Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Fıkıh Usulünde Haber ve İnşa

June 17, 2016
10247

(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Atâ İbn Halil Ebû Er-Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin "Fıkhî" Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)

Soru-Cevap

Fıkıh Usulünde Haber ve İnşa

Kime: Hamzeh Shihadeh

Soru:

Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

Şeyh Takiyuddin’in (Allah ona rahmet eylesin) Usul-ül Fıkıh kitabında, İbnü’n-Neccâr’ın (Allah ona rahmet eylesin) el-Kevkebü’l Münir kitabında ve akide usulü ile ilgili diğer kitaplarda haber ile inşa arasında bir ayrım yapılmaktadır. Her iki kitapta da talak ve zıharın "inşa" olduğuna dair örnekler verilmiştir. Allâme İbnü’n-Neccâr ve diğerleri, zıharın aslının "haber" olduğunu belirtmişlerdir. Benim sorum şu: Haber ile inşa arasındaki ayrımı ve bu meseleyi anlamakta güçlük çekiyorum.

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,

Evet, Eş-Şahsiyye (İslam Şahsiyeti) kitabının üçüncü cildinde haber ve inşa konusu geçtiği gibi, el-Kevkebü’l Münir kitabında da geçmektedir. Aynı şekilde talak ve zıhar meseleleri de zikredilmiştir. Mesele şöyledir:

1- Haber; doğrulanması (tasdik) veya yalanlanması (tekzip) mümkün olan mürekkep (bileşik) sözdür. Çünkü o bir şeyden haber verir, bir şey talep etmez... İnşa ise doğrulanması veya yalanlanması mümkün olmayan, aksine yerine getirilmesi (eda) veya getirilmemesi mümkün olan mürekkep sözdür. Çünkü o bir şeyin yapılmasını talep eder, bir şeyden haber vermez.

Mürekkep söz, isim veya fiil cümlesi olsun, müsned ve müsnedün ileyhden oluşan "isnad cümlesi" demektir... Çünkü dilde mürekkep, parçasının mananın bir parçasına delalet ettiği şeydir. Örneğin "Zeyd kalktı" (قام زيد) cümlesi, fiil ve failden oluşan bir fiil cümlesidir. Bu cümlenin her bir parçası olan "kalktı" (قام) ve "Zeyd" (زيد), "Zeyd kalktı" cümlesinin manasının bir parçasına delalet eder. Aynı şekilde "Bu ev güzeldir" gibi isim cümlelerinde de cümlenin her bir parçası mananın bir parçasına delalet eder.

Eğer bu mürekkep söz, bir şeyden haber verip bir şey talep etmiyorsa ve doğrulanıp yalanlanabiliyorsa bu "Haber"dir. "Hasan şehirden geldi" cümlesi gibi. Bu, doğrulanması veya yalanlanması mümkün olan bir haberdir. Elindeki kanıtlara göre Hasan'ın geldiğini tasdik edebilir veya yalanlayabilirsin. Aynı zamanda bu cümle bir şey talep etmemektedir.

Ancak doğrulanması veya yalanlanması mümkün değilse, bir şeyden haber vermeyip sadece yerine getirilip getirilmemesi söz konusuysa, yani bir şeyin yapılmasını talep ediyorsa bu "İnşa"dır. "Kalk ve namaz kıl" cümlesi gibi. Bu, doğrulanacak veya yalanlanacak bir haber değildir; aksine namazın kılınmasını, yani bir eylemin yerine getirilmesini istemektir. Muhatap olan kişi, elindeki delillere göre namazı kılar veya kılmaz.

Ayrıca, sözün bizzat terkibinden (yapısından) anlaşılan talep -yani dilin vaz'ı gereği- eğer üstten alta doğru (istila yoluyla) bir talep ise bu bir "Emir"dir ve şer’i hükümlerin istinbat (hüküm çıkarma) mahallidir... Eğer istifham (soru), iltimas, tenbih ve bunların altındaki terecci (umut) ve temenni (dilek) gibi türlerden ise, bunlar şer’i hüküm çıkarma mahalli değildir ve hüküm ifade etmeleri için bir karineye ihtiyaç duyarlar. Tüm bunlar Eş-Şahsiyye kitabının üçüncü cildinde "Kitap ve Sünnet'in Kısımları - Emir ve Nehiy" bölümünde ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

2- Bu anlattıklarımız, haber ve inşanın dildeki aslı itibarıyladır... Ancak haber, bir karine ile talep anlamında da kullanılabilir. Fıkıhta buna "talep anlamındaki haber" denir. Allah Subhânehu’nun şu ayeti gibi:

وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا

"Allah, kafirlere müminler aleyhinde asla bir yol vermeyecektir." (Nisa [4]: 141)

Bu ayet dil açısından bir haberdir ancak talep ifade eder. Yani Müslümanların, kafirlere kendileri üzerinde bir yol (otorite/üstünlük) imkanı vermeleri haramdır... Aynı şekilde inşa hakkında yukarıda söylediklerimiz de inşanın dildeki aslına göredir. Ancak bazen inşa gerçek bir talep ifade etmeyebilir. "Keşke gençlik bir gün geri dönse" cümlesi bir inşadır ancak gerçek bir talep değil, temenni ifade eder.

Şer’i hükümler çoğunlukla, talep ifade eden inşa sığasındaki metinlerden istinbat edilir. Allah Teâlâ’nın şu ayeti gibi:

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ

"Namazı kılın." (Bakara [2]: 43)

Bazen de talep anlamındaki haberlerden istinbat edilir. Nisa suresinin 141. ayeti buna örnektir. Eş-Şahsiyye’de geçen: "...Sonra Kitap ve Sünnet'in her biri haber ve inşa bölümlerine ayrılır. Ancak usulcü, hükümlerin genellikle onlarla sabit olmaması sebebiyle haberlerden ziyade inşaya bakar..." ifadesinin manası budur.

Bu, haber ve inşa arasındaki farka ve şer’i hükümlerin istinbatının genellikle gerçek talep ifade eden inşa metinlerinden, bazen de talep anlamı taşıyan haber metinlerinden yapıldığına dairdir. Tüm bunların sebebi, şer’i hükmün tanımının: "Şari'nin, mükelleflerin fiillerine iktiza (talep), vaz’ veya tahyir (serbest bırakma) yoluyla yönelik hitabıdır" şeklinde olmasıdır. Yani şer’i hüküm kullardan bir şeyin belli bir şekilde istenmesidir. Bu nedenle, eğer metinde yukarıda açıkladığımız gibi talep ifade eden bir delalet yoksa, o metin şer’i hüküm çıkarma mahalli olmaz.

3- Talak ve zıharın haber mi yoksa inşa mı olduğuna dair soruna gelince, bunun açıklaması şöyledir:

a- Talak:

Eş-Şahsiyye c. 3, s. 161'de şöyle geçmektedir: (Sözleşme sığaları olan "Sattım" (بعتُ) ve aynı şekilde fesih ifadeleri olan "Feshettim, azat ettim, boşadım" (فسخت، وأعتقت، وطلقت) ve benzerleri, dil açısından haberdir. Yani dilin aslında bunlar haberdir, inşa değildir. Şeriatta ise bazen haber olarak kullanılırlar. Fakat eğer şeriatta bir hükmü meydana getirmek/başlatmak için kullanılmışlarsa, haberden inşaya nakledilmiş olurlar.)

el-Kevkebü’l Münir kitabında ise şöyle denmiştir: (Mezhebimizin ve âlimlerin çoğunun sahih olan görüşünün delili şudur: Sözleşme (akit), fesih ve benzeri sığalar -ki manası lafzının varlığıyla beraber ortaya çıkar- "Sattım, satın aldım, azat ettim, boşadım, feshettim" gibi sığalar, kendileriyle hükümlerin başlatıldığı inşa ifadeleridir.)

Kuveyt Fıkıh Ansiklopedisi’nde ise şöyle geçer: (Fakihler, talak konusundaki sarih lafızların "talaka" (طَلَّقَ) maddesi ve ondan dil ve örf açısından türetilen "Seni boşadım" (طلقتك), "Sen boşsun" (أنت طالق) ve "Boşanmışsın" (مطلقة) gibi ifadeler olduğu görüşündedirler.)

Bunun manası şudur: Akit sığaları dil açısından haberdir. Örneğin bir adam elbise satıyorsa ve sen ona gidip "Bu elbise ne kadar?" dediğinde o "Yirmi" dese, sen de "Satın aldım" (اشتريت) dersen; "Satın aldım" kelimesi geçmişte satın almanın gerçekleştiğini bildiren geçmiş zaman fiilidir (haberdir). Oysa buradaki akitte, geçmişte değil, "şu anda" bir satın alma işlemi inşa etmektedir. Yani "satın aldım" kelimesi dil açısından geçmişteki bir eylemin haberi iken, burada satın alma akdini inşa etmek için kullanılmıştır. Eş-Şahsiyye’deki "şeriatta bir hükmü başlatmak için kullanılmışsa inşaya nakledilir" ifadesinin ve el-Kevkebü’l Münir’deki "kendileriyle hükümlerin başlatıldığı inşa" ifadesinin manası budur.

Tüm akit sığaları böyledir. Örneğin bir adam karısına "Seni boşadım" (طلقتك) derse, "boşadım" kelimesi geçmişteki bir boşamayı haber veren geçmiş zaman fiilidir. Dil açısından haberdir, ancak şeriatta talak hükmünü gerçekleştirmek için kullanıldığında inşaya nakledilmiş olur.

b- Zıhar:

el-Kevkebü’l Münir şerhi Muhtasar-ut Tahrir’de zıharın haber mi yoksa inşa mı olduğu konusunda ihtilaf olduğu belirtilerek şöyle denmiştir: (Karâfî dedi ki: Onun inşa olduğu vehmedilebilir ama öyle değildir. Çünkü Allah Teâlâ, zıhar yapanın yalanına üç kez işaret etmiştir:

مَا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ إنْ أُمَّهَاتُهُمْ إلاَّ اللاَّئِي وَلَدْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَرًا مِنْ الْقَوْلِ وَزُورًا وَإِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

"Onlar, o kadınların anneleri değildirler. Onların anneleri ancak kendilerini doğuranlardır. Şüphesiz onlar, çirkin ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah, çok affedici, çok bağışlayıcıdır." (Mücadele [58]: 2)

Karâfî dedi ki: Çünkü o haramdır ve haram olmasının yalan olmasından başka bir sebebi yoktur... Lakin Birmawi dedi ki: Zahir olan şudur ki o, Karâfî'nin aksine bir inşadır. Çünkü onu söyleyenin maksadı, haberî manasını tahrim (haram kılma) inşası ile gerçekleştirmektir. Dolayısıyla yalanlama, onun kasti olan tahrim inşasına değil, haberî manasına gelmiştir...)

Benim tercih ettiğim görüş şudur: Zıhar dil açısından haberdir, bu doğrudur. Ancak şeriatta zıhar hükmünü başlatmak için kullanılmış ve dolayısıyla inşaya nakledilmiştir. Bir adamın karısına "Sen bana annemin sırtı gibisin" demesi, sığa açısından bir haberdir ancak bununla kastedilen bir hükmün inşasıdır; yani eşinin kendisine haram kılınmasıdır, ondan haber vermek değildir...

Haber ve inşa konusunun netleştiğini umuyorum.

Kardeşiniz Atâ İbn Halil Ebû Er-Raşte

12 Ramazan 1437 H. 17/06/2016 M.

Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki: https://www.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/a.122855544578192.1073741828.122848424578904/487606978103045/?type=3&theater

Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki: https://plus.google.com/u/0/b/100431756357007517653/100431756357007517653/posts/2MQwMnjhPhy

Emir'in Twitter sayfasındaki cevap linki: https://twitter.com/ataabualrashtah/status/743782751376130048?lang=ar

Emir'in web sitesindeki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3717/

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın