Hizb-ut Tahrir Emiri Değerli Âlim Ata bin Halil Ebu-r Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin "Fıkhi" Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Najmeddine Khcharem'in Sorusu:
BismillahirRahmanirRahim
Değerli Şeyhimiz, Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Tunus'ta uygulanan ve tüm ülkede hem örf hem de yasal hale gelen bir muamele hakkında soru sormak istiyorum.
Şöyle ki; bir kişi ticaret yapmak için bir dükkân kiralıyor ve yıllar sonra mülk sahibi, maddi bir bedel ödemeden dükkânını geri alamıyor; bu bedel bazen çok yüksek rakamlara ulaşıyor. Aynı şekilde kiracı, bizde "Ticari Hak" (L’origine commerciale) olarak adlandırılan şeyi başka bir kiracıya satışa çıkarabiliyor ve mülk sahibi, bizzat kendisi bu ticari hakkın bedelini ödemedikçe buna engel olamıyor. Şunu da belirtmek gerekir ki, mülk sahibi kiracıyı çıkardığında kiracının zarara uğraması söz konusu olabiliyor.
Allah sizi mübarek kılsın ve Nübüvvet metodu üzere İkinci Raşidi Hilafet’in ikamesini bizim için hızlandırsın.
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Birincisi: Bu soruyu cevaplamak için öncelikle şu hususların tespit edilmesi gerekir:
İcare (kiralama), bir bedel karşılığında menfaat üzerine yapılan bir akittir. Konut veya ticari dükkân gibi aynların kiralanması durumunda bu; kiracının kiralayana ödediği bir bedel karşılığında, o yeri mesken olarak kullanma veya ticari dükkânı işletme menfaati üzerine yapılan bir akittir. Kira akdi şer’i hükümlere uygun olarak tamamlandığında, kiralanan aynın (mülkün) menfaati kira süresi boyunca kiracıya ait olur ve kiracı bu süre zarfında bu menfaat üzerinde şer’i tasarruflarda bulunabilir.
Kira akdi bağlayıcı (lazım) bir akittir. Yani akdin taraflarından biri (kiralayan veya kiracı), diğer tarafın onayı olmadan akdi feshedip iptal edemez. Dolayısıyla ne kiralayanın ne de kiracının, kira süresi dolmadan tek taraflı olarak kira akdini sona erdirmesi caiz değildir.
Kira akdi, belirli bir süre ile geçici olan bir akittir. Kira süresinin gün, ay veya yıl olarak belirlenmesi zorunludur. Belirli bir zaman dilimi belirlenmeksizin kiranın mutlak bırakılması caiz değildir.
Kira akdi sona erdiğinde ve kiralayan ile kiracı arasında yenilenmediğinde, kiracının kiralanan şeyi maliki olan kiralayana geri vermesi gerekir. Çünkü kira akdi, kiralanan mülkü kiralayanın mülkiyetinden çıkarmaz; sadece o mülkün menfaatini akit süresi boyunca kiralayanın mülkiyetinden çıkarıp kiracıya verir. Kira süresi bittiğinde ise kiracının, kiralanan mülkü menfaati ile birlikte malikine, yani kiralayana iade etmesi vaciptir.
İkincisi: Yukarıdaki maddelerde belirtilen hususlara dayanarak sorunuzun cevabı şu şekildedir:
- Eğer kira akdi süresi henüz dolmamışsa ve kiracı, kiraladığı mülkü (sorudaki ticari dükkânı) başka bir kiracıya kiralamak isterse, asıl mülk sahibinden izin almadan bunu yapabilir. Çünkü kiralanan yerin menfaati kiracıya aittir; dolayısıyla bu menfaati kendisi kullanabileceği gibi, bedeli ilk kiralayana ödediği miktarla aynı, daha az veya daha fazla olması fark etmeksizin başkasına da kiralayabilir. Çünkü kiralanan yerin menfaati birinci kiracıya aittir ve o, uygun gördüğü şekilde şer’i tasarruflarda bulunabilir. İslam Şahsiyeti kitabının ikinci cildindeki "Aynların Kiralanması" bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:
"Akit, ev, binek, araba ve benzeri aynların menfaatleri üzerine yapıldığında, üzerine akit yapılan şey aynın menfaatidir... Aynın kiralanması tamamlandığında, kiracı kiraladığı aynın menfaatini kullanma hakkına sahip olur. Bir evi kiraladığında orada oturma hakkına, bir bineği veya arabayı kiraladığında ona binme hakkına sahip olur. Kiracı, kiraladığı aynın kabzını gerçekleştirdiğinde (teslim aldığında), onu kiraladığı bedelle veya daha fazlasına ya da daha azına başkasına kiralayabilir. Çünkü kiralanan aynın kabzı, menfaatlerin kabzı makamına kaimdir. Zira o mülk üzerinde tasarrufta bulunmak caizdir, dolayısıyla üzerine akit yapmak da caiz olur. Yine bu, ana sermaye ile yapılması caiz olan bir akit olduğundan, fazlası veya eksiği ile yapılması da caizdir. Ancak bir aynın belirli bir menfaat için kiralanması durumunda, kiracı o menfaatin benzerini veya zararı ondan daha az olanı kullanma hakkına sahiptir. O menfaatin benzerinden daha fazlasını kullanma hakkı yoktur, zira hakkından fazlasını veya hak etmediği bir şeyi alması caiz değildir... Özetle; akit, bir bedel karşılığında aynın kendisi üzerine yapılırsa bu bir 'satış' (bey) olur; aynın menfaati üzerine yapılırsa 'icare' olur. Buna göre; akit sadece ayn üzerine olabilir (örneğin meyvesi olgunlaşmış bir ağacın meyvesi hariç kendisinin satılması gibi), ayn ile birlikte menfaati üzerine olabilir (ev satışı gibi), sadece meyve üzerine olabilir veya evin sükuneti (oturma hakkı) gibi cisimleşmemiş bir menfaat üzerine olabilir. Eğer ayn sayılmayan bir menfaat üzerine yapılırsa bu icaredir, bey değildir. Aynın alıcısı o aynın maliki olup üzerinde her türlü tasarrufta bulunabildiği gibi, kiracı da kiralama yoluyla sahip olduğu menfaatin maliki olur ve üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilir... Buna binaen; dükkânlar, evler ve diğer yerler için 'hava parası' (el-hulu) olarak adlandırılan şey -ki bu, evi veya dükkânı kiralayan ilk kiracıya, ondan kiralayacak kişi tarafından belirlenen kira bedeline ek olarak ödenen belirli bir meblağdır- caizdir ve bunda bir sakınca yoktur. Çünkü kiracı, kirasında bulunan evi veya dükkânı başkasına, belirlenen kira bedeli ve kendisine ödenen ek bir meblağ karşılığında kiralamaktadır. Bu, kiraladığı bir aynın, kiraladığı bedelden daha fazlasına kiralanmasıdır ve bu caizdir. Çünkü kiraladığı şeyi, kiraladığı bedelden daha fazlasına veya daha azına kiralaması caizdir; zira bu, ana sermaye ile yapılması caiz olan bir akit olduğundan fazlasıyla da caiz olur; tıpkı satın alınan bir malın teslim alındıktan sonra alış fiyatından fazlasına satılması gibi." (İslam Şahsiyeti kitabından alıntı sona erdi.)
Aynı şekilde, eğer kiralayan (mülk sahibi) kira akdi bitmeden önce mülkünü geri almak isterse, kiracının kira sözleşmesinin geri kalan süresinde elde edemeyeceği menfaat karşılığında bir bedel talep etmesi caizdir. Ödediği kira kadar, daha fazlasını veya daha azını isteyebilir, bu konuda uygun gördüğünü yapar. Eğer mülk sahibi, akdin geri kalan süresi için bedel ödemeyi kabul etmezse, kiracı akit sona erene kadar mülkü elinde tutma ve menfaatini kullanma hakkına sahiptir; ayrıca mülk sahibi dışındaki başka birine de kiralayabilir.
Ancak (sorudaki ticari dükkân için) kira akdi süresi dolmuşsa ve mülk sahibi dükkânını geri almak istiyorsa, kiracının dükkânı sahibi olan kiralayana iade etmesi şer’en zorunludur. Çünkü orası onun mülküdür. Yukarıda İslam Şahsiyeti kitabının ikinci cildinden yapılan alıntıda açıklandığı üzere, kiracının mülkü geri vermeyi reddetmesi veya asıl sahibine iade etmek için bir bedel (para) ödenmesini şart koşması caiz değildir.
Üçüncüsü: Daha önce 20.01.2014 tarihinde bu meselenin bazı kısımları hakkında bir soru cevabı yayınlamıştık, orada şöyle denilmişti:
"[1- Kiracının kiraladığı yeri başka bir kiracıya kiralaması...
Ev kiracısı, kira süresi boyunca evi başkasına, dükkân sahibinden kiraladığı bedelden daha fazla veya daha az bir bedelle kiralayabilir. Çünkü icare, bir bedel karşılığında menfaat üzerine yapılan bir akittir. Yani kiracı, kiraladığı yerin menfaati üzerinde tasarruf yetkisine sahiptir; ancak bu, sözleşmede belirtilen kira süresi boyunca ve ne amaçla kiralandıysa o doğrultudadır. Eğer oturmak için kiralamışsa, kendisi oturabileceği gibi, hibe veya kiralama gibi meşru herhangi bir tasarrufla başkasının orada oturmasını da sağlayabilir... Diğer kiracı ile anlaştığı bir bedel karşılığında bunu yapabilir. Ancak orayı başka bir menfaat için kiralayamaz; örneğin oturmak için kiralamışsa ticari bir ofis olarak kiralayamaz. Aynı şekilde bu durum kira süresi içinde olmalıdır; asıl kira süresini aşacak şekilde kiralayamaz.
Bu hüküm, kullanım farkıyla aynın (mülkün) etkilenmemesi şartıyla fukahanın çoğunluğu (Hanefiler, Malikiler, Şafiler ve Hanbelilerin en sahih görüşü) tarafından kabul edilmektedir. Selef fukahasının birçoğu da ister aynı bedelle ister fazlasıyla olsun buna cevaz vermiştir.
Ancak mülk sahibine kiralama konusunda ihtilaf etmişlerdir. Yani malik evini bir yıllığına bir kiracıya kiralar, sonra örneğin üç ay sonra malikin eve ihtiyacı olur ve kalan dokuz ay için orayı kiracıdan kiralayıp kiracının çıkmasını ister... Bu meselede ihtilaf etmişler ve farklı görüşler ileri sürmüşlerdir...]" (Alıntı bitti)
Dördüncüsü: "Ticari Hak" (Ticari Varlık) olarak adlandırılan mesele ve onunla nasıl muamele edileceği hususu kalmıştır:
- Ticari Hak, onu kabul eden bazı çevreler tarafından şöyle tanımlanmıştır: "Ticari bir faaliyeti veya birkaç ticari faaliyeti yürütmek için tahsis edilmiş tüm menkul malları kapsayan maddi olmayan bir menkul maldır." Şöyle devam etmişlerdir: "Ticari hak zorunlu olarak müşteri kitlesini ve ticari itibarı kapsar; ayrıca ticari ismin, logonun, kiralama hakkının, ticari mobilyaların, malların, ekipman ve araçların, patentlerin, lisansların, üretim, ticaret ve hizmet markalarının, endüstriyel tasarım ve modellerin ve genel olarak ticari varlığa bağlı her türlü sınai, edebi veya sanatsal mülkiyet hakkının kullanımını da içerir." Ticari hakkın bu gerçekliğine dair açıklamaya göre, iki tür malı kapsadığı görülmektedir:
a) Mobilya, ekipman, araç-gereç vb. gibi maddi unsurlar; bunlar gerçek değeri olan mallardır.
b) Ticari itibar, patentler, sınai mülkiyet hakları vb. gibi maddi olmayan unsurlar; bunlar manevi değeri olan unsurlardır.
"Ticari Hak" olarak adlandırılan şeyin gerçekliği incelendiğinde, bunun kiralanan aynın menfaatinden (ticari dükkân olarak kullanılan gayrimenkulün menfaatinden) farklı bir şey olduğu görülür. Gayrimenkulün menfaati, o yerin ticari faaliyet için kullanılmasıdır. "Ticari Hak" dedikleri şey ise buna dâhil değildir. Maddi ve manevi unsurlarıyla ticari hak, kiralanan aynın (gayrimenkulün) menfaati üzerine eklenmiş bir şeydir. Bu ticari hak, kiracının dükkânı ilgili ticarete uygun şekilde döşemesi, gerekli cihaz ve aletleri yerleştirmesi ve dükkânın bir ticari itibara, müşterilere ve ticari faaliyete sahip olmasıyla sonradan kazanılan bir şeydir.
Ticari hak içerisinde, şer’i hükümlere uygun olması kaydıyla mobilya, alet, cihaz ve benzeri şer’en mubah olan maddi unsurlar bulunur. Heykel gibi haram maddeler de bulunabilir. Aynı şekilde içerisinde itibar, logo, ticari marka ve benzeri mubah olan maddi olmayan unsurlar bulunabileceği gibi; İslam'da caiz olmayan telif hakları, patentler ve benzeri fikri mülkiyetle ilgili bazı manevi haklar da bulunabilir.
Satılmak, devredilmek veya kiralanmak istenen "Ticari Hak" haram olan maddi veya manevi unsurlar içeriyorsa, bunun karşılığında bir bedel alınarak tasarruf edilmesi caiz değildir; öncelikle haram unsurlardan arındırılması gerekir. Eğer haram maddi veya manevi unsurlar içermiyorsa, yani mubah ise aşağıda açıklanacağı üzere bedel karşılığında mübadele edilmesi sahih olur.
Eğer kira akdi süresi dolmamışsa; kiracı, ticari dükkânı kiralayabilir ve mubah olması kaydıyla ticari hakkı başka bir kiracıya bedel karşılığında devredebilir. Bunun için asıl mülk sahibinin iznine ihtiyacı yoktur ve bu, dükkânın kira sözleşmesinin kalan süresi için geçerlidir. Aynı şekilde, menfaat ve ticari hak karşılığında bir bedel alarak gayrimenkulü (ticari dükkânı) mülk sahibine geri verebilir. Tüm bunlar ticari hakkın mubah kapsamında olması ve kira süresi içinde olması durumunda geçerlidir.
Gayrimenkulün (ticari dükkânın) kira sözleşmesi bittiğinde ise "Ticari Hak" denilen şeyde bir inceleme söz konusudur. Tercih ettiğim görüş şudur:
Kiracı, ticari dükkânı asıl sahibine (kiralayana) iade etmelidir. Ticari hakka gelince; maddi olan kısımları (mobilya vb.) alabilir veya satabilir, bunlar onun mülküdür. Ancak dükkânın şöhreti ve ticari itibarına gelince; kiracının bundan yararlanma hakkı kira sözleşmesinin bitmesiyle sona erer. Bundan sonra kiracı, bir hakkı olarak bunu satma veya karşılığında tazminat alma yetkisine sahip değildir. Bu manevi ticari hak, kira sözleşmesi bittikten sonra kiracının sahip olduğu bir menfaat değildir ki onu satma hakkı olsun; bilakis kira sözleşmesinin bitmesiyle birlikte, kiracının kira süresi boyunca sahip olduğu bu manevi menfaat üzerindeki mülkiyeti de sona erer.
- Bazı çağdaşların bu manevi menfaati; şufa hakkı veya bir kadının kumaıyla olan nöbet hakkı gibi görüp bazı fukahanın bu haklar karşılığında bedel alınmasına cevaz vermesine kıyas etmeleri ise tamamen farklı ve hatalı bir durumdur. Bunun nedenleri şunlardır:
a) Kuveyt Fıkıh Ansiklopedisi'nde "Menfaatler" konusunun "Mutlak Hak" bölümünde şöyle geçmektedir: "Haklar karşılığında bedel alınmasına gelince; bazı Hanefi fukahasına göre kural şudur: Eğer hak mülkiyetten soyutlanmışsa, şufa hakkı gibi, karşılığında bedel alınması caiz değildir. Eğer bir mal karşılığında sulh yapılırsa şufa hakkı iptal olur ve mal geri verilir... Hanefiler dışındakiler ise bu konuda dayanılabilecek genel bir kurala işaret etmemişlerdir. Ancak bazı meselelerin takibiyle genel olarak şöyle denilebilir: Şafiler ve Hanbeliler; mala dönüşmeyen veya şufa hakkı, şart muhayyerliği hakkı ve bir kadının gününü kumasına hibe etmesi gibi ayn veya menfaat olmayan hakların bedel karşılığında devredilmesini caiz görmezler. Kısas hakkı ve ayıp nedeniyle iade hakkı gibi mala dönüşen hakların ise bedel karşılığında devredilmesini caiz görürler. Genel olarak durum budur; ancak İbn Teymiyye, kadının gününü kumasına hibe etmesi ve diğer nöbet hakları karşılığında bedel almasını caiz görmüştür. Yine İmam Ahmed'den bir rivayete göre, şufa hakkı karşılığında başkasından değil de alıcıdan bedel alınması caizdir. Malikilerde geçen meselelerden de anlaşıldığı üzere onlar, insana sabit olan her hak karşılığında bedel alınmasını caiz görürler; dolayısıyla onlara göre şufa, kadının gününü kumasına hibe etmesi ve diğer haklar karşılığında bedel alınması caizdir."
b) Şufa hakkı veya kadının nöbet hakkı için bedel alınabileceğini söyleyen fakihler, bunu hakkın kaim olduğu süre için söylemişlerdir, hak zail olduktan sonrası için değil. Şufa hakkı sahibi komşu olduğu sürece bu hakka sahiptir; ancak komşuluktan ayrılıp uzaklaştığında şufa hakkını kaybeder. Aynı şekilde kadın bu hakka evli olduğu sürece sahiptir, boşandığında değil. İşte burada da kiracının ticari itibar ve şöhretten yararlanma hakkı kiralama süresi boyuncadır. Kira süresi bittiğinde bu itibar üzerindeki hakkı da bitmiş olur. Artık bu, onun satabileceği ve karşılığında bedel alabileceği bir hakkı değildir; bilakis süre bittiğinde -eğer süre uzatılmasında anlaşılmamışsa- kiralanan yeri tahliye etmesi gerekir.
Beşeri kanunlarda, bu manevi ticari hakkın kira süresi içinde ve sonrasında kiracıya ait bir hak olarak kabul edilmesi, onun bununla alım-satım yoluyla tasarruf etmesi ve manevi ticari hakkın bedeli ödenmedikçe kiralanan yerin tahliye edilmemesi gibi hükümlerin ise şer’i hükümler karşısında hiçbir değeri ve ağırlığı yoktur.
Bu meselede tercih ettiğim görüş budur. Allah en iyi bilendir ve hüküm sahibidir.
Kardeşiniz, Ata bin Halil Ebu-r Raşte
08 Şaban 1443 H. 11/03/2022 M.