Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Kadının Kadılık Görevini Üstlenmesi

June 18, 2014
6155

(Âlim Ata b. Halil Ebu’r Raşta’nın -Hizbut Tahrir Emiri- Facebook Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)

Kadının Kadılık Görevini Üstlenmesi

Hani Ukde’ye

Soru:

(Değerli kardeşim Allah Teâlâ sizi korusun. Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Bu konu birçok genç tarafından ele alınıyor. Kadının kadı olması, yani burada kastedilen kadılık makamını üstlenmesi konusu yeniden gözden geçirilmelidir. Zira Resulullah (sav)’in, ondan sonra Sahabe’nin fiili ve ümmetin uzun tarihi boyunca buna bağlı kalmasıyla böyle bir durum bilinmemektedir. İlk İslam Devleti’nin kuruluşundan Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar bir kadının kadılık makamına getirildiği görülmemiştir... Kadının kadılık makamını üstlenmesine dair hükmün istinbatında, kadılığın vakıası, bu makamda bulunma ve genel hayatın vakıası ile kadının bu hayattaki varlığı göz önünde bulundurulmalıdır... Eğer kadın kocasının izni olmadan evden çıkamıyorsa... Ve eğer hasımlarla (davacılarla) baş başa kalması (halvet) helal değilse, o zaman aralarında kadılık yapmaması öncelikle geçerlidir...) bitti.

Cevap:

Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

1- Sünnet; Resulullah (sav)’in sözü, fiili ve bir söz ya da fiili onaylamasıdır (takrir). Bunların tamamı, sahih olmaları ve meseleye uygun düşmeleri durumunda delalet açısından eşittir.

Evet, Nebi (sav)’in fiili şer’i bir delildir ve şer’i nasslardaki mücmel (kapalı) hususları beyan etmeye yarar. Ancak Nebi (sav)’in fiili ile istidlal etme konusunda takip edilen usuller vardır. Nebi (sav)’in bir işi yapmamış olması, o işin haram olduğuna dair bir delil sayılmaz. Aksine, Nebi (sav)’in o işi yapmamasının haramlık ifade ettiğine dair başka bir delilin veya bir karinenin bulunması gerekir. Örneğin; Nebi (sav) kendisinden sonra bir halife aday göstermemiştir; ancak Sahabe (r.anhum) bundan bunun haram olduğu anlamını çıkarmamış, aksine Ebu Bekir (ra)’dan kendisinden sonrası için birini aday göstermesini istemişlerdir, o da Ömer (ra)’ı aday göstermiştir... Çünkü Resulullah (sav)’in bunu yapmamış olmasına, bunun haram olduğuna dair bir delil veya karine eşlik etmemiştir. Buhari, Abdullah b. Ömer (r.anhuma)’dan şöyle rivayet etmiştir: "Ömer’e 'Birini halife atasaydın?' denildi. O da şöyle dedi:

إِنْ أَسْتَخْلِفْ فَقَدِ اسْتَخْلَفَ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنِّي أَبُو بَكْرٍ، وَإِنْ أَتْرُكْ فَقَدْ تَرَكَ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنِّي، رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم

'Eğer bir halife atarsam, benden daha hayırlı olan Ebu Bekir atamıştır. Eğer bırakırsam, benden daha hayırlı olan Resulullah (sav) bırakmıştır.'"

İşte böyle; Resulullah (sav)’in yapmadığı her iş, haram olduğuna dair bir delil veya karine bulunmadıkça haram olduğu anlamına gelmez.

Nebi (sav)’in kadınları kadılığa atamamış olması da böyledir; bu durum tek başına haramlığa delalet etmez. Aksine buna haramlığa delalet eden bir delilin eklenmesi veya bir karinenin eşlik etmesi gerekir. Ne böyle bir delil mevcuttur ne de böyle bir karine kaimdir.

Buna göre, Resulullah (sav)’in bir şeyi yapmamasından, bir delil veya karine bulunmadıkça o şeyin haram olduğu anlaşılamaz.

2- Kadın hakkında belirttiğiniz kısıtlamalara gelince; (onun anne olması, evinin hanımı olması, korunması gereken bir namus olması, bazı şer’i mükellefiyetleri yerine getirmesine engel olan doğal mazeretler yaşaması... Eğer kocasının izni olmadan evden çıkamıyorsa... Hasımıyla baş başa kalması helal değilse, aralarında kadılık yapmaması öncelikle geçerlidir...).

