Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Gazze Savaşı Sonrası İçin Öne Sürülen Çözümler

March 23, 2024
3449

Soru-Cevap: Gazze Savaşı Sonrası İçin Öne Sürülen Çözümler

Soru: Yahudi varlığının; Amerika ve Batı’nın küstah desteğiyle Gazze halkına karşı beş aydan fazla bir süredir yürüttüğü soykırım savaşı devam ederken, kurbanların sayısı şehit ve yaralı olarak yüz bini aşmış, binaların çoğu yıkılmıştır. Bu süreçte, başta Amerika olmak üzere sömürgeci devletlerin planları doğrultusunda, Gazze savaşı sonrası için geliştirilen çözüm projeleri ve işlerin siyasi olarak nereye varacağı hakkında pek çok iddia ortaya atılmaktadır. Bu plan ve çözümlerden ne beklenmektedir? Batı Şeria’nın olduğu gibi kalması ve Gazze’nin askeri işgal altında tutulması mı bekleniyor? Yoksa Batı Şeria ve Gazze’de silahlardan arındırılmış bir devlet mi kurulacak? Ya da Batı Şeria mevcut haliyle kalırken Gazze; uluslararası ve Arap yönetimi altında mı yoksa Batı Şeria gibi bir özyönetim altında mı olacak? Doğru çözüm nedir? Teşekkürler.

Cevap: Yukarıdaki sorulara cevap vermeden önce şu hususları gözden geçirelim:

Birincisi: Mübarek Toprak Filistin Hakkında Bazı Önemli Hususlar:

1- Bilindiği üzere, İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour’un 2 Kasım 1917 tarihinde Lord Rothschild’e gönderdiği mektupta yer alan Balfour Deklarasyonu, İngiliz hükümetinin Filistin’de Yahudiler için ulusal bir yurt kurulmasına verdiği desteği içeriyordu. Bu vaat, Arap ve Türklerden bazı şahsiyetlerin ihaneti nedeniyle Osmanlı Hilafeti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisinin son günlerindeydi... Bundan yıllar önce, İngiltere destekli Siyonist derneklerin temsilcisi Herzl, 18 Mayıs 1901’de Osmanlı Halifesi’ne başvurarak, Osmanlı Hilafeti’nin o dönemde içinde bulunduğu mali krizden yararlanmaya çalışmış ve Filistin’de kendilerine toprak verilmesi karşılığında Hilafet’in açığını kapatacak büyük meblağlar teklif etmişti. Ancak Halife Abdülhamid’in Herzl’e verdiği cevap güçlü ve bilgeceydi: ("Filistin’in bir karış toprağından bile vazgeçemem, çünkü o benim şahsi mülküm değil, İslam ümmetinin mülküdür. Milletim bu topraklar uğrunda savaşmış ve onu kanıyla sulamıştır... Yahudiler milyonlarını kendilerine saklasınlar. Eğer Hilafet devleti bir gün parçalanırsa, o zaman Filistin’i bedelsiz alabilirler. Ama ben hayatta olduğum sürece bu asla olmayacaktır..."). Halife basiret sahibi ve ileri görüşlüydü; görüşünde haklı çıktı, zira Hilafet’in yıkılmasından sonra Filistin Yahudilere bedelsiz olarak verildi! Filistin’in gasp edilme, halkının sürülme ve öldürülme hikayesi böylece başladı ve Halife Abdülhamid’in (Allah ona rahmet etsin) öngördüğü şey gerçekleşti. İngiltere liderliğindeki Batı’nın, Arap ve Türk hainlerle birlikte gerçekleştirdiği Hilafetin kaldırılması (M. 1924), Filistin’de o iğrenç Yahudi varlığının oluşturulmasının fiili mukaddimesi oldu.

