Soru:
Rusya Genelkurmay Başkanı General Valery Gerasimov, "Suriye'de yaşananlar karşısında sabrı tükenen taraf ABD değil, Rusya'dır" (El-Cezire, 21/06/2016) dedi. Bu, Kerry'nin "Rusya, Washington'un ateşkes taahhüdü konusundaki sabrının 'çok sınırlı' olduğunu anlamalıdır" şeklindeki açıklamasına bir göndermeydi. (El-Cezire Net, 15/06/2016). Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov da 16 Haziran Perşembe günü St. Petersburg Uluslararası Forumu'nda buna cevap vererek: "Kerry'nin açıklamalarıyla ilgili ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yayınladığı açıklamayı okudum. Daha sabırlı olmalılar" dedi. (Russia Today, 16/06/2016). Diğer yandan, bundan önce İran'ın talebi üzerine Rusya, Suriye ve İran savunma bakanları, Suriye'deki askeri operasyonları koordine etmek üzere 09/06/2016 Perşembe günü Tahran'da bir araya geldiler... Soru şudur: Bu durum, ABD'nin çözüm projeleri (müzakereler, Cenevre, Riyad heyeti) açısından Amerikan-Rus-İran ittifakının bir çıkmazda olduğu anlamına mı geliyor? Eğer öyleyse, askeri bir kara müdahalesi gündemde ve kapıda mı? Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.
Cevap:
Suriye'de Amerikan-Rus-İran ittifakının bir çıkmazda olduğu doğrudur. Ancak esasen bu, birinci derecede bir Amerikan çıkmazıdır; çünkü Rusya ve İran, Suriye'deki Amerikan siyasetinin yardımcı unsurlarıdır... Kara müdahalesinin kapıda olup olmadığı meselesine gelince, bu durum olayların gidişatına bağlıdır... Neler olup bittiğini anlamak için şu noktalara işaret etmek gerekir:
1- Cenevre'deki son müzakere turu, muhalefetin ciddiyetsizlik gerekçesiyle çekilmesiyle 22/04/2016'da durdu. Ardından "Başmüzakereci" Muhammed Alluş 30/05/2016'da istifa etti (Al-Arabiya Net). De Mistura, yeni müzakere turunun başlama tarihini ilan etmekten geri adım attı. BM Suriye Özel Elçisi Staffan de Mistura, "sahadaki şiddet olaylarına rağmen Güvenlik Konseyi ile yapılan istişarelerin ardından yeni tur görüşmelerin başlama tarihinin bugün (26 Mayıs 2016 Perşembe) açıklanacağını" söylemişti (Al-Wasat sitesi, 26/05/2016). Ancak daha sonra 09/06/2016'da: "Staffan de Mistura, tarafların 1 Ağustos'a kadar süresi olan siyasi geçiş anlaşması kriterleri üzerinde mutabık kalana kadar BM'nin Cenevre'de yeni bir tur barış görüşmesi yapmayacağını söyledi. De Mistura gazetecilere, 'Suriye görüşmelerinin resmi üçüncü turu için henüz vakit gelmedi' dedi." (Baladi-news, 09/06/2016).
2- Alışılmışın dışında ABD, Akdeniz'den Suriye içerisindeki hedefleri bombalamaya başladığını duyurdu. Bu, ABD'nin 2003'te Irak'ı işgalinden bu yana bölgede Akdeniz üzerinden gerçekleştirdiği ilk bombardımandır. Russia Today, 09/06/2016'da bir Amerikan gazetesinden naklen şunları aktardı: "Wall Street Journal gazetesi, Amerikan uçak gemisi 'Harry Truman'ın geçen hafta sürpriz bir manevra yaparak Körfez'den Akdeniz'e açıldığını bildirdi. Gazeteye göre bu manevranın amacı, Rusya'ya karşı askeri güç gösterisi yapmaktır..."
3- ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan 51 diplomat ve yetkili, Başkan Obama'ya Suriye'de askeri harekat çağrısında bulunan bir belge imzalayıp sundu. Wall Street Journal gazetesinin 16 Haziran Perşembe günkü sayısında, "51 ABD Dışişleri Bakanlığı çalışanının, Obama'yı Suriye'de askeri operasyon yapmaya çağıran bir mektup imzaladığı" belirtildi. (Russia Today, 17/06/2016).
4- Son olarak Suudi Veliaht Vekili Muhammed bin Selman'ın 17/06/2016'da Beyaz Saray'da Başkan Obama ile görüşmesi -ki bu devlet başkanları dışındaki kişiler için nadir bir durumdur- ve ayrıca Suudi Dışişleri Bakanı El-Cubeyr'in ABD ziyaretiyle Amerikalı yetkililerle özellikle Suriye krizini görüşmesi...
5- Tüm bu ziyaret, toplantı ve açıklamalar dikkatle incelendiğinde şu hususlar ortaya çıkmaktadır:
a- ABD, Suriye'de büyük bir başarısızlık hissediyor. Müzakereler ivmesini kaybetti, bazı liderleri saf dışı kaldı. ABD, Esed'e bir alternatif bulamadı ve Suriye'deki devrim canlılığını yitirmedi, aksine müzakereciler üzerinde baskı kurmaya devam ediyor. ABD'nin Suriye sahasında elde ettiği ilerlemelere bakıldığında, en önemlisinin silahlı grupların siyasi sürece (Riyad heyeti ve Cenevre) dâhil edilmesi olduğu görülür. 27/02/2016'da ilan edilen "çatışmaların durdurulması" anlaşması, Suriye devrimini saha baskısı olmadan siyasi sürecin dehlizlerine sokarak Esed'e alternatif üretmek için ABD'nin en büyük umuduydu. Ancak Riyad heyetine katılan silahlı hareketler içinden siyasi sürece karşı çıkan seslerin yükselmesi, bu gruplar ve diğer unsurlar üzerinde baskı oluşturdu. Halkın, bazı hareketlerin siyasi süreçte yer almasından duyduğu hoşnutsuzluk da güçlü bir kamuoyu baskısına dönüştü. Tüm bunlar, sahadaki durumu yeniden canlandırarak ister samimi ister halkın güvenini yeniden kazanmak için geçici olsun, rejime karşı yoğun bir askeri faaliyeti tetikledi. Bunun sonucunda Halep'in güneyindeki stratejik bölgeler (el-Ays, Han Tuman ve sonrası) aşamalı olarak geri alındı. Bu durum, Amerikan-Rus çatışmaların durdurulması ilanını temelinden sarstı. Siyasi sürece öldürücü bir darbe vuran bu saha gelişmeleri ışığında Cenevre müzakerelerinin devam etmesinin bir anlamı kalmadı... İşte ABD bu yüzden çıkmazdadır.
b- Güney Halep savaşları, askeri açıdan İran yandaşları ve milisleri için büyük bir yenilgiydi. İran, Suriye'de daha fazla kara gücü bulundurmak zorunda kaldı. Kayıpların artması ve zaferlerin azalmasının yanı sıra, nükleer anlaşmadan sonra ekonomik yaptırımların kaldırılmasındaki engeller, İran'ın Suriye'deki askeri harcamalarının azalmasına yol açtı. Dolayısıyla İran, Esed'e verdiği askeri destekle gerçekten tükenmiş olabilir. Bu nedenle İran, ABD'nin işaretiyle Rusya'dan yardım istedi ve Tahran'daki savunma bakanları toplantısı bu sebeple gerçekleşti... Yani İran da çıkmazdadır.
c- Rusya'ya gelince; bir dizi yeni etken ortaya çıktı ve Rusya'yı ABD'nin kirli taleplerine cevap verme konusunda yetersiz veya iradesiz hale getirdi. ABD, Rusya'dan devrimcileri mevcut kontrol hatlarında durdurması için daha fazla askeri operasyon yapmasını, yani sahada ilerleme umutlarını kesmesini istiyordu. Rusya, 30/09/2015'teki müdahalesinden yakın zamana kadar bunu yapıyordu. ABD Dışişleri Bakanı Kerry, 11/02/2016'da Londra'daki donörler konferansında, "Rusya'nın üç ay içinde Suriye'deki silahlı grupları kökünden kazıyacağını" iddia ederek övünmüştü. ABD, Rus müdahalesiyle bu hedefi gerçekleştirmeyi umuyordu. Ancak Rus müdahalesini sonuçsuz kılan yeni etkenler şunlardır:
İslam'a olan şiddetli düşmanlığı ve Suriye devriminin İslami kimliğinden duyduğu büyük korkunun yanı sıra Rusya, Suriye müdahalesini Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana kaybettiği "Rus azametini" sergilemek için bir fırsat olarak gördü. Hava ve uzay kuvvetlerini, Kalibr füzelerini, Hazar ve Akdeniz'den bombalama kapasitesini göstermeye çalıştı. Bu vahşi saldırıların Amerikan amacına hizmet edeceğini ve Suriye halkını Amerikan şartlarıyla rejimle müzakereye zorlayacağını sandı ama başarısız oldu.
Rusya ayrıca Kırım'ı ilhak etmesi ve Doğu Ukrayna'yı karıştırmasından dolayı kendisine uygulanan uluslararası izolasyonu ve yaptırımları kırmayı umuyordu. Ancak bu hiç gerçekleşmedi; aksine devletlerin tepkisi arttı ve sürekli suçlamalarda bulunan, hatta Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni ima eden Avrupa Birliği ile arasındaki uçurum tehlikeli bir şekilde büyüdü. İngiltere, Rusya'ya en sert tepkiyi veren Avrupa ülkesi oldu, ardından Almanya Rusya'yı "Beyaz Kitap"ında "hasım" yani düşman olarak nitelendirmeye başladı. Alman Şansölyesi, 26/05/2016'da Japonya'daki G7 zirvesinde Rusya'ya yönelik yaptırımların hafifletilmesinin tartışılmasını bile reddetti.
Rusya ekonomik olarak zayıf bir devlettir ve yaptırımlar altındayken, düşük petrol fiyatlarıyla boğuşurken sınırlarından uzaktaki bir savaşı finanse etmeye devam edemez. Suriye'deki harcamaları uzun süre katlanılabilir değildir. Buna bir de Rusya Savunma Bakanlığı'nın belirttiği 25 bin Rus savaşçının mali yükümlülükleri eklenmektedir: "Rus milletvekillerinin kabul ettiği yasaya göre, Eylül 2015'ten bu yana Suriye'deki savaşa 25 bin sivil ve askeri personel katıldı ve bunlara 'savaş gazisi' statüsü verildi." (Sky News Arabia, 21/06/2016).
Rusya, Kasım 2016 başkanlık seçimlerinden sonra ABD yönetimi değiştiğinde, ABD ile Suriye'deki anlaşmasının geleceğinden ciddi endişe duyuyor. Bu nedenle Rusya, Obama yönetimi gitmeden önce Suriye'deki askeri görevini bitirmeyi veya müdahalesinin ABD ile açık bir anlaşma çerçevesinde olmasını istiyor. Bu yüzden Rusya, ABD ile Suriye'deki koordinasyonunun alenen yapılmasını sürekli talep ediyor, ancak ABD buna yanaşmıyor... Rusya, "çatışmaların durdurulması"nı ihlal eden gruplara karşı ortak Amerikan-Rus hava saldırıları teklif etti, ancak ABD reddetti...
Rusya'nın anlayışsızlığının garip bir yönü de, kendisini en azından Suriye meselesinde ABD'nin ortağı sanmasıdır. Lavrov-Kerry görüşmelerini, yani Suriye krizindeki kararları, Suriye'de aleni bir askeri ittifaka dönüştürmek istiyor. Rusya, Lavrov-Kerry ikilisinin Avrupa ülkelerinin Suriye krizine müdahalesini engellemek için ABD tarafından öne sürüldüğünü anlamıyor. ABD masasında sadece bir satranç taşı -büyük bir taş olsa da- olduğunu kavrayamıyor. Suriye'deki Amerikan nüfuzunu korumak ve Suriye devriminde İslam'ın yükselişine karşı koymak için ABD bazen İran ve yandaşlarını, bazen de Rusya'yı kullanmaktadır. Ancak azamet arayışı hırsıyla hareket eden Rusya, kendisini Suriye'de ABD'nin ortağı sanıyor. Kerry'nin Rusya'ya yönelik "sabrımız çok sınırlı" açıklaması da bunu açıklıyor; yani özellikle güney Halep'te çöken Esed güçlerini kurtarmak için Rusya'nın hızla harekete geçmesini istiyor. Lavrov'un Kerry'nin açıklamalarına şaşırması ve ABD'yi sabırlı olmaya davet etmesi de bundandır; ABD Rusya'yı elindeki bir satranç taşı olarak görürken, Rusya müdahalesini uluslararası ortaklık modeli sanıyor!... Tüm bu nedenlerden dolayı Rusya da bir çıkmazdadır.
6- Böylece ABD, Rusya ve İran bir çıkmazın içindedir. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu, öncelikle bir Amerikan çıkmazıdır. Esed güçlerinin, İran'ın ve yandaşlarının uğradığı büyük kayıplar karşısında bu durum ABD için büyük bir utanç kaynağı oluşturmuştur. Görünen o ki ABD; İran'ın Suriye'de ciddi şekilde tükendiğini, askeri müdahalesinin Şam'daki rejimin ömrünü uzatsa da çözüme katkı sağlamadığını görmüştür. Rusya'nın da vahşi bombardımanlara ve yakıcı bombalara rağmen Suriye halkını zalim rejime boyun eğmeye zorlayarak durumu netleştirmede başarısız olması karşısında ABD'nin seçenekleri oldukça daralmıştır. Özellikle seçim döneminde olması ve her iki partinin de birbirinin açıklarını araması bu durumu daha da zorlaştırmaktadır. Buna ek olarak;
kendi başlarına müdahale edilmesini savunan diplomatların muhtırası da eklenince... Bu yüzden ABD, müdahale konusunu araştırmakla ilgileniyormuş gibi görünüyor... Uçak gemisi Harry Truman'ı Körfez'den Akdeniz'e gönderiyor... Akdeniz'den Suriye içlerini bombalıyor... Suudi Savunma Bakanı Muhammed bin Selman'ı çağırıp Başkan Obama ile Oval Ofis'te görüştürüyor ki bu, devlet başkanları dışındakiler için nadir görülen, amacın tamamen askeri olduğunu hissettiren bir durumdur!
7- Bununla birlikte, mevcut ABD yönetiminin politikası -yetkililerinin açıklamalarından anlaşıldığı üzere- askeri müdahalenin öncelikle tabiler, yandaşlar ve ajanlar eliyle yapılması yönündedir... ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kirby, ABD'nin Suriye politikasının değişmediğini açıklamış ve Washington'un politikasının değişme ihtimali hakkında şunları söylemiştir: "Suriye'deki siyasi çözümün en iyi seçenek olduğuna inanmaya devam ediyoruz." Kirby ayrıca, Barack Obama yönetiminin görev süresi dolana kadar Suriye krizine barışçıl bir çözüm bulmaya odaklanmaya devam edeceğini vurgulamıştır. (Russia Today, 17/06/2016)... Diplomatların muhtırasına gelince, büyük olasılıkla bu meseleyi askeri değil siyasi yollarla ele alacaklardır. El-Cezire Net, 18/06/2016'da Washington Times gazetesinden naklen şunları aktardı: "Beyaz Saray, diplomatların muhtırasının yansımalarını kontrol altına almaya çalışıyor. Beyaz Saray Sözcüsü Jennifer Friedman, Obama yönetiminin Suriye'deki zorluklarla ilgili farklı fikirlere açık olduğunu ancak Başkan Obama'nın Suriye krizi için askeri bir çözüm görmediğini söyledi. Gazete, bu muhtıranın, Obama yönetiminde çalışanlar da dâhil olmak üzere mevcut ve eski ABD'li yetkililer arasında Obama'nın Suriye politikasına karşı yıllardır süregelen hayal kırıklığının son halkası olduğunu ekledi."
Özetle:
1- ABD'nin bir çıkmazda olduğu doğrudur... Ancak ABD'nin karadan askeri müdahalesine gelince, bu büyük ihtimalle bir süre daha ertelenmiştir. Mevcut ABD yönetimi, kara savaşının tabiler, ajanlar ve yandaşlar tarafından yürütülmesini istiyor ve bu durum Obama'nın görev süresinin sonuna kadar devam edebilir... Tabii ki olağanüstü yeni bir durum gelişmezse.
2- Dikkat çekici olan husus şudur: Libya ve Yemen'deki gibi Suriye'de uluslararası bir çatışma olmamasına, aksine tek uluslararası "çatışmacı" gücün ABD olmasına ve Rusya, İran, rejim ile tabilerini her türlü vahşi cinayetle kullanmasına rağmen... ABD ve yandaşları, bugüne kadar Suriye halkına diz çöktürüp Amerikan projelerini uygulamayı ve zalim rejimi yönetime ortak etmeyi başaramamıştır. Oysa ABD'nin savaştığı taraf, maddi imkânları bu devletlerin imkânlarıyla kıyaslanamayacak olan Suriye halkıdır. Buna rağmen Şam, bu devletlerin ve yandaşlarının hırslarına karşı hâlâ direnmektedir! Tüm bunların sebebi, Şam halkını küfre, ehline, zulme ve yardımcılarına karşı harekete geçiren yüce İslam'dır... Sadık ve ihlaslıların kalplerini dolduran yüce İslam... İslam, bazı insanların kalplerinde sadece duygusal olarak, paralel bir fikrî derinlik eşliğinde olmasa bile... Ya da başkalarının kalplerinde tam doğru olmayan bir amaçla hareket etse bile... Ancak İslami duygular ortama hâkim olan renktir ve İslami fikirler birçokları tarafından haykırılmaktadır... İşte ABD'yi bugüne kadar başarısız kılan budur: Şam'daki İslam ışığı... Henüz ümmeti birleştiren bir devlette somutlaşmamışken durum buysa, bir de devlet olsa ne olurdu? Elbette bu işin bir sonu vardır:
وَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ
"Zulmedenler yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini (hangi dönüşe döndürüleceklerini) göreceklerdir." (Şuarâ [26]: 227)
22 Ramazan 1437H 27/06/2016M