Bu hususlar kadının kadılık yapmasının caiz oluşunu etkilemez. Zira şer’i hüküm kadılığı ona bir farz olarak yüklememiştir, aksine bu onun için caizdir; o kendi evinin şartlarını ve kapasitesini en iyi bilendir... Ayrıca bahsettiğiniz bu hususların hiçbiri, kadı için ne bir inikad (kuruluş) şartıdır ne de bir sıhhat şartıdır. Hatta sanki davanın soruşturulmasının bir gereğiymiş gibi zikrettiğiniz hasımlarla baş başa kalma (halvet) meselesi de öyle değildir. Aksi takdirde, erkek bir kadının da kadılık yapması caiz olmazdı; çünkü davacıların tamamı erkek değildir, aralarında kadınlar da vardır. Kadın kadının bir erkek davacıyla baş başa kalması caiz olmadığı gibi, erkek kadının da bir kadın davacıyla baş başa kalması caiz değildir. Kaldı ki davanın aydınlatılması için halvet zorunlu değildir; genellikle mecliste mahkeme kâtibi, şahitler veya mahremler gibi başkaları da bulunur.

3- İnsanlar arasındaki husumetleri çözmek için kadının kadılığa atanmasının ve aynı zamanda hisbe kadılığına getirilmesinin caiz olduğuna dair şer’i nasslar açıktır. Delillerin netleşmesi ve daha önce belirttiğimiz gibi kadının kadılığa atanması meselesine tatbiki için, şer’i nassların anlaşılmasını ve hükmün istinbatını kolaylaştırmak adına daha önce bu sayfada açıkladığım bazı hususları tekrar ediyorum:

a- Arapçada "Tağlib" (Preponderance/Üstün kılma) adı verilen bir üslup vardır. Bu, fıkıh usulü ilminde bilinen bir kuraldır. Buna göre hitap müzekker (erkek) sığasında veya "adam/erkek" lafzıyla geldiğinde, tağlib yoluyla müennes (kadın) sığası için de geçerlidir. Kadın, ancak kendisini bu hükümden dışarı çıkaran bir nass olması durumunda bu hükmün dışına çıkar.

Örneğin Allah Sübhanehu’nun şu kavli:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا

"Ey iman edenler" (Ayet müzekker sığasındadır). Kadını bu hükmün dışına çıkaran bir nass gelmediği için, ayet müzekker sığasında olsa bile mümin kadınlar da bu hitaba dâhildir.

Yine örneğin Buhari’nin Ebu Hureyre (ra)’dan rivayet ettiği şu hadis: "Nebi (sav) şöyle buyurdu:

أَيُّمَا رَجُلٍ أَعْتَقَ امْرَأً مُسْلِمًا، اسْتَنْقَذَ اللَّهُ بِكُلِّ عُضْوٍ مِنْهُ عُضْوًا مِنْهُ مِنَ النَّارِ

'Hangi adam (kişi) Müslüman bir köleyi azat ederse, Allah onun her uzvuna karşılık o kişinin bir uzvunu ateşten kurtarır.' Bu hadis tağlib üslubuyla kadın için de geçerlidir. Yani (Hangi kadın Müslüman bir köleyi azat ederse...). Çünkü kadını bu hükümden çıkaran bir nass gelmemiştir."

Yine örneğin Nesai’nin develerin zekâtı hakkındaki hadisi... Ebu Hureyre’den rivayetle Resulullah (sav)’in şöyle buyurduğunu duydum:

أَيُّمَا رَجُلٍ كَانَتْ لَهُ إِبِلٌ لَا يُعْطِي حَقَّهَا فِي نَجْدَتِهَا وَرِسْلِهَا

'Hangi adamın (kişinin) develeri olur da zorlukta ve kolaylıkta onların hakkını (zekâtını) vermezse...' Dediler ki: 'Ey Allah’ın Resulü, zorluk ve kolaylığı nedir?' Buyurdu ki:

فِي عُسْرِهَا وَيُسْرِهَا، فَإِنَّتَهَا تَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ كأَغَذِّ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنِهِ وَآشَرِهِ، يُبْطَحُ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ فَتَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا، إِذَا جَاءَتْ أُخْرَاهَا أُعِيدَتْ عَلَيْهِ أُولَاهَا فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ، حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ فَيَرَى سَبِيلَهُ...

'Darlıkta ve bolluktadır. Şüphesiz o develer kıyamet günü en canlı, en semiz ve en azgın halleriyle gelirler. Sahibi düz ve geniş bir yere yatırılır, develer tabanlarıyla onu çiğnerler. Sonuncusu geçince birincisi tekrar getirilir. Bu durum, insanlar arasında hüküm verilinceye kadar, miktarı elli bin yıl olan bir günde devam eder; sonra yolunu görür...' İşte bu, sahip olduğu develerin zekâtını vermeyen kadın için de tağlib yoluyla geçerlidir. Çünkü kadını bu hükümden çıkaran bir nass gelmemiştir."

  • Örneğin Allah Teâlâ’nın şu kavli:

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

"Namazı kılın, zekâtı verin, Resul’e itaat edin ki merhamet olunasınız." Namaz, zekât ve Resulullah (sav)’e itaat hem erkeğe hem kadına farzdır. Çünkü kadını bu hükümden çıkaran bir nass gelmemiştir.

  • Örneğin Allah Teâlâ’nın şu kavli:

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

"İçinizden hayra çağıran, marufu emreden ve münkerden nehyeden bir topluluk (ümmet) bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." İslam’a davet eden, marufu emreden ve münkerden nehyeden bir kitle içerisindeki siyasi çalışma hem erkeği hem de kadını kapsar. Çünkü kadını bu hükümden çıkaran bir nass gelmemiştir.

  • Örneğin Buhari’nin Sahih’inde Hakim b. Hizam (ra)’dan merfu olarak rivayet ettiği hadis: Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا - أَوْ قَالَ: حَتَّى يَتَفَرَّقَا - فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا، وَإِنْ كَتَمَا وَكَذَبَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا

"Alıcı ve satıcı birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerdirler. Eğer dürüst davranır ve (malın kusurunu) açıklarlarsa alışverişleri bereketli olur. Eğer gizler ve yalan söylerlerse alışverişlerinin bereketi yok olur." Bu hüküm hem erkeği hem kadını kapsar; zira kadını bu hükmün dışına çıkaran bir nass gelmemiştir.

b- Ancak bu "Tağlib" üslubu, bir nass ile geçersiz kılındığında, yani kadını genel hükmün dışına çıkaran bir tahsis edici nass geldiğinde uygulanmaz:

Örneğin Allah Teâlâ’nın şu kavli:

كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْ

"Savaş size farz kılındı, oysa o sizin için hoşa gitmeyen bir şeydir." Burada hitap müzekker sığasındadır ve cihadın farz olduğunu ifade eder. Ancak burada tağlib uygulanmaz. Yani "Savaş kadınlara da farz kılındı" denilmez. Çünkü bu, cihadı erkeklere farz kılan başka nasslarla geçersiz kılınmıştır. İbn Mace, müminlerin annesi Aişe (r.anha)’dan şöyle rivayet etmiştir: "Dedim ki: 'Ey Allah’ın Resulü, kadınların üzerinde cihat var mıdır?' Şöyle buyurdu:

نَعَمْ، عَلَيْهِنَّ جِهَادٌ، لَا قِتَالَ فِيهِ: الْحَجُّ وَالْعُمْرَةُ

'Evet, onlara içinde savaş olmayan bir cihat vardır: Hac ve Umre.'" Yani savaş anlamındaki cihat kadına farz değildir.

Örneğin Allah Teâlâ’nın şu kavli:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

"Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında hemen Allah’ı zikretmeye koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." Bu nass, Cuma namazının farz olduğunu ve ezan okunduğunda ona koşmanın vacip olduğunu ifade eder. Burada tağlib üslubu işletilmez, yani Cuma namazı farzı kadınlara uygulanmaz. Zira Cuma farzını erkeklere has kılan ve kadınları bu farzdan çıkaran bir nass gelmiştir. Hakim’in Müstedrek’inde Ebu Musa (ra)’dan rivayet ettiği hadiste Nebi (sav) şöyle buyurmuştur:

الْجُمُعَةُ حَقٌّ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ فِي جَمَاعَةٍ إِلَّا أَرْبَعَةٌ: عَبْدٌ مَمْلُوكٌ، أَوِ امْرَأَةٌ، أَوْ صَبِيٌّ، أَوْ مَرِيضٌ

"Cuma namazı, dört kişi hariç her Müslüman üzerine cemaatle kılınması vacip olan bir haktır: Köle, kadın, çocuk veya hasta." Hakim bu hadis için "Şeyhayn’ın (Buhari ve Müslim) şartlarına göre sahihtir" demiş, Zehebi de ona katılmıştır.

Örneğin Allah Teâlâ’nın şu kavli:

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

"Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir." Bu genel bir hitaptır ve tağlib üslubu gereği hem erkeği hem de kadını kapsar. Ancak bu umumilik, yönetim (hüküm) konusunda kadınlar dışındakilerle tahsis edilmiştir. Buhari, Ebu Bekre’den şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

لَنْ يُفْلِحَ قَوْمٌ وَلَّوْا أَمْرَهُمُ امْرَأَةً

'İşlerini (yönetimlerini) bir kadına veren bir topluluk asla kurtuluşa eremez.'" Bu hadise dayanarak, kadının yönetimi üstlenmesi caiz değildir; çünkü "velayet-i emir" yönetim (hüküm) demektir. Dolayısıyla kadının yönetici olması caiz değildir, yani kadın yönetim hususunda genel nassın dışına çıkarılmıştır. Bu durum kadının idrak veya düşünce bakımından erkekten daha az olduğu anlamına gelmez; aksine bu Allah’ın bildiği bir hikmettir ve hem erkek hem kadın için hayırlıdır.

c- Bazı hadisler hem erkeğe hem kadına hitap eder, sonra bazısı erkeğe has kılınır, diğerleri ise hem erkeği hem kadını kapsamaya devam eder:

Buhari, Sahih’inde Ebu Hureyre’den Nebi (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:

سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ فِي ظِلِّهِ، يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلَّا ظِلُّهُ: الإِمَامُ العَادِلُ، وَشَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ رَبِّهِ، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ فِي المَسَاجِدِ، وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ، وَرَجُلٌ طَلَبَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ، فَقَالَ: إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ، وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ، أَخْفَى حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينُهُ، وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ

"Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı (Kıyamet) gününde gölgesinde gölgelendirir: Adaletli yönetici (İmam), Rabbine ibadetle yetişen genç, kalbi mescitlere bağlı olan adam, birbirlerini Allah için seven, bu sevgi ile birleşip bu sevgi ile ayrılan iki kişi, mevki sahibi ve güzel bir kadının arzusuna 'Ben Allah’tan korkarım' diyerek reddeden adam, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka veren adam, tenhada Allah’ı zikredip gözleri yaşaran adam."

Bu hadis, başka nasslarla engellenmeyen beş madde için tağlib üslubuyla kadınlara da uygulanır: Rabbine ibadetle yetişen genç kadın... Allah için birbirini seven iki kadın... Bir erkeğin gayrimeşru isteğine karşı koyan kadın... Sadaka veren kadın... Tenhada Allah’ı zikredip gözleri yaşaran kadın...

Ancak bu üslup "Adaletli İmam" ve "kalbi mescitlere bağlı olan adam" için geçerli değildir; çünkü bunlar başka nasslarla engellenmiştir. Yani kadın bu iki durumda şu şekilde hükmün dışındadır:

"Adaletli İmam" kısmında tağlib işlemez; zira Nebi (sav)’in Buhari’de geçen "İşlerini bir kadına veren topluluk asla kurtuluşa eremez" hadisi gereği kadın yönetici olamaz. Yönetim, yani hükümdarlık kadına caiz değildir. Ancak yönetim dışındaki kadılık, halife seçimi, Ümmet Meclisi’ne seçilme ve seçme gibi yönetim olmayan meşru görevler ona caizdir... Bu da demektir ki "Adaletli İmam" ifadesi kadını kapsamaz; zira kadın Allah’ın bildiği bir hikmetle yönetici olamaz.

