Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Cinler ve İnsan Arasındaki İlişkinin Mahiyeti

December 18, 2013
11795

(Hizb ut-Tahrir Emiri Âlim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook sayfasındaki takipçilerinden gelen sorulara verdiği cevaplar serisi)

Salem Jaradat'a

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu Şeyhim,

Bilindiği üzere akidede delil ya akli olur ya da nakli.

Cinlere iman, varlıklarına dair akli olarak ulaştıran herhangi bir maddi/hissi delil bulunmadığı için sadece nakli delilin mevcudiyetiyle sabittir.

Sorum şudur: Bazı âlimlerin, cinler ve insanlar arasında "musallat olma" (mess), "içine girme" (tebebus) veya benzeri maddi etkileşimlerin var olduğunu söylemeleri yukarıdaki gerçekle nasıl bağdaşmaktadır?

Ayrıca cinlerin hasetle, kişinin başına gelen hastalıklarla veya krizlerle (işlerin rast gitmemesi vb.) bir ilişkisi olduğunu söylemeleri nasıl doğru olabilir?

Son olarak; eğer bu âlimlerin anladığı şekilde anlaşılmayacaksa, "musallat olma" (mess) ve benzeri ifadelerle ilgili geçen ayet ve hadisleri nasıl açıklarsınız?

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

1- Cinler bizden gizlenmiş gaybi varlıklardır, biz onları göremeyiz. Allah Sübhânehu şöyle buyurmaktadır:

يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لاَ تَرَوْنَهُمْ

"Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler." (A’râf [7]: 27)

Yani İblis ve topluluğu, diğer bir ifadeyle cinler; zira İblis cinlerdendir:

إِلاَّ إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ

"Ancak İblis hariç; o cinlerdendi." (Kehf [18]: 50)

2- Onlarla olan ilişkimizin aslı, onların vesvese vermeye kadir olmalarıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ

"Derken şeytan onlara vesvese verdi." (A’râf [7]: 20)

Ve yine şöyle buyurmaktadır:

فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطَانُ

"Nihayet şeytan ona vesvese verdi." (Tâ-Hâ [20]: 120)

Buradaki şeytan İblis'tir ve o da cinlerdendir.

3- Şeytanların insan üzerinde, insan kendi isteğiyle şeytana uymadıkça, zorlayıcı bir otoritesi (sultan) yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الأَمْرُ إِنَّ اللَّهَ وَعَدكُم وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ إِلاَّ أَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي

"İş bitirilince şeytan der ki: 'Şüphesiz Allah size gerçek olanı vaadetti, ben de size vaadettim ama size yalancı çıktım. Zaten benim sizin üzerinizde, sizi çağırmamdan başka bir otoritem de yoktu; siz de benim çağrıma hemen uydunuz...'" (İbrahim [14]: 22)

Yine şöyle buyurmuştur:

إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ إِلاَّ مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوِينَ

"Şüphesiz azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir otoriten yoktur." (Hicr [15]: 42)

Ve şöyle buyurmuştur:

فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآَنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ * إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ * إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ

"Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiçbir otoritesi yoktur. Onun otoritesi ancak onu dost edinenler ve onunla Allah'a ortak koşanlar üzerindedir." (Nahl [16]: 98-100)

4- Allah Sübhânehu tarafından açıklanan bu asıl (vesvese) dışındaki her türlü maddi ilişki, kendisine has özel bir nassa ihtiyaç duyar. Eğer böyle bir durum hakkında nass bulunursa, o duruma o nass çerçevesinde inanırız.

Örneğin Süleyman Aleyhisselam'ın cinler üzerindeki otoritesi, onlara emir ve yasak vermesi... Bu hususta nass gelmiştir ve biz buna inanırız. Allah Teâlâ Neml suresinde Süleyman Aleyhisselam hakkında şöyle buyurur:

قَالَ يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَنْ يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ * قَالَ عِفْريتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آَتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ

"(Süleyman) dedi ki: 'Ey ileri gelenler! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir?' Cinlerden bir ifrit, 'Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Şüphesiz buna gücüm yeter ve ben güvenilir biriyim' dedi." (Neml [27]: 38-39)

Ve şöyle buyurmuştur:

وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَأَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِإِذْنِ رَبِّهِ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ أَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعِيرِ * يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَاءُ مِنْ مَحَارِيبَ وَتَمَاثِيلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ اعْمَلُوا آَلَ دَاوُودَ شُكْرًا وَقَلِيلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ

"Süleyman’ın emrine de sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan rüzgârı verdik. Onun için erimiş bakır madenini sel gibi akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden bir kısmı onun önünde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden sapsa, ona alevli azabı tattırırdık. Onlar Süleyman için, dilediği kaleler, heykeller, havuzlar kadar geniş leğenler ve yerinden kalkmaz sabit kazanlar yaparlardı. 'Ey Davud ailesi, şükür için çalışın!' Kullarımdan şükredenler pek azdır." (Sebe [34]: 12-13)

5- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, meydana gelen her türlü maddi vakayı beşerî muameleler kapsamında ele alırdı. Bu muamelenin cinlerle bir ilgisi olduğuna dair "vahiyle" özel bir nass gelmediği sürece tüm vakalar bu şekildeydi. Örneğin, öldürülmüş bir adam bulunduğunda, bu konuda bir nass gelmedikçe zihinlere "onu cinler öldürdü" fikri gelmezdi. Nitekim Hayber'de öldürülen adam hadisesinde araştırma, onu insanlardan kimin öldürdüğü üzerine yoğunlaşmış, cinlere dair hiçbir fikir öne sürülmemiştir:

Müslim Sahih'inde rivayet eder ki: Abdullah bin Sehl ve Muhayyisa, uğradıkları bir darlık sebebiyle Hayber'e gittiler. Muhayyisa gelip Abdullah bin Sehl'in öldürüldüğünü ve bir kuyuya veya çukura atıldığını haber verdi. Yahudilere gidip "Vallahi onu siz öldürdünüz" dedi. Onlar "Vallahi biz öldürmedik" dediler... Sonra konu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ya arkadaşınızın diyetini verirler ya da savaş ilan ederler." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara bu konuda bir mektup yazdı, onlar da "Vallahi biz öldürmedik" diye cevap yazdılar... Hikaye meşhurdur. Meselenin araştırılmasında cinlerin eylemi ne yakından ne de uzaktan söz konusu edilmemiştir.

6- Dolayısıyla, bir hadisede cinlerin maddi bir ilişkisi olduğunu belirten bir nass bulunmadığı sürece, cinler ve insanlar arasındaki ilişki sadece vesvese ilişkisi olarak kalır ve bunu aşmaz.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in risaleti son risalet olduğuna ve ondan sonra vahiy kesildiğine göre, artık yeni nasslar yoktur. Bu nedenle, bizimle cinler arasında maddi bir ilişki yoktur; bu sadece vesvesedir. Belirttiğimiz üzere, kişi kendi isteğiyle bu vesveseye icabet etmedikçe cinlerin vesvesesinin insan üzerinde bir otoritesi yoktur.

Hulefa-i Raşidin döneminde de maddi meseleler bu şekilde ele alınırdı. Cinayet, hırsızlık, dolandırıcılık gibi hiçbir maddi vakada zihin cinlere gitmez, aksine insanlara yönelirdi. Çünkü cinlerin ilişkisi vesvese ilişkisidir; meğerki özel bir nass gelmiş olsun. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra özel bir nass gelmeyeceğine göre, tüm maddi vakalar cinlerden değil insanlardandır. Onların alemi bizim alemimizden farklıdır ve bizimle olan ilişkileri vesveseden ibarettir.

Buna binaen, eğer bir insan hastalanırsa bu konuda cinlerin bir ilişkisi yoktur; aksine hastalık İslam'da geçtiği üzere tedavi yoluyla iyileştirilir:

İster maddi bir ilaçla olsun (Usame bin Şerik yoluyla gelen hadiste olduğu gibi): "Nabi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabının yanına geldim, sanki başlarında kuş varmış gibi (sükunet içindeydiler). Selam verip oturdum. Oradan buradan bedeviler gelip dediler ki: 'Ey Allah'ın Resulü, tedavi olalım mı?' Buyurdu ki: 'Tedavi olun; zira Allah Azze ve Celle, yaşlılık (ölüm) hariç, her hastalık için bir şifa yaratmıştır.'" (Ebu Davud çıkardı).

İster dua ve rukye ile olsun (Müslim'in müminlerin annesi Aişe Radıyallahu Anha yoluyla çıkardığı hadiste olduğu gibi): "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu rukyeyi yapardı: 'Ey insanların Rabbi! Bu hastalığı gider, şifa ver. Şifa veren ancak Sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur...'" veya Kur'an ve Sünnet'ten ya da bunlara uygun herhangi bir dua ile tedavi edilir.

Hastayı iyileştirmek için cinlerle maddi bir ilişkisi olduğunu iddia edenlere başvurmak ise; insanların mallarını haksız yere yemek ve onları sömürmek için saf insanları ağlarına düşüren o sahtekârların bir aldatmacası ve dolandırıcılığıdır.

7- "Mess" kelimesinin geçtiği ayetin tefsirine gelince, sanırım Bakara Suresi 275. ayeti kastediyorsunuz:

الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا

"Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların 'Alışveriş de faiz gibidir' demeleri yüzündendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır." (Bakara [2]: 275).

Bu ayetin tefsiri şöyledir:

  1. Allah, faiz yiyen kimse için saralı birinin çarpılması gibi bir misal vermiştir; o kişi kalkarken düşer, yürürken, dururken ve otururken dengesi bozulur. Cinnet hali onu her yönden sarmıştır. Çünkü o, faizi alışveriş gibi saymaktadır; oysa Allah faizi haram kılmış, alışverişi helal kılmıştır.

الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا "Faiz yiyenler" ifadesi faiz almayı ve ondan sağlanan her türlü menfaati kapsar. Kur'an-ı Kerim'de "yemek" fiili kınama amacıyla da kullanılmıştır: "Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak karınlarına ateş doldurmuş olurlar" veya "Hayvanların yediği gibi yerler, kalacakları yer ateştir" ayetlerinde olduğu gibi. Burada da durum böyledir.

لَا يَقُومُونَ "Kalkamazlar" ifadesi kıyamet günü anlamındadır.

إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ "Ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi" yani kabirlerinden, dünyadaki cinnet geçirmiş saralı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onlar için o gün bir rezilliktir ve bu ayetlerde haramlığı defalarca vurgulanan faize yönelik kesin bir yasaklamanın karinesidir.

مِنَ الْمَسِّ "Mess sebebiyle" yani delilik. Bir adam delirdiğinde "memsûs" denilir. "Habt" ise, rastgele bir vuruş gibi düzensiz çarpmadır.

Ayetin bu kısmının tefsirinde çeşitli rivayetler gelmiştir. Bunlardan tercih edileni şudur: İnsan deliliğe (cinnet) tutulduğunda, şeytanın vesveseleri yoluyla onun üzerindeki etkisi daha fazla olur; deliye, onun dengesini bozacak pek çok şeyi hayal ettirir.

Şeytanın bizzat onu saraya tuttuğunu veya onu delirttiğini söylemeye gelince; ayet bunu söylememektedir. Zira Allah Sübhânehu "Şeytan onu mess/delilik ile çarpar" dememiş, bilakis "Şeytanın mess sebebiyle çarptığı" demiştir. Yani şeytanın çarpması, kişinin deliliği sebebiyledir. Dolayısıyla delilik hali, şeytanın çarpmasından öncedir.

Ayetin tefsirinde benim katımda tercih edilen görüş budur. Yani faiz yiyenlerin hali, mess (delilik) sebebiyle şeytanın çarptığı kimsenin hali gibidir. Yani delilik hali, şeytanın kişiyi çarpmasından önce gelir; kişi herhangi bir sebeple delirir, sonra şeytan vesveseleri ve hayalleriyle onu çarpar (dengesini bozar).

Şeytan o kişiyi saraya tutturmamış, yani onu deli etmemiştir; aksi takdirde ayet-i kerime (bi’l-mess) şeklinde gelirdi. Buradaki "be" harf-i ceri bitişiklik ifade eder, yani "delilik ile çarpar/delirtir" manasına gelirdi. Bu misal, faiz yiyenlerin suçunun büyüklüğünü gösteren dehşet verici hissi bir tasvirdir.

Kardeşiniz, Ata bin Halil Ebu el-Raşta

Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki

Emir'in web sitesindeki cevap linki

Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın