Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Evlilik Hayatı

October 24, 2010
56

Soru:

Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın kitabında ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetinde güvenli ve huzurlu bir evlilik hayatı hakkında okuyoruz... Ancak bugün yaşadığımız ülkelerde (......), hatta dava taşıyıcıları arasında bile büyük anlaşmazlıklara şahit oluyoruz. Yaşanacak yerin seçimi, kocanın anne ve babasına karşı davranışlar, kadının kendi anne ve babasıyla ilişkisi veya kocasının akrabalarını ziyareti gibi konularda ihtilaflar yaşanıyor... "Kayın ölümdür" deniliyor... Eşler arasındaki tartışmalar; "bu benim hakkım", "bu senin hakkın", "bu senin görevin", "bu benim görevim" şeklinde sürüp gidiyor... Her biri şer’i hükümlere göre haklı olduğunu düşünerek fikrine sıkı sıkıya sarılıyor ve geri adım atmıyor...

Özellikle dava taşıyıcısı olan eşlere yönelik bir sözünüz var mı? Ayrıca şu ayet-i kerimenin manası nedir?

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى

"Ailene namazı emret ve kendin de ona sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz, seni biz rızıklandırıyoruz. Güzel akıbet takva sahiplerinindir." (Taha [20]: 132)

Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.

Cevap:

Bu sorulara şaşırdım, hatta rahatsız oldum. Allah'ın izniyle bu tertemiz ve takva sahibi davanın taşıyıcıları, nasıl olur da özel hayatlarında başarısız olurlar? Aralarında sevgi ve vefa hâkim olması gerekirken, nasıl olur da kin ve nefret galip gelir?

Evlilik hayatı 1+1=2 gibi kuru rakamlardan ibaret değildir! O; sevgi, merhamet, sükûnet ve huzurdur. Evlilik hayatlarını Subhânehu’nun buyurduğu gibi sevgi ve merhamet üzerine nasıl inşa edeceklerini bilmeyen şu kimseler:

وَمِنْ آَيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُSكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

"Kendileri ile huzur bulasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ibretler vardır." (Rum [30]: 21)

Bu kimselerin ders üstüne derse, öğüt üstüne öğüde ihtiyacı vardır; hatta bazen bunun da ötesinde bir cezaya ihtiyaç duyabilirler! Her halükarda, cevaplar şöyledir:

1- Evlilik ilişkilerine dair tüm soruların cevabı şudur:

Kocalar için Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu hadisi vardır: Aişe (r.anha)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِأَهْلِهِ وَأَنَا خَيْرُكُمْ لِأَهْلِي

"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de ailesine karşı en hayırlı olanınızım." (Tirmizi ve İbn Mace)

Kadınlar için ise: Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

لَوْ كُنْتُ آمِرًا أَحَدًا أَنْ يَسْجُدَ لِأَهَدٍ لَأَمَرْتُ الْمَرْأَةَ أَنْ تَسْجُدَ لِزَوْجِهَا

"Eğer birinin başka birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim." (Tirmizi; İbn Mace’de de benzeri Aişe r.anha’dan rivayet edilmiştir).

Tekrar ediyorum; eşler, evlilik ilişkisinin 1+1=2 gibi donuk bir matematiksel denklem olmadığını, aksine Subhânehu’nun buyurduğu gibi huzur, sükûnet, sevgi ve vefa olduğunu kavramalıdırlar:

لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً

"Onunla huzur bulasınız diye... ve aranıza sevgi ve merhamet koydu." (Rum [30]: 21)

Kadın, kendi rahatından ödün vermesi gerekse bile kocasına itaat etmeli ve onun kalbine neşe vermelidir. Akıllı bir kadın kocasına "Sana itaat etmek zorundayım ama anne ve babanla hiçbir bağım yok" demez. Çünkü akıllı kadın bilir ki, kocanın anne ve babasına iyilik yapması, kendisinden kalbini hoşnut etmesi istenen kocası için bir sevinç kaynağıdır... Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

مَا اسْتَفَادَ الْمُؤْمِنُ بَعْدَ تَقْوَى اللَّهِ خَيْرًا لَهُ مِنْ زَوْجَةٍ صَالِحَةٍ إِنْ أَمَرَهَا أَطَاعَتْهُ وَإِنْ نَظَرَ إِلَيْهَا سَرَّتْهُ وَإِنْ أَقْسَمَ عَلَيْهَا أَبَرَّتْهُ وَإِنْ غَابَ عَنْهَا نَصَحَتْهُ فِي نَفْسِهَا وَمَالِهِ

"Mümin bir kimse Allah korkusundan (takvadan) sonra, saliha bir eşten daha hayırlı bir şeye sahip olmamıştır. Kocası ona bir şey emretse itaat eder, yüzüne baksa sevinç duyar, bir konuda yemin etse yeminini yerine getirir, kocasının bulunmadığı zamanda ise kendisini ve kocasının malını korur." (İbn Mace, Ebu Umame r.a’dan; Ebu Davud, İbn Abbas r.a’dan benzerini rivayet etmiştir).

Koca da karısına iyi davranmalı ve onunla güzel geçinmelidir:

وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا

"Onlarla güzelce geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, bilin ki sizin hoşlanmadığınız bir şeye Allah çokça hayır koymuş olabilir." (Nisa [4]: 19)

Koca, karısına güzel geçim konusundaki hakkını vermeli, aynı zamanda anne ve babasına karşı farz olan haklarını da yerine getirmelidir. Bunu yaparken ne eşiyle güzel geçinmeyi ihmal etmeli ne de ebeveynine olan farz görevlerini aksatmalıdır. Nitekim Subhânehu şöyle buyurmuştur:

وَقَضَى رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا

"Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne-babanıza iyi davranmanızı emretti." (İsra [17]: 23)

وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوالِدَيْهِ حُسْنًا

"Biz insana, anne-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik." (Ankebut [29]: 8)

Abdullah bin Mesud (r.a) şöyle dedi: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: 'Hangi amel daha faziletlidir?' diye sordum. Buyurdu ki: 'Vaktinde kılınan namaz.' 'Sonra hangisi?' dedim. 'Anne-babaya iyilik etmek' buyurdu. 'Sonra hangisi?' dedim. 'Allah yolunda cihat etmek' buyurdu." (Buhari)

Akıllı bir adam karısını anne-babasını ve akrabalarını görmekten menetmez. Aksine onun ailesine ikramda bulunur ve onlarla ilişkisini iyilikle sürdürür. Çünkü bu durum, hısımlık bağlarını güçlendirir ve eşler arasındaki güzel geçimin devamını sağlar. Allah Subhânehu, ayetlerini sayarken nesep (kan bağı) ile sıhriyet (evlilik bağı) arasını birleştirmiş ve insanların bunlar üzerinde düşünmesini istemiştir:

أَلَمْ تَرَ إِلَى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًا...

"Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi onu hareketsiz kılardı. Sonra biz güneşi ona delil kıldık..." (Furkan [25]: 45) ...şöyle buyurana kadar:

وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَحْجُورًا * وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا

"İki denizi birbirine salıveren O'dur. Bu tatlı ve susuzluğu giderici, şu ise tuzlu ve acıdır. Aralarına bir engel ve aşılmaz bir sınır koymuştur. Sudan bir insan yaratıp onu soy-sop ve hısım yapan da O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter." (Furkan [25]: 53-54)

Nesep ve sıhriyetin Allah'ın ayetleri bağlamında birlikte zikredilmesi, her ikisinin de bir itibarı ve saygınlığı olduğunu, her ikisinin de Yaratıcının azameti ve kudreti üzerinde bir tefekkür ve düşünce konusu olduğunu gösterir.

Bu genel açıklama, akıl sahibi her eş için yeterlidir:

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

"Şüphesiz bunda, kalbi olan yahut şahitlik ederek kulak veren kimse için bir öğüt vardır." (Kaf [50]: 37)

Genel açıklamanın yetmediği kişiye, daha fazla detay veya açıklama fayda sağlamaz.

2- Evlilik ilişkisinin özünden olmasa da onunla bağlantılı olan diğer sorulara gelince:

a- Kayın konusunun Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Buhari ve Müslim tarafından rivayet edilen hadisindeki gibi "ölüm" olması meselesi: Ukbe bin Amir’den rivayet edildiğine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kadınların yanına girmekten sakının." Ensar'dan bir adam dedi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Kayın (kocanın akrabası) hakkında ne dersin?" Buyurdu ki: "Kayın ölümdür."

Bu durum, kadının yanında kocası veya bir mahremi bulunmadığı zamandır... Yani kayın ile baş başa kalması (halvet) durumudur. Kayın, kocanın kadına mahrem olmayan akrabalarıdır; yani kocanın kardeşi, amcaoğlu vb... Kocanın babasına gelince, o her ne kadar lügatte kayın (hama) kelimesine dahil olsa da, gelinin mahremi olduğu için bu hadis kapsamına girmez. Kayınların kadınların yanına halvet (baş başa) şeklinde girmesi, haramlığın şiddetini vurgulamak için hadiste "ölüm" olarak nitelenmiştir.

Kocanın veya kadının bir mahreminin bulunması durumunda ise sıla-i rahim ve yemekte bir araya gelmek gibi şeriatın izin verdiği şeylerde bir sakınca yoktur. Yasak olan şey halvettir. İbn Hacer, Fethu’l Bari'de geçen hadisi açıklarken şöyle der: "...Sözü (Kayın hakkında ne dersin?), İbn Vehb Müslim’deki rivayetinde şunu eklemiştir: 'Leys’in şöyle dediğini duydum: Kayın; kocanın kardeşi ve kocanın akrabalarından amcaoğlu ve benzerleridir.' Tirmizi de hadisi naklettikten sonra şöyle der: 'Tirmizi dedi ki: Bunun kocanın kardeşi olduğu söylenir... Hadisin manası, rivayet edilen şu hadis gibidir: Hiçbir erkek yabancı bir kadınla baş başa kalmasın, zira üçüncüsü şeytandır.'"

Buna benzer olarak Ahmed ve Tirmizi’nin Cabir’den rivayet ettiği "kocası yanında olmayan kadınlar" hakkındaki hadis şöyledir: "Kocası yanında olmayan kadınların yanına girmeyin. Zira şeytan sizin her birinizin damarlarında kanın aktığı gibi akar." "Mugiba", kocası yanında olmayan kadındır.

Dolayısıyla kayın konusu ve yanına girme yasağı, kadının yanında kocası veya mahremi olmadığı bir halvet durumu olduğundadır. Aynı şekilde kocası evde olmayan kadının yanına girmek de böyledir; asıl mesele halvettir. Kocanın veya mahremin bulunması durumunda ise kadının kocasının akrabalarını ziyareti caizdir. Erkek ile eşinin ailesi, kadın ile eşinin ailesi arasındaki bağların güçlendirilmesi şer’i hükümlere uygun olduğu sürece caizdir.

b- Kadının ikameti kocasına bağlıdır. Kocası nerede yaşıyorsa, kocasının gücü ve imkânı nispetinde kendisine onurlu bir hayat sağladığı sürece kadın onunla birlikte oturmalıdır. Kadının, evin yerini kocasına dayatma hakkı yoktur; aksine yaşanacak yeri belirlemek için güzellikle onunla anlaşmaya çalışabilir. Ancak son söz kocanındır ve kadın kocası nerede yaşıyorsa orada oturmalıdır:

أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ

"Onları, imkânlarınız ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun." (Talak [65]: 6)

Ayet, iddet bekleyen boşanmış kadınlar hakkındadır ve boşandığı kocasının onu oturttuğu yerde oturma hakkını açıklar. Evli kadınlar için bu hak hayli hayli geçerlidir. "Nerede oturuyorsanız" ifadesindeki "haysu" (حيث) yer zarfıdır. "Vucdiküm" (من وجدكم) ise gücünüz ve imkânınız demektir. İkamet yeri uygun, güvenli ve şer’i bir aykırılık içermiyorsa, kocanın gücü dahilindeyse; kadının istediği yerde oturtulmadığı için boşanma talep etmesi şeriata aykırıdır.

c- Kocanın, karısını anne-babasını ziyaret etmekten (sıla-i rahimden) menetmesi haramdır. Çünkü anne-babayla bağı sürdürmek hem erkeğe hem de kadına farzdır. Hitap geneldir. Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Akrabalık bağlarını koparan cennete giremez." (Müslim, Cubeyr bin Mut'im yoluyla). "Katı’u rahim" (akrabalık bağını koparan) ifadesi nefy (olumsuzluk) bağlamında nekra gelmiştir, dolayısıyla genel bir lafızdır; hem erkeği hem kadını kapsar. Buna göre, erkeğin anne-babasıyla bağını sürdürmesi nasıl farzsa, kadının da anne-babasıyla bağını sürdürmesi öyle farzdır. Bu yüzden koca, karısını anne-babasından menederse günahkâr olur. Eğer böyle bir durum tespit edilirse, koca hakkında idari ceza uygulanır.

Koca, kadının kocasına ve evine olan ilgisiyle çelişmeyecek şekilde, karısı ile anne-babası arasındaki bağı kolaylaştırmalıdır. Bu, akıllı, takvalı ve temiz kalpli kocalar için kolay bir iştir... Akrabalık bağlarını bir sorun haline getiren kocalar ise, Allah Subhânehu’ya ihlaslı ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sadık olan bu dava neslinden değildirler...

d- Ayet-i kerimeye gelince:

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى

"Ailene namazı emret ve kendin de ona sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz, seni biz rızıklandırıyoruz. Güzel akıbet takva sahiplerinindir." (Taha [20]: 132)

Yani sen ailenle birlikte Allah'a ibadete ve namaza yönel; rızık ve geçim derdine düşme, seni rızıklandıracak olan biziz. Senden ne kendini ne de aileni rızıklandırmanı istiyoruz. Sen Allah'a itaate odaklan ve ailene bunu emret; bil ki güzel akıbet takva ehli içindir. Malik, Muvatta'da Zeyd bin Eslem'den, o da babasından rivayet ettiğine göre: Ömer bin el-Hattab geceleyin Allah'ın dilediği kadar namaz kılar, gecenin sonu gelince ailesini namaza uyandırır ve onlara "Namaz, namaz!" diyerek bu ayeti okurdu:

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى

Allah Subhânehu ayette وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا buyurmuştur. Bu ifade, "vasbir aleyha" (واصبر عليها) ifadesinden daha güçlü bir anlama sahiptir. Çünkü kelime yapısındaki artış (واصطبر), anlamda da artış demektir. Bu da bu konuda ciddiyet, gayret ve kişinin ailesini ve kendisini ateşten ve ateşe yaklaştıran amellerden uzaklaştırarak ıslah etmesi yolunda karşılaşacağı zorluklara karşı şiddetli bir sabır göstermesi demektir. Allah salihlerin yardımcısıdır.

Bu vesileyle şu ayet-i kerimeyi de hatırlamak yerinde olacaktır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُون

"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan sert ve güçlü melekler vardır." (Tahrim [66]: 6)

"Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun" yani Allah Subhânehu’ya itaat ederek, marufu emredip münkerden nehyederek, dininizin hükümlerini öğrenip ailenize öğreterek, onları şer’i hükümlere göre güzelce terbiye edip eğiterek; kendinizi ve ailenizi (eşlerinizi ve çocuklarınızı) ateşten uzaklaştırın. Onlara namazı, orucu, zekâtı, haccı ve diğer tüm hükümleri emredin...

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın