Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Zorlayıcı İkrah ve Kalp Bağışının Haramlığı

December 26, 2020
3858

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Atâ bin Halil Ebû er-Raşta’nın

Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi

Fıkhi Soru Cevap

Soru:

Selamun Aleykum Şeyhimiz, Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Şeriatın amaçlarından (makasıdu’ş-şerî’ah) biri nefsin korunmasıdır; ancak bu amaçlar hükümlerin tamamının veya tek bir hükmün illeti (gerekçesi) anlamına gelmez. Şeriatta "Zaruretler mahzurları (haramları) mübah kılar" kaidesi vardır ve doğrusu bu kaide, helak edici kıtlıklar yaşandığında insanların hayatta kalabilmesi için yeme ve içme konusuyla özeldir.

Zarurî (zorlayıcı) ikrah; malın bir kısmının alınması, canın tehlikeye girmesi, vücuttan bir parçanın koparılması veya bu yönde tehdit edilmesi, livata veya mahremlerle zina gibi durumlarda küfür kelimesini telaffuz etmeyi mübah kılar.

Bu anlayış çerçevesinde sorum şudur: Doktorların kendisine kalp nakli yapılması gerektiğini, aksi takdirde zann-ı galibe (büyük ihtimalle) öleceğini söylediği bir kişinin kalp nakli yaptırması caiz midir? Şunu da belirtmek gerekir ki, ölümden sonra kalp bağışlamak haramdır; peki bağışlanan bir organı almak, bağışlamaktan farklı mıdır?

Beni bilgilendirin, Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Sorunuzdan anlaşıldığı üzere; makasıd, zaruretler, zorlayıcı ikrah ve ölümden sonra kalp bağışının haramlığı konularına vakıfsınız... Buna rağmen, doktorların kalp nakli yapılmazsa öleceği zann-ı galibinde bulunduğu bir kişi için kalp naklinin hükmünü soruyor ve organ bağışlamak ile bağışlanan organı almak arasındaki farka işaret ediyorsunuz...

Birincisi: Sorunuza cevap vermeden önce, 23 Rebiülahir 1440 H. / 30 Aralık 2018 M. tarihinde organ nakli konusuyla ilgili yayınladığımız soru cevaptan bazı kısımları size sunuyorum:

[...Organ nakli ile ilgili sorunuza gelince; Klonlama kitapçığında açıklandığı üzere, ölmüş olan canı dokunulmaz (ma’sumu’d-dem) bir kişiden canlı birine organ naklinin haramlığına dair delilleri incelediğiniz anlaşılıyor. Kitapçıkta, ölüden canlıya organ naklinin haramlığı konusunda şu iki husus delil getirilmiştir:

1- Ölümünden sonra hiç kimse ölünün bedenine malik değildir. Şer’î delillerin de gösterdiği üzere, ne ölünün kendi bedeni üzerinde ne de varislerinin ölenin bedeni üzerinde bir tasarruf yetkisi yoktur... Buna göre, ne ölen kişi ne de varisleri, ölünün bedeninden bir organı bağışlayamazlar; çünkü bu beden onların mülkünde değildir ve üzerinde bir yetkileri yoktur...

2- Ölüye tecavüz etmek (saldırmak), ona eziyet etmek ve aynı şekilde azalarını keserek cesedini bozmak (müsle) caiz değildir... Bu hususlar şöyledir:

a- Tecavüz ve eziyetin haramlığına gelince, ölüye gösterilecek saygının tıpkı canlıya gösterilecek saygı gibi olduğunu, ölüye eziyet etmenin ve mahremiyetini ihlal etmenin tıpkı canlıya eziyet etmek gibi olduğunu açıkça gösteren hadisler varid olmuştur. Nasıl ki canlı birinin karnını yarmak, boynunu kesmek, gözünü oymak veya kemiğini kırmak suretiyle ona tecavüz etmek caiz değilse; ölünün de karnını yarmak, boynunu kesmek, gözünü oymak veya kemiğini kırmak suretiyle ona tecavüz etmek caiz değildir. Nasıl ki canlıya söverek, vurarak veya yaralayarak eziyet etmek haramsa; ölüye de söverek, vurarak veya yaralayarak eziyet etmek haramdır... Bu hadislerden bazıları şunlardır:

  • Müminlerin annesi Aişe (r.anha)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

كَلْ كَسْرِهِ حَيّاً كَسْرُ عَظْمِ الْمَيِّتِ

"Ölünün kemiğini kırmak, onu canlıyken kırmak gibidir." (Ahmed, Ebu Davud ve İbn Hibban rivayet etmiştir.)

  • Ahmed, Amr bin Hazm el-Ensari yoluyla rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resulullah ﷺ beni bir kabre yaslanmış halde gördü ve şöyle buyurdu:

لَا تُؤْذِ صَاحِبَ الْقَبْرِ

"Kabir sahibine eziyet etme."

  • Müslim ve Ahmed, Ebu Hureyre yoluyla rivayet ettiklerine göre Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

لَأَنْ يَجْلِسَ أَحَدُكُمْ عَلَى جَمْرَةٍ مُتَحَرِّقَةٍ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَجْلِسَ عَلَى قَبْرٍ

"Sizden birinizin kor bir ateş üzerine oturması, bir kabrin üzerine oturmasından daha hayırlıdır."

b- Ölünün azalarını keserek cesedini bozmak (müsle) hususuna gelince; "Ölünün gözünü oymak veya kalbini, böbreğini, karaciğerini yahut akciğerlerini almak için karnını yarmak ve bunları ihtiyacı olan başka birine nakletmek, ölüye yapılan bir müsle sayılır. İslam ise müsleyi yasaklamıştır":

  • Buhari, Abdullah bin Zeyd el-Ensari’den şöyle rivayet etmiştir:

نَهَى رَسُولُ اللهِ ﷺ عَنِ النُّهْبَى وَالْمُثْلَة

"Resulullah ﷺ yağmalamayı ve müsleyi (organları keserek işkence etmeyi/cesedi bozmayı) yasakladı."

  • Ahmed, İbn Mace ve Nesai, Safvan bin Assal’dan şöyle rivayet etmişlerdir: Resulullah ﷺ bizi bir seriyyeye gönderdi ve şöyle buyurdu:

سِيرُوا بِاسْمِ اللهِ، وَفِي سَبِيلِ اللهِ، قَاتِلُوا مَنْ كَفَرَ بِاللهِ، وَلَا تُمَثِّلُوا وَلَا تَغْدُرُوا وَلَا تَقْتُلُوا وَلِيداً

"Allah’ın adıyla, Allah yolunda yürüyün, Allah’ı inkâr edenlerle savaşın; müsle yapmayın (cesetlerin azalarını kesmeyin), ahdinizi bozmayın ve çocukları öldürmeyin."

Yukarıda zikredilen delillere dayanarak; canı dokunulmaz (ma’sumu’d-dem) olan ölmüş bir kimseden canlı birine organ nakletmenin şer’en haram olduğu açıkça görülmektedir...] Önceki soru cevaptan yapılan alıntı burada sona ermiştir.

Aynı şekilde, Klonlama kitapçığında zaruret (ıztırar) durumunda organ nakli hakkında geçen kısımları da size aktarıyorum:

[...Zaruret hali; Allah’ın, azığı tükenen ve hayatı ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan kimseye (mudar), Allah’ın haram kıldığı leş, kan, domuz eti ve benzeri yiyeceklerden yemesini mübah kıldığı haldir. Peki, bu durumda, hayatı buna bağlı olan başka bir kişinin hayatını kurtarmak için ölünün organlarından birini nakletmek mübah olur mu?

Buna cevap vermek için, hayatı sona ermiş birinden ihtiyacı olan başka birine organ naklinin hükmüne ulaşmak adına zaruret hükmünü bilmek gerekir.

  • Zaruret hükmüne gelince; Allah Sübhânehu ve Teâlâ, azığı tükenen ve hayatı ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan kimseye, hayatını koruması için leş, kan, domuz eti ve Allah’ın haram kıldığı diğer yiyeceklerden bulabildiğini yemesini mübah kılmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَلا إِثْمَ عَلَيْهِ

"O, size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur kalırsa, (başkasına ait olana) saldırmaksızın ve sınırı aşmaksızın (bunlardan yemesinde) ona bir günah yoktur." (Bakara Suresi, 173)

Zaruret halindeki kimse, hayatta kalabileceği kadar bu haram yiyeceklerden yiyebilir. Eğer bunlardan yemez de ölürse, günahkâr olur ve kendini öldürmüş sayılır. Allah Sübhânehu ve Teâlâ şöyle buyurur:

وَلَا تَقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ

"Kendinizi öldürmeyin." (Nisâ Suresi, 29)

  • Yukarıda geçen zaruret hükmüne dayanarak; bu hükmün, hayatını kurtarmak için ihtiyacı olan başka birine ölmüş bir kimseden organ nakli durumuna kıyas yoluyla uygulanması mümkün müdür?

  • Bu sorunun cevabı incelenmeye muhtaçtır; zira bu meselede kıyas hükmünün uygulanabilmesi için, kıyas edilen fer’deki (organ nakli durumu) illetin, kıyas edilen asıldaki (azığı tükenen kişinin zaruret hali) illet ile ya aynen ya da cins bakımından örtüşmesi gerekir. Çünkü kıyas, asıldaki illet vasıtasıyla asılın hükmünü fer’e taşımaktır. Eğer fer’in illeti, asılın illetiyle ne genel ne de özel nitelikte örtüşmüyorsa, asılın illeti fer’de mevcut değil demektir ve bu durumda asılın hükmü fer’e taşınamaz.

  • Organ nakli durumuna gelince; nakledilen bu organlar ya kalp, karaciğer, böbrekler ve akciğerler gibi hayatın kurtarılmasının zann-ı galibe dayandığı organlardır ya da göz, sağlıklı bir böbreği olanın ikinci böbreği, el, ayak ve benzeri gibi hayatın kurtarılmasına bağlı olmayan organlardır.

  • Nakli hayatın kurtarılmasına bağlı olmayan ve eksikliği insanın ölümüne yol açmayan organlarda, asılın illeti olan "hayatın kurtarılması" mevcut değildir; dolayısıyla zaruret hükmü bunlara uygulanmaz. Buna dayanarak; ölmüş bir kimseden ihtiyacı olan başka birine göz, sağlıklı böbreği olanın böbreği, el veya ayağının nakledilmesi şer’en caiz değildir.

  • Nakli insanın hayatının kurtarılmasına zann-ı galib ile bağlı olan organlara gelince, burada iki yön vardır:

Birincisi: Bu organlarda bulunan illet –yani hayatın kurtarılması ve devam ettirilmesi– zaruret halinde olduğu gibi kesin değildir. Çünkü zaruret halindeki kişinin haram kılınan yiyeceklerden yemesi kesinlikle hayatını kurtarır; ancak kalp, karaciğer, akciğer veya böbrek nakli, nakledilen kişinin hayatını kesin olarak kurtarmaz; kurtulabilir de kurtulmayabilir de. Bu organların nakledildiği kişilerde görülen pek çok vaka bunu kanıtlamaktadır. Bu nedenle illet tamamlanmamıştır.

İkinci yön ise: Kıyasta fer’in şartlarından bir diğeriyle ilgilidir; o da fer’in, kıyasın illetinin gerektirdiğinin zıddını gerektiren daha güçlü (raciht) bir çelişkiden uzak olmasıdır. Burada fer’de –yani organ nakli durumunda– kıyasın illetinin gerektirdiğinin zıddını gerektiren raciht bir nass varid olmuştur; o da ölünün mahremiyetine tecavüz etmenin, ona eziyet etmenin veya müsle yapmanın haramlığıdır. Bu raciht nass, organ nakli illetinin gerektirdiği "caiz olma" durumunun zıddıdır.

  • Bu iki yöne dayanarak; hayatı sona ermiş, müslüman olsun, zimmi olsun, muahid veya müstemen olsun, canı dokunulmaz bir kimseden; hayatı bu organların nakline bağlı olan başka birine kalp, karaciğer, böbrekler ve akciğerler gibi hayatın kurtarılmasına bağlı olan organların nakli caiz değildir.] Klonlama kitapçığından yapılan alıntı sona ermiştir.

İkincisi: "Birincisi" maddesinde zikredilenlerden açıkça anlaşılmaktadır ki; kalp (ve karaciğer, böbrekler, akciğerler gibi hayatın kurtarılmasına bağlı diğer tüm organlar) naklinin canı dokunulmaz kimseden yapılması şer’en haramdır. Bu da demektir ki, canı dokunulmaz birinin kalbini başkasına bağışlaması caiz değildir. Aynı şekilde, bağışlanmış olsa bile canı dokunulmaz bir kimseden o kalbin alınması da caiz değildir; çünkü haram olan tecavüz manası, bağışlanmış organın alınması durumunda da mevcuttur. Kalp nakli konusunda haram olan sadece canı dokunulmaz kişinin veya velisinin bağışta bulunması değildir; aksine, bu kişinin kalbinin alınması ve başka birine nakledilmesi de haramdır. Çünkü ölünün bedenine yönelik tecavüz manası, hem bağış durumunda yani organın bedenden sökülüp alınmasında, hem de o kalbin başka birinin bedenine yerleştirilmesinde gerçekleşmektedir. Canı dokunulmaz bir ölünün bedeninden bir uzuv koparılması durumunda yapılması gereken şey, o uzvun başka birinin tedavisinde kullanılması değil, defnedilmesidir. Ebu Davud, Aişe (r.anha) yoluyla şunu nakletmiştir:

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ قَالَ: كَسْرُ عَظْمِ الْمَيِّتِ كَكَسْرِهِ حَيّاً

"Resulullah ﷺ şöyle buyurdu: Ölünün kemiğini kırmak, onu canlıyken kırmak gibidir."

Sünen-i Ebu Davud şerhi Avnu’l-Ma’bud’da belirtildiğine göre; Süyûtî hadisin vürud sebebini açıklarken Cabir (r.a)’dan şöyle nakleder: Resulullah ﷺ ile bir cenazeye çıktık, Nebi ﷺ kabrin kenarına oturdu, biz de onunla oturduk. Mezarcı bir kemik (baldır veya pazu kemiği) çıkardı ve onu kırmak istedi. Bunun üzerine Nebi ﷺ şöyle buyurdu:

لَا تَكْسِرْهَا فَإِنَّ كَسْرَكَ إِيَّاهُ مَيِّتاً كَكَسْرِكَ إِيَّاهُ حَيّاً، وَلَكِنْ دُسَّهُ فِي جَانِبِ الْقَبْرِ

"Onu kırma! Çünkü senin onu ölüyken kırman, canlıyken kırman gibidir; fakat onu kabrin bir kenarına göm."

Resulullah ﷺ bu rivayete göre ölünün kemiğinin yeniden gömülmesini emretmiştir; buradan, ölünün vücudundan ayrılan bir parçanın defnedilmesinin vacip olduğu anlaşılır.

Özetle; canı dokunulmaz canlı bir kimseden kalp gibi hayatın bağlı olduğu bir organı almak caiz olmadığı gibi, başkasını kurtarmak için dahi olsa bunu bağışlamak da caiz değildir... Aynı şekilde, kişi ölümünden sonra bu organın alınmasını vasiyet edemez; çünkü kişi ölümünden sonra bedenine malik değildir. Varisler de sadece mala varis olurlar, ölenin bedenine malik değildirler. Dolayısıyla ölenin bedeninin herhangi bir parçasını bağışlayamazlar; zira bu, bedene bir saldırıdır ve haramdır.

Bu açıklamanın yeterli olacağını umuyorum. Allah en iyi bilendir ve hüküm sahibidir.

Kardeşiniz Atâ bin Halil Ebû er-Raşta

11 Cemaziyelevvel 1442 H. 26 Aralık 2020 M.

Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook

Emir’in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: Web

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın