Medyada yer alan haberlere göre Türk hükümeti, Kürdistan bölgesi de dahil olmak üzere Irak'ı işgal altında tutan Amerika Birleşik Devletleri'nden Kuzey Irak'a (Irak Kürdistanı) askeri harekât düzenlemek için onay almıştır. Bu durum hem Türk hem de Amerikan resmi kaynakları tarafından teyit edilmiştir. Irak'ın ve dolayısıyla Kürdistan'ın güvenliği işgalci ABD'nin sorumluluğunda olmasına rağmen, ABD Türkiye'nin buraya askeri bir operasyon düzenlemesine izin vermiştir!
Peki bu durum, Amerika'nın Türkiye'deki çıkarlarının Irak Kürdistanı'ndan daha önemli olması sebebiyle Kürdistan'ı (sattığı) anlamına mı geliyor?
Cevap:
Irak'ın ABD işgali altında olduğu ve Irak'a yönelik dışarıdan yapılacak herhangi bir saldırının bazı yönleriyle ABD'ye yapılmış bir (saldırı) sayılacağı doğrudur. Normal şartlarda bu durum, ABD'nin işgal altında tuttuğu sürece hiçbir devletin Irak'a savaş açmasına izin vermemesini gerektirir.
Aynı şekilde Türkiye'nin ABD için önemli olduğu da doğrudur; ancak Irak ve (Kürdistanı) da önem derecesi farklı olsa da ABD için önemlidir. Ancak doğru olmayan şey, "Amerika'nın Türkiye'deki çıkarları için Irak Kürdistanı'nı sattığı" iddiasıdır. Çünkü Amerika'nın çıkarları, Türkiye'de AK Parti hükümeti tarafından güvence altına alınmıştır; aynı şekilde Irak ve Kürdistan'daki çıkarları da güvence altındadır, zira Irak hükümeti bir Amerikan imalatıdır...
ABD'nin Türk hükümetine Kuzey Irak'a yönelik askeri harekât izni vermesi, birini diğeri pahasına satmak değil, her iki ülkedeki (Türkiye ve Irak) bu çıkarların pekiştirilmesidir.
Peki bu nasıl oluyor? Şöyle ki:
1- Amerika, Abdullah Öcalan'dan vazgeçip onu Suriye'yi korumak adına Türkiye ile yürüttüğü meşhur pazarlık sonucu Türk yetkililerine teslim ettiğinden beri ve ardından Amerika yanlısı AK Parti'nin Türkiye'de iktidara gelmesiyle birlikte; Amerika'nın ve dolayısıyla AK Parti hükümetinin stratejisi, Kürt meselesini siyasi bir mesele olarak ele almak oldu... Bu doğrultuda Türk hükümet yetkililerinin Kürt bölgelerine ziyaretleri, görüşmeleri ve ardından medyada Kürtçe yayınlar gibi kültürel açılımlar başladı.
2- İngiliz yanlısı üst düzey ordu komutanları ise, Erdoğan hükümetinin ağırlığının artması ve dolayısıyla ordudaki laik İngiliz nüfuzu aleyhine Amerika'nın Türkiye'deki etkisinin güçlendiğini fark ettikçe, Kürt meselesini AK Parti hükümetinin önünde sorun çıkarmak için kullandıkları bir güvenlik meselesi olarak görmeye devam ettiler.
3- AK Parti hükümetinden ve Türkiye'deki Amerikan nüfuzu artmadan önce, ordudaki İngiliz yanlısı Kemalistler, Türkiye'deki Kemalist-İngiliz çizgisinden saptığını gördükleri her hükümete darbe yaparlardı... Ordunun geçen yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştirdiği mükerrer darbeler herkesçe malumdur.
4- AK Parti hükümeti açıkça Amerika yanlısı olmasına ve Milli Güvenlik Kurulu, yargı (Anayasa Mahkemesi), Cumhurbaşkanlığı seçimi ve benzeri yasal düzenlemelerle ordudaki İngiliz yanlısı Kemalistlerin nüfuzunu "kırpmaya" çalışmasına rağmen; ordu, Amerika'nın Türkiye'de üzerinde durduğu sivil (demokratik) yönetim atmosferi, AK Parti hükümetinin bu konudaki sert çıkışları ve hükümetin AB'ye katılım sürecine yönelmesi nedeniyle bir darbe gerçekleştiremedi. Tüm bunlar, ordu tarafından yapılacak bir darbe ihtimalini -tamamen ortadan kaldırmasa bile- en azından yakın gelecek için uzaklaştırdı.
5- Bu nedenle ordu, Kürt meselesini, özellikle de Kuzey Irak'ta üsleri bulunan PKK kanadını güvenlik ve askeri açıdan kullanma yoluna gitti. PKK'nın bu kanadı, Türkiye'deki Kürt meselesinin çözümünde diğer kanadın aksine sadece siyasi çalışmayı değil, askeri eylemi benimsemektedir. Kuzey Irak'taki PKK kanadının İngiliz arka planına sahip Barzani ile ilişkisi vardır; dolayısıyla amaçları farklı olsa da meselenin askeri-güvenlik boyutuyla kaşınması noktasında Türkiye'deki İngiliz yanlısı laik ordu kanadıyla örtüşmektedir. Buna karşın Talabani ve partisi Amerika yanlısıdır. Bu sebeple PKK kanadı Talabani'nin bölgelerinde değil, Barzani'nin bölgelerine komşu olan kuzey bölgelerinde bulunmaktadır.
Ordu bununla, AK Parti hükümetini Irak'ı işgal eden ABD karşısında zor durumda bırakmayı amaçlıyordu. Ordunun Irak'ta (Kürdistan) PKK'ya karşı askeri eyleme girişmesi, Amerika'nın AK Parti hükümeti ile olan ilişkisini etkileyecek; askeri müdahale genişledikçe Amerikan-Türk ilişkileri sarsılacak, yani AK Parti hükümeti zayıflayacak ve çıkmaza girecektir.
6- Bu sebeple ordudaki laik İngiliz yanlıları buna zemin hazırladılar. Uygun koruma olmaksızın yaya devriyeler veya hafif araçlar gönderdiler (geçen yılın sonunda olduğu gibi) ve bunları Irak'taki PKK mevzilerine yakın sınır bölgelerine sevk ettiler... Bu durum birçok Türk askerinin öldürülmesine ve esir alınmasına yol açtı. Ardından ordunun medya organları yaşananları (büyütmeye) başladı... Bunun ordu için bir hakaret olduğunu, PKK kamplarını vurmak için Kuzey Irak'ta geniş çaplı bir askeri harekâtın zorunlu olduğunu söylediler. AK Parti hükümetini askerlerin kanına ve esaretine değer vermemekle suçlayan imalarda bulundular. Bu durum, Irak'taki PKK mevzilerine saldırı düzenlenmesi yönünde bir kamuoyu oluşturdu ve hükümetin pasifliği kınandı.
7- Hükümet konuyu başlangıçta sürüncemede bıraktı... Ancak öldürülen ve esir alınan askerlerle ilgili tepkiler artınca ve çeşitli bölgelerde yaşanan (ister kurgu ister gerçek olsun) olaylar PKK'ya atfedilince, hükümet harekete geçmek zorunda kaldı. Meclis'e bir tezkere sundu ve Meclis bunu onayladı. Tezkere, hükümetin uygun gördüğü zamanda askeri harekât yapılmasına izin veriyordu.
Bu, kesin bir çözüm olmasa da bir "gaz alma" hamlesiydi; çünkü belirli bir zaman sınırı koymamış, kararı hükümetin uygun göreceği zamana bırakmıştı.
8- Ordudaki laik İngiliz yanlıları, Amerikalıların işgali altındaki Irak Kürdistanı'na geniş çaplı bir harekât düzenlenmesinin, eğer hükümet ordunun Irak'a girmesine onay verirse Amerika ile sıcak bir kriz yaratacağını öngörüyorlardı. Eğer hükümet Amerika ile çatışmamak için ordunun girişine izin vermezse, bu kez askerlerin kanının öcünü almadığı gerekçesiyle Türk kamuoyu önünde hükümetin zor durumda kalacağını düşünüyorlardı. Her iki durumda da kendilerini İngiliz Kemalizminin koruyucusu olarak gören İngiliz yanlısı ordu komutanları, AK Parti hükümeti için ciddi bir kriz çıkacağını hesaplıyorlardı.
9- Ancak Erdoğan'ın son Amerika ziyareti ve ardından Ankara'da ve Bağdat'taki Amerikan kuvvetleri karargahında yapılan siyasi görüşmeler sonucunda bir anlaşmaya varıldı. Amerika, Türk hükümetine zaman ve mekan açısından sınırlı bir askeri harekât izni verdi. Böylece hükümet "haksızlığa" boyun eğmediğini ve askerinin kanının boşa gitmesine izin vermediğini gösterecek; aynı zamanda İngiliz yanlısı ordu komutanlarının planını tamamen "boşa çıkaracaktı."
10- Böylece harekât; Amerika, Talabani ve Maliki'nin desteğiyle başladı. Sadece Kuzey Irak'taki Barzani yönetimi bundan şikayetçi oldu ve Avrupa ise utangaç bir tavırla harekâtı kınadı.
11- Beklenen şudur:
Ordu tarafı: Ordu, Barzani yönetimindeki Kürdistan güçleriyle çatışmak için alanı genişletmeye çalışacak, böylece işleri karıştıracak, Türk hükümetinin Amerika ile olan krizini kızıştıracak ve Avrupa'nın müdahalesini tetikleyecektir... Bu da AK Parti hükümeti için şiddetli bir sarsıntı doğuracaktır.
Diğer taraf: Amerika, AK Parti hükümeti ve Irak'taki yardımcı taraflarla birlikte operasyonun zaman ve mekan bakımından sınırlı kalması için çalışacaktır. Ardından operasyonun hedeflerine ulaştığı ilan edilerek geri çekilme sağlanacak ve böylece AK Parti hükümeti hanesine puan toplayacaktır.
12- Harekâtın sınırlı kalmasını ve genişlememesini sağlayan etkenlerin daha güçlü olduğu kanaati baskındır. Bu etkenler: Amerika, AK Parti hükümeti, Irak'taki bazı yardımcı taraflar ve dördüncü önemli bir etken olarak zorlu hava ve arazi şartlarıdır (kar ve benzeri ulaşımı engelleyen şartlar ile Türk ordusunu kayıplara açık hale getiren dağlık arazi yapısı).
Bu etkenlerin, harekâtı sınırlı bir yer ve zamanla kısıtlamada daha etkili olduğu açıktır.
AK Parti hükümeti iki durum hariç bu harekâttan karlı çıkabilir:
Birincisi, işlerin kontrolden çıkıp çatışmaların zaman ve mekan olarak yayılması.
İkincisi, dikkat çekici sayıda Türk askerinin öldürülmesi.
Bu iki durumda AK Parti hükümetini zora sokacak bir kriz yaşanır.
Bu nedenle "baskın kanaat" ifadesini kullandık; çünkü bu iki durumun gerçekleşme ihtimali düşük olsa da hala bir ihtimal olarak masadadır.
Özetle Amerika, Türkiye'ye Irak Kürdistanı'ndaki PKK'ya karşı askeri harekât izni verdiğinde ne Kürdistan'dan ne de Türkiye'den vazgeçmiştir. Aksine bu izni, hem Türkiye'deki çıkarlarını hem de Irak ve Irak Kürdistanı'ndaki çıkarlarını korumak için vermiştir.
19 Safer 1429 H. 25/02/2008 M.