Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Küfür Rejimlerine Katılmak

May 03, 2014
7488

Soru-Cevap

Küfür Rejimlerine Katılmak

Soru:

Müslümanların, İslam ile hükmetmeyen mevcut yönetim nizamlarına katılmasının haramlığı konusu tartışılırken; birisi, bazı hocaların bu katılımın caiz olduğunu söylediklerini, buna delil olarak da Yusuf (as)’ın Mısır’daki kralın şeriatı ile hükmettiğini, Necaşi’nin Müslüman olmasına ve Rasulullah (sav)’in onun üzerine gıyabi cenaze namazı kılmasına rağmen yıllarca küfürle hükmettiğini öne sürdüklerini söyledi. Ayrıca şer'î bir delil olan maslahatın da bunu gerektirdiğini, zira iktidardaki bir Müslüman’ın, Müslümanların maslahatlarını laiklerden daha fazla gözeteceğini iddia etti...

Soru şudur: Bu istidlalin (delil getirmenin) sıhhati nedir? Gerçekten bunu söyleyen hocalar var mıdır? Cevabınız için şimdiden teşekkür ederiz, Allah hayırlı mükafatlar versin.

Cevap:

Evet, bazı saray uleması bu görüşleri dile getirmektedir. Ancak bunlar, lehine hüccet ikame edilemeyecek sözlerdir. Çünkü Allah’ın indirdikleriyle hükmetmenin farz olduğuna dair deliller sarih, açık, sübutu kat'i ve delaleti kat'idir; bu konu imamlar arasında bir ihtilaf mahalli değildir. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek farzdır. Allah Sübhânehu şöyle buyurmaktadır:

فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنْ الْحَقِّ

"Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve sana gelen haktan sapıp da onların hevalarına uyma." [Mâide 48]

Yine Allah Celle ve Alâ şöyle buyurur:

وَأَنْ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ

"Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların hevalarına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın." [Mâide 49]

Bu anlamdaki nasslar oldukça çoktur. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmemek ve beşerî kanunlara başvurmak ise; eğer yönetici bunun doğruluğuna inanıyorsa küfürdür, eğer buna inanmıyor (fakat uyguluyorsa) zulüm veya fısktır. Bu durum Allah Teâlâ’nın şu kavillerinde geçmektedir:

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ

"Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerin ta kendileridir." [Mâide 44]

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الظَّالِمُونَ

"Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerin ta kendileridir." [Mâide 45]

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْفَاسِقُونَ

"Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasıkların ta kendileridir." [Mâide 47]

Saray ulemasının getirdiği delillere gelince; dediğimiz gibi bunlarla hüccet ikame edilemez. Bunun sebepleri şunlardır:

1- Yusuf (as)’ın fiilini delil getirerek, onun bazı meselelerde Mısır kralının şeriatıyla yani Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmettiğini söylemek tamamen yersizdir. Çünkü biz, Allah Sübhânehu’nun vahyi ile Muhammed (sav)’in getirdiği İslam’a uymakla emrolunduk. Yusuf (as)’ın veya diğer nebilerin şeriatına uymakla emrolunmadık. Zira bizden öncekilerin şeriatı bizim için şeriat değildir; o İslam ile neshedilmiştir (yürürlükten kaldırılmıştır). Allah Sübhânehu şöyle buyurur:

وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا

"Sana da, kendisinden önceki kitapları doğrulayıcı ve onlara şahit (onları neshedici/koruyucu) olarak bu Kitab’ı (Kur’an’ı) hak ile indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve sana gelen haktan sapıp da onların hevalarına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik." [Mâide 48]

Buradaki "müheyminen" kelimesi "neshedici" anlamındadır. Dolayısıyla İslam önceki kitapların şeriatlarını neshetmiştir. Bu yüzden bizden öncekilerin şeriatı bizim için şeriat değildir.

Bazı usul imamları bu kaideyi başka bir şekilde, yani "Bizden öncekilerin şeriatı, neshedilmediği sürece bizim için de şeriattır" şeklinde almışlardır. Bu kural, önceki şeriatlardan delil getirmenin sadece o şeriatlardan neshedilmemiş olan hükümler için geçerli olduğunu belirler. Bizim şeriatımızın gelip neshettiği hükümlere gelince; bunları önceki şeriatlardan almak caiz değildir, bilakis biz kendi şeriatımızda gelene uymakla mükellefiz. Allah’ın indirdikleriyle hükmetme konusu İslam’da gayet sarîhtir ve kendisine muhalif olan her önceki şeriatı neshetmiştir. Dolayısıyla ister "Bizden öncekilerin şeriatı bizim şeriatımız değildir" diyen, isterse "Neshedilmediği sürece bizim şeriatımızdır" diyen tüm muteber usul alimleri; Allah’ın indirdikleriyle hükmetmenin farz olduğu konusunda müttefiktir. Çünkü bu, İslam’da sübutu ve delaleti kat'i bir şekilde açıkça ifade edilmiş ve ona aykırı olan önceki şeriatları neshetmiştir.

Bunu, Yusuf (as)’ın bazı meselelerde Mısır kralının kanunlarıyla hükmettiği varsayımı üzerinden söylüyoruz; oysa doğru olan, Yusuf (as)’ın bir nebi olduğu ve masum olduğudur. O, ancak Allah’ın kendisine indirdiğiyle hükmeder. Nitekim Yusuf Suresi’nde zindandaki arkadaşlarıyla konuşurken hükmün ancak Allah’a ait olduğunu belirtmiştir:

يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ (39) مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا أَسْمَاءً سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

"Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilahlar mı daha hayırlıdır, yoksa mutlak hakimiyet sahibi olan tek Allah mı? Sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve babalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’ındır. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler." [Yusuf 39-40]

Yusuf (as) "Hüküm ancak Allah’ındır" demektedir. Hakimiyet, Müslümanın ibadet ettiği ve teşriini (yasamasını) yalnızca kendisinden aldığı Alemlerin Rabbi'ne aittir; O’ndan başka rab edinilmez.

Yusuf (as)’ın fiilinin kavline (sözüne) muhalif olması mümkün değildir; O’nun bir yandan Allah’ın hakimiyetine davet edip diğer yandan küfürle hükmettiği düşünülemez. Böyle bir iddia, Allah’ın nebilerinden birinin ismetine (günahsızlığına) dil uzatmak ve ona iftira atmaktır ki bu büyük bir cürümdür... Dolayısıyla Yusuf (as) asla küfürle hükmetmemiştir; bilakis Allah’a sadık ve ihlaslı bir şekilde, O’nun kendisine indirdiğiyle hükmetmiştir. Dediğimiz gibi; Allah’ın Yusuf (as)’a kendi şeriatında bazı meselelerde Mısır kralının kanunlarıyla hükmetmesine izin verdiği farz edilse bile, İslam önceki şeriatları neshetmiştir ve Rasulullah (sav)’in risaletinden sonra bizim üzerimize vacip olan yalnızca İslam ile hükmetmektir.

2- Necaşi’nin tutumunu delil getirmek de yersizdir. Konuyu derinlemesine inceleyen kişi, Necaşi’nin İslam’dan önce bir kral olduğunu görür. O gizlice Müslüman olmuş ve İslam’ından kısa bir süre sonra vefat etmiştir. İslam’ı uygulamaya gücü yetmemiş ve halkı kafir olduğu için İslam’ını ilan etmeye cesaret edememiştir... Bu durum, insanlar arasında Müslümanlığı ile bilinen biri için geçerli değildir. Konuyu daha da detaylandırırsak:

a- "Necaşi" kelimesi Habeşistan hükümdarının özel ismi değil, Habeşistan’ı yöneten her krala verilen bir lakaptır. Pers hükümdarına "Kisra", Roma hükümdarına "Kayser" denilmesi gibi... Müslüman olan ve Rasulullah (sav)’in üzerine namaz kıldığı Necaşi, soruda iddia edildiği gibi yıllarca Müslüman olarak kalmamıştır; aksine Müslümanlığı birkaç günü, bir veya iki ayı geçmeyen kısa bir süredir... O, Müslümanların Mekke’den hicret ettikleri Necaşi değildir; Hudeybiye barışından sonra Rasulullah (sav)’in diğer hükümdarlara elçi gönderirken Amr b. Umeyye ed-Damrî’yi gönderdiği Necaşi de değildir. O, Rasulullah (sav)’in diğer hükümdarlarla birlikte mektup gönderdiği Necaşi’den sonra yönetime gelen başka bir Necaşi’dir. Bu konudaki rivayetler Buhari ve Müslim’de mevcuttur. Müslüman olan Necaşi’nin, Müslümanların hicret ettiği veya Hudeybiye’den sonra mektup gönderilen Necaşi olduğunu sananlar yanılmışlardır. Buhari ve Müslim’deki rivayetlere muhalif olan rivayetler reddedilir. Yukarıda zikrettiklerimize dair delillerden bazıları şunlardır:

Müslim, Katâde kanalıyla Enes’ten şöyle rivayet etmiştir: ("Allah’ın Nebisi (sav) Kisra’ya, Kayser’e, Necaşi’ye ve her bir zorbaya, onları Allah Teâlâ’ya davet eden mektuplar yazdı. Bu, Nebi (sav)’in üzerine (cenaze) namazı kıldığı Necaşi değildi.")

Tirmizi, Katâde kanalıyla Enes’ten şöyle rivayet etmiştir: ("Rasulullah (sav) vefatından önce Kisra’ya, Kayser’e, Necaşi’ye ve her bir zorbaya onları Allah’a davet eden mektuplar yazdı. Bu, Nebi (sav)’in üzerine namaz kıldığı Necaşi değildi." "Bu hadis hasen sahihtir.")

Müslim ve Tirmizi hadislerinden açıkça anlaşıldığı üzere, Müslüman olan ve Rasulullah (sav)’in üzerine namaz kıldığı Necaşi, diğer hükümdarlarla birlikte mektup gönderilen Necaşi değildir.

b- Rasulullah (sav) hükümdarlara mektupları Hudeybiye’den döndükten sonra, yani Hicretin 6. yılı Zilkade ayından sonra göndermiştir. Müslüman olan bu Necaşi, mektup gönderilen Necaşi olmadığına ve ondan sonra geldiğine göre, yönetimi Hicretin yaklaşık 7. yılında devralmış olmalıdır.

c- Ebu Hureyre (ra), Necaşi üzerine kılınan namazda Rasulullah (sav) ile beraberdir. Ebu Hureyre’nin, Müslüman olduktan sonra Dos heyetiyle birlikte (yaklaşık 70-80 kişi) Rasulullah (sav) Hayber’deyken Medine’ye geldiği bilinmektedir. Oraya gidip O’nunla karşılaşmışlardır ve Rasulullah (sav) onlara Hayber ganimetinden pay vermiştir. Hayber Hicretin 7. yılındadır. Bu demektir ki, Müslüman olan Necaşi Habeşistan yönetimini yaklaşık Hicri 7. yılda devralmış ve yine Hicri 7. yılda vefat etmiştir; yani sadece birkaç gün veya birkaç ay görevde kalmıştır...

d- O dönemde Habeş halkı Hristiyan dinine mensup kafirlerdi ve hükümdarları Necaşi kimseye duyurmadan gizlice Müslüman olmuştu. Hatta Rasulullah (sav), cenaze namazı hadislerinden anlaşıldığı üzere, Necaşi’nin vefatını vahiy yoluyla öğrenmiştir:

  • Buhari, Ebu Hureyre (ra)’dan şöyle rivayet etmiştir: "Rasulullah (sav), vefat ettiği gün Necaşi’nin ölüm haberini verdi, namazgaha çıktı, onları saf yaptı ve dört tekbir getirdi." Başka bir rivayette: "Rasulullah (sav) Habeşistan hükümdarı Necaşi’nin vefatını, öldüğü gün bize haber verdi" ve "Kardeşiniz için mağfiret dileyin" buyurdu.

  • Buhari, Cabir b. Abdullah (ra)’dan şöyle rivayet etmiştir: Nebi (sav) şöyle buyurdu: "Bugün Habeşistan’da salih bir adam vefat etti. Haydi kalkın, onun üzerine namaz kılın." Cabir dedi ki: "Saf tuttuk, Nebi (sav) kıldırdı, biz de arkasında saflar halindeydik." Cabir’den gelen bir başka rivayette Nebi (sav) Necaşi vefat ettiğinde: "Bugün salih bir adam öldü. Kalkın ve kardeşiniz Ashama üzerine namaz kılın" buyurmuştur.

Hadislerde geçen ifadelerden: "Vefat ettiği gün haber verdi", "Habeşistanlı Necaşi’nin vefatını bize o gün haber verdi", "Kardeşiniz için mağfiret dileyin", "Bugün salih bir adam öldü..." gibi ifadeler; haberin vahiy ile geldiğini gösterir. Zira Necaşi Habeşistan’da, Rasulullah (sav) ise Medine’dedir. Aynı şekilde "Kardeşiniz için mağfiret dileyin", "Bugün salih bir adam öldü" demesi, onların Necaşi’nin öldüğünden haberleri olmadığını gösterir.

e- Sonuç olarak Necaşi’nin durumu buraya uymaz. O gizlice Müslüman olmuştur, halkı kafirdir, kısa süre sonra vefat etmiştir ve Müslüman olduğunu vahiy yoluyla Rasulullah (sav) dışında kimse bilmemektedir... Dolayısıyla bu durum, Müslümanlığı bilinen birinin Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmeye katılmasına delil olamaz. Bunun uyduğunu söyleyenlerin ne bir delili ne de bir delil şüphesi vardır.

3- Maslahatın bir delil olduğu yönündeki istidlale gelince; bu da yersizdir ve şu şekilde izah edilebilir:

Fıkıh usulü alimleri arasında maslahatı bir delil olarak kabul edenler vardır, ancak onlar bunun için "şeriatta o konuda bir emir veya nehiy bulunmaması" şartını koşmuşlardır. Eğer o konuda bir emir veya nehiy gelmişse, maslahat hükmüyle amel edilmez, şeriatta gelene uyulur. Muteber usul alimlerinden hiçbiri, maslahatın bunu gerektirdiği bahanesiyle vahyin getirdiği nassları devre dışı bırakmamıştır.

Örneğin faiz haramdır, şeriat bunu vahyin getirdiği nasslarla haram kılmıştır. Eğer maslahatlar bunu gerektirse bile, şeriat bunu reddeder ve haram sayar. Eğer kendilerine "alim" denilen bazı kişiler buna fetva verirse, bu fetva reddedilir çünkü vahyin getirdiği şeriatla çatışmaktadır.

Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetme meselesi de faizin haramlığı gibi kat'i bir şekilde haramdır; zira vahyin nassları bunu açıkça ortaya koymuştur. Bu durumda maslahatı hakem kılmaya hiçbir yer kalmaz; zira maslahat şeriatın olduğu yerdedir, aksi değil.

Biz bu araştırmamızda, maslahat-ı mürsele konusunda müsamahalı davranan usul alimlerinin görüşlerini esas alsak bile, onların mezhebine göre dahi maslahatla istidlal etmenin yeri yoktur. Kaldı ki hakikat şudur ki; maslahat-ı mürsele diye bir şey yoktur. Bu, şeriatın bazı konuları emir veya nehiy buyurmadan boş bıraktığını sananların, bu alanda maslahatı kullandıklarını iddia etmelerinden ibarettir. Hakikatte ise şeriat hiçbir şeyi hükmünü beyan etmeden bırakmamıştır; bilakis her şeyi açıklığa kavuşturmuştur:

