Hizb-ut Tahrir Emiri Saygın Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşte’nin
Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Soru Cevap
Usul İlminde Hidayet ve Dalalet
Nadir ez-Za’teri’ye
Soru:
Bismillahirrahmanirrahim,
Şeyhimize İslami Şahsiyet 3. Cilt, 301. sayfa, 2. ve 3. satırlardaki bir ifade hakkında soru: “Füru’a gelince, ona uymamak fısk sayılır, dolayısıyla ona hidayet (el-Huda) denilmez.” deniliyor. Bana, “hidayet” kelimesi yerine “dalalet” kelimesinin konulması gerektiği söylendi. Acaba burada kelime hatası mı yapıldı? Teşekkürler.
Cevap:
Ve Aleykümselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
İslami Şahsiyet Kitabı 3. Cilt’te işaret ettiğiniz yer, “Sahabe İcması Dışındaki Hiçbir İcma Şer’i Delil Değildir” babında geçmektedir. Sorunuzu cevaplamak için gerekli olan kısmı oradan naklediyorum:
“...Ümmetin icması, ehli hal ve’l akd’in icması ve müctehidlerin icmasına gelince; ümmetin icmasının şer’i bir delil olduğunu söylemişler ve buna şu ayeti delil getirmişlerdir:
وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيراً
"Kendisine hidayet besbelli olduktan sonra, kim Resul’e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir." (Nisa Suresi 115)
Bu ayetle istidlal etme yönü şöyledir: Allah Teâlâ müminlerin yolundan başkasına uymayı tehdit etmiştir. Eğer bu haram olmasaydı, onunla tehdit etmezdi. Ayrıca Resul’e karşı çıkmak gibi haram olan bir fiille, müminlerin yolundan başkasına uymayı aynı tehdit içinde birleştirmek, ancak o da haram olduğunda uygun olur. Tıpkı küfür ile mübah olan ekmek yemeği aynı tehdit içinde birleştirmenin uygun olmayacağı gibi. Dolayısıyla müminlerin yolundan başkasına uymak haramdır. Onların yolundan başkasına uymak haram olunca, onların yoluna uymak vacip olur; çünkü bu ikisinin ötesinde bir çıkış yolu, yani bir vasıta yoktur. Onların yoluna uymanın vacip olması, ümmetin icmasının delil olmasını gerektirir; zira kişinin yolu, söz, fiil veya itikat olarak seçtiği şeydir. Buna üç yönden cevap verilir:
Birincisi: Ayet her ne kadar subutu kat’i olsa da delaleti zannidir. Bu nedenle ümmetin icmasının şer’i bir delil olduğuna dair delil olmaya elverişli değildir. Çünkü bir şeyin şer’i delil olduğunun kat’i delil ile ispatlanması gerekir; zira bu usul (asıl) konularındandır ve bu hususta zanni delil yeterli değildir.
İkincisi: Ayetteki hidayet, Allah’ın birliğine ve Muhammed ﷺ’in nübüvvetine olan delil anlamına gelir, şer’i hüküm anlamına gelmez. Çünkü hidayet usuldedir ve karşılığı dalalettir. Füru’a gelince, ona uymamak fısk sayılır, dolayısıyla ona hidayet denilmez. Müminlerin uyması gereken yolu ise, kendisiyle mümin oldukları şeydir ki o da Tevhiddir. Bu, mübahlarda onlara uymayı gerektirmediği gibi, onların yolundan farklı olan her şeyi de haram kılmaz. Aksine bu, tek bir surette yani küfür ve benzeri hakkında ihtilaf olmayan usul konularında gerçekleşir. Müminlerin kendisiyle mümin oldukları yola uymanın vacip olduğuna delalet eden husus, ayetin mürted olan bir adam hakkında inmiş olmasıdır. Ayetin nüzul sebebi, ayetin indiği konuyu tayin eder; her ne kadar bu konuya dahil olan her şeyi kapsasa da... Dolayısıyla ayet irtidat konusuyla özeldir, müminlerin her yolunu kapsamaz.) İslami Şahsiyet kitabından yapılan nakil burada sona erdi.
Sorunuzun cevabını netleştirmek için; metinde geçtiği gibi (فلا يطلق عليه الهدى - ona hidayet denilmez) mi yoksa arkadaşınızın dediği gibi (فلا يطلق عليه الضلال - ona dalalet denilmez) mi olması gerektiğini anlamak için “hidayet” (el-Huda) kelimesinin anlamını açıklamak gerekir:
1- Usul ilminde hidayet; akide yani Allah’a, meleklerine, kitaplarına... vb. iman etmek demektir. Hidayetin karşılığı ise dalalettir.
2- Ayetin metni de bunu doğrulamaktadır. Allah Teâlâ, hidayet üzere olmayanı cehennem ve kötü bir akıbetle tehdit etmiştir; yani hidayet üzere olmayan kâfirdir. Dolayısıyla hidayet, şer’i hükümler değil, İslam akidesidir. Bu yüzden hidayete uymamak küfürdür yani dalalettir; ancak şer’i hükme uymamak fısktır.
3- Bunu, ayetin az önce zikrettiğimiz nüzul sebebi de pekiştirmektedir. Ayet mürted olan bir adam hakkında inmiştir ve mürted olan herkes için geçerlidir. Bu nedenle ayetteki hidayet akidedir; çünkü irtidat eden kişi hidayet üzere değildir yani kâfirdir. Dolayısıyla hidayet, İslam akidesidir.
4- Yukarıdakilerden hareketle mesele şöyledir:
a- Kim kendisine hidayet yani İslam akidesi beyan edildikten sonra Resul’e karşı çıkar ve müminlerin yolu olan tevhidi ve imanı terk ederse, o kâfirdir, dalalettedir, cehenneme girecektir ve orası ne kötü bir varış yeridir. Yani hidayet, müminlerin yoluna yani üzerinde oldukları imana uymaktır. Bu anlamdaki hidayetin karşılığı ise dalalettir.
b- Şer’i hükümlere (füru’a) uymaya gelince; bu, ayet-i kerimede geçen hidayet değildir. Aksine bu, amelin salih olmasıdır (salahu’l amel) ve karşılığı fısktır.
c- Bu demektir ki; usule yani akideye uymak hidayettir ve uymamak dalalettir... Füru’a uymak amelin salahıdır, uymamak ise fısktır.
5- Şimdi metni inceleyelim:
(Ayetteki hidayet, Allah’ın birliğine ve Muhammed ﷺ’in nübüvvetine olan delil anlamına gelir, şer’i hüküm anlamına gelmez. Çünkü hidayet usuldedir ve karşılığı dalalettir.
Füru’a gelince, ona uymamak fısk sayılır, dolayısıyla ona hidayet denilmez.) Gördüğünüz üzere metin iki cümleden oluşmaktadır:
Birincisi: Usule yani imana uymamaya (dalalet) denir... Usule yani imana uymaya ise (hidayet) denir...
İkincisi: Füru’a yani şer’i hükümlere uymamaya (fısk) denir... Füru’a yani şer’i hükümlere uymaya ise (amelin salahı) denir...
Gördüğünüz gibi metnin ilk cümlesi gayet açıktır. İkinci cümlede ise ilk kısım açıktır; füru’a uymamak fısktır. Ancak ikinci kısımda bir zamir kullanarak “ona hidayet denilmez” dedik. Bu, bağlamdan anlaşılmaktadır; buradaki zamir “uymaya” (ittiba) gider. Çünkü cümlenin ilk kısmında “uymamaktan” bahsettik, dolayısıyla ikinci kısım “uymak” hakkındadır. Yani (عليه - ona) ifadesindeki zamir (الاتباع - uymaya) döner. Şöyle ki: “Füru’a uymaya hidayet denilmez.” Bu durumda “hidayet” kelimesi burada doğrudur, arkadaşınızın dediği gibi “dalalet” değildir.
Buna göre ikinci cümlenin anlamı şöyledir: (Füru’a gelince, ona uymamak fısk sayılır ve füru’a uymaya hidayet denilmez.)
Umarım bu açıklama yeterlidir. Allah en iyi bilendir ve hüküm sahibidir.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşte
04 Safer 1442 H. 21/09/2020 M.
Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: https://www.facebook.com/HT.AtaabuAlrashtah/photos/a.1705088409737176/2744272082485465/?_rdc=1&_rdr
Emir’in (Allah onu korusun) Web sayfası cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/4068