2- Daha sonra Amerika, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra fiilen sahneye girdi ve BM Güvenlik Konseyi’nin Kasım 1947 tarihli 181 sayılı Filistin’in Taksim Kararı’nın çıkarılmasına etkin bir şekilde katkıda bulundu... Amerika, Yahudi Siyonizmini sahiplenme konusunda İngiltere ve genel olarak Avrupa ile rekabet eder hale geldi. Biden, Beyaz Saray’da Yahudilerin Işık Bayramı'nı (Hanukkah) kutlarken yaptığı konuşmada şunları söyledi: ("Siyonist olmak için Yahudi olmaya gerek yok, ben bir Siyonist’im." Şarku’l Avsat, 12.12.2023). ABD Başkanı Biden, Aksa Tufanı operasyonunun ardından 18.10.2023 tarihinde Tel Aviv’i ziyaret ettiğinde oradaki yetkililerle bir araya gelmiş ve şunları söylemişti: ("İsrail, Yahudiler için güvenli bir yer haline gelmelidir. Eğer İsrail olmasaydı, bir tane icat etmek zorunda kalırdık." ve "ABD Kongresi’nden bu hafta İsrail için benzeri görülmemiş bir yardım paketi isteyeceğini" belirterek; "Bugün, yarın veya asla boş durup hiçbir şey yapmadan beklemeyeceğiz..." demişti. Al Jazeera, 19.10.2023). Bu durum gösteriyor ki, savaşı yürüten bizzat Amerika’dır ve Yahudi varlığı, dış destek, özellikle de sınırsız Amerikan desteği olmadan savaşı sürdüremez. Doğası gereği kendi başına ayakta durma kabiliyetine sahip değildir. Yahudi varlığı başarısızlığını kendi elleriyle çizmektedir; Zira o, Aziz ve Kaviyy olan Allah’ın buyurduğu gibi ancak "insanların ipine" tutunarak var olabilir:

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَمَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللَّهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ

"Nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ipine ve insanların ipine sığınanlar müstesna, üzerlerine zillet damgası vurulmuştur." (Âl-i İmrân [3]: 112)

Onlar Allah’ın ipini kopardılar ve geriye sadece Amerika, Avrupa ve Yahudi saldırganlığı karşısında parmağını bile kıpırdatmayan Müslüman ülkelerdeki hain yöneticilerden oluşan "insanların ipi" kaldı. Hatta bu yöneticilerin "en iyisi", şehit ve yaralıları saymakla yetinendir! Bu durum aynı zamanda şunu da göstermektedir ki, Amerika bu varlığı, İslam ümmetinin birleşmesini ve devleti olan Hilafet’i kurmasını engellemek için kullandığı temel üssü olarak görmektedir.

3- Yahudi varlığı, 15.08.2005 tarihinde Gazze’den çekildikten sonra defalarca vahşi saldırılar düzenlemiş, nihayet 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonuyla mücahitler onun tahkimatlarını yarıp yüzlerce askerini öldürerek ve bir kısmını esir alarak düşmanın burnunu yere sürtmüştür. Düşman ise Gazze’ye yönelik eşi benzeri görülmemiş barbarca bir karşılık vermiş ve bu 5 ayı aşkın süredir devam etmektedir. Binaların çoğunu yıkmış, hastaneleri hedef alıp hastaları diri diri katletmiş ve insanların sığındığı okulları yerle bir etmiştir. Şehit sayısı çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 31 bini, yaralı sayısı ise 70 bini aşmıştır. Düşman, mücahitlere baskı yapmak ve esirlerini serbest bıraktırmak için halka yardım, yiyecek, su ve temel maddelerin ulaşmasını engelleyerek aç bırakma politikası izlemiştir. Bu tam anlamıyla bir soykırım savaşıdır... Amerika ve Avrupa başta olmak üzere Batı’nın desteği ve Batılı liderlerin Yahudi varlığına bu soykırım savaşında mutlak desteklerini belirtmek için peş peşe yaptıkları ziyaretler onları cesaretlendirmiştir.

4- Ayrıca Arap ve İslam dünyasındaki rejimlerin sessizliği de onları cesaretlendirmiştir. Gazze halkına yardım için orduları harekete geçirmek yerine, bazıları mücahitlerin saldırısını kınamış ve sanki hiçbir şey olmamış gibi Yahudi varlığı ile ilişkilerini sürdürmüştür. Normalleşen devletler, ister eski ister yeni olsunlar, bu ihanetten vazgeçmemiş ve ilişkileri kesmemişlerdir. Mısır rejiminin Camp David, Ürdün rejiminin Vadi Araba anlaşması gibi anlaşmaları iptal etmemişler, yani savaş durumunun asgari gereğini bile yapmamışlardır. Dahası, bu ülkelerin birçoğuyla olan ticari ilişkiler Yahudi varlığının vahşi saldırılarından etkilenmemiştir. Türkiye Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu 11.01.2024 tarihinde şunları itiraf etmiştir: ("7 Ekim’den 31 Aralık 2023’e kadar Türkiye limanlarından İsrail’e 701 gemi gitmiştir, bu da günde yaklaşık 8 gemi demektir... Al Jazeera, 11.01.2024"). Hatta bu ülkelerden bazıları sadece saldırıyı püskürtmek için Gazze’ye yardım ilan etmemekle kalmamış, kendi askerlerini savunan bir savaş bile açmamışlardır. Nitekim Yahudi varlığı Suriye’deki İran mevzilerini hedef almış ve birçok askerini öldürmüştür ancak İran ona savaş ilan etmemiştir!