Bununla birlikte, bazı müfessirler "Adaletli İmam" ifadesini "adaletli çoban/sorumlu" manasında yorumlamış ve Buhari’nin İbn Ömer’den rivayet ettiği şu hadise dayanarak kadına da uygulamışlardır:

كُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، الإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي أَهْلِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا وَمَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا...

"Hepiniz çobansınız ve hepiniz raiyetinizden (yönettiklerinizden) sorumlusunuz. İmam bir çobandır ve raiyetinden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve raiyetinden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve raiyetinden sorumludur..." Fakat tercih edilen görüşe göre burada tağlib işlemez; çünkü "Adaletli İmam" tabiri yönetici (hükümdar) hakkında daha ağır basar, bu yüzden kadına uygulanmaz.

"Kalbi mescitlere bağlı olan adam" ifadesi ise kadının evindeki namazının mescitteki namazından daha efdal olduğunu belirten nass ile engellenmiştir. Ahmet b. Hanbel’in Müsned’inde Ümmü Humeyd’den rivayet ettiği hadiste Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

قَدْ عَلِمْتُ أَنَّكِ تُحِبِّينَ الصَّلَاةَ مَعِي، وَصَلَاتُكِ فِي بَيْتِكِ خَيْرٌ لَكِ مِنْ صَلَاتِكِ فِي حُجْرَتِكِ، وَصَلَاتُكِ فِي حُجْرَتِكِ خَيْرٌ مِنْ صَلَاتِكِ فِي دَارِكِ، وَصَلَاتُكِ فِي دَارِكِ خَيْرٌ لَكِ مِنْ صَلَاتِكِ فِي مَسْجِدِ قَوْمِكِ، وَصَلَاتُكِ فِي مَسْجِدِ قَوْمِكِ خَيْرٌ لَكِ مِنْ صَلَاتِكِ فِي مَسْجِدِي

"Benimle namaz kılmayı sevdiğini biliyorum. Ancak senin evindeki (odandaki) namazın, evin diğer kısımlarındaki namazından daha hayırlıdır... Senin kendi kavminin mescidindeki namazın, benim bu mescidimdeki (Mescid-i Nebevi) namazından daha hayırlıdır."

Faydalı olması açısından, İbn Hacer’in Fethu’l Bari’de bahsi geçen Buhari hadisi hakkında yaptığı tefsirin son kısmını zikrediyorum:

"(...Bu hadiste erkeklerin zikredilmesi bir mefhum-u muhalefet teşkil etmez; aksine kadınlar da zikredilen hususlarda onlara ortaktır. Ancak 'Adaletli İmam' ile kastedilen Büyük İmamlık (Halifelik) ise durum değişir. Değilse, bir ailesi olup onlara adaletle davranan kadın da buna dâhil olabilir. Mescide devam etme özelliği ise dışarıda kalır; çünkü kadının evindeki namazı mescittekinden daha efdaldir. Bunun dışındaki hususlarda ise ortaklık mevcuttur...)" bitti.

Buna göre, yedi sınıf hadisi "Adaletli İmam" ve "kalbi mescitlere bağlı olan" maddeleri hariç kadınlar için de geçerlidir. Çünkü bu iki durumda tağlib üslubu nass ile engellenmiştir.

4- Şimdi kadılık (yargı) ile ilgili nasslara bakalım; bunlar hem erkeği hem kadını mı kapsıyor yoksa kadını dışarıda bırakıp sadece erkeğe mi has kılınmış:

  • Buhari’nin Ebu Bekre’den rivayetine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

لاَ يَقْضِيَنَّ حَكَمٌ بَيْنَ اثْنَيْنِ وَهُوَ غَضْبَانُ

"Hâkim, öfkeli iken iki kişi arasında hüküm vermesin."

  • Hakim’in Müstedrek’inde rivayet ettiği hadiste Nebi (sav) şöyle buyurmuştur:

الْقُضَاةُ ثَلَاثَةٌ: قَاضِيَانِ فِي النَّارِ وَقَاضٍ فِي الْجَنَّةِ. قَاضٍ عَرَفَ الْحَقَّ فَقَضَى بِهِ فَهُوَ فِي الْجَنَّةِ، وَقَاضٍ عَرَفَ الْحَقَّ فَجَارَ مُتَعَمِّدًا فَهُوَ فِي النَّارِ، وَقَاضٍ قَضَى بِغَيْرِ عِلْمٍ فَهُوَ فِي النَّارِ

"Kadılar üç kısımdır: İkisi ateşte, biri cennettedir. Hakkı bilip onunla hüküm veren cennettedir. Hakkı bilip kasten haksızlık yapan ateştedir. Bilgisizce hüküm veren de ateştedir."

  • Taberani’nin Mu’cem’inde ve Tirmizi’nin Sünen’inde de benzer lafızlarla bu hadis rivayet edilmiştir. Bazı rivayetlerde "bir adam (رجل)" lafzı geçmektedir:

الْقُضَاةُ ثَلَاثَةٌ: ... رَجُلٌ قَضَى بِغَيْرِ الْحَقِّ فَعَلِمَ ذَاكَ فَذَاكَ فِي النَّارِ ...

"Kadılar üç kısımdır: ... Bir adam (kişi) ki haksız yere hüküm verir ve bunu bilirse o ateştedir..."

  • İbn Mace, Bezzar ve Ma’mer b. Raşid’in rivayetlerinde de benzer ifadeler yer alır.

Bu hadislere baktığımızda, müzekker sığasıyla veya "adam/kişi" lafzıyla geldiklerini görüyoruz. Dolayısıyla sahih bir nass ile kadınlar bu hükmün dışına çıkarılmadığı sürece hem erkeği hem kadını kapsarlar. Yönetim (hüküm) kadınlara yasaklandığı halde, bu hadislerin sadece erkeklere has olduğuna dair bir tahsis edici delil bulunmamaktadır. Bu nedenle hüküm erkekleri de kadınları da kapsar; kadının insanlar arasındaki husumetleri çözmek için kadı olması veya hisbe kadılığı yapması caizdir.

Ancak yöneticinin görevden alınmasını görüşen Mezalim kadılığı, yöneticiyi azletme yetkisine sahip olduğu için yönetimin (hükmün) bir parçasıdır. Bu nedenle kadının Mezalim kadılığını üstlenmesi caiz değildir.

Tüm bunlar açıkça göstermektedir ki kadının kadılık (normal yargı ve hisbe yargısı) görevini üstlenmesi, hem erkek hem de kadın için caiz olan bir iştir.

5- Son olarak, Nebi (sav) dönemindeki kadınların vakıasına hızlıca bakıldığında, soruda ima edilenin tam aksine bir tablo görülür. Kadınlar da erkekler gibi hayatın her alanındaydılar; fikri çatışma ve siyasi mücadele yürütüyorlardı. İslam’ın ilk şehidi, Nebi (sav) ile birlikte daveti sırtlanan Sümeyye (r.anha) idi. Ümmü Umâre ve Ümmü Menî’, İkinci Akabe Biatı’nda erkeklerin yanında Resulullah (sav)’e nusret biatı verenlerdendi. Savaşlarda yaralıları tedavi ediyorlar, marufu emredip münkerden nehyediyorlar ve halifeyi muhasebe ediyorlardı... Onlar gerçekten erkeklerin eşleri/benzerleri idiler; ancak tüm bunlar erkek-kadın ilişkisini düzenleyen şer’i hükümler dâhilindeydi. Kadınlar ne atıl bir güçtü ne de evlerinden asla çıkmayan kimselerdi.

Sözün özü, İslam hayatındaki kadın vakıasının en güzel tasviri şu ayetlerdir:

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطيعُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ * وَعَدَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ أَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte Allah onlara merhamet edecektir. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından nehirler akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaad etmiştir. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur." (Tevbe 71-72)

إِنَّ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتِينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقِينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرِينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعِينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقِينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّائِمِينَ وَالصَّائِمَاتِ وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا

"Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkeklerle Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça zikreden erkeklerle Allah’ı çokça zikreden kadınlar var ya; işte onlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır." (Ahzab 35)

Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu’r Raşta

Facebook Linki

Emir'in Web Sitesi Linki

Google Plus Linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın