı. Çin, Ladakh'ın Cammu Keşmir'den ayrılmasının, Bharatiya Janata Partisi'nin (BJP) kurduğu hükümetin başı olarak 2014 yılında Başbakan Narendra Modi'nin iktidara gelmesinden bu yana Hindistan'ın Çin'e karşı yoğunlaştırdığı rekabetin devamı için stratejik nedenlerle yapıldığını anladı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Amit Shah'ın 5 Ağustos 2019'da Hindistan'ın Ladakh'ı ayırma niyetine ilişkin yaptığı açıklamaya yanıt olarak şunları söyledi: "Hindistan'ın iç hukukunu tek taraflı olarak değiştirmesi Çin'e zarar vermekte ve toprak egemenliğini zedelemektedir; bu kabul edilemez." İki ülke arasında sürekli alevlenen sınır anlaşmazlıkları iki merkez noktada toplanmaktadır: Birincisi, Çin'in "Güney Tibet" olarak adlandırdığı ve 90 bin kilometrekarelik yüzölçümüne sahip olan Arunachal Pradesh eyaletinin kendisine ilhak edilmesini talep ettiği doğu sınırıdır; Hindistan bunu reddetmektedir. İkinci odak noktası ise Hindistan'ın, 1962 savaşında Çin'in batı sınırında, yani İslami Keşmir bölgesinde ele geçirdiği Aksai Chin bölgesini (38 bin kilometrekarelik, az nüfuslu, yarı çöl bir bölge) geri istemesidir. Çin bunu reddetmekle kalmıyor, Keşmir bölgesinde daha fazla egemenlik talep ediyor. Çin'in bugünkü talepleri batı sınırında, Aksai Chin bölgesine komşu olan ve eski Çin ticaret yolları "İpek Yolu"nun bir parçası olan Keşmir'in Ladakh bölgesinin bir kısmına odaklanmaktadır.
Üçüncüsü: Son Hindistan-Çin sürtüşmelerinin yaşandığı Ladakh bölgesi İslami bir bölgedir ve yüzyıllar boyunca İslam'ın hüküm sürdüğü Keşmir'in ayrılmaz bir parçasıdır. 31/10/2019 tarihinde bir yasayla koparılana kadar Cammu Keşmir eyaletinin içindeydi! Burası nüfus yoğunluğu düşük ancak stratejik değeri yüksek bir bölgedir; Hindistan'ın en yüksek platosudur ve yukarı İndus Nehri vadisini kapsar. Doğuda Çin Fiili Kontrol Hattı (LAC) ile batıda Pakistan Kontrol Hattı (LoC) arasında yer alır, kuzeyinde ise Karakurum Geçidi bulunur. Ayrıca Karakurum Geçidi'nden önceki son Hint yerleşimi "Daulat Beg Oldie"dir. Bilgi olması açısından; bu isim Türkçe'de tam anlamıyla "Büyük ve zengin adamın öldüğü yer" anlamına gelir. 938 Hicri (1531 Miladi) sonbaharında Ladakh ve Keşmir'i İslam'a açmak için bir fetih seferine çıkan Yarkand hükümdarı Sultan Said Han'a atıfta bulunduğu söylenir. 939 Hicri yılının sonunda Yarkand'a dönerken ağır bir hastalığa yakalanmış ve bu yerde vefat ettiği söylenmiştir. Dolayısıyla burası İslami bir beldedir ve şu an Hindistan'ın Keşmir bölgesindeki kontrolü altındadır. Keşmir öyle bir bölge ki yaraları çoktur; Hindistan Cammu, Keşmir Vadisi ve Ladakh'ı kontrol ederken, Çin Aksai Chin ve Trans-Karakurum bölgesini kontrol ediyor. Bunların hepsi Keşmir bölgesindeki İslami alanlardır. Pakistan ise bölgenin yüzölçümünün üçte birinden daha azına tekabül eden Azad Keşmir ve Gilgit-Baltistan bölgelerini kontrol etmektedir. Azad Keşmir, bölgenin Hindistan işgali altındaki kısımlarına komşuyken, Gilgit bölgesi hem Çin hem de Hindistan kontrolündeki diğer alanlara komşudur. İslam ülkelerinin, özellikle de Pakistan'ın mevcut zayıflığı gölgesinde Hindistan, Ladakh'taki tartışmalı bölgelerin Cammu Keşmir'in bir parçası olduğu gerekçesiyle kendisine ait olduğunu iddia ediyor. Çin ise bu bölgelerin Şincan'ın, yani Doğu Türkistan'ın bir parçası olduğunu iddia ederek karşılık veriyor. İki ülke bu İslami bölgelerde hak iddia ederek çatışırken, Pakistan ABD'ye olan uşaklığı içinde debeleniyor ve diğer Müslümanlar ise susuyor!!
Dördüncüsü: Çin, Hindistan kontrolü altındaki Ladakh bölgesine özel bir bakış açısıyla bakmaktadır. Bu bölgedeki Budistlerin varlığının yanı sıra, bölge Orta Asya'ya ulaşan iki eski ticaret yolunu barındırmaktadır ve bu gerçeklik Çin'in yeni "İpek Yolu" stratejisinde büyük öneme sahiptir. Çin'in Orta Asya'ya ulaşmak için başka yolları olmasına rağmen, Ladakh üzerinden geçen yol Orta Asya'daki nüfus merkezlerine ve pazarlara ulaşmak için daha kısadır. Bu değerlendirmeyi artıran bir diğer husus da bu eski ticaret yollarının, Çin mallarını Çin'in doğusundaki sanayi merkezlerinden Pakistan'ın kuzeyine, Gwadar limanına giden yolda mesafeleri çok kısaltacak olmasıdır. Bu proje, Çin'in son yıllarda on milyarlarca dolar yatırım yaptığı önemli bir ekonomik koridordur. Bu nedenle bu anlaşmazlık Çin zihniyetinde bu boyuttan yoksun değildir. Eğer Çin, Hindistan ile arasındaki diğer sınır anlaşmazlığını (doğu sınırı) Arunachal Pradesh üzerinden açmak isteseydi, kendisini Amerikan donanmasının kontrolündeki bölgelerden, özellikle de Malakka Boğazı'ndan geçmekten kurtaracak olan "İpek Yolu" stratejisi çerçevesinde hedeflediği "ekonomik koridorlar"ın faydalarını gerçekleştiremezdi. Çin'in, Hindistan'ın Çin'in yükselişini engellemeye yönelik Amerikan politikasına dahil olduğu yönündeki şüphelerini şu hususlar artırmaktadır:
1- Korona pandemisi krizinden sonra ABD, çeşitli bahanelerle Çin'i vurmak için yeni bir gerekçe buldu. Washington, Pekin'in virüsün yayılmasından sorumlu tutulması gerektiğinden sıkça bahsediyor ve Hindistan dahil diğer ülkeleri özellikle Wuhan Viroloji Enstitüsü'nde bir soruşturma talep etme yönüne çekiyor. Diğer taraftan, virüs ilk vurduğunda Çin'den gelen bazı tedariklerin kesilmesi ve Çin'den parça tedarik zincirinin kopması sonucu birçok Avrupa ve dünya fabrikasındaki üretimin etkilenmesi, Çin üzerinden geçen tedarik zincirlerinden vazgeçilmesi yönünde talepler doğurdu. ABD Başkanı'nın Çin'de faaliyet gösteren Amerikan şirketlerini geri getirme veya daha doğrusu Çin'den çıkarma çabalarına eklenen bu eğilim nedeniyle Pekin, bugün ekonomisinin daha önce hiç olmadığı kadar fiili tehdit ve baskı altında olduğunu hissediyor.
2- Hindistan'ın Amerikan politikasına dahil olduğunun bir diğer göstergesi de Çin ekonomisini zayıflatma girişimidir: (Hindistan'ın eski Askeri Operasyonlar Genel Müdürü General Vinod Bhatia, Anadolu Ajansı'na verdiği demeçte, küresel düzeyde Çin'in "Korona pandemisinin nedeni olduğu inancıyla nüfuzunu kaybetmeye başladığını" söyledi. Şunları ekledi: "Sanayi şirketleri Çin'den ayrılmak istiyor; bu da Pekin'i Korona krizinden dikkatleri başka yöne çekmeye zorluyor." Ayrıca Korona sonrası dünyanın "Hindistan için büyük bir fırsat olacağını..." belirtti. Anadolu Ajansı Türkiye, 09/06/2020). Görünen o ki Hintlilerin bahsettiği fırsat, başta Amerikan şirketleri olmak üzere yabancı şirketlerin Çin'den Hindistan'a taşınmasıdır. Çin, ABD'nin Hindistan'ın Çin'e karşı koyabilmesini sağlamak için onun yeteneklerini geliştirmenin arkasında olduğunu görüyor. Hindistan nükleer bir devlet olana kadar nükleer programını destekledi, ona ticari ve ekonomik ilişkilerde ayrıcalıklı bir konum ve öncelik verdi. Aynı zamanda Pakistan'ı, Hindistan ile gerilimi azaltmaya zorladı; bu da Hindistan'ın on yıllardır Pakistan sınırında bekleyen büyük askeri birliklerini Çin sınırına kaydırmasına ve yeniden konuşlandırmasına izin verdi. Bu politika, ABD'nin Hindistan'a yönelik yeni bir politikası değil, uzun yıllara dayanan bir politikadır. Bugün ABD buna, büyük yabancı şirketleri Çin'den çıkarmada Hindistan'ı ortak etmeyi, Hindistan'ı onlara alternatif yapmayı, yani Çin ekonomisini vurmaya dahil etmeyi ekliyor.
3- Askeri açıdan Çin'in ordusunu büyük ölçüde geliştirmeyi başardığını, 2019 yılı için 261 milyar dolarlık askeri bütçesiyle askeri harcamalarda ABD'den sonra dünya genelinde ikinci ülke haline geldiğini belirtmek gerekir. Hatta Rusya, İngiltere ve Fransa'nın toplamından daha fazla harcama yapmaktadır. Hindistan 2019 yılında askeri harcamalar açısından Çin'den sonra üçüncü ülke olmasına ve bütçesi ilk kez 72 milyar dolara ulaşmasına rağmen, ordusunun yetenekleri Çin ordusunun yeteneklerine kıyasla hala küçüktür. Askeri yeteneklerdeki bu gerçeklik, 1962'deki gerçekliğin aksine, Hindistan'ın Çin ile geniş çaplı savaşlara girme konusunda bin kez düşünmesine neden oluyor. Her ne kadar Hindistan, özellikle ordusunun birçok biriminin Pakistan sınırında, yani çatışma bölgesine yakın bir yerde konuşlanmış olması nedeniyle Ladakh'taki son çatışma bölgesinde konvansiyonel silahlarda büyük bir avantaja sahip olsa da -ki Çin ordularını henüz o bölgede yoğunlaştırmış değil- her iki ülkenin çatışma bölgesindeki konvansiyonel askeri yeteneklerine ilişkin bu gerçeklik Harvard Üniversitesi tarafından hazırlanan bir çalışma ile teyit edilmiştir... Arabi Post, 31/05/2020). Ancak bu sürtüşmelerden sonra gözlemlenen odur ki, Çin bölgeye ek kuvvetler yığmaya ve batı sınırında Hindistan'a karşı askeri yeteneklerini artırmaya başlamıştır.
4- Hindistan'ın 2017'deki doğu sınırı anlaşmazlığı, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in 2018'de bir araya gelmesiyle yatıştırılmış olsa da (İki lider ilk gayri resmi zirvelerini Nisan 2018'de Wuhan'da gerçekleştirdi ve bu görüşme sırasında Şi, Modi'nin ikinci bir toplantı için Hindistan'ı ziyaret etme davetini kabul etti. Euronews Arapça, 09/12/2019), mevcut anlaşmazlık ABD'nin Çin'i vurmaya yönelik artan çabalarıyla eşzamanlıdır ve bu da anlaşmazlığın fitilini söndürmeyi daha zor hale getiren ek karmaşıklıklar yaratmaktadır. Trump yönetiminin Çin etrafında yaratmaya çalıştığı bu yeni karmaşıklıklar Pekin'de tam olarak anlaşılmıştır. Bu nedenle (Çin Devlet Başkanı Şi Cinping bugün Salı günü yaptığı açıklamada, "Korona pandemisinin ulusal güvenlik üzerindeki büyük etkisi ışığında Pekin'in silahlı mücadele hazırlıklarını yoğunlaştıracağını ve askeri görevleri yerine getirme yeteneklerini geliştirmeye çalışacağını" söyledi. Sputnik Rusya, 26/05/2020). Bu Çin açıklaması doğrudan Hindistan'ı hedef almasa da, ABD'nin Korona virüsünün yayılmasından kendisini sorumlu tutma niyetlerini gördükten sonra etrafını saran büyük tehlikeleri hisseden Pekin, bölgedeki Hindistan da dahil olmak üzere ABD müttefiklerini içeren herhangi bir Amerikan askeri planına karşı caydırıcılık amacıyla askeri yeteneklerini göstermeyi planlıyor olabilir. Sanki yakın düşmanlarına, ABD ile işbirliği yapmamaları, aksi takdirde Çin ordusunun onlara büyük zarar verebileceği mesajını veriyor. Çin Devlet Güvenlik Bakanlığı'nın Nisan 2020 başında yayınladığı ve Pekin'i askeri bir çatışmaya hazırlanmaya çağıran istihbarat raporu, ABD'nin Çin'e karşı planlarının ciddiyetini ortaya koymaktadır. Hindistan'ın askeri harcamalarındaki sıçramalar ve 2019'da ilk kez 72 milyar dolar seviyesine ulaşması, Hindistan ordusunun yaptığı devasa silah anlaşmaları; tüm bunlar Çin için doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır. Bu durum Çin'de, Hindistan'ın kendisi için ABD'nin mızrak başını temsil ettiği ve Hindistan'ın Çin ile tartışmalı sınır bölgelerinde yürüttüğü altyapı projelerinin hızlanan silahlanmasıyla birleştiğinde, Hindistan ile ilişkilerinin geleceği konusunda daha fazla endişe yaratmaktadır.
Beşincisi: ABD'nin Hindistan ile Çin arasındaki son anlaşmazlığa karşı tutumu kesinlikle Hindistan'ı destekler nitelikteydi. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Güney Asya işlerinden sorumlu üst düzey yetkilisi Büyükelçi Alice Wells, Çin'in Ladakh'taki eylemlerini eleştirdi ve bunları Pekin'in Güney Çin Denizi'ndeki provokasyonlarıyla ilişkilendirdi. (NEWS 18, 21/05/2020). Aynı şekilde ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi Başkanı Milletvekili Eliot Engel de yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Çin'in Hindistan-Çin sınırı boyunca Fiili Kontrol Hattı'ndaki süregelen saldırganlığından son derece endişeliyim. Çin, anlaşmazlıkları uluslararası hukuka göre çözmek yerine komşularına zorbalık yapmaya hazır olduğunu bir kez daha kanıtlıyor... Çin'i normlara saygı duymaya ve Hindistan ile sınır meselelerini çözmek için diplomasiyi ve mevcut mekanizmaları kullanmaya şiddetle teşvik ediyorum." (Foreign Affairs, 01/06/2020). Buna ek olarak ABD, bu sınır anlaşmazlıklarını istismar etmeye ve bölgedeki nüfuzunu sınırlamak için Çin'e baskı yapmak, onu bu sürtüşmelerle meşgul etmek, ticaret savaşında ona şantaj yapmak ve Çin'in iç işlerine müdahale etmek için elinde bir koz olarak kullanmaya çalışmaktadır. Bu nedenle Başkanı Trump, aralarındaki son anlaşmazlığın patlak vermesinden sonra Hindistan ile Çin arasında arabuluculuk teklif etti; böylece iki taraf arasındaki çözümleri kendi lehine kontrol edebilecekti. 27/05/2020 tarihinde Twitter sayfasında şöyle yazdı: "Hindistan ve Çin'e, Amerika Birleşik Devletleri'nin şu anda alevlenen sınır anlaşmazlığında arabuluculuk yapmaya veya hakemlik rolü oynamaya hazır, istekli ve muktedir olduğunu bildirdik." (Al-Hurra, 27/05/2020). Çin ise bunu reddetti, (Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian, iki ülkenin anlaşmazlıklarını çözmek için üçüncü bir tarafın "müdahalesini" istemediğini söyledi. Anadolu Ajansı Türkiye, 09/06/2020).
Altıncısı: Buna rağmen ABD durulmadı, aksine kendisi için dünyanın en önemli bölgelerinden biri sayılan bölgedeki faaliyetlerini sürdürdü. Çin'e karşı küçültmeden kuşatmaya, Güney Çin Denizi'nde doğrudan ve dolaylı olarak onunla yüzleşme girişimlerine kadar faaliyetleri birbirini izledi. Ancak ABD artık her yerde savaş yürütemiyor ve dünyadaki yaygın nüfuzunu ancak kendi lehine çalışmak üzere kazandığı bölgesel ve yerel güçlere dayanarak koruyabiliyor. Korona krizi de ABD'nin kendisini sarsan krizleri başarıyla yönetebilecek bir devlet olmadığını ifşa etti; aksine bir virüs karşısında başarısız ve aciz olduğu ortaya çıktı! Bu durum, beyaz bir Amerikalı polisin siyahi bir Amerikan vatandaşını boğarak öldürmesiyle patlak veren köklü ırkçılık meselesinin ardından uluslararası düzeyde daha da çıplak hale geldi... Bu sırada Çin bölgesel olarak büyük bir güç oluşturmaktadır. Bu nedenle ABD, çıkarlarını gerçekleştirmek ve nüfuzunu korumak için diğer devletleri kullanmaya eskisinden daha fazla dayanır hale geldi... Dolayısıyla ABD, Hindistan'ın kendi emri altında olması, sonuçların her zaman lehine olmasını garanti etmesi ve ajanlarının kendisiyle uyumlu bir şekilde hareket etmesi için Hindistan'daki ajanlarını iktidara getirmeye çalıştı. ABD'ye bağlı Bharatiya Janata Partisi'ni (BJP) iktidara getirmek için tüm gücüyle çalıştı ve bu parti ilk kez Vajpayee liderliğinde 1998'den 2004'e kadar Hindistan'da iktidarda kaldı; o yıl yapılan seçimleri Kongre Partisi'ne karşı kaybetti. 2014 yılında ise yeniden kazandı ve hala iktidardadır. Böylece ABD, Hindistan'ı Çin'e karşı kullanmaya başladı. Hindistan'ın bu rolü yerine getirebilmesi için ABD, Pakistan'ı tarafsızlaştırarak Hindistan ile olan anlaşmazlığından uzaklaştırdı; böylece Hindistan Çin ile olan anlaşmazlığına odaklanabilecekti. Pakistan yöneticilerinin bu konudaki acizliği, Hindistan'ın geçen yıl 05/08/2019 tarihinde işgal altındaki Keşmir'in Hindistan'ın bir parçası haline geldiğini ilan etmesiyle had safhaya ulaştı. 18/08/2019 tarihli soru-cevapta şunları belirtmiştik: ("ABD, Keşmir konusundaki Hindistan-Pakistan geriliminin Hindistan alt kıtasının Çin'e karşı koyma gücünü zayıflattığını gördü... Bu gerilimlerin üstesinden gelmek için ABD, Hindistan ile Pakistan arasında normalleşme sürecini başlattı. Normalleşmenin amacı, Hindistan ve Pakistan kuvvetlerinin Keşmir nedeniyle birbirleriyle savaşmasını tarafsızlaştırmak ve çabaları nihayetinde Çin'in yükselişini kısıtlamak için ABD ile işbirliği yapmaya yönlendirmekti. ABD, Keşmir'in Hindistan'a ilhak edilmesinin ve Pakistan'daki rejime Keşmir'i askeri olarak geri almasını engellemek ve konuyu diyaloğa taşımak için baskı yapmanın meseleyi öldüreceğini ve aralarındaki askeri çatışmayı önleyeceğini düşündü; tıpkı Filistin'deki Abbas otoritesinin ve etrafındaki Arap ülkelerinin, Yahudi varlığı Filistin'den dilediği yeri işgal edip ilhak ederken onlarla hiçbir askeri çatışmaya girmedikleri durum gibi!...") Pakistan yöneticileri de buna bağlı kalarak, Başbakan İmran Han'ın diliyle şunu ifade ettiler: "Hükümeti, Hindistan'ın Pakistan'a saldırması durumunda ona uygun cevabı verecektir"... (Anadolu Ajansı, 30/08/2019) Yani Keşmir'i kurtarmak için değil! Yaklaşık bir ay sonra ise şunları söyledi: ("Ordu Komutanı Bajwa, Hindistan'ın kurtarılmış Keşmir'e saldırması durumunda Pakistan ordusunun Hindistan ile yüzleşmeye hazır olduğu konusunda kendisine güvence verdi..." Geo News Pakistan kanalı, 26/12/2019) Yani Cammu ve Keşmir'i Hindistan kontrolünden kurtarmak için değil, Azad Keşmir için!
Yedincisi: Çin ile köklü ilişkilere sahip olan Pakistan ise, Çin'in Hindistan'dan işgal ettiği ve Keşmir'in bir parçası olan Aksai Chin bölgesinde hiçbir hak talep etmemektedir. Aynı şekilde Hindistan kontrolü altındaki Keşmir'in Ladakh bölgesinde ve Çin'in bir kısmını talep ettiği yerlerde de hiçbir hak talep etmemektedir! Pakistan, Çin'in Pakistan'ın can düşmanı olan Hindistan'ın burnunu sürteceği düşüncesiyle Hindistan-Çin anlaşmazlıklarından duyduğu sevinci göstermeye alışık olmasına rağmen, bu kez sessizliğe büründü. CNN News-18 kanalı 26/05/2020 tarihinde, Pakistan medyasını da kapsayan bu sessizliği ve alışılmışın aksine bu anlaşmazlıkta ses çıkarmamasını hayretle karşıladı. Bu durum ancak bir Amerikan baskısıyla olabilir; zira ABD, Hindistan'ın Pakistan ile olan ilişkilerinde kendisini rahat hissetmesini ve Çin ile bir savaşa girmesi durumunda Pakistan ordusunun pusuda beklediğine dair herhangi bir tehdit hissetmemesini istiyor. Tüm bunlar Hindistan'ın daha fazla ordusunu Pakistan sınırından Çin sınırına kaydırmasını, böylece Çin'e baskı yapmak için daha iyi bir konuma gelmesini ve Çin ordusunun gücünü deniz bölgesine odaklanmak yerine dağıtmasını sağlamak içindir. Bu durum, askeri kaynakları güneybatıda Hindistan ile bir çatışmaya hazırlanmak ile denizlerdeki ana düşmanlara -Amerikan donanması ve Çin'e karşı gücünü artıran Japon ordusu- karşı hazırlanmak arasında bölündüğünde, bir savaş olmasa bile Çin'i zayıflatır.
Sekizincisi: Tüm bunlarla birlikte Keşmir bölgesindeki Müslümanlar, topraklarının her birinin burayı yağmalamak ve kontrol altına almak istediği iki kafir devlet arasında bir anlaşmazlık konusu haline geldiğini hissediyorlar. Bu sırada Pakistan ve diğer Müslüman yöneticiler seyirci kalmaktadır. Hatta Pakistan, Hindistan'a zarar vermelerini önlemek için kendi topraklarındaki Keşmirli silahlı grupları takip etmeye başlamıştır. Bu Pakistan gerçeği ve Çin-Hindistan anlaşmazlığı Keşmir'deki Müslümanları büyük ölçüde zayıflatmaktadır. Keşmir daha önce Hindistan işgaliyle karşı karşıyayken ve Pakistan ordusu tarafından güçlü bir şekilde desteklenirken, bugün ABD'ye boyun eğerek Hindistan ile olan çatışma sahalarını daha fazla terk eden Pakistan'dan hiçbir destek görmeden iki büyük devletle karşı karşıya kalmaktadır!!
Hindistan ve Çin arasındaki çekişmenin İslami bölgelerin, özellikle de Keşmir bölgesi ve çevresinin paylaşılması üzerine olması ne kadar acı vericidir! Hindistan, 1962 savaşında Çin'in batı sınırında ele geçirdiği, İslami Keşmir bölgesinden olan Aksai Chin topraklarını geri istiyor. Çin ise Aksai Chin'e komşu olan Keşmir'in Ladakh bölgesinin bir kısmını talep ediyor ve bu bölgelerin Şincan'ın, yani İslami Doğu Türkistan'ın bir parçası olduğu gerekçesiyle hak iddia ediyor. İki ülke bu İslami bölgelerde hak iddia ederek çatışırken, Pakistan ABD'ye uşaklığı içinde debeleniyor ve diğer Müslümanlar ise susuyor! Müslümanların hayatı sıkıntı içinde ve geçimleri kendi elleriyle kazandıkları yüzünden zordur. Güçlü ve Aziz olan Allah doğru söylemiştir:
وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى * قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنْتُ بَصِيراً * قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمُ تُنْسَى
"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz. O der ki: 'Rabbim! Ben (dünyada) gören biri olduğum halde niçin beni kör olarak haşrettin?' (Allah) buyurur ki: 'İşte böyle; sana ayetlerimiz geldi de sen onları unuttun. İşte bugün de sen öylece unutulursun.'" (Tâhâ Suresi [20]: 124-126)
Ey Müslümanlar! Kurtuluşunuz işte böyledir: Allah Subhânehu'nun ayetlerine ve Resulullah ﷺ'in hadisine uyarak Allah'ın hükmünü, Râşidî Hilafet'i ikame etmektir. O, rüşd yolu ve cihat yoludur; izzet, güç ve şerlilerden korunma yoludur. Resulullah ﷺ Ebu Hureyre Radıyallahu Anh'dan rivayet edilen müttefekun aleyh bir hadiste doğru söylemiştir:
الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ
"İmam (devlet başkanı) bir kalkandır ki, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur."
Ey basiret sahipleri, ibret alın...
30 Şevval 1441 H. 21/06/2020 M.