Soru-Cevap
Sudan'daki Çerçeve Anlaşması
Soru: 05/12/2022 tarihinde Sudan'daki televizyon ve medya mecralarında, orduyu temsilen Ordu Komutanı ve Egemenlik Konseyi Başkanı ile yardımcısı ile 52 siyasi parti ve blok arasında Cumhuriyet Sarayı'nda bir "çerçeve anlaşması" imzalandığına dair görüntüler yayınlandı. Bu anlaşma, genel seçimlere doğru iki yıllık bir geçiş hükümetinin yolunu açıyor. Bu süreç; uluslararası himayede, özellikle ABD, İngiltere ve bu anlaşmanın imzalanan formunun yönetmenliğini yapan BM temsilcisinin gözetiminde gerçekleşti. Buna rağmen anlaşmaya karşı muhalefet var ve 8-9 Aralık 2022 tarihlerinde anlaşma aleyhine gösteriler düzenlendi. Peki, bu anlaşma ne anlama geliyor? Bundan kim faydalanıyor? Anlaşmaya yönelik muhalefet hakkında ne söylenebilir? Bu anlaşmanın kalıcı olması bekleniyor mu?
Cevap: Bu soruların cevabını netleştirmek için aşağıdaki hususları gözden geçirelim:
Birincisi: Anlaşma Metinlerinden Bazıları:
1- Anlaşmanın birinci bölümünde, "Sudan; çok kültürlü, çok etnik yapılı ve çok dinli bir devlettir" ifadesi yer almaktadır. Oysa Sudan halkının %96'sından fazlasının İslam dinine mensup olduğu, dolayısıyla kabileleri ne kadar çeşitli olursa olsun dinlerinin bir ve kültürlerinin de bir olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla bu anlaşma; İslam'ı hayattan, yönetimde, ekonomide, eğitimde, sosyal nizamda, ceza hukukunda, iç, dış, savaş ve sanayi siyasetinde ve birey ile toplumun tüm işlerinde uygulanma zorunluluğundan uzaklaştırmak için yapılan bir hile ve aldatmacadır. Bu nedenle anlaşmada şu ifade yer almıştır: "Sudan; egemenliğin halka ait olduğu ve otoritenin kaynağının halk olduğu sivil, demokratik, federal ve parlamenter bir devlettir." Bunların tamamı İslam'a aykırıdır. Zira Sudan'ı dini hayattan ayıran laik bir devlet olan "sivil bir devlet" haline getirmekte; teşri (yasama) hakkını insana vererek demokrasiyi esas almakta, dolayısıyla egemenliği Şeriat'a (Kur’an ve Sünnet'e) vermemektedir. Ayrıca devleti, İslam'a aykırı bir yönetim şekli olan ve devleti parçalanmaya müsait hale getiren "federal" bir yapıya büründürmektedir; tıpkı Güney Sudan'da olduğu gibi eyaletlerin ayrılmasına kapı açmaktadır! Görünen o ki bu anlaşma ile Sudan'da İslam'ın her türlü izinin silinmesi hedeflenmektedir. Nitekim anlaşmada şöyle denmiştir: "Devlet hiç kimseye bir din dayatmaz; devlet dini işler, inanç ve vicdan meselelerinde tarafsızdır. Uluslararası insan hakları sözleşmelerine, özellikle de kadın hakları sözleşmelerine bağlılık ve özgürlükler güvence altına alınır." Yani anlaşmayı kaleme alan bu güçler, bu Müslüman ülkede İslam'ı Müslümanlardan kasıtlı olarak uzaklaştırmışlardır.
2- Anlaşmanın ikinci bölümünde ise şu hükümler yer almaktadır: "Geçiş yetkisinin tam bir sivil otoriteye devredilmesi... Devletin sembolik görevleri olan bir başkanı olması... Ardından, anlaşmayı imzalayan güçler tarafından seçilen sivil bir başbakan tarafından yönetilen icra organı, bir yasama meclisi ve başbakanın başkanlık edeceği, düzenli ordu birimleri ile Juba Barış Anlaşması'nı imzalayan silahlı mücadele hareketlerinin liderlerini içeren bir Güvenlik ve Savunma Konseyi kurulması." Ayrıca şunlar öngörülmektedir: "Ordunun siyasetten, ekonomik, ticari ve yatırım faaliyetlerinden uzak durması; Hızlı Destek Kuvvetleri ve silahlı hareketlerin güçlerinin, daha sonra birleşme ve terhis komisyonunda üzerinde anlaşılacak düzenlemelere göre, profesyonel ve tek bir ulusal orduya yol açacak güvenlik ve askeri reform planı çerçevesinde orduya entegre edilmesi." Anlaşma ayrıca şunları içerir: "Juba Barış Anlaşması'nın uygulanması... İmzacı olmayan silahlı hareketlerle barışın tamamlanması." "Anayasa yapım komisyonunun gözetiminde, anayasal temeller ve meseleler üzerinde diyalog ve anlaşma sağlamak amacıyla Sudan'ın tüm bölgelerinin katılımıyla kapsamlı bir anayasa yapım sürecinin başlatılması." Ve "Başbakanın atanma tarihinden itibaren başlayacak 24 aylık geçiş döneminin sonunda kapsamlı bir seçim sürecinin organize edilmesi."
