Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap - Suriye Krizinde Uluslararası Rol!

October 20, 2016
5021

Soru:

(Hollande, Rusya’nın Halep’e yönelik hava saldırılarını "savaş suçu" olarak nitelendirdi) (BBC Arapça, 20.10.2016). Bu açıklama, 19.10.2016 tarihinde Paris’te bir Rus Ortodoks dini-kültür merkezinin açılış töreninin Putin’in katılımı olmadan gerçekleşmesinden sonra geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, 11.10.2016'da yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Putin’in 19 Ekim’de Paris’e yapmayı planladığı resmi ziyareti iptal ettiğini duyurmuştu. Bu durum, Rusya’nın Suriye konusundaki Fransız tasarısına karşı veto yetkisini kullanmasının ardından Fransa Cumhurbaşkanı'nın Putin'i karşılama konusundaki tereddüdünü ifade etmesiyle başlayan gerilimin bir sonucuydu... Peki, bu durumun sebebi nedir? Rusya-Avrupa ilişkilerine etkisi ne olacaktır? Bu olaylar Suriye krizindeki etkin uluslararası aktörlerin değişmesine neden olur mu? Başka bir deyişle, Avrupa Birliği’nin rolü artıp Rusya’nın rolü azalacak mı? Allah hayrınızı artırsın.

Cevap:

Bu durumun sebebini, etkisini ve uluslararası etkin taraflarda bir değişikliğe yol açıp açmayacağını netleştirmek için şu hususları gözden geçirmeliyiz:

Birincisi: Obama yönetiminin hayata geçirdiği "uluslararası ortaklık" fikri, aslında Rusya’ya Suriye’de uluslararası bir görev verilmesi sonucunu doğurmuştur. Washington’daki gerçek budur. Bazı Rus siyasetçiler, Amerikalıların Ruslarla Suriye meselesini tartışırken takındıkları üstenci tavırdan bahsettiklerinde bunu dile getiriyorlardı. Rusya’ya Suriye’de öldürme ve yıkım görevini veren Amerika’ydı... Aynı şekilde Avrupa ülkelerini, özellikle de İngiltere ve Fransa’yı Suriye krizinin çözümüne müdahale etmekten uzaklaştıran da yine Amerika’ydı. Bu süreçte Rusya, bu uluslararası görevin kendisini otomatik olarak uluslararası sahnede etkin bir devlet haline getireceğinden emindi. Ancak Amerika’nın başka konularda kendisini ortak etmeyi reddetmesiyle her seferinde şaşkınlığa uğradı. Rusya için son derece hassas olan Ukrayna krizinde bile Amerika, Rusya ile Suriye’deki iş birliğinin Ukrayna’daki Rus çıkarlarının tanınması anlamına gelmediğini, Suriye’nin ayrı, Ukrayna’nın ise ayrı bir mesele olduğunu savunmaktadır.

Böylece Rusya, Suriye’ye müdahalesi nedeniyle uluslararası alanda öne çıkmış ve askeri gücünü tekrar vitrine çıkarmıştır. Washington’daki bazı siyasetçilerin bu "uluslararası ortaklık" politikasını eleştirmesine ve ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki 50 diplomatın yönetime Rusya olmadan münferit bir çözüm çağrısı yapan bir belge sunmasına rağmen, Rusya’nın kullanılması Washington’da uygulanan temel politika olmaya devam etti. Amerika’nın bu politikası ve bunun sonucunda Rusya’nın uluslararası arenada ön plana çıkması, Batı Avrupa’da büyük bir öfkeye neden oluyordu...

İkincisi: Rusya, Suriye sayesinde uluslararası konumunun güçlendiğini, askeri gücü ve Suriye konusundaki Kerry-Lavrov görüşmeleri aracılığıyla büyüklük rütbesinin kendisine geri döndüğünü gördü. Bu nedenle, Avrupa’yı Suriye’den tecrit etme konusunda Amerika ile tamamen uyumlu hareket etti. Amerika’nın krizi sadece ikisi arasında sınırlandırmasından memnundu; zira kendisi Washington’un görevlendirmesiyle Amerika’nın nüfuz alanına girmiş bir taraftı... Ancak uluslararası alanda Rusya da tıpkı Amerika gibi Avrupa’nın büyük devletlerini önemsemediğini gösterdi. Belki de Avrupa devletleri, Rusya’nın Washington’un izinden gitmemesini, aksine uluslararası konumdaki Amerikan hegemonyasını kırmada kendilerine yardımcı olmasını bekliyordu... Dolayısıyla Rusya’nın Amerika ile tam bir uyum içinde olması Avrupa’yı son derece kızdırdı.

