(Hizb ut-Tahrir Emiri Âlim Atâ b. Halil Ebû er-Raşte'nin Facebook sayfasındaki takipçilerinin sorularına verdiği cevaplar serisi)
Hamid Nasuh'a
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullah..
Değerli kitabınız Teysîr’ül-Vusûl ilâ İlmi’l-Usûl'de, illetin delili bahsinde, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Kendi işine malik oldun, o halde seç" sözündeki "fâ" harfinin, müteaddi (geçişli) ve süreklilik arz ettiği için ta’lil (gerekçelendirme) ifade ettiği geçmektedir... Allah Teâlâ'nın "...celde vurun" kavlindeki "fâ" ise kasır (sınırlı) ve müteaddi olmayan bir sebebiyet ifade etmektedir...
Bunlar üzerinde düşündüğümde aradaki farkı netleştiremedim..
Lütfen konuyu açıklayınız... Allah sizi yeryüzünde dinini ikame etmeye muvaffak kılsın.. Vesselam.
Cevap:
Ve Aleykumus Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh
Lisan’da vaz’î olarak (dilsel konumu itibariyle) yani mantukuyla ta’lil ifade eden harfler vardır; "Lâm" ve "Key" gibi... "Lâm" harfi için Allah Teâlâ’nın şu kavli örnektir:
لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ
"Peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın diye." (Nisâ [4]: 165)
"Key" harfi için ise şu ayet örnektir:
كَيْ لا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الأَغْنِيَاءِ مِنْكُمْ
"İçinizden sadece zenginler arasında el değiştiren bir servet haline gelmesin diye." (Haşr [59]: 7)
Bazı harfler ise vaz’î olarak yani mantukuyla değil, mefhumuyla yani delaletinin gereği olarak ta’lil ifade ederler. Bu harflerden biri de "fâ" harfidir. Bu harf mantukuyla yani dilsel vaz’ı itibariyle ta’lil ifade etmez; yani Araplar bu harfi ta’lil için koymamışlardır. Aksine bu harf; cem (birliktelik), tertip, fawr (anındalık) için veya mefhumuyla ta’lil ifade eden lügavî sebebiyet yahut mefhumuyla sebep ifade eden lügavî sebebiyet için gelir.
Cem, tertip veya fawr için gelmesinde anlaşılması açısından bir karışıklık yoktur. Ancak sorun, kendisinden sonrakinin kendisinden öncekinin bir sonucu (müsebbebi) olması anlamında "sebebiyet ve takip" (peşisıralık) için gelmesinde ortaya çıkmaktadır. Diğer bir ifadeyle, kendisinden öncekini takip eden bir durumdur. İşte burada, fıkıh usulündeki ıstılahî anlamıyla bunun "sebep" mi yoksa "illet" mi olduğunu belirleme konusunda karışıklık yaşanmaktadır.
İkisini birbirinden ayırt etmek için illetin ve sebebin özellikleri vardır. "Fâ" harfinin kullanımından doğan mefhumun, yani delaletinin gereğinin hangi özelliklere sahip olduğuna bakılır. Eğer illetin özellikleri ona uyuyorsa ta’lil ifade eder, eğer sebebin özellikleri uyuyorsa sadece sebep ifade eder...
İllet ve sebep arasındaki farklara ve bunların detaylarına girmeden, "fâ" harfinin mefhumuyla illet mi yoksa sebep mi ifade ettiğini anlamak için dikkat edilebilecek kolay bir farkla yetinelim. Bu fark, hükmün meseleye eşlik etmesidir. Eğer mesele ile hüküm arasında bir eşlik (birliktelik) varsa "fâ" illeti ifade eder. Eğer mesele hükümden önceyse, yani ona eşlik etmeyip ondan önce gerçekleşmişse, bu durumda "fâ" sebebi ifade eder.
Bu ışıkta; "Kendi işine malik oldun, o halde seç" ile "Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun" arasındaki farka dair soruna bakalım. Başlamadan önce "Kendi işine malik oldun, o halde seç" sözünün anlamını açıklayayım. Bu ifade Âmidî'nin el-İhkâm fî Usûli'l-Ahkâm ve İbnü’l-Hümâm olarak bilinen Kemal bin Muhammed'in Fethu'l-Kadîr’i gibi birçok usul kitabında yer almaktadır. Bu ifade, usul âlimlerinin metoduna göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Berîre'yi muhayyer bırakmasına (seçim hakkı tanımasına) işaret etmektedir. Berîre bir köleyle evliydi, azat edilip hürriyetine kavuşunca Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu kocasıyla devam edip etmeme konusunda muhayyer bıraktı; çünkü artık hür olmuştu ve kendi kararının sahibiydi (meliket hiyârahâ). Bu hadisi Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir.
Buhârî, Âişe Radiyallahu Anhâ’dan şöyle rivayet etmiştir: "Berîre'yi satın aldım... ve onu azat ettim. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu çağırdı ve kocası hakkında onu muhayyer bıraktı. Berîre: 'Bana şunları şunları verse bile onun yanında kalmam' dedi ve kendi nefsini (ayrılmayı) seçti." Müslim ise Âişe Radiyallahu Anhâ’dan şöyle rivayet etmiştir: "Âişe, Berîre'yi Ensar'dan bazı insanlardan satın aldı... Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu muhayyer bıraktı, kocası ise bir köleydi." Şimdi ilk örneğin anlamı netleştiğine ve ikinci örneğin anlamı zaten açık olduğuna göre, her iki örneğe bakalım:
1- Birinci örneğe bakın; burada seçme hakkı, kendi nefsine malik olmaya (hürriyete) bağlanmıştır. Hürriyetine kavuştuğu anda derhal kendi işinde seçim hakkına sahip olmuştur. Dolayısıyla hükümle eşzamanlıdır: Hürriyetine kavuştu ve derhal seçim hakkına sahip oldu. Bu yüzden buradaki "fâ" harfinin, hükmün meseleye eşlik etmesinden dolayı illet ifade ettiğini söyleriz ki bu illetin özelliklerindendir.
2- İkinci örnekte ise zina, celdeye (kırbaç cezasına) eşlik etmez, aksine ondan önce gelir. Bu nedenle buradaki "fâ" harfinin sebep ifade ettiğini söyleriz; çünkü mesele hükümden öncedir. Zina, celdeden önce gerçekleşir. Tüm sebeplerde durum böyledir. Örneğin Beyhakî’nin es-Sünenü'l-Kübrâ’da Habbâb b. el-Eret’ten rivayet ettiği hadiste şöyle denir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e (namaz kılarken yerin) sıcaklığından şikayet ettik, şikayetimizi kabul etmedi ve şöyle buyurdu:"
إِذَا زَالَتِ الشَّمْسُ فَصَلُّوا
"Güneş zeval vaktini geçtiğinde namaz kılın."
Burada "fâ" sebebi ifade eder; yani güneşin zevali namazın sebebidir. Güneşin zevalinin namazdan önce gerçekleştiği açıktır.
Buna göre, bir kimse "fâ" harfinin delaletinin mefhumuyla illet mi yoksa sebep mi ifade ettiği konusunda tereddüde düşerse, hükmün meseleye eşlik edip etmediğine baksın. Eğer eşlik ediyorsa illettir, eğer ondan sonra geliyorsa sebeptir. Elbette bu durum "fâ" harfinin delaletini ayırt etmek içindir, diğer illet türleri için değildir.
Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû er-Raşte
Emir’in Facebook sayfasındaki cevap linki