(Hizb-ut Tahrir Emiri Büyük Âlim Atâ b. Halil Ebû’r-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Soru Cevabı
Duanın Maddi Etkisi
Ebû Abdullah Halaf'a
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu değerli Şeyhim. Selamdan sonra, dua meselesinde cevabını aradığım bir konuda bana yardımcı olmanızı diliyorum... Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın, dua edenin duasına icabet ettiği belirtilmiştir. Sünnet de bize duaya icabetin; dünyada hemen, ertesiye bırakılarak veya dünyada yahut ahirette ondan daha hayırlısı ile olabileceğini açıklamıştır. Hizb ise Mefahim Hizb-ut Tahrir kitabında duanın ruhi bir değer gerçekleştirdiğini ancak etkisinin ve sonuçlarının hissedilmeyen yani sevap olduğunu belirtmektedir. Sorum şudur: Allah dünyada duaya icabet edebildiği halde, duanın etkileri nasıl sadece sevap ile sınırlandırılabilir? Allah sizi mübarek kılsın.
Cevap:
Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
Görünüşe göre Mefahim kitabının 57. ve 58. sayfalarında geçen ifadelere atıfta bulunuyorsun ve konu senin için karışmış durumda. Mesele şöyledir:
Orada duadan bahsedilirken onun hissedilmeyen sonuçlar yani "sevap" gerçekleştirdiği yönündeki ifadeler belirli bir bağlamda, yani şer’i nassların belirli bir meselenin uygulanması için bir metot (tarîkat) belirlediği, ancak bizim bu metodu kullanmayıp sadece dua ile yetindiğimiz durumlar hakkındadır. Kitap buna, bir kalenin fethi veya düşmanla savaşılması karşısında cihat ile dua örneğini vermiştir...
Bu durumun dışında ise dua, soruda geçen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hadisinde de belirtildiği üzere, sevabın yanı sıra Allah’ın izniyle hissedilir (maddi) sonuçlar da doğurabilir.
Meselenin netleşmesi için Mefahim kitabının 57. ve 58. sayfalarında geçenleri gözden geçireceğim:
1- 57. sayfanın başında şöyle geçer: (Metotla ilgili şer’i hükümlerin delalet ettiği bu amelleri inceleyen kişi, bunların hissedilmeyen sonuçlar gerçekleştiren ameller değil, hissedilir sonuçlar gerçekleştiren maddi ameller olduğunu görür...) Bitti.
Bu doğrudur; deliller istikra edildiğinde (tek tek incelendiğinde), metot kapsamındaki amellerin hissedilir sonuçlar gerçekleştirdiği görülür.
2- Ardından kitap, bir kalenin veya şehrin fethi yahut düşmanın öldürülmesi durumunda dua ile cihat arasında bir kıyaslama yapmıştır. Mevcut delillere göre duanın tek başına "metot" (tarîkat) olmadığını, bu durumda metodun "cihat" olduğunu ortaya koymuştur...
Mefahim’de şöyle geçer: (...Örneğin dua, ruhi değer gerçekleştiren bir ameldir; cihat da ruhi değer gerçekleştiren maddi bir ameldir. Fakat dua, her ne kadar maddi bir amel olsa da (yani bir eylem olsa da) hissedilmeyen bir sonuç olan sevabı gerçekleştirir; her ne kadar duayı yapanın kastı ruhi değeri gerçekleştirmek olsa da. Cihat ise böyle değildir; o düşmanlarla savaşmaktır, kalenin veya şehrin fethi yahut düşmanın öldürülmesi gibi hissedilir bir sonucu gerçekleştiren maddi bir ameldir; her ne kadar mücahidin kastı ruhi değeri gerçekleştirmek olsa da...)
Buradaki kıyaslama, düşmanla savaşırken veya bir kale fethinde dua ile cihat arasındadır:
Eğer sadece dua ile yetinilirse, bu hissedilmeyen bir sonuç olan sevabı gerçekleştirir. Çünkü bu durum için var olan metot dua değil, cihattır. Dolayısıyla konu, bir mesele için belirlenen metot kullanılmaksızın, o meselede duanın tek başına kullanılması durumundaki bir kıyaslamadır.
Bu durumu genelleyerek; diğer durumlarda duanın hissedilir sonuçlarda hiçbir etkisinin olmadığını, sadece sevap kazandırdığını söylemek caiz değildir! Çünkü yukarıdaki paragrafta geçen ifadeler, şeriatta ameli bir metodu olduğu halde bu metodun alınmayıp yerine sadece duanın ikame edildiği bir mesele ile ilgilidir. İşte bu durumda duanın sonucu, hissedilmeyen bir sonuç olan sevap olur.
Anlaşılan o ki karışıklık, verilen örnekteki bir cümleden kaynaklanmıştır: "Fakat dua, her ne kadar maddi bir amel olsa da hissedilmeyen bir sonuç olan sevabı gerçekleştirir..." cümlesi sanki genel bir kaideymiş gibi algılanmıştır. Yani duanın her durumda sadece hissedilmeyen sonuçlar (sevap) gerçekleştirdiği sanılmıştır. Oysa örneğin bağlamı belirli bir durumdur; o da bir kalenin fethi veya düşmanın yenilmesi için nassların belirttiği metodu (cihadı) almadan sadece duayı kullanmaktır.
3- Ancak sebeplere sarılarak yapılan duaya gelince, bunun sonuçlar üzerinde etkisi vardır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı (Rıdvanullahi Aleyhim) bu üzereydiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem orduyu hazırlar, sonra çadırına (arîş) girip dua ederdi. Kadisiye’deki Müslümanlar nehri geçmek için hazırlıklarını yaparken Sad Radıyallahu Anh Allah’a yönelip dua ediyordu... İşte sadık müminler böyledir; hazırlıklarını yaparlar ve duaya başlarlar. Rızık arayan kişi var gücüyle çalışırken dua eder, öğrenci ders çalışıp çabalarken Allah Subhânehu’dan başarı için dua eder ve Allah’ın izniyle bunun sonuçlar üzerinde etkisi olur.
Mefahim kitabının 58. sayfasının sonunda şöyle geçer: (Ancak bilinmelidir ki, metodun delalet ettiği amel, hissedilir sonuçları olan maddi bir amel olsa da, bu amelin mutlaka Allah’ın emir ve nehiyleriyle yürütülmesi ve bu yürütme ile Allah’ın rızasının kastedilmesi gerekir. Aynı şekilde, Müslüman’ın Allah Teâlâ ile olan bağını idrak etmesi ona egemen olmalı; namaz, dua ve Kur’an tilaveti gibi ibadetlerle O’na yaklaşmalıdır. Müslüman, zaferin Allah katından olduğuna inanmalıdır. Bu yüzden, Allah’ın hükümlerini uygulamak için kalplere yerleşmiş bir takva şarttır; dua şarttır, Allah’ın zikri şarttır ve tüm amelleri yaparken Allah ile bağın sürekli olması şarttır.) Buradan, müminin tüm işlerinde duanın sebeplere sarılma ile birlikte olmasının önemi açıkça görülmektedir. "Şarttır/Mutlaka gereklidir" (لا بد) ifadesinin tekrar edilmesi, tüm amellerin dua ve Allah ile bağın sürekliliği ile birleşmesinin hayati önemini göstermektedir.
4- Sebeplere sarılmakla birlikte dua etmek, dediğimiz gibi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, ashabının ve müminlerin izlediği yoldur. İkisi birleştiğinde Allah’ın izniyle sonuçlar üzerinde etkileri olur. Bunların birlikte kullanılması İslam’ın metoduna aykırı değildir. Bilakis İslam’ın metoduna aykırı olan, İslami bir fikrin uygulanması için nassların açıkladığı metodu terk edip sadece dua ile yetinmektir.
Mefahim kitabının 57. sayfasının sonu ve 58. sayfasının başında şöyle geçer: (Bu nedenle, İslami bir fikrin uygulanması kastedilen tüm amellerin, hissedilmeyen sonuçlar gerçekleştiren ameller olması kesinlikle reddedilir ve bu, İslam’ın metoduna aykırı kabul edilir...)
Yani İslam’ın metoduna aykırı olan şey, İslami fikrin uygulanması için yapılan tüm amellerin hissedilmeyen sonuçlar gerçekleştiren ameller olmasıdır. Ancak bazı amellerin hissedilmeyen sonuçlar gerçekleştirmesi (belirli durumlarda dua), hissedilir sonuçlar gerçekleştiren amellerle (maddi hazırlık) birlikte olması durumu, vaki ve önemli bir husustur ve İslam’ın metoduna aykırı değildir.
5- Özetle, Mefahim’de duadan iki durumda bahsedilmiştir:
Birincisi: Uygulanması için kendisinden başka bir metodun belirlendiği bir fikrin uygulanmasında duanın tek başına yer almasıdır. Bir kaleyi fethetmek için ordu hazırlamadan sadece önünde durup dua etmek gibi. Bu durumda dua, hissedilmeyen bir sonuçtan (sevap) başka bir şey gerçekleştirmez.
İkincisi: Duanın sebeplerle birlikte olmasıdır. Bu kaçınılmaz bir durumdur ve bu halde dua ile sebeplere sarılma, Allah’ın izniyle sonuç üzerindeki etkide ortak olurlar.
Mefahim’de diğer durumlardaki dua hakkında bir şey geçmemiştir; zira o durumlar Ahmed’in Müsned’inde rivayet ettiği şu genel hadisin kapsamına girer: Ebû’l Mütevekkil’den, o da Ebû Said’den rivayet ettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَدْعُو بِدَعْوَةٍ لَيْسَ فِيهَا إِثْمٌ، وَلَا قَطِيعَةُ رَحِمٍ، إِلَّا أَعْطَاهُ اللَّهُ بِهَا إِحْدَى ثَلَاثٍ: إِمَّا أَنْ تُعَجَّلَ لَهُ دَعْوَتُهُ، وَإِمَّا أَنْ يَدَّخِرَهَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ، وَإِمَّا أَنْ يَصْرِفَ عَنْهُ مِنَ السُّوءِ مِثْلَهَا
"Günahı gerektiren veya akrabalık bağlarını koparan bir şey olmadıkça, dua eden hiçbir Müslüman yoktur ki Allah ona şu üç şeyden birini vermesin: Ya duasını dünyada hemen kabul eder, ya onu ahiret için biriktirir, ya da onun üzerinden bir kötülüğü dua ettiği miktarca savar." Dediler ki: "O halde biz çok dua ederiz." Buyurdu ki: "Allah’ın (kabulü) daha çoktur."
Yani Allah Subhânehu dua edene üç şeyden biriyle icabet eder; bunlardan biri de "duasının dünyada hemen kabul edilmesidir" ki bu hissedilir (maddi) bir sonuçtur.
6- Dolayısıyla, Mefahim’de zikredilen durum dışındaki durumlarda dua için hissedilir sonuçlar mümkündür. Hadiste geçen üç durumdan biri olan "duasının hemen kabul edilmesi" hissedilir bir sonuçtur. Allah Subhânehu ayetlerinde kullarına, darda kalanın duasına icabet ettiğini lütfetmiş ve bu icabeti "Allah’tan başka ilah olmadığına" dair bir burhan (delil) kılmıştır. Tüm bunlardan açıkça anlaşılan şudur ki; darda kalana burada edilen icabet dünyadadır. Çünkü "darda kalan" (muztar) kelimesi, dünyevi bir ihtiyacın talebini ifade eden bir vasıftır. Dolayısıyla icabet Allah’ın izniyle hissedilir olur. Allah Subhânehu şöyle buyurur:
أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الْأَرْضِ أَإِلَهٌ مَعَ اللَّهِ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ
"Yoksa darda kalan, kendisine dua ettiği zaman ona icabet eden, sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı (hayırlıdır)? Allah ile birlikte başka bir ilah mı var? Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!" (Neml 62)
Allah Subhânehu bize dua etmemizi emretmiş ve icabet vaat etmiştir:
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ
"Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, size icabet edeyim." (Mümin 60)
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bu icabeti "üç durumdan biri" olarak tefsir etmiştir ki bunların içinde hissedilir sonuç da vardır. Elbette sonuçların gerçekleşmesi, ister hissedilir ister hissedilmeyen olsun, tamamen Allah Subhânehu’nun izniyledir.
Özetle:
- Mefahim’de geçen hususlar şunlardır:
a- Metot (tarîkat), hissedilir sonuçlar gerçekleştiren amellerdir.
b- Bir kalenin fethi veya düşmanla savaşılması gibi bir konuda sadece dua ile cihat arasındaki kıyaslamadır... Burada dua hissedilir bir sonuç doğurmaz, sadece sevap kazandırır; çünkü tek başına dua, kalenin fethi veya düşmanla savaşın metodu değildir.
c- İslami bir fikrin uygulanması kastedilen tüm amellerin hissedilmeyen sonuçlar doğuran ameller olması doğru değildir. Aksine bu ameller, zafer için Allah Subhânehu’ya dua etmekle birlikte savaş için ordu hazırlamak gibi; hissedilir sonuçlar doğuran amellerle hissedilmeyen sonuçlar doğuran amellerin bir karışımı olabilir.
d- Dua, Müslüman için metot kapsamındaki amelleri yerine getirirken kaçınılmaz bir gerekliliktir... Tıpkı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabının yaptığı gibi.
- Mefahim’de duanın etkisinin sadece sevapla sınırlı olduğu durum; bir kalenin fethi gibi bir meselede şer’i nassların belirlediği metodu (cihadı) almayıp sadece duanın kullanılması durumudur.
Bunun dışındaki dua halleri ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu genel hadisinin kapsamına girer:
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَدْعُو بِدَعْوَةٍ لَيْسَ فِيهَا إِثْمٌ، وَلَا قَطِيعَةُ رَحِمٍ، إِلَّا أَعْطَاهُ اللَّهُ بِهَا إِحْدَى ثَلَاثٍ: إِمَّا أَنْ تُعَجَّلَ لَهُ دَعْوَتُهُ، وَإِمَّا أَنْ يَدَّخِرَهَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ، وَإِمَّا أَنْ يَصْرِفَ عَنْهُ مِنَ السُّوءِ مِثْلَهَا
"Günahı gerektiren veya akrabalık bağlarını koparan bir şey olmadıkça, dua eden hiçbir Müslüman yoktur ki Allah ona şu üç şeyden birini vermesin: Ya duasını dünyada hemen kabul eder, ya onu ahiret için biriktirir, ya da onun üzerinden bir kötülüğü dua ettiği miktarca savar." (Müsned-i Ahmed)
Buradan anlaşılmaktadır ki, Allah Subhânehu dua edenin ihtiyacını dünyada gerçekleştirebilir ki bu hissedilir bir sonuçtur; ya da dua edenden dünyada bir kötülüğü savar ki bu da hissedilir bir sonuçtur; ya da bunu kıyamet günü için biriktirir ki bu da hissedilmeyen bir sonuç olan sevaptır.
Allah Subhânehu büyük lütuf sahibidir; O, Rahman ve Rahim’dir, dünyada duasına icabet etse bile kulunu dua sevabı ile onurlandırır. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.
Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû’r-Raşta
Emirin Facebook sayfasındaki cevap linki