Üçüncüsü: Amerika, Avrupa’yı Suriye krizinden uzak tutan ve konuyu kendisi ile Rusya arasında sınırlandıran ana duvardı. Ancak Avrupa son zamanlarda bu duvarda, Suriye krizine sızabileceğini umduğu bir çatlak gördü. Bu durum şöyle gelişti:

1- Geçtiğimiz aylarda Amerika, yakında görevden ayrılacak olan Başkan Obama’ya bir başarı hanesi yazdırmak ve Demokrat aday Hillary Clinton’ın başkanlık seçimlerindeki kampanyasına destek olmak amacıyla Suriye krizinin çözümünde bir ilerleme kaydetmek için adımlarını hızlandırdı. Bu kapsamda ABD-Rusya anlaşmaları yapıldı ve Rusya Halep şehrine yönelik vahşi bombardımanını şiddetlendirdi. Bunun sonuncusu 09.09.2016 tarihindeki Suriye’de çatışmaların durdurulmasına yönelik ABD-Rusya anlaşmasıydı.

2- Suriye halkı bu anlaşmayı, yani Amerikan planını reddetti. Onları her samimi devrimci takip etti. Hatta biraz hayası olanlar bile anlaşmanın zilletine dayanamayıp reddettiler. Bu ret, Erdoğan’ın "Fırat Kalkanı" harekatı kapsamında bölgeye soktuğu Amerikan özel kuvvetleriyle iş birliğinin reddedilmesiyle zirveye ulaştı. Amerika, Halep üzerindeki bombardımanın daha vahşi bir şekilde yoğunlaştırılmasını istedi; böylece Suriye halkı ve direnişçileri üzerinde baskı kurarak onları Amerikan planına veya ondan önemli bir parçaya razı etmeyi ve Obama’nın görev süresi bitmeden bir "başarı" elde etmeyi umdu... Amerika kendisini muhalefetin yanındaymış gibi gösterdiği için, Rusya’nın vahşi bombardımanına karşıymış gibi görünmek adına Rusya ile gerilimi tırmandırdı... Ta ki Amerika, Rusya ile Suriye’deki iş birliğini sonlandırdığını duyurana kadar...

3- Böylece Rusya ile Amerika arasında sözlü atışmalar başladı ve bu durum 20-22 Eylül 2016 tarihlerinde New York’taki BM Genel Kurulu toplantılarında zirveye ulaştı... Amerika’nın Suriye’de içine düştüğü bu çıkmaz, Kerry-Lavrov uzlaşılarının başarısız olması ve Amerika’nın başka seçenekler aradığını duyurması, Avrupa’nın Amerikan duvarında gördüğü "çatlak" oldu. Avrupalı devletler, New York’taki görüşmeler sırasında Suriye krizinin çözümü için Kerry-Lavrov formülünün sona ermesini sevinçle karşıladılar ve Suriye krizinde Amerika’nın yanında bir rol sahibi olmak için bunu güçlü bir şekilde kullanmaya başladılar... Ardından Amerika’yı Rusya’yı Suriye’den uzaklaştırmaya ikna etme umuduyla Rusya ile aralarındaki mesafeyi açtılar. İşte Avrupa ile Rusya arasındaki yeni gerilimin kaynağı budur.

Dördüncüsü: Bu yeni iklim karşısında ve Amerika’nın duvarındaki çatlağı gören Avrupa’nın, Suriye krizine dahil olma çabasıyla açıklamalara ve girişimlere başlaması doğaldı. Bunun başında Fransa geliyordu:

1- Amerika’nın Rusya ile iş birliğinin resmen sona erdiğini duyurmasıyla birlikte Fransa öne atıldı. BM Güvenlik Konseyi’nde çatışmaların durdurulmasını öngören ve hedefinde Rusya’nın olduğu bir Fransız tasarısı açıklandı. Fransa, Dışişleri Bakanı Ayrault’nun 5-6 Ekim 2016 tarihlerinde Rus tarafını ikna etmek için Moskova’ya yaptığı ziyaretle bu tasarıya zemin hazırladı... Fransız tasarısı Halep üzerinde uçuşa yasak bölge ilan edilmesini talep ediyordu; bu ise muhalifleri boyun eğdirmek için bombardımanın devam etmesi gerektiğini savunan önceki ABD-Rusya anlayışlarına aykırıydı. Bu nedenle Rusya, Fransız bakanın ziyareti sırasında zor durumda kaldı; bir yandan Fransız tasarısının olayları basitleştirdiğini söylüyor, diğer yandan reddetmenin sonuçlarından çekiniyordu. Fransa, tasarısının başarısı için çabalarını sürdürerek, Dışişleri Bakanı’nı Moskova’dan sonra Washington’a da göndererek tasarıya Amerikan desteği sağlamaya çalıştı.

2- Rusya, 08.10.2016 tarihinde BM Güvenlik Konseyi’nde vetonu kullanarak tüm Fransız çabalarını boşa çıkardı... Böylece Rusya ile Fransa ve onunla birlikte Rusya’yı Suriye krizine girişlerini engelleyen yeni bir duvar olarak gören Avrupa ülkeleri arasında gerilim alevlendi. Sanki Amerika, Rusya’nın kendisine verilen göreve sadık kalacağından emin olduktan sonra bilerek duvarında bir çatlak oluşturmuş ve Avrupa ülkelerinin iştahını kabartmıştır.

3- Rusya Devlet Başkanı Putin’in 19.10.2016 için planlanan Paris ziyareti, Rusya-Fransa ilişkilerindeki bu gerilime denk geldi. Her ne kadar bir Rus kültür merkezi ve Ortodoks kilisesinin açılışı için özel bir ziyaret olsa da Fransa Cumhurbaşkanı’nın bu tören sırasında Putin’e eşlik etmesi kararlaştırılmıştı. Bu gerilim nedeniyle Fransa Cumhurbaşkanı 10.10.2016 tarihinde Putin’i karşılama konusundaki tereddüdünü dile getirdi. O esnada Kremlin, ziyaret hazırlıklarının mutad olduğu üzere devam ettiğini duyuruyordu. Böylece Rusya zor bir duruma düştü; zira Fransa, Cumhurbaşkanı’nın Putin ile sadece Suriye krizini görüşeceğini, nezaket gereği planlanan açılış törenine katılmayacağını açıkladı. (Fransa lideri, Rus mevkidaşının Paris ziyaretini ancak münhasıran Suriye dosyasını görüşme amacı taşıması halinde değerlendirdiğini belirterek şunları söyledi: "Açılış töreninde Putin’e eşlik etmeyi düşünmüyorum, ancak münhasıran Suriye’nin sorunlarını görüşmeye devam etmeye hazırım; Rusya Devlet Başkanı’na da bunu teyit ettim.") (Russia Today, 11.10.2016). Rusya buna öfkelendi ve 11.10.2016'da Moskova’dan yapılan açıklamayla Rusya Devlet Başkanı’nın Paris ziyareti iptal edildi. Böylece Fransız-Rus gerilimi had safhaya ulaştı.

4- Fransız tırmanışı devam etti: (Paris: Yerel bir Fransız gazetesi, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın Suriye hükümetine verdiği destek nedeniyle Rusya üzerindeki baskıyı hafifletmeyi düşünmediğini ancak devam eden savaşı görüşmek üzere Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmeye hala hazır olduğunu söylediğini aktardı.) (Reuters Arapça, 16.10.2016)

5- (Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel, 20.10.2016 Perşembe günü Berlin’deki Fransa-Almanya-Rusya zirvesinin sonunda düzenlenen ortak basın toplantısında, Rusya ve Suriye rejiminin Halep’e düzenlediği hava saldırılarını sert bir dille eleştirdi. Hollande bu saldırıları "savaş suçu" olarak nitelendirdi... Merkel ise Rusya ve Suriye’nin Halep saldırılarını "insanlık dışı" olarak tanımladı...) (BBC Arapça, 20.10.2016).

  • İşte özellikle Suriye krizi ekseninde Fransız-Rus ilişkilerinin ısınmasının nedenleri bunlardır... Üstelik Fransa, tıpkı Rusya gibi siyasi manevralarda pek mahir değildir; yani bir gerilim diğerini doğurmakta ve iki ülke arasındaki ilişkiler kilitlenme noktasına gelebilmektedir.

Beşincisi: Rusya-Fransa ilişkilerindeki gerilimin genel olarak Avrupa ilişkileri üzerindeki etkisine ve bu ilişkilerin yansımalarına gelince:

1- Rusya-Fransa gerilimi aslında Rusya’nın tüm Avrupa ile, özellikle de etkili Avrupa ülkeleri olan İngiltere ve bir dereceye kadar Almanya ile olan ilişkilerindeki gerilimdir... Fransa’nın tavrı ve BM Güvenlik Konseyi’ndeki kararı, halen üye olan İngiltere de dahil olmak üzere Avrupa Birliği’ni temsil etmektedir. Hatta İngiltere, politikasını büyük ölçüde Fransa ile koordine etmektedir. Fransa, bilinen atılganlığı ve bazen bilinçsiz cesaretiyle uluslararası politikalarda Avrupa Birliği’nin ve özellikle İngiltere’nin "mızrak ucu" görevini görmektedir. Rusya-Fransa geriliminin hızla Rusya-İngiltere gerilimine dönüşmesi bunun en net göstergesidir. "Güvenlik Konseyi oylamasının hemen ardından İngiltere temsilcisi yaptığı konuşmada Rusya’nın vetosunun, Rusya’nın eylemleri hakkında bildiğimiz 'utancı' temsil ettiğini vurguladı" (Al Arabiya Net, 08.10.2016). Ayrıca Middle East Online (11.10.2016) şunları aktardı: (Johnson parlamentoya yaptığı açıklamada, "Eğer Rusya mevcut tutumunu sürdürürse, bu büyük ülkenin bir 'haydut devlet' haline gelme riski taşıdığına inanıyorum" diyerek savaş karşıtı grupları Rus büyükelçiliği önünde protestoya çağırdı. "Mevcut tüm kanıtlar, insani yardım konvoyuna yapılan bu korkunç saldırının sorumlusunun Rusya olduğunu gösteriyor" dedi.) Rusya ertesi gün Sputnik Rusya (12.10.2016) aracılığıyla yanıt verdi: (Rusya Savunma Bakanlığı, Johnson’ın iddialarının başkalarına düşmanlık besleyenlerde görülen bir nöro-psikolojik hastalıktan kaynaklandığını belirtti. Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü Igor Konaşenkov, Johnson’ın iddialarının "bazı İngiliz siyasi liderlerde görülen Rusya karşıtı histeri" semptomları olduğunu söyledi)... Ardından yukarıda zikrettiğimiz açıklama geldi: (Hollande bu saldırıları "savaş suçu", Merkel ise "insanlık dışı" olarak nitelendirdi.) (BBC Arapça, 20.10.2016)

Yani Rusya ile olan gerilim, Avrupa Birliği’ni de kapsayacak şekilde genişlemektedir ve Avrupa’da Suriye nedeniyle Rusya’ya baskı yapılması ve yeni yaptırımlar uygulanması yönündeki sesler yükselmektedir... Böylece Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri, Rusya’ya ve politikalarına karşı olduklarını ifade ederek ilişkilerini daha da germe eğilimindedirler. Tüm bunlar, uluslararası bir numaralı mesele olan Suriye krizinde bu devletlerin bir yer edinme umuduyla yapılmaktadır. Bu devletlerin niyetinde Müslümanlar için hiçbir hayır yoktur. Avrupa devletleri için mesele Rusya’nın Suriye’de Müslümanlara karşı işlediği katliamlar değildir; zira bu devletlerin tutumu altı yıldır Suriye’de nehirler gibi akan kan karşısında büyük bir duyarsızlık içindeydi. Asıl mesele, bu devletlerin "büyük devletler" sıfatıyla Suriye meselesinin çözümüne ortak olmalarıdır...

2- Avrupa Birliği’ndeki olaylar, Fransa-Rusya ilişkilerindeki gerilime paralel olarak hızlandı. (İngiltere ve Fransa, Avrupa Birliği’ni Rusya’nın Suriye’deki hava operasyonlarını kınamaya ve Moskova’ya daha fazla yaptırım uygulamaya çağırdı... Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault, Rusya üzerindeki baskının güçlü olması gerektiğini belirterek, AB’nin ortak bir tutum sergilemesinin Halep’teki "katliamların" durdurulmasında ilerleme sağlayacağını ifade etti. İngiltere ve Fransa, 20 Suriyeliye daha seyahat yasağı getirilmesini ve aralarında üç İranlının da bulunduğu 200 kişilik yaptırım listesine, Suriye’deki rolleri nedeniyle 12 Rus’un daha eklenmesini istiyor...) (Al Jazeera, 17.10.2016)... Ayrıca finansal yaptırımlar konusu, resmi bir karar çıkmadan da uygulanmaya başlandı. (Russia Today haber ağı, bir İngiliz bankasının tüm banka hesaplarını gerekçe göstermeksizin dondurduğunu duyurdu... Genel Yayın Yönetmeni Margarita Simonyan Twitter hesabından yaptığı açıklamada: "İngiltere’deki tüm hesaplarımızı kapattılar, hepsini! Ve karar geri alınamaz" dedi...) (Al Jazeera, 17.10.2016)... (Avrupalı liderler 20.10.2016 Perşembe günü Brüksel’de Rusya ile ilişkilerini tartışacaklar ve masadaki seçeneklerden biri de Suriye’deki eylemleri nedeniyle Moskova’ya yaptırım uygulanmasıdır...) (Reuters Arapça, 19.10.2016)

3- Fransa ve Avrupa’nın Rusya ile ilişkilerindeki gerilim artarsa, Rusya-Avrupa çatışma alanı genişleyecektir ve bunun yansımaları Ukrayna’da veya Doğu Avrupa’nın herhangi bir bölgesinde görülebilir. Avrupa ülkeleri Rusya’ya ağır yaptırımlar uygulayabilir... Rusya’nın Avrupa ile ilişkilerindeki gerilimin artması için neden çoktur ve bu sadece uluslararası önemi haiz Suriye kriziyle sınırlı değildir. Eğer Rusya, Avrupa ile ilişkilerinde aklıselimle hareket etmeye başlamazsa, bu kötüleşen ilişkilerden en büyük zararı gören kendisi olacaktır. Suriye krizinde ön plana çıkmış olsa da Rusya, uluslararası ilişkilerinde yeterli siyasi basireti göstermemektedir. Dünyanın Suriye’deki savaş suçlarından bahsettiği bir dönemde Rusya, Halep bombardımanının dozunu artırmaktadır. Bu, Rusların siyasi öngörüsüzlüğünden kaynaklanmaktadır. Onlar bugün Amerika ile olan ilişkilerine güvenmektedirler ve Amerika ile Suriye konusundaki görünürdeki gerilimin gerçek olmadığını bilmektedirler. Nitekim bu gerilimin ortasında ABD Dışişleri Bakanlığı, Lozan’da Kerry ve Lavrov arasında bir görüşme yapılacağını duyurdu. Amerika daha önce Rusya ile görüşmeleri kestiğini açıklamasına rağmen, şimdi bazı uydu ve yandaşlarını da katarak durumu kurtarmaya çalışıp görüşmeyi 15.10.2016 tarihinde gerçekleştirdi! Üstelik bu görüşmeye Avrupa’nın katılımını engelledi!

4- Görünüşe bakılırsa Rusya içine düştüğü çıkmazı fark etti. Zira Amerika onu vahşi bombardımanda bir mızrak ucu haline getirdi, Avrupa ise Amerika ile Rusya arasındaki bu yapay gerilimi kullanarak Rusya’nın vahşi saldırılarına karşı tutumunu sertleştirdi... Rusya bu Avrupa baskısını hafifletmek istedi ve ateşkes konusunu konuşmaya başladı. (Rusya, Suriye’nin Halep şehrine yönelik bombardımanını durduracağı bir "insani ateşkes" ilan etti. Rusya, 20.10.2016 Perşembe günü yerel saatle 08:00’den 16:00’ya kadar sekiz saat boyunca Halep bombardımanını durduracağını açıkladı... Bu adım, Halep’teki hava saldırısında aynı aileden 14 kişinin öldüğü haberleriyle eş zamanlı geldi...) (BBC Arapça, 17.10.2016)... Aynı şekilde Putin, daha önce Hollande ile görüşmeyi reddettiği halde Suriye meselesini Avrupalılarla görüşmeyi kabul etti. (Fransa Cumhurbaşkanlığı dün yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı François Hollande, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in Çarşamba günü Berlin’de Suriye krizini ele alan bir "çalışma toplantısı" yapacaklarını duyurdu...) (Ajanslar, Al Khaleej Gazetesi, 19.10.2016)...

  • Böylece Fransa-Rusya ilişkilerindeki gerilim Avrupa Birliği ülkelerine de yansıdı. Ardından Rusya, Avrupa ile bir çıkmazın içine girdi ve bu çıkmazdan bir çıkış yolu bulmaya çalışıyor. Bu nedenle, daha önce Hollande ile görüşmeyi reddettiği halde Avrupa Birliği ile bir araya gelip Suriye krizini görüşüyor. O ret, Putin’in ziyaretinin iptaline ve olayların eskisinden daha fazla ısınmasına neden olmuştu...

Altıncısı: Bu olayların Suriye kriziyle ilgili bölgesel veya uluslararası taraflarda bir değişikliğe yol açıp açmayacağına gelince... Bir değişiklik olması beklenmemektedir; etkin uluslararası taraflar aynı kalacaktır. Yani Amerika ve onun taşeronları/vekilleri olan Rusya, İran, Türkiye ve Suudi Arabistan kalmaya devam edecektir. Avrupa Birliği’ne gelince, onun şansı pek fazla değildir. Bunun kanıtı şudur: Avrupa’nın Rusya’ya karşı üslubunu sertleştirmesine ve Suriye krizinde bir rol kapmak için Amerika’ya yakınlaşma çabalarına rağmen Amerika, 15.10.2016 tarihindeki Lozan toplantısına Avrupa’yı dahil etmedi. Amerika, Rusya ile ilişkileri kestiğini ve gerilim olduğunu göstermesine rağmen Rusya, konferansta Amerika’nın yanındaydı..! Amerika, Avrupa’nın bu durumdan rahatsız olduğunu fark edince, onları teselli etmek amacıyla 16.10.2016 tarihinde diğer tarafların olmadığı bir toplantı düzenledi, havadan sudan konuşuldu ve toplantı başladığı gibi bitti...

  • Bu nedenle, Suriye krizindeki uluslararası rol büyük olasılıkla Amerika, taşeronu Rusya ve ardından gelen takipçileriyle sınırlı kalacaktır.

Uluslararası ve bölgesel taraflar açısından durum budur; onlar tuzak kurup hile yaparlar. Ancak Şam’da ve Şam dışında Allah Subhânehu’ya karşı ihlaslı, Rasulullah ﷺ’e karşı sadık öyle adamlar vardır ki Amerika, Rusya ve takipçilerinin Şam’da istikrar sağlamaya yönelik şerli planlarını ve tuzaklarını gerçekleştirmelerine asla izin vermeyeceklerdir. Aksine onların sonu Allah’ın izniyle kendilerinden öncekilerin sonu gibi olacaktır:

قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَأَتَى اللَّهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

"Onlardan öncekiler de hile (tuzak) kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah onların binalarını temellerinden sarstı da tavanları tepelerine çöktü ve azap onlara hiç beklemedikleri bir yerden geldi." (Nahl Suresi [16]: 26)

19 Muharrem 1438 H. 20.10.2016 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın