Hizb-ut Tahrir Emiri Büyük Âlim Ata b. Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin "Fıkhî" Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Soru-Cevap
Bekir eş-Şami'ye
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.
Zihnimde bir karışıklığa sebep olan şu hadisi bana açıklar mısınız? Âlimlerin görüşlerine başvurduğumda da bu karışıklık gitmedi:
İbn Şihab şöyle dedi: "Bana Hârice b. Zeyd b. Sâbit haber verdi, o da Zeyd b. Sâbit’i şöyle derken işitmiş: Mushaf’ı istinsah ettiğimizde (nüshaları çoğaltırken) Ahzâb Suresi’nden bir ayeti kaybettim (bulamadım). Halbuki Resulullah (sav)’i onu okurken işitmiştim. Onu aradık ve Huzeyme b. Sâbit el-Ensârî’nin yanında bulduk:
مِنْ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ
'Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar.' (Ahzâb [33]: 23)."
Bu ayetin tevatür derecesine ulaşmamış tek bir kişiden (Huzeyme) nasıl kabul edildiğini hala anlayamadım. Şahitliğinin iki şahitliğe denk olduğunu kabul etsek bile, durum yine aynıdır; çünkü yine de tevatür derecesine ulaşmamıştır?!!
Allah sizi mükafatlandırsın Şeyhimiz.
Cevap:
Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Anlaşılan o ki, Kur’an ayetlerinin tilavetinin (okunuşunun) Resulullah (sav)’den bize nakledilmesi ile ayetlerin resminin (yazılışının) Resulullah (sav)’in huzurunda yazıldığı haliyle nakledilmesi meselesi sende birbirine karışmış. Ayetlerin tilavetinin nakli, sahabe topluluklarının (radiyallahu anhum) Resulullah (sav)’den naklettikleri tevatür yoluyladır. Bu tilavet bize mütevatir olarak ulaşmıştır ve Allah’ın koruması ve tevfikiyle kıyamete kadar muhafaza edilecektir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur:
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
"Şüphesiz Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik ve onun koruyucusu da elbette biziz." (Hicr [15]: 9)
Ayetlerin resminin (yazılışının) nakline gelince; sahabe ayetleri sadece hafızalarına dayanarak yazmayı kabul etmediler. Bilakis, ayetlerin bizzat Resulullah (sav)’in huzurunda yazılan nüshalarını bir araya getirmek istediler. Sahabelerin yanındaki yazılı sayfaları toplamaları onlar için yeterli olabilirdi, ancak onlar (radiyallahu anhum) aşırı titizliklerinden dolayı, her bir sayfanın Resulullah (sav)’in huzurunda yazıldığına dair iki kişinin şahitlik etmesini kendilerine şart koştular. Bu, kendisine hiçbir yönden batılın yaklaşamayacağı Kerim Kitabını koruması için Allah Subhanehu’nun bir tevfiğidir:
لَا يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِ تَنْزِيلٌ مِنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ
"Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, her hamde layık olan Allah tarafından indirilmiştir." (Fussilet [41]: 42)
Mesele budur, işte açıklaması:
Birincisi: Kur’an’ın Toplanması (Cem) Konusu:
Kur’an-ı Kerim’in toplanması konusunu İslam Şahsiyeti kitabının birinci cildinin "Kur’an’ın Toplanması" bölümünde ve aynı şekilde Teysiru’l Vusul ile’l Usul kitabında "Kur’an’ın İndirilişi ve Yazılışı" ile "Kur’an’ın Toplanması" başlıkları altında açıkladık. Soru soran kişi, meselenin ayrıntılarını ve delillerini öğrenmek için adı geçen bu iki kitaba müracaat edebilir... Meselenin hakikatini anlamana yardımcı olması için kitaplarımızda geçenlerin bir kısmını sana aktaracağım:
1- Teysiru’l Vusul ile’l Usul kitabımdan Kur’an’ın toplanması bölümünden aktarıyorum:
"(...İrtidat savaşları nedeniyle Ebu Bekir (ra), ayetleri surelerindeki sırasına göre ezberleyen Kur’an hafızlarından çok sayıda kişinin şehit olmasından endişe etti. Bu yüzden her sure için yazılmış olan ayetlerin, Resulullah (sav)’in onayladığı şekilde tek bir yerde toplanmasını emretti. Böylece, her surenin ayetlerinin yazılı olduğu parçalar, bu yazının Resulullah (sav)’in huzurunda yazıldığından emin olunduktan sonra ardı ardına sıralanarak toplandı. Sahabelerden, her yazılı parça için onun Resulullah (sav)’in huzurunda yazıldığına dair iki şahit getirmelerini istiyorlardı. Yazılı metnin hafızadakiyle uyumlu olmasıyla yetinmiyorlardı; oysa her bir ayet, sahabe topluluğu tarafından tevatür yoluyla ezberlenmiş durumdaydı. Bu nedenle Tevbe Suresi’nin sonunu sadece 'Huzeyme’nin yanında yazılı' olarak bulduklarında ve onun Resulullah (sav)’in huzurunda yazıldığına dair Huzeyme (ra)’den başka şahit bulamadıklarında, Resulullah (sav)’in Huzeyme’nin şahitliğini iki adil Müslümanın şahitliğine denk saydığına dair kesin kanıt oluşana kadar onu toplamaktan geri durdular. Bu kanıt üzerine, Huzeyme’nin şahitlik ettiği o yazılı parçayı topladılar. Halbuki onlar o ayeti kesin bir şekilde ezberlemişlerdi. Bu yaptıkları, sadece (yazılı metin konusunda) daha fazla emin olmak içindi; çünkü onlar hafızalarındakini yazmak değil, Resulullah (sav)’in huzurunda yazılan sayfaları toplamak istiyorlardı.
Bu nedenle Ebu Bekir es-Sıddık’ın yaptığı cem (toplama), ayetlerin yazılı olduğu parçaların bir araya getirilmesi ve surelerin Resulullah (sav)’in onayladığı şekilde tertip edilmesiydi; yani Kur’an’ın tüm sureleri için her bir surenin ayetlerinin yazılı olduğu parçaların tek bir yerde arka arkaya konulmasıydı.)" (Alıntı bitti)
2- İslam Şahsiyeti 1. Cilt’ten, Ebu Bekir’in ayetlerin yazılı olduğu parçaları Resulullah (sav)’in huzurunda yazıldığı haliyle surelerine göre toplamasından sonrasını aktarıyorum:
"(...Buna göre Ebu Bekir’in Kur’an’ı toplaması, onun tek bir mushaf şeklinde yazılması emri değil, Resulullah (sav)’in huzurunda yazılan sayfaların bir yerde toplanması ve iki şahit ile bunların bizzat o sayfalar olduğundan emin olunması emriydi... Bu sayfalar Ebu Bekir’in hayatı boyunca onun yanında, sonra Ömer’in hayatı boyunca onun yanında, sonra da Ömer’in vasiyeti üzerine Müminlerin Annesi Hafsa binti Ömer’in yanında muhafaza edildi...
Bu durum Ebu Bekir’in toplamasıyla ilgilidir. Hz. Osman’ın toplamasına gelince; bu durum Osman’ın hilafetinin ikinci veya üçüncü yılında, yani hicri 25 yılında gerçekleşti. Huzeyfe b. el-Yeman, Suriyelilerle birlikte Ermenistan ve Azerbaycan fethinde Iraklılarla beraber savaşırken Medine’ye Osman’ın yanına geldi. Huzeyfe, insanların Kur’an kıraatindeki ihtilaflarından dehşete düşmüştü... Bunun üzerine Osman’a gitti. İbn Şihab, Enes b. Malik’in kendisine şöyle anlattığını nakletmiştir: 'Huzeyfe b. el-Yeman, Ermenistan ve Azerbaycan fethi için Iraklılarla beraber Suriyelilerle savaşırken Osman’a geldi. Kıraatlerdeki farklılıklar Huzeyfe’yi korkuttu ve Osman’a: Ey Müminlerin Emiri! Kitap hakkında Yahudi ve Hristiyanların ihtilafı gibi ihtilafa düşmeden önce bu ümmete yetiş! dedi. Bunun üzerine Osman, Hafsa’ya haber göndererek: Sahifeleri bize gönder, onları mushaflara istinsah edelim (çoğaltalım), sonra sana geri verelim, dedi. Hafsa sahifeleri Osman’a gönderdi. Osman; Zeyd b. Sabit, Abdullah b. ez-Zübeyr, Said b. el-As ve Abdurrahman b. el-Haris b. Hişam’a emretti, onlar da sahifeleri mushaflara istinsah ettiler... Sahifeleri mushaflara istinsah ettikten sonra Osman sahifeleri Hafsa’ya geri verdi. İstinsah edilen mushaflardan her bir tarafa birer tane gönderdi ve bunun dışındaki her bir sahife veya mushafın yakılmasını emretti.' İstinsah edilen nüsha sayısı yediydi; Mekke, Şam, Yemen, Bahreyn, Basra ve Kufe’ye yedi mushaf yazıldı, bir tanesi de Medine’de tutuldu.
Buna göre Osman’ın yaptığı iş Kur’an’ın toplanması değil, Resulullah (sav)’den nakledilenin aynen istinsah edilmesi ve aktarılmasıydı. Müminlerin Annesi Hafsa’nın yanındaki muhafaza edilen nüshadan yedi nüsha çoğaltmaktan, insanları sadece bu hat (yazım şekli) üzerinde toplamaktan ve bunun dışındaki herhangi bir hattı veya imlayı yasaklamaktan başka bir şey yapmadı. İş bu nüshanın hattı ve imlası üzerine istikrar buldu. Bu hat ve imla, vahiy indiğinde Resulullah (sav)’in huzurunda yazılan sahifelerin hattı ve imlasının aynısıdır ve Ebu Bekir’in topladığı nüshanın aynısıdır. Sonra Müslümanlar sadece bu nüshaları çoğaltmaya başladılar ve geriye sadece Osman’ın mushafı ve onun resm'i (yazım tarzı) kaldı. Matbaalar icat edilince mushaf bu nüsha üzerinden aynı hat ve imla ile basılmaya başlandı...)"
3- Gördüğün gibi mesele Kur’an’ın tilavetinin nakli meselesi değildi; çünkü tilavet, sahabe toplulukları tarafından Resulullah (sav)’den tevatür yoluyla kesin olarak nakledilmişti. Mesele, Resulullah (sav)’in huzurunda yazılanların nakledilmesiydi... Bu nedenle mushafın üzerinde olduğu bu resm (yazım tarzı), sadece kendisine bağlı kalınması gereken tevkifî bir resimdir. Mushafın bu resmin dışında bir yazımla yazılması haramdır, ondan asla vazgeçilemez... Bununla birlikte, Kur’an için Osmanî resme uymak sadece mushafın tamamının yazılmasına özgüdür. Kur’an’ın delil getirmek amacıyla yazılması, eğitim için levhaya yazılması veya mushaf dışındaki diğer yerlere yazılması ise başka bir imla yöntemiyle yazılabilir. Örneğin mushafta
الرِّبَوا
şeklinde geçen kelimeyi eğitim için levhaya (الربا - Riba) şeklinde yazabilirsin. Çünkü Resulullah’ın onayı ve sahabenin icması başka yerlerde değil, sadece mushafın kendisinde gerçekleşmiştir. Bu durum kıyas kabul etmez, çünkü bir gerekçeye dayanmayan tevkifî (emirle belirlenmiş) bir meseledir; dolayısıyla kıyas buna dahil olmaz.
İkincisi: Sorduğun hadis konusu (Buhari’de şu şekilde geçmektedir):
"(4604- Bize Musa anlattı, bize İbrahim anlattı, bize İbn Şihab anlattı, ona da Enes b. Malik’in anlattığına göre; Huzeyfe b. el-Yeman, Suriyelilerle birlikte Ermenistan ve Azerbaycan fethinde Iraklılarla beraber savaşırken Osman’a geldi. Kıraatlerdeki farklılıklar Huzeyfe’yi korkuttu ve Osman’a: Ey Müminlerin Emiri! Kitap hakkında Yahudi ve Hristiyanların ihtilafı gibi ihtilafa düşmeden önce bu ümmete yetiş! dedi. Bunun üzerine Osman, Hafsa’ya haber göndererek: Sahifeleri bize gönder, onları mushaflara istinsah edelim, sonra sana geri verelim, dedi. Hafsa sahifeleri Osman’a gönderdi. Osman; Zeyd b. Sabit, Abdullah b. ez-Zübeyr, Said b. el-As ve Abdurrahman b. el-Haris b. Hişam’a emretti, onlar da sahifeleri mushaflara istinsah ettiler. Osman Kureyşli üç kişiye dedi ki: Siz ve Zeyd b. Sabit Kur’an’dan herhangi bir şeyde ihtilaf ederseniz onu Kureyş diliyle yazın, çünkü o onların diliyle inmiştir. Onlar da böyle yaptılar. Sahifeleri mushaflara istinsah ettikten sonra Osman sahifeleri Hafsa’ya geri verdi. İstinsah edilen nüshalardan her bir tarafa birer tane gönderdi ve bunun dışındaki her bir sahife veya mushafın yakılmasını emretti.
İbn Şihab dedi ki: Bana Hârice b. Zeyd b. Sâbit haber verdi, o da Zeyd b. Sâbit’i şöyle derken işitmiş: Mushaf’ı istinsah ettiğimizde Ahzâb Suresi’nden bir ayeti kaybettim (bulamadım). Halbuki Resulullah (sav)’i onu okurken işitmiştim. Onu aradık ve Huzeyme b. Sâbit el-Ensârî’nin yanında bulduk:
مِنْ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ
'Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar.', böylece onu mushaftaki suresine ekledik.)"
Hadisten açıkça anlaşıldığı üzere, Hz. Osman (ra) dönemindeki mushafların istinsahı (çoğaltılması) olayından bahsetmektedir. Bu dönemde Zeyd b. Sabit ve diğer üç kişi, Hz. Ebu Bekir döneminde toplanan ve Hz. Hafsa (ra)’nın evinde bulunan sayfalardan mushafları çoğaltmakla görevlendirilmişlerdi. Yani hadis, tilavetin nakli hakkında değil, Resulullah (sav)’in huzurunda yazılanların çoğaltılması hakkındadır. Kur’an’ın, Resulullah (sav)’in huzurunda yazıldığı aynı resim (yazım tarzı) ile mushaflara yazılması için o yazılı parçalardan kopyalanması üzerinedir. Bu durum mutlaka tevatür gerektirmez, sahih haber yeterlidir; ancak onlar (ra) titizlik ve özenlerinden dolayı yazı üzerine iki şahit şartını kendilerine koşmuşlardır... Kur’an ayetlerinin tilavetine gelince, dediğimiz gibi o sahabe toplulukları tarafından Resulullah (sav)’den nakledilmiştir.
Böylece, Kitabını koruyan Allah’ın izniyle sorunun cevabı netleşmiş oldu:
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
"Şüphesiz Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik ve onun koruyucusu da elbette biziz." (Hicr [15]: 9)
Üçüncüsü: Açıklığa kavuşturulması gereken iki mesele daha kaldı:
Birincisi; sadece Huzeyme’nin yanında yazılı olarak bulunan ayetler hangileridir...
İkincisi; bu ayetler Huzeyme’nin yanında mıydı yoksa Ebu Huzeyme’nin yanında mıydı...
Cevap olarak Allah’ın yardımıyla diyoruz ki:
1- Ayetlerle ilgili birinci meseleye gelince; Buhari 4311 ve 4604 numaralı iki rivayet çıkarmıştır:
Birincisi: (4311- Bize Ebu’l Yeman anlattı, bize Şuayb anlattı, Zühri’den dedi ki: Bana İbnü’s Sebbağ haber verdi ki, vahiy kâtiplerinden olan Zeyd b. Sabit el-Ensari (ra) şöyle dedi: Yemame ehlinin öldürülmesinden sonra Ebu Bekir bana haber gönderdi, yanında Ömer de vardı. Ebu Bekir dedi ki: Ömer bana gelip dedi ki; Yemame günü savaş şiddetlendi ve insanlar, Kur’an hafızları öldürüldü. Ben diğer savaş meydanlarında da hafızların öldürülmesinden ve böylece Kur’an’ın çoğunun kaybolup gitmesinden endişe ediyorum, ancak onu toplarsanız başka. Ben Kur’an’ı toplaman gerektiği görüşündeyim. Ebu Bekir dedi ki: Ömer’e; 'Resulullah (sav)’in yapmadığı bir şeyi nasıl yaparım?' dedim. Ömer: 'Vallahi bu hayırdır' dedi. Ömer bu konuda bana müracaat etmeye devam etti, nihayet Allah bu iş için gönlümü ferahlattı ve ben de Ömer’in gördüğü hayrı gördüm. Zeyd b. Sabit dedi ki: Ebu Bekir -Ömer de yanında oturuyordu ve hiç konuşmuyordu- dedi ki: Sen genç ve akıllı bir adamsın, seni (herhangi bir şeyle) itham etmiyoruz. Sen Resulullah (sav) için vahiy yazıyordun. Kur’an’ı araştır ve onu topla. Vallahi bana bir dağı taşıma görevi verselerdi, Kur’an’ı toplama emri kadar bana ağır gelmezdi. Dedim ki: Resulullah (sav)’in yapmadığı bir şeyi siz ikiniz nasıl yaparsınız? Ebu Bekir dedi ki: 'Vallahi bu hayırdır'. Ebu Bekir bana müracaat etmeye devam etti, nihayet Allah, Ebu Bekir ve Ömer’in gönlünü ferahlattığı şey için benim de gönlümü ferahlattı. Kalktım ve Kur’an’ı araştırmaya başladım; onu yazılı deri parçalarından, kürek kemiklerinden, hurma dallarından ve insanların hafızalarından toplamaya başladım. Nihayet Tevbe Suresi’nden iki ayeti Huzeyme el-Ensari’nin yanında buldum, onları ondan başkasının yanında (yazılı olarak) bulamadım:
لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم
'Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkündür...' ayetinin sonuna kadar. Kur’an’ın toplandığı bu sayfalar, Allah onu vefat ettirene kadar Ebu Bekir’in yanındaydı, sonra vefat edene kadar Ömer’in yanındaydı, sonra da Ömer’in kızı Hafsa’nın yanındaydı...) Hadis metninde geçtiği gibi, bu olay Hz. Ebu Bekir (ra) dönemindedir ve burada Huzeyme’nin yanında buldukları yazılı parçanın Tevbe Suresi’nin son iki ayeti olduğu açıktır:
لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم
"Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkündür..."
İkincisi: (4604- (...) İbn Şihab dedi ki: Bana Hârice b. Zeyd b. Sâbit haber verdi, o da Zeyd b. Sâbit’i şöyle derken işitmiş: Mushaf’ı istinsah ettiğimizde (çoğalttığımızda) Ahzâb Suresi’nden bir ayeti kaybettim. Halbuki Resulullah (sav)’i onu okurken işitmiştim. Onu aradık ve Huzeyme b. Sâbit el-Ensârî’nin yanında bulduk:
مِنْ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ
'Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar.', böylece onu mushaftaki suresine ekledik.) Hadis metninde geçtiği gibi, bu olay Hz. Osman (ra) dönemindedir ve burada Huzeyme’nin yanında buldukları yazılı parçanın Ahzab Suresi’ndeki şu ayet olduğu açıktır:
مِنْ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ
"Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar."
Buhari tarafından nakledilen ve senetleri sahih olan bu iki hadis (4311 ve 4604) dikkatle incelendiğinde şu sonuçlar ortaya çıkar:
a- Başlangıçta şunu belirtelim ki, her iki hadis de ayetlerin tevatürü hakkında değildir. Her iki rivayette de konu "yazım" üzerinedir, hafızadaki tevatür üzerine değildir. Çünkü her ayet, sahabe toplulukları tarafından Resulullah (sav)’den ezberlenerek mütevatir olarak nakledilmiştir. Sahabeler, insanların kendi hafızalarından yazıp da harf farklılıkları oluşmasından kaçınmak için, ayetin bizzat Resulullah (sav)’in huzurunda yazılan yazım tarzıyla (resm) nakledilmesini istemişlerdir. Bu, titizliğin bir artırılmasıdır ve Aziz, Hakim olan Allah’ın şu kavlinin bir tecellisidir:
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
"Şüphesiz Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik ve onun koruyucusu da elbette biziz." (Hicr [15]: 9) Bu nedenle, mushafın sadece Hz. Osman (ra)’ın mushafına uygun olarak basılmasının caiz olduğu şer’i hükmü buradan istinbat edilmiştir.
b- Yazılı parçaların toplanması, sahih delillerde geçtiği üzere Hz. Ebu Bekir dönemindeydi. Her yazılı parça için iki şahit getirilmesi şartı da o dönemdeydi... Hz. Osman (ra) döneminde ise yapılan iş, Hz. Ebu Bekir döneminde toplanan ve o sırada Hz. Hafsa (ra)’nın yanında bulunan yazılı parçalardan mushafların kopyalanmasıydı. Osman onları istemiş ve Zeyd ile beraberindeki üç kişiyi bu sayfalardan mushaf nüshaları çoğaltmakla görevlendirmişti...
Burada, yani Osman döneminde, bir yazılı parçanın "kaybedilmesi" söz konusu olamaz; bu durum ancak Hz. Ebu Bekir dönemindeki toplama sırasında gerçekleşebilir. Yani Tevbe Suresi’nin son iki ayetinin (Tevbe 128-129) yazılı olduğu parçadır. İstinsahın yapıldığı Hz. Osman döneminde bir parçanın eksik olması mümkün değildir; çünkü toplama işlemi Hz. Ebu Bekir döneminde tamamlanmıştı. Bu nedenle Buhari’nin 4604 numaralı hadisinin son kısmı -yani Ahzab Suresi'ndeki ayetin Osman döneminde bulunduğu kısmı- dirayet açısından reddedilir.
2- İkinci mesele olan, Zeyd’in Tevbe Suresi’nin iki ayetini yanında yazılı bulup da başkasında bulamadığı sahabi Huzeyme mi yoksa Ebu Huzeyme miydi? Bunun cevabı şöyledir:
- Buhari her iki rivayeti de (4311 ve 4603) nakletmiştir...
Yukarıda zikredilen 4311 numaralı rivayette şöyle geçer: "...Nihayet Tevbe Suresi’nden iki ayeti Huzeyme el-Ensari’nin yanında buldum, onları ondan başkasının yanında bulamadım: 'Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki...'"
- 4603 numaralı hadiste ise şöyle geçer: "...Nihayet Tevbe Suresi’nin sonunu Ebu Huzeyme el-Ensari’nin yanında buldum, onu ondan başkasının yanında bulamadım: 'Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki...' Tevbe (Berae) Suresi’nin sonuna kadar."
İki hadis üzerinde derinlemesine düşünüldüğünde, bu sahabenin adının Ebu Huzeyme değil, Huzeyme b. Sabit el-Ensari olduğu anlaşılır. Bunun delili şudur: Hz. Ebu Bekir (ra), söz konusu yazılı parçanın Resulullah (sav)’in huzurunda yazıldığına dair iki kişinin şahitlik etmesini şart koşmuştu. Zeyd, kabul ettiği her yazılı ayet için iki şahit bulmuştu; ancak Tevbe Suresi’nin son iki ayeti hariç. Onları yazılı olarak bir rivayete göre Huzeyme’nin, diğer rivayete göre ise Ebu Huzeyme’nin yanında bulmuştu. Sonuçta o yazılı parça kabul edilmiştir; o halde o parçayı getiren kişinin şahitliği iki kişinin şahitliğine denk olmalıdır, aksi takdirde Hz. Ebu Bekir’in şart koştuğu üzere o parça kabul edilemezdi.
Resulullah (sav)’den sahih olarak gelen habere göre şahitliği iki kişinin şahitliğine denk sayılan kişi Huzeyme b. Sabit el-Ensari’dir. Sanki bu hadis, tam da bu durum yani yazılı parçaların toplanması durumu içindir. Sübhanallah! Kitabını hem tilavet hem de resm (yazı) olarak koruyan Aziz ve Hakim olan Allah ne yücedir! Huzeyme hakkındaki hadis şöyledir:
Ahmed Müsned’inde, Ebu Davud Sünen’inde rivayet etmiştir (lafız Ahmed’e aittir): "Bize Ebu’l Yeman anlattı, bize Şuayb anlattı, Zühri’den, bana Umare b. Huzeyme el-Ensari anlattı ki amcası (ve kendisi Peygamber sav’in ashabındandır) ona şunu anlatmış: Peygamber (sav) bir bedeviden bir at satın aldı. Atın parasını ödemek için bedeviyi peşinden gelmeye çağırdı. Peygamber (sav) hızlı yürüdü, bedevi ise yavaş kaldı. Bazı adamlar bedevinin yolunu kesip Peygamber (sav)’in onu satın aldığını bilmeden at için pazarlık yapmaya başladılar, hatta bazıları bedeviye Peygamber (sav)’in aldığı fiyattan daha fazlasını teklif etti. Bunun üzerine bedevi Peygamber (sav)’e seslenerek: 'Bu atı alacaksan al, yoksa onu satacağım' dedi. Peygamber (sav) bedevinin sesini duyunca durdu ve: 'Ben onu senden satın almadım mı?' dedi. Bedevi: 'Hayır vallahi sana satmadım' dedi. Peygamber (sav): 'Bilakis, onu senden satın aldım' dedi. İnsanlar Peygamber (sav) ve bedevinin etrafında toplandılar, onlar tartışırken bedevi şöyle demeye başladı: 'Seninle ticaret yaptığımıza dair şahitlik edecek bir şahit getir!' Oraya gelen Müslümanlar bedeviye: 'Yazıklar olsun sana! Peygamber (sav) haktan başka bir şey söylemez' dediler. Nihayet Huzeyme geldi ve Peygamber (sav) ile bedevinin tartışmasını dinledi. Bedevi: 'Şahit getir!' demeye devam ediyordu. Huzeyme: 'Ben seninle ticaret yaptığına şahitlik ederim' dedi. Peygamber (sav) Huzeyme’ye döndü ve: 'Neye dayanarak şahitlik ediyorsun?' dedi. Huzeyme: 'Seni tasdik etmeme dayanarak ey Allah’ın Resulü' dedi. Bunun üzerine Peygamber (sav) Huzeyme’nin şahitliğini iki kişinin şahitliğine denk kıldı." Hâkim de bunu Müstedrek’te rivayet etmiş ve şöyle demiştir: "...Bu hadisin isnadı sahihtir, ravileri Şeyhayn’ın (Buhari ve Müslim) ittifakıyla sika (güvenilir) kimselerdir ancak onlar bunu çıkarmamışlardır."
Bütün bunlar kanıtlıyor ki; Tevbe Suresi’nin o iki ayetinin yazılı olduğu parçanın yanında bulunduğu ve başkasında bulunmadığı sahabi, Ebu Huzeyme değil Huzeyme’dir. Çünkü ayet, onu taşıyanın şahitliğinin iki şahitliğe denk sayılmasıyla kabul edilmiştir; bu durum ise Ebu Huzeyme’ye değil, Huzeyme’ye uymaktadır... Görünen o ki, raviler arasında Huzeyme ile Ebu Huzeyme isimleri karışmıştır, bu bazen olabilir... Her halükarda, yukarıda açıkladığımız gibi o kişi Huzeyme b. Sabit el-Ensari’dir.
Böylece cevap sorunu kapsamış oldu... Ayrıca yukarıdaki iki meseleye de cevap verilmiş oldu... Allah en iyi bilen ve hüküm verendir.
Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu’r Raşta
12 Rebiulevvel 1441 H. 09/11/2019 M.
Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki