Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Atâ b. Halîl Ebû er-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin "Fıkhî" Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Ebu Benan’a
Soru:
Selamun Aleykum,
Soru: Erkekler için dövme yaptırmak helal mi yoksa haram mı?
Çünkü Allah, dövme yapan ve yaptıran kadınlara lanet etmiştir; yani erkeklere değil, kadınlara hitaben geçmektedir.
Detaylı bir cevap rica ediyorum. Saygılarımla.
Cevap:
Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,
1- Dövme yaptırmak haramdır. Buhârî, Ebû Hureyre (ra)’dan Nebi ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
لَعَنَ اللَّهُ الوَاصِلَةَ وَالمُسْتَوْصِلَةَ، وَالوَاشِمَةَ وَالمُسْتَوْشِمَةَ
"Allah, ekleme yapan ve yaptıran (saça), dövme yapan ve yaptıran kadınlara lanet etsin." (Buhârî)
Haram olan dövme; cildin bir iğne ile delinmesi, ardından bu deliğin içine sürme, çivit veya özel boyalar doldurularak izin mavi veya yeşile dönüştürülmesidir...
"Tıbbi Fıkıh Ansiklopedisi" (Cilt bölümü) dövmeyi şöyle tanımlamıştır: (Cildin iğne ile kan çıkana kadar delinmesi, ardından üzerine sürme, çivit veya yeşil ya da mavi renk alması için özel boyalar serpilmesi yoluyla yapılan bir süslenme türüdür.) Dövme, günümüzde moda etkisiyle yeniden canlandırılan eski bir adettir ve yabancı terimle "tattoo" olarak adlandırılır.
2- Dövmenin haramlığını belirten hadisler müennes (dişil) sığasıyla gelmiş, müzekker (eril) sığasıyla gelmemiştir. Örneğin:
a- Buhârî Sahih’inde rivayet etti: İbn Ebî Şeybe bize anlattı, Yunus b. Muhammed bize anlattı, Fuleyh bize anlattı, Zeyd b. Eslem’den, o da Atâ b. Yesâr’dan, o da Ebû Hureyre (ra)’dan, Nebi ﷺ şöyle buyurdu:
لَعَنَ اللَّهُ الْوَاصِلَةَ وَالْمُسْتَوْصِلَةَ وَالْوَاشِمَةَ وَالْمُسْتَوْشِمَةَ
"Allah, ekleme yapan ve yaptıran (saça), dövme yapan ve yaptıran kadınlara lanet etsin." (Buhârî)
b- Buhârî Sahih’inde Abdullah’tan şöyle rivayet etti: "Allah; dövme yapan ve yaptıran, güzellik için kaşlarını alan ve yaptıran, dişlerinin arasını açtıran ve Allah’ın yarattığını değiştiren kadınlara lanet etmiştir." Bu haber, Benî Esed kabilesinden Ümmü Yakub denilen bir kadına ulaştı. Kadın gelip şöyle dedi: "Senin şöyle şöyle dediğin bana ulaştı." Abdullah: "Resulullah ﷺ’in lanetlediği ve Allah’ın kitabında olan kimseyi ben neden lanetlemeyeyim?" dedi. Kadın: "İki kapak arasını (Mushaf'ı) okudum ama senin söylediğini orada bulamadım!" dedi. Abdullah: "Eğer onu okuduysan mutlaka bulmuşsundur. Sen hiç şu ayeti okumadın mı?" dedi:
وَمَا آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَاسْتَهُوا
"Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının." (Haşr 7)
Kadın: "Evet, okudum." dedi. Abdullah: "İşte o (Resulullah), bunu yasaklamıştır." dedi. Kadın: "Ben senin eşinin de bunu yaptığını sanıyorum!" dedi. Abdullah: "Git de bak." dedi. Kadın gidip baktı ama aradığından hiçbir şey göremedi. Bunun üzerine Abdullah: "Eğer öyle olsaydı onunla bir arada olmazdım (onu eşim olarak tutmazdım)." dedi.
c- Buhârî’deki başka bir rivayette İbn Mes'ud (ra) şöyle demiştir: "Allah; dövme yapan ve yaptıran, kaşlarını alan ve güzellik için dişlerini seyrelten, Allah'ın yarattığını değiştiren kadınlara lanet etsin. Resulullah ﷺ’in lanetlediği ve Allah’ın kitabında olan kimseyi ben neden lanetlemeyeyim?"
d- Ebû Hureyre hadisinde (وَالوَاشِمَةَ وَالمُسْتَوْشِمَةَ) sığası, Abdullah b. Mes’ud hadisinde (الْوَاشِمَاتِ وَالْمُوتَشِمَاتِ) sığası ve diğer rivayette (الْوَاشِمَاتِ وَالْمُسْتَوْشِمَاتِ) sığası geçmektedir. Tüm bunlardan açıkça görülmektedir ki hadis-i şeriflerde kullanılan sığa, müennes (dişil) sığasıdır.
3- Arap dilinde "Teglib" (Galebe yoluyla hitap) denilen bir üslup vardır ve bu usul-ü fıkıhta bilinmektedir. Anlamı şudur:
a- Eğer hitap müzekker (eril) sığasıyla veya "adam" (raciul) kelimesiyle gelmişse, onu dışarıda tutan bir nass bulunmadığı sürece "teglib" yoluyla müennesi de kapsar:
Örneğin Allah Subhânehu’nun ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا﴾ "Ey iman edenler" ayeti, müzekker sığasında olsa bile mümin kadınları da kapsar. Çünkü kadını bu hükümden çıkaran bir nass gelmemiştir.
Örneğin Buhârî’nin Ebû Hureyre (ra)’dan rivayet ettiği şu hadis: Nebi ﷺ şöyle buyurdu: «أَيُّما رَجُلٍ أَعْتَقَ امْرَأً مُسْلِماً، اسْتَنْقَذَ اللَّهُ بِكُلِّ عُضْوٍ مِنْهُ عُضْواً مِنْهُ مِنَ النَّارِ» "Hangi adam (kişi) Müslüman bir köleyi azat ederse..." Bu hadis teglib üslubuyla kadın için de geçerlidir. Çünkü kadını bu hükümden çıkaran bir nass gelmemiştir.
Örneğin Allah Teâlâ’nın şu ayeti: ﴿وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ﴾ "Namazı kılın, zekâtı verin, Peygamber’e itaat edin ki size merhamet edilsin." Namaz, zekât ve Resulullah ﷺ’e itaat hem erkek hem de kadın üzerine farzdır. Çünkü kadını bu hükümden çıkaran bir nass yoktur.
b- Ancak bu "Teglib" üslubu, onu dışarıda tutan bir nass ile devre dışı bırakılmışsa uygulanmaz, yani kadın genel hükümden bir nass ile istisna edilmişse:
Örneğin Allah Teâlâ’nın: ﴿كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْ﴾ "Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize farz kılındı" ayetindeki hitap müzekker sığasıdır ve cihadın farz olduğunu ifade eder. Ancak burada teglib üslubu uygulanmaz; yani "Siz kadınlara da savaş farz kılındı" denilmez. Çünkü cihadın erkeklere farz olduğunu belirten başka nasslar bu hükmü kadınlardan ayırmıştır. İbn Mace, Hz. Aişe’den (ra) şöyle rivayet etmiştir: "Ey Allah'ın Resulü! Kadınlar üzerinde cihad var mıdır?" diye sordum. Buyurdu ki: «نَعَمْ، عَلَيْهِنَّ جِهَادٌ، لَا قِتَالَ فِيهِ: الْحَجُّ وَالْعُمْرَةُ» "Evet, onlara içinde savaş olmayan bir cihad vardır: Hac ve Umre." Yani savaş anlamındaki cihad kadınlara farz değildir.
Örneğin Allah Teâlâ’nın: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ﴾ "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında..." ayeti Cuma namazının farz olduğunu ve ezan okunduğunda ona gitmenin vacip olduğunu ifade eder. Burada teglib üslubu işleme konulmaz; yani Cuma farzı kadınlara uygulanmaz. Çünkü Cuma farzını erkeklere has kılan ve kadınları bu farzdan çıkaran bir nass gelmiştir. Hâkim'in Müstedrek'te rivayet ettiği üzere Nebi ﷺ şöyle buyurmuştur: «الْجُمُعَةُ حَقٌّ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ فِي جَمَاعَةٍ إِلَّا أَرْبَعَةٌ: عَبْدٌ مَمْلُوكٌ، أَوِ امْرَأَةٌ، أَوْ صَبِيٌّ، أَوْ مَرِيضٌ» "Cuma namazı; köle, kadın, çocuk ve hasta dışındaki her Müslüman üzerine cemaatle kılınması gereken vacip bir haktır." Hâkim bu hadis için "Şeyhayn’ın (Buhârî ve Müslim) şartlarına göre sahihtir" demiş, Zehebî de ona katılmıştır.
c- Ancak belirli bir hükmü beyan etmek için gelen müennes (dişil) sığalı nasslara, erkekleri de o hükme dahil eden yeni bir nass gelmedikçe erkekler dahil olmaz:
Örneğin: İbn Hibban Sahih’inde İbn Mes’ud’dan Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etti: «الْمَرْأَةُ عَوْرَةٌ» "Kadın avrettir." Sonra Allah Teâlâ’nın ﴿وَلا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلا مَا ظَهَرَ مِنْهَا﴾ "Zinetlerini açmasınlar, ancak kendiliğinden görünen kısımlar müstesna" ayetinin tefsirinde geldiği gibi yüz ve eller bundan istisna edilmiştir. Beyhakî, İbn Abbas’tan "kendiliğinden görünen" kısmın yüz ve eller olduğunu rivayet etmiştir. Bu nasslar müennes sığasındadır; kadının yüz ve elleri hariç her yeri avrettir. Erkeğin avreti ise kadın gibi değildir; aksine başka nasslarla göbek ile diz kapağı arası olarak belirlenmiştir. Dârekutnî Sünen’inde Ebû Eyyub’dan Nebi ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: «مَا فَوْقَ الرُّكْبَتَيْنِ مِنَ الْعَوْرَةِ وَمَا أَسْفَلَ مِنَ السُّرَّةِ مِنَ الْعَوْرَةِ» "Diz kapaklarının üstü ve göbeğin altı avrettir."
Örneğin: Ahmed Müsned’inde Ümmü Humeyd’den rivayet ettiğine göre o, Nebi ﷺ’e gelip: "Ey Allah’ın Resulü, seninle namaz kılmayı seviyorum" dedi. Resulullah ﷺ: "Benimle namaz kılmayı sevdiğini biliyorum... Ancak evindeki namazın, kabilenin mescidindeki namazından daha hayırlıdır. Kabilenin mescidindeki namazın ise benim mescidimdeki (Mescid-i Nebevi) namazından daha hayırlıdır" buyurdu. Bu hadis müennes sığasındadır, dolayısıyla erkekler buna dahil değildir. Bir erkeğin evindeki namazı, mescidde kıldığı namazdan daha hayırlı değildir.
Yani müennes sığalı nass kadınla sınırlı kalır ve başka bir nass gelmedikçe erkek bu hükme girmez.
4- Dövme ile ilgili nasslara baktığımızda bunların müennes sığasında olduğunu görüyoruz, dolayısıyla delalet bakımından erkekleri kapsamazlar. Hadisin ravisi İbn Mes’ud (ra) ve "Ümmü Yakub" olarak bilinen Benî Esedli kadının hadisten anladığı da budur. Yukarıda zikredilen Buhârî hadisinde geçtiği üzere: [Ümmü Yakub Abdullah b. Mes’ud’a gelip: "Ben senin eşinin de bunu yaptığını sanıyorum!" dedi. Abdullah: "Git de bak" dedi. Kadın gidip baktı ama hiçbir şey göremedi. Bunun üzerine Abdullah: "Eğer öyle olsaydı onunla bir arada olmazdım" dedi.] Görüldüğü üzere her ikisi de hadisin kadınlar hakkında olduğunu anlamışlardır.
Dövme hadisi müennes sığasındadır ve zikredilen hadislerle erkekleri kapsamaz.
5- Ancak dövme ile ilgili başka bir mesele daha vardır; o da dövmenin, yapıldığı bölgede kanın hapsolması sebebiyle necis olmasıdır. Kuveyt Fıkıh Ansiklopedisi’nde şöyle geçer: [Fakihler dövmenin necis olduğu konusunda ittifak etmişlerdir; çünkü üzerine serpilen madde ile dövme yerinde kan hapsolmuştur.] Vücuttaki bu necasetin kolayca giderilmesi mümkün değildir. Akıl baliğ bir kişinin kendi tercihiyle vücudunda bu kalıcı necaseti oluşturması, taharetle ilgili sorunlara yol açacağı için caiz değildir. Ayrıca dövme amacıyla "kan" gibi bir necasetten faydalanma söz konusudur. Necasetten faydalanmak ilaç dışında haramdır, ilaçta ise mekruhtur. Dövmedeki kullanım ve hapsolmuş kan tedavi amaçlı değildir, eğer öyle olsaydı haram değil mekruh olurdu. Ancak dövme başka amaçlar içindir. Bu nedenle, ilaç dışı bir amaçla necasetten faydalanmak olduğu için haramdır. Bu durum genel nasslarda geçtiği üzere hem erkeği hem de kadını kapsar.
Necasetten faydalanmanın haramlığına dair delillerden bazıları şunlardır:
- Buhârî, Câbir b. Abdullah (ra)’dan Resulullah ﷺ’in Mekke’nin fethi yılında şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet etmiştir:
إِنَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ حَرَّمَ بَيْعَ الْخَمْرِ وَالْمَيْتَةِ وَالْخِنْزِيرِ وَالْأَصْنَامِ فَقِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ شُحُومَ الْمَيْتَةِ فَإِنَّهَا يُطْلَى بِهَا السُّفُنُ وَيُدْهَنُ بِهَا الْجُلُودُ وَيَسْتَصْبِحُ بِهَا النَّاسُ فَقَالَ لَا هُوَ حَرَامٌ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ عِنْدَ ذَلِكَ قَاتَلَ اللَّهُ الْيَهُودَ إِنَّ اللَّهَ لَمَّا حَرَّمَ شُحُومَهَا جَمَلُوهُ ثُمَّ بَاعُوهُ فَأَكَلُوا ثَمَنَهُ
"Şüphesiz Allah ve Resulü şarabın, meytenin (leş), domuzun ve putların satışını haram kıldı. Denildi ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Meytenin iç yağlarına ne dersin? Çünkü onunla gemiler boyanıyor, deriler yağlanıyor ve insanlar onunla aydınlanıyor.' Resulullah: 'Hayır, o haramdır' buyurdu. Sonra şöyle devam etti: 'Allah Yahudileri kahretsin! Allah onlara iç yağlarını haram kıldığında onu eritip sattılar ve parasını yediler.'" (Buhârî)
Ebû Dâvud’un İbn Abbas’tan rivayet ettiği hadiste geçtiği üzere meytenin derisi istisna edilmiştir. Meymûne (ra) dedi ki: Bir azatlımıza sadaka olarak bir koyun verilmişti, o öldü. Resulullah ﷺ ona uğradı ve şöyle buyurdu: «أَلَا دَبَغْتُمْ إِهَابَهَا وَاسْتَنْفَعْتُمْ بِهِ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا مَيْتَةٌ قَالَ إِنَّمَا حُرِّمَ أَكْلُهَا» "Onun derisini tabaklayıp faydalansaydınız ya!" Onlar: "Ey Allah’ın Resulü, o ölüdür (leş)" dediler. Buyurdu ki: "Haram olan ancak onun yenilmesidir."
Aynı şekilde tedavi de bu haramlıktan istisna edilmiştir. Haram bir madde ile tedavi haram değildir: Müslim, Enes’ten rivayet etti: «رَخَّصَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ أَوْ رُخِّصَ لِلزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ فِي لُبْسِ الْحَرِيرِ لِحِكَّةٍ كَانَتْ بِهِمَا» "Resulullah ﷺ, kendilerinde bulunan bir kaşıntı sebebiyle Zübeyr b. el-Avvâm ve Abdurrahman b. Avf’ın ipek giymelerine ruhsat verdi." Erkekler için ipek giymek haramdır ancak tedavide caiz kılınmıştır. Yine Nesâî, Ebû Dâvud ve Tirmizî’nin rivayet ettiği (lafız Nesâî’nindir) hadiste: Arfaca b. Es’ad’ın burnu cahiliye dönemindeki Kulâb gününde kopmuştu. Gümüşten bir burun edindi ama burnu koku yaptı. «فَأَمَرَهُ النَّبِيُّ ﷺ أَنْ يَتَّخِذَ أَنْفاً مِنْ ذَهَبٍ» "Bunun üzerine Nebi ﷺ ona altından bir burun edinmesini emretti." Altın erkekler için haramdır ancak tedavide caiz kılınmıştır.
Necis bir madde ile tedavi de haram değildir. Buhârî’nin Enes (ra)’dan rivayet ettiğine göre: «أَنَّ نَاساً اجْتَوَوْا فِي الْمَدِينَةِ فَأَمَرَهُمْ النَّبِيُّ ﷺ أَنْ يَلْحَقُوا بِرَاعِيهِ يَعْنِي الْإِبِلَ فَيَشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا...» "Medine’de hastalanan bir gruba Nebi ﷺ, develerin bulunduğu yere gidip sütlerinden ve idrarlarından içmelerini emretti." Buradaki hastalık iklimin yaramaması sonucu oluşan bir hastalıktır. Resulullah ﷺ onlara tedavi için necis olan "idrarı" içmelerine izin vermiştir. İdrarın necis olduğu Buhârî’nin Ebû Hureyre’den rivayet ettiği şu hadisle sabittir: "Bir bedevi gelip mescidin bir kenarına işedi... Nebi ﷺ buyurdu ki: 'Onu bırakın ve idrarının üzerine bir kova su dökün. Siz zorlaştırıcı değil, kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz.'"
Necasetten faydalanmak yukarıda açıklandığı üzere haram olduğuna göre; ben de bu noktadan, yani necasetten faydalanma babından hareketle, her ne kadar önceki dövme hadisleri kapsamına girmese de erkekler için de dövme yaptırmanın haram olduğu görüşünü tercih ediyorum... Erkek dövmesi hakkında tercihim, bu yönden haram olduğudur.
6- Fakihler, necis olması sebebiyle dövmenin silinmesi/giderilmesi konusunda farklı görüşlere varmışlardır... Bu görüşlerden bazıları:
Fıkıh Ansiklopedisi (43/159): [(Şafiiler dediler ki: Teyemmümü mübah kılacak bir zarar korkusu olmadıkça dövmenin silinmesi vaciptir. Eğer zarar korkusu varsa silinmesi vacip olmaz ve tövbeden sonra günahı kalmaz. Bu, kişi akıl baliğ olduktan sonra kendi rızasıyla yapmışsa geçerlidir. Aksi takdirde silinmesi mutlak olarak gerekmez, namazı ve imamlığı sahihtir...)]
Şemsüddin Muhammed Ahmed el-Hatîb eş-Şirbînî eş-Şafiî’nin (v. 977) "Muğni’l-Muhtâc" kitabında (1/406) şöyle geçer: [Füruat: Dövme; cildin iğne ile kan çıkana kadar delinmesi, ardından iğne deliğinden oluşan kan sebebiyle mavi veya yeşil renk alması için üzerine çivit gibi maddeler serpilmesidir ve haramdır... Teyemmümü mübah kılacak bir zarar korkusu olmadıkça silinmesi vaciptir. Zarar korkusu varsa vacip olmaz, tövbeden sonra günahı yoktur. Zerkasî’nin dediği gibi bu durum kişinin rızasıyla yani buluğdan sonra yapmışsa geçerlidir. Aksi takdirde Mâverdî’nin açıkça belirttiği gibi silinmesi gerekmez, namazı ve imamlığı sahihtir...]
Bunların dışında başka görüşler de mevcuttur...
Umarım bu açıklama yeterli olmuştur. Allah en iyi bilendir ve hüküm verendir.
Kardeşiniz, Atâ b. Halîl Ebû er-Raşta
02 Cemâziyelevvel 1444 H 26/11/2022 M
Emir’in (Allah onu korusun) sayfasındaki cevap linki: Facebook