İkincisi: Yerel Pozisyonlar:
1- Sudan Ordu Komutanı ve Egemenlik Konseyi Başkanı Abdülfettah el-Burhan, imza töreni sırasında şunları söyledi: "Askeri kurumun siyasi süreçten nihai olarak çekilmesine, geçiş döneminin sonunda seçimlerin yapılmasına ve çerçeve anlaşmasında sunulan meselelerin uygulanmasına bağlıyız... Ülke istisnai koşullardan geçiyor. Siyasi ve askeri güçler arasında bir kopukluk içindeydik. Bu durum ülkeyi olumsuz etkiledi. Orduyu herhangi bir partiye, gruba veya ideolojiye taraf olmaktan uzak, anayasal bir kuruma dönüştürmeye çalışıyoruz." Yardımcısı Muhammed Hamdan Dagalo (Hamidti) ise şöyle dedi: "Siyasi çerçeve anlaşmasının imzalanması, Sudan devlet tarihinde yeni ve harika bir aşamanın başlangıcını temsil ediyor. Anlaşmanın imzalanmasıyla mevcut siyasi krizin sona ermesi ve önceki döneme eşlik eden hataların önleneceği yeni bir geçiş aşamasına hazırlanılması umulmaktadır. Ağustos 2019'daki geçiş döneminin başlangıcından bu yana, geçişin bileşenleri arasında anlaşmazlıklar ve 25 Ekim'de yaşananlara yol açan yanlış siyasi uygulamalar vardı. Bu da karşı devrim güçlerinin geri dönüşüne kapı açan siyasi bir hataydı... Bu nedenle gelecek hükümetin öncelikleri Juba Anlaşması'nı uygulamak, imzacı olmayan hareketlerle barışı tamamlamak, yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin köylerine dönmesini sağlamak, arazi sorunlarını ve göçebelerin meselelerini çözmek olmalıdır." (Suna resmi haber ajansı, 05/12/2022). Bu anlaşma, halkın yönetimlerini reddetmesi nedeniyle iç desteği kalmayan ve çıkmaza giren Burhan başkanlığındaki askeri liderliği ve yardımcısını kurtarmaktadır. Ayrıca askeri liderliğe, işledikleri suçlardan dolayı yargılanmaktan muafiyet ve koruma sağlayarak cezadan kurtulmalarına imkân tanımaktadır. Ülkeyi yönetmede aciz kalmış, sorunları çözmede başarısız olmuşlardır; yaptıkları tek şey işbirlikçi ortakları Ömer el-Beşir'in düşüşünden sonra Amerikan nüfuzunu korumak olmuştur. Diğer taraftan "Özgürlük ve Değişim Güçleri" olarak adlandırılan kesim ve hükümeti oluşturan partiler de ülke işlerini yönetmede, sorunları çözmede ve insanlara en temel yaşam standartlarını sağlamada başarısız olmuşlardır. Onların tek yaptığı ise ülkedeki İngiliz nüfuzunu korumak ve rejimin kökten değişmesine engel olmaktır.
2- Bu anlaşmaya karşı bir muhalefet mevcuttur ve 8-9 Aralık 2022 tarihlerinde buna karşı gösteriler düzenlenmiştir. Muhalefet edenlerin bir kısmı, tıpkı ümmete ve Sudan halkına karşı samimi olmadıkları gibi muhalefetlerinde de samimi olmayan güçlerdir. Cibril İbrahim liderliğindeki Adalet ve Eşitlik Hareketi, Minni Arko Minawi liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi ve İngiliz sömürgecisini takip eden Özgürlük ve Değişim Güçleri ile ittifak halindeki siyasi partiler böyledir. İngiltere kendisi için bir geri dönüş yolu ve paralel bir muhalefet gücü oluşturmuştur. Eğer anlaşma başarısız olursa, bu güçler muhalif unsurlar olarak harekete geçecek ve Amerikan veya İngiliz ajanlarının tahakkümünden kurtulamayan halka liderlik ederek kendi işbirlikçiliklerini örteceklerdir. Birinden kurtulunca diğerinin tuzağına düşmektedirler ve bu böylece sürüp gitmektedir. Ülkeye görünürde bağımsızlık verilip sömürgecinin askeri olarak çekilmesinden, ancak siyasi, fikri, ekonomik ve diğer şekillerde varlığını sürdürmesinden beri durum bu şekildedir.
3- Bu anlaşma bazılarına, siyasi güçlerin iktidarı devralması ve ordunun yönetim ile siyasetten uzaklaştırılması yoluyla ülkedeki çözülemeyen yönetim krizini hallediyor gibi görünebilir. Oysa bu, koltuk kavgası veren ajanlar arasındaki bir çekişmeden ibarettir. Sudan'ın halkın uğruna ayaklandığı ve muzdarip olduğu başta ekonomik sorunlarını çözmez. Yönetim sorununu da çözmez; çünkü bu, Sudan üzerinde çatışan büyük devletlerin hesabına çalışan taşeron ajanlar arasındaki bir kavgadır. Bu sorunları ve diğerlerini çözmesi mümkün değildir; çünkü temeli bozuk ve batıl olan "dinin hayattan, devletten ve toplumdan ayrılması" esasına dayanmaktadır. Ayrıca ordu ile yabancı güçlere tabi olan bazı samimiyetsiz siyasi güçler arasında geçici bir uzlaşma çözümüdür. Daha önce de iki taraf arasında geçiş dönemi için bir anlaşma imzalanmış, ancak 25 Ekim darbesiyle bu anlaşma çökmüştür. Mesele sivil bir hükümet kurulup kurulmaması meselesi değildir, zira bu bir şey ifade etmez... Bunun gerçekleşeceğine dair bir garanti de yoktur; çünkü her grup diğeri için pusuya yatmıştır ve çatışan büyük devletlerden emir almaktadırlar.
Üçüncüsü: Uluslararası Pozisyonlar:
1- ABD anlaşmayı övdü. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 06/12/2022 tarihinde Twitter üzerinden yaptığı açıklamada: "Sudan'da bir siyasi çerçeve anlaşmasının imzalanması, sivil bir hükümetin kurulması ve seçimlerle sonuçlanacak bir geçiş dönemi boyunca Sudan'a rehberlik edecek anayasal düzenlemelerin belirlenmesi yolunda önemli bir adımdır" dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı, 07/12/2022 tarihinde internet sitesinde yayınladığı bildiride: "Nihai bir anlaşmaya varılmadan ve yetki sivil liderliğindeki bir geçiş hükümetine devredilmeden önce bekleyen meseleler üzerinde kapsamlı diyaloglar yürütmeleri için Sudanlı sivil tarafları ve orduyu desteklediğini" belirtti. Anlaşmayı baltalayan herkese yaptırım uygulanacağı uyarısında bulunarak şunları söyledi: "Bakanlık bugün, insan haklarını ve temel özgürlükleri bastırarak Sudan'daki demokratik geçişi baltalamaktan sorumlu olduğuna veya suç ortağı olduğuna inanılan mevcut veya eski Sudanlı yetkililere veya diğer kişilere karşı vize kısıtlama politikasını genişletmeye karar vermiştir." Bu anlaşma, Amerika için Sudan'daki nüfuzunu korumak adına önemli bir adımdır; zira kendisine sadık olan Abdülfettah el-Burhan ve yardımcısı Muhammed Dagalo liderliğindeki askeri otoritenin düşmesini engellemektedir. Özellikle de bu ikili, yaklaşık bir yıl önce 25/10/2021'de sivil hükümete karşı darbe yapmış ve 21/08/2019'da imzalanan geçiş süreci anlaşmasını durdurmuşlardı. O anlaşma, askerlerin Egemenlik Konseyi'ne 21 ay, ardından sivillerin 18 ay başkanlık etmesini öngörüyordu (ki bu süre 03/10/2020 Juba Anlaşması'ndan sonra 53 aya çıkarılmıştı). 25 Ekim 2021 darbesi, İngiliz ajanlarının fırsatını kaçırmak ve onların Egemenlik Konseyi başkanlığını devralmalarını engellemek için gelmişti. İşte bu son anlaşma, Amerikan ajanlarını düşüşten ve yargılanmaktan kurtarmakta, dolayısıyla Amerika'nın Sudan'daki nüfuzunu korumakta ve siyasi çevreye hakim olan İngiliz ajanlarının her şeyi kontrol etmesini engellemektedir.
2- İngiltere, Afrika ve Uluslararası Kalkınmadan Sorumlu Bakanı Andrew Mitchell aracılığıyla anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını duyurdu: "Dörtlü grup ve Troika ülkeleri, Sudan'da sivil liderliğindeki anlaşmaya doğru atılan bu önemli adımı memnuniyetle karşılamaktadır. Birleşik Krallık, kurulur kurulmaz böyle bir hükümetle yakından çalışmayı sabırsızlıkla beklemektedir. Tüm aktörleri nihai bir anlaşmaya varmak için acilen birleşmeye çağırıyoruz" (Sudan Today, 06/12/2022). İngiltere'nin BM Güvenlik Konseyi Büyükelçisi James Kariuki, "Sudan'da nihai bir anlaşmaya varılmasının gecikmesinin vahim sonuçları olacağı" uyarısında bulundu ve "İngiltere'nin uluslararası ortaklarla koordinasyon yoluyla sivil liderliğindeki gelecek sivil hükümete desteğini" ifade etti. Ayrıca "Mavi Nil bölgesi ve Batı Kurdufan eyaleti başta olmak üzere Sudan'ın bazı bölgelerindeki hassas duruma" dikkat çekti (Sudan News, 06/12/2022). İngiltere de Amerika gibi Sudan'a doğrudan müdahale etmektedir. Anlaşmayı desteklediğini açıklamaktadır, çünkü kendisi de BM temsilcisi aracılığıyla Amerika ile birlikte anlaşmanın taslağını hazırlayan ve sahneleyenlerden biridir. Çoğunluğunun kendi ajanlarından oluşması beklenen gelecek sivil hükümeti desteklediğini ilan ederek, iktidarı devralmaya hazırlanmak ve ordunun yönetim ile siyasetteki nüfuzunu sarsmaya çalışmak üzere siyasi çevredeki nüfuzunu korumuş olmaktadır.
Dördüncüsü: Özetle, Sudan'da cereyan eden bu olaylar üzerinde düşünüldüğünde, uluslararası çatışmanın değişmediği, aksine gizli değil aleni bir şekilde devam ettiği görülmektedir. Bir yanda Burhan, yardımcısı ve grubunu kontrol eden Amerika, diğer yanda ise Özgürlük ve Değişim Güçleri ile onlarla ittifak halindeki İngiliz ajanları ve takipçileri yer almaktadır. Ne Amerika ne de İngiltere şu ana kadar hem askeri hem de sivil kanatta nüfuzunu tam olarak kuramadığı için, Beşir'in devrildiği ilk günden 25 Ekim'deki anlaşmazlığın tırmanmasına ve şimdi tekrar uzlaşmaya varmalarına kadar görüldüğü üzere, her iki taraf da anlaşma yoluna gitmiştir. Bu, taraflardan biri hem askeri hem de sivil nüfuzu tamamen ele geçirene kadar sürecek geçici bir uzlaşıdır. Burhan yönetiminin başlangıcından darbeye kadar olan süreçte yayınladığımız şu iki belgede buna daha önce işaret etmiştik:
1- 23/09/2019 tarihinde, yani her iki tarafın iktidarı paylaşmaya başladığı dönemin başında yayınlanan önceki bir cevapta, askeri ve sivil bileşenlerin iktidar paylaşımı anlaşması hakkında şöyle demiştik: ("Beklenen odur ki, Amerika ve İngiltere huzur içinde birlikte yaşayamayacaklar; çünkü çıkarları farklıdır ve yerel araçları da onlara tabidir. Bu nedenle, her iki taraf da diğerinin hamlelerini boşa çıkarmak için çalışacaktır! Mevcut olayların takibi, bunlarla ilgili hususların derinlemesine incelenmesi ve özellikle Amerikalı ve Avrupalı yetkililerin dış ve iç açıklamalarının analiz edilmesi sonucunda... Her iki tarafın da rakibini sıkıştırmak, ona galip gelmek ve ardından onu yönetimden uzaklaştırmak için kullanacağı araçları tahmin etmek mümkündür...") Bunları orada zikretmiştik ve nitekim aynen gerçekleşti...
Ardından 25/10/2021 tarihli bir sonraki cevapta şöyle demiştik: ("...Sudan'daki durumun vardığı nokta, Amerikan ajanlarının dayattığı habis yollar ve İngiliz ile Avrupalı ajanların izlemeye çalıştığı diğer habis yollar -ki bunların hepsinde kan dökme, zulüm, açlık ve krizler vardır- nedeniyle Sudan halkı meseleyi net bir şekilde görmelidir. Sudan halkının kanını ve kaynaklarını bu kâfir devletlerin hizmetine sunan Amerikan, İngiliz ve Avrupalı ajanların tamamına, bu başarısız yöneticilere sırtlarını dönmelidirler. Kararlarını vermeli ve tüm bu ajanlara karşı saflarını birleştirmelidirler...")
2- Bu anlaşma devam edecek ve uygulanacak mı sorusuna gelince; bu şüphelidir. Ülkeyi kurtaracak mı? Bu uzak bir ihtimaldir. Çünkü batıl üzerine bina edilmiştir, geçici olarak uzlaşan çatışmalı sömürgeci güçler tarafından ortaya çıkarılmıştır ve tek dertleri koltuk, makam, mali kazanımlarını korumak ve daha fazla para kazanmak olan işbirlikçi taraflar arasında imzalanmıştır. Onlar için ülkenin, halkın, kalkınmanın veya sömürgeciliğin boyunduruğundan ve sömürgecilerin pençesinden kurtulmanın bir önemi yoktur. Zaten kalkınmanın yolunu da bilmezler. Çünkü onlar, ülkede fikri ve siyasi nüfuzlarını pekiştirmeye çalışan sömürgeci odaklar için çalışmaktadırlar. Ve bu sömürgeci odaklar, özellikle de Amerika ve İngiltere, Sudan'da nüfuz sahibi olmak için çatışmaktadırlar. Yabancı müdahalesi herkes için aşikardır; nitekim Cumhuriyet Sarayı'ndaki imza töreninde yabancılar hazır bulunmuştur. Hatta anlaşmayı kaleme alan kişi bir yabancıdır; yani Dörtlü Grup ve Troika adına Sudan'daki uluslararası çatışmanın tarafları olan Amerikalıların ve İngilizlerin doğrudan gözetimi altındaki BM temsilcisidir. Dörtlü Grup; Amerika ve onunla birlikte müttefiki Suudi Arabistan ile İngiltere ve onunla birlikte müttefiki Birleşik Arap Emirlikleri'dir. Amerika, yerel tarafları etkilemek ve rüşvet vermek için Suudi Arabistan'ı kullanırken; İngiltere de benzer şekilde kendi hesabına BAE'yi kullanmaktadır. Troika ise Amerika, İngiltere ve onlarla birlikte, sadece ihtiyaç duyulduğunda ve genellikle gizli anlaşmaların sahnelenmeden önce pişirildiği başkenti Oslo'da yapılan gizli görüşmelerde devreye giren bir Avrupa tarafı olan Norveç'tir. Amerika anlaşmayı bozanları yaptırımlarla tehdit ederken, İngiltere anlaşmanın başarısız olması durumunda vahim sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunmaktadır...
3- Amerikan ve İngiliz çatışan taraflarını razı etmeye çalışan BM Temsilcisi Alman Volker Perthes ise anlaşmanın başarısızlığına karşı uyarıda bulunarak BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu brifingde şöyle demiştir: "Sudan nihai bir siyasi anlaşmaya varmaya yaklaşırken, çıkarlarının siyasi bir çözümle desteklendiğini görmeyenler, devam eden siyasi süreci baltalama girişimlerini artırabilirler" (Al-Rakoba Sudan, 08/12/2022). Dolayısıyla bu, iki taraf arasında bir nevi "savaşçı molası" mahiyetinde geçici bir anlaşmadır; ardından bir taraf diğerine galip gelene kadar çatışma yeniden başlayacaktır. Bir taraf diğerine galip gelse bile, yenilen taraf pes etmeyecek; ülkenin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde ve kalbi olan başkentte sorunlar çıkaracaktır, çünkü elinde işbirlikçi araçları vardır. Eğer ülke onlardan temizlenmezse durum sakinleşmeyecek, insanlar bir umut ışığı görmeyecek ve onurlu, güzel bir hayatın tadına varamayacaklardır. Aksine her iki dünyanın saadetini kaybedeceklerdir. Bilakis, her samimi ve ihlaslı kişiye düşen görev, Allah Resulü ﷺ'in müjdelediği Nübüvvet metodu üzere Râşidî Hilafeti kurmak için çalışanlarla birlikte ciddiyetle ve gayretle çalışmaktır:
ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ
"Sonra nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır." (Ahmed ve Tayalisî rivayet etmiştir).
وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
"O gün müminler Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir. O, dilediğine yardım eder. O, Azizdir, Rahimdir." (Rum 4-5)
17 Cemaziyelevvel 1444 H.
11/12/2022 M.