5- Amerika bir yandan Yahudi varlığını koruyup her türlü barbarlığını savunurken ve ona destek verirken, diğer yandan -sanki ahlakı varmış gibi- elinde kalan son "ahlaki konumunu" kaybetme korkusuyla iki devletli çözüm açıklamalarına odaklanmaktadır. Başkanı Biden şöyle demiştir: ("6 Ekim’deki statükoya dönüş yok. Bu, Hamas’ın İsrail’i terörize edemeyeceğinden emin olmak anlamına geliyor... Bu aynı zamanda kriz bittiğinde sonrası için bir vizyon olması gerektiği anlamına geliyor... Bizim açımızdan bu iki devletli çözüm olmalı ve tüm tarafların odaklanmış çaba sarf etmesi gerekir..." CNN, 25.10.2023). 12.12.2023 tarihinde ise şöyle demiştir: ("Dünyanın dört bir yanında Amerika’nın İsrail’e verdiği destek nedeniyle ahlaki konumunu kaybedeceğine dair gerçek endişeler var..." Al Jazeera, 12.12.2023).

Buna rağmen Amerika’nın politikasını şu sözlerle teyit etmiştir:

("İsrail’den asla vazgeçmeyeceğim, İsrail’in savunulması son derece kritiktir. Tüm silahların kesilmesine dair bir kırmızı çizgi yok, dolayısıyla onları koruyacak bir Demir Kubbe’leri olacak..." MSNBC, 09.03.2024).

Böylece Amerika, Biden’ın seçimdeki rakibi Trump’a yakınlığı nedeniyle Netanyahu ile ilişkileri gergin olsa bile Yahudi varlığını desteklemeye devam etmektedir.

6- Amerika ayrıca, Suudi rejimine Yahudi varlığını tanıttırarak ve onunla normalleştirerek Yahudi varlığını iki devletli çözümü kabul etmeye ikna etmeye çalışmaktadır. Suudi Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan el-Suud Davos Konferansı’nda şunları söylemiştir: ("Filistin krizi çözülürse Suudi Arabistan İsrail ile barış ilişkileri kurabilir... Independent, 20.01.2024"). Bundan önce Suudi veliaht prensi İbn Selman 21.09.2023’te Fox News’e verdiği mülakatta: "İsrail ile ilişkilerin normalleşmesine her geçen gün daha da yaklaşıyoruz" demişti. 26.09.2023’te Filistin yönetimi başkanı Mahmud Abbas, Ramallah’taki karargahında, Yahudi kontrol noktasından geçerek Batı Şeria’ya gelen Suudi Büyükelçi Nayif el-Sudeyri’yi kabul etti. Bu, "Filistin nezdinde olağanüstü ve tam yetkili, yerleşik olmayan büyükelçi ve Kudüs Başkonsolosu" bahanesiyle Yahudi varlığı ile normalleşmenin bir mukaddimesiydi!

İkincisi: Şimdi Sorumuzda Yer Alan, Gazze Savaşı Bittikten Sonra Amerika ve Yahudi Varlığının Planlarına Dair Beklentilere Cevap Verelim:

1- Gazze Şeridi’nin iki devletli çözüm çerçevesinde Filistin yönetimine devredilmesi. Amerika bu çözümü fiilen değil, sadece lafzen talep etmektedir. Biden, egemen bir devlet değil, silahlardan arındırılmış bir yapı istemektedir. (ABD Başkanı Joe Biden geçen Cuma günü, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile iki devletli çözüm meselesini görüştüğünü ve Netanyahu’nun bu çözüme itiraz etmediğini söyledi. Biden gazetecilere yaptığı açıklamada, iki devletli çözümün bir dizi modeli olduğunu ve BM’deki pek çok ülkenin kendi silahlı kuvvetlerine sahip olmadığını belirtti... Al Jazeera, 04.01.2024). Yani Biden, silahlı kuvvetleri olmayan modellerden birine işaret etmektedir! Buna rağmen Yahudi varlığı bu Amerikan planına bile razı değildir. (Netanyahu, Tel Aviv’in "tek taraflı bir Filistin devleti kurulmasını kesin bir dille reddettiğini" vurguladı... Anadolu Ajansı, 18.02.2024). Her halükarda, Amerikan yönetiminin önerdiği iki devletli çözüm, Amerika’dan ciddi bir emir gelmeden uygulanamaz. Biden yönetimi ise yaklaşan başkanlık seçimleri nedeniyle Netanyahu ve hükümetine baskı yapmamaktadır; çünkü seçimlerde Yahudi oylarına ve Yahudi lobisinin fonlarına ihtiyacı vardır, özellikle de rakibi Trump Yahudi varlığının güçlü bir destekçisiyken... Avrupa ve İngiltere ise Amerika’nın adımlarını takip etmektedir. Müslüman ülkelerin yöneticilerinin iki devletli çözüm talebi ise egemenliği olmayan, özyönetime benzeyen bir ihanetten başka bir şey değildir!

2- Yahudi varlığının Gazze Şeridi’ni yeniden işgal etmesi. Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Smotrich bu planın en ateşli savunucularıdır. Bu aşırı sağcı bakanlar, Yahudi sivillerin ve askerlerin Gazze içinde olması gerektiğini, Gazze üzerindeki kontrolü sürdürmenin tek yolunun bu olduğunu savunmaktadırlar. (Ben-Gvir bir konferansta, Yahudi yerleşimcilerin ve ordunun geri dönmesinin, Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği yıkıcı saldırının tekrarlanmamasını sağlamanın tek yolu olduğunu söyledi... Reuters, 29.01.2024). Ancak hem Amerika hem de genel Yahudi kamuoyu bu görüşü desteklememektedir. (ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İsrail’in savaşın ardından Gazze Şeridi’ni "işgal edemeyeceğini" teyit etti ve şunları ekledi: "Gerçek şu ki, çatışmanın sonunda bir geçiş dönemine ihtiyaç duyulabilir... Yeniden bir işgal beklemiyoruz ve İsrailli liderlerden duyduğum kadarıyla Gazze’yi yeniden işgal etme niyetleri yok..." Al Hurra, 08.11.2023). Çünkü askeri işgalin Yahudi varlığına askeri ve ekonomik maliyeti çok ağır olacaktır.

3- Hamas’ın Gazze üzerindeki kontrolünün devam etmesi. Amerika, Avrupa ve Yahudi varlığı, Hamas’ın Gazze’de iktidarda kalmasını istemiyorlar; çünkü bunun 7 Ekim saldırılarının tekrarlanmasına yol açacağına inanıyorlar. Blinken Tokyo’da gazetecilere şunları söyledi: "Hamas Gazze’yi yönetmeye devam edemez, bu sadece 7 Ekim’de olanların tekrarlanmasına zemin hazırlar..." (08.11.2023). Gallant ise şunları söyledi: "Hamas savaştan sonra Gazze Şeridi’ni kontrol edemeyecek ve Tel Aviv burayı uluslararası bir yapı tarafından yönetilmeye hazırlıyor..." (Anadolu Ajansı, 18.12.2023).

4- Şeritteki güvenliğin Yahudi ordusundan uluslararası bir güce devredilmesi. Bazı Amerikalı siyasetçiler tarafından Gazze’de Arap ülkelerinden ve diğer ülkelerden oluşan uluslararası güçlerin bulunması tartışılan konular arasındaydı ve bu medyada da yer aldı.

(Wall Street Journal’a göre; İsrail ile barış veya normalleşme anlaşması imzalayan Arap ülkelerini Gazze için bir güvenlik gücü sağlamaya veya onu denetlemeye ikna etme çabası var ancak bu, bazı ülkelerin veya kuruluşların idari sorumluluğu ve güvenlik denetimini üstlenmesini gerektirecek ve gazete bazı Arap komşuların tereddütlü olduğunu söylüyor... Al Hurra, 03.11.2023). Ardından bu konu tekrar tartışıldı ve Russia Today 04.12.2023’te konuyu şöyle yayınladı: "Washington da şeritteki güvenliğin İsrail ordusundan, belki de bazı Arap ülkelerinin oluşturacağı uluslararası bir güce devredilmesini destekliyor. Ancak İsrail, çatışma bölgesinde BM barış gücü konuşlandırılması senaryosuna razı değil ve BM’nin İsrail’in çıkarlarını koruma yeteneğine de güvenmiyor."

5- Gazze’deki sivil yönetimin Batı Şeria ile birleşmeden Filistinlilere devredilmesi, ancak Batı Şeria’da olduğu gibi güvenliğin Yahudi varlığının sorumluluğunda olması. Al Jazeera, 27.02.2024 tarihinde, Netanyahu’nun 23 Şubat 2024’te Güvenlik ve Siyasi İşler Kabinesi’ne Gazze için "Ertesi Gün" planını sunduğunu bildirdi. (Netanyahu’nun sunduğu planın güvenlik alanındaki en önemli özellikleri şunlardır: İsrail, Gazze Şeridi’nin tamamında zaman sınırı olmaksızın askeri ve güvenlik operasyon özgürlüğünü saklı tutacak ve 1948’de işgal edilen topraklarla olan sınırı boyunca Gazze içinde bir güvenlik kuşağı oluşturacaktır. Ayrıca İsrail, kamu düzenini korumak için gerekenler hariç Gazze’yi her türlü askeri kapasiteden arındıracaktır.)

6- Amerika ve Yahudilerin planlarına dair yukarıdaki ihtimaller düşünüldüğünde, uygulamayı planladıkları en güçlü ihtimal 5. maddede belirtilendir. Yani Gazze’nin Batı Şeria ile birleşmediği, ancak her iki bölgede de güvenlik ve askeri prosedürlerin benzer olduğu bir yapı: (İsrail, Gazze Şeridi’nin tamamında zaman sınırı olmaksızın askeri ve güvenlik operasyon özgürlüğünü saklı tutacaktır). Zira Yahudiler aynı planı Batı Şeria’da zaten uygulamaktadırlar. Haberlerde Netanyahu’nun bu planı Amerikalı yetkililere sunduğu ve onların onayını aldığı belirtilmektedir. (Netanyahu’nun hazırladığı planın Amerika’nın Ortadoğu’daki kalıcı çözüm planıyla eşzamanlı olmasına özen gösterdiği ve Washington ile yakın bağları olan stratejik işler bakanı Ron Dermer aracılığıyla Amerika’ya danışıldığı iddia edildi... NTV, 31.01.2024). Yani Amerika, Netanyahu’nun planından önceden haberdardır.

Biden’ın iki devletli çözüm hakkında tekrarladığı şeylere gelince; bunlar pek farklı değildir. Nitekim 1. maddedeki açıklamasında şöyle demiştir: ("İki devletli çözümün bir dizi modeli olduğunu ve BM’deki pek çok ülkenin kendi silahlı kuvvetlerine sahip olmadığını belirtti..." Al Jazeera, 04.01.2024). Yani silahsızlanmaya işaret etmektedir. Ayrıca 2. maddedeki açıklamasında belirttiği gibi, iki devletli çözümden önce geçici bir aşamanın olmasında onun için bir sakınca yoktur: ("Gerçek şu ki, çatışmanın sonunda bir geçiş dönemine ihtiyaç duyulabilir..." Al Hurra, 08.11.2023).

Üçüncüsü: Yapılması Gereken Doğru Şer’i Çözüm:

1- Yukarıdakiler incelendiğinde, Amerika ve Yahudi devletinin planlarının; Batı Şeria ve Gazze’yi silahlardan arındırmak ve güvenlik egemenliğini Yahudilere vermek olduğu görülmektedir. Bu ister Amerika’nın istediği gibi aşamalı da olsa "tek devlet" adı altında birleşme yoluyla olsun (yani geçiş döneminde Gazze Batı Şeria’dan ayrı kalsın, sonra askeri güç olmaksızın birleşsin), ister Yahudi devletinin istediği gibi Gazze’nin en baştan en sona kadar Batı Şeria’dan ayrı kalması yoluyla olsun, her ikisinde de fiili egemenlik Yahudi varlığınındır. Amerika ve Yahudilerin planladığı şeyin "öldürücü zehir" olduğu ve Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere ihanet olduğu açıktır. Yahudi varlığı ve Amerika’nın düşman olarak bunu planlaması garip değildir; asıl garip olan, Müslüman ülkelerdeki yöneticilerin, özellikle de Filistin’e komşu olanların ordularını Gazze halkına, Aksa’ya ve çevresine yardım etmek, Yahudi varlığını kökünden söküp atmak ve ardından tüm Filistin’i halkına iade etmek için harekete geçirmemeleridir. Müslümanların topraklarını işgal eden ve halkını oradan çıkaranlara karşı Müslüman orduların savaşması ve onları, halkını çıkardıkları gibi oradan çıkarmaları gerekmez mi?

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ

"Onları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın." (Bakara [2]: 191)

Yöneticiler bunu nasıl anlamazlar?! Ancak bahtsızlıkları onlara galip gelmiş; sömürgeci kâfirlerin, özellikle de Amerika’nın emrine amadedirler ve eğreti koltuklarını korumak uğruna onun hiçbir talebini reddetmezler.

قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ

"Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!" (Tevbe [9]: 30)

2- Bu savaş iki önemli hususu ortaya çıkarmıştır: Birincisi, Allah’ın Kitabında buyurduğu gibi Yahudilerin zayıflığı ve zilletidir:

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَمَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللَّهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ

"Nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ipine ve insanların ipine sığınanlar müstesna, üzerlerine zillet damgası vurulmuştur." (Âl-i İmrân [3]: 112)

Peygamberlerinden sonra Allah’ın ipini kopardılar ve geriye sadece Amerika ve tebaasından oluşan "insanların ipi" kaldı. Bu durumda olan bir kavim savaşacak veya zafer kazanacak ehliyete sahip değildir... İkincisi, Müslüman ülkelerdeki yöneticilerin ihanetidir. Onlar olan biteni sadece izlemektedirler; en iyileri şehitleri ve yaralıları saymaktadır!

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ

"Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler." (Bakara [2]: 18)

Bu iki husus, Müslüman ordularındaki ihlaslı güç sahiplerini, işgalci Yahudilerle savaşmak olan Allah’ın farzını yerine getirmek için genel seferberlik ilan etmeye sevk etmelidir:

وَلَا تَهِنُوا فِي ابْتِغَاءِ الْقَوْمِ إِنْ تَكُونُوا تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ وَتَرْجُونَ مِنَ اللهِ مَا لَا يَرْجُونَ

"O düşman topluluğunu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ummadıklarını umuyorsunuz." (Nisâ [4]: 104)

Böylece onların varlığını ortadan kaldırırsınız; zira onlar Allah katında bir savaşta zafer kazanamayacak kadar aşağılıktırlar. Böylece Allah’ın vaadi gerçekleşir:

فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيراً

"Nihayet bu iki vaadden ikincisinin vakti gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid’e girsinler ve ele geçirdiklerini yerle bir etsinler diye (üzerinize düşmanlarınızı göndereceğiz)." (İsrâ [17]: 7)

Haydi Gazze’deki kardeşlerinize yardıma! Eğer Müslüman ülkelerdeki mevcut ceberut rejimler önünüzde durursa, onları her yönden kuşatın... Onların yerine Allah’ın hükmünü, Rasulullah ﷺ’in şu müjdesini gerçekleştirmek üzere Nübüvvet metodu üzere Hilafet’i kurun:

ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، ثُمَّ سَكَتَ

"Sonra ceberut saltanat olacaktır. O da Allah dilediği sürece devam edecektir. Sonra Allah dilediğinde onu ortadan kaldıracaktır. Sonra (yeniden) Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra sustu." (Müsned-i Ahmed)

İşte o zaman Halife, yardımcıları ve en üst rütbeden en alt rütbeye kadar İslam askerleri zaferden zafere koşacaklar; onlar tekbir getirecek, ümmet de onlarla birlikte tekbir getirecek. Rableriyle güçlü, dinleriyle aziz olacaklar ve hiçbir düşman İslam topraklarında bir varlığa sahip olmaya cesaret edemeyecektir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

"O gün müminler, Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. O dilediğine yardım eder. O mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir." (Rûm [30]: 4-5)

12 Ramazan 1445 H. 22.03.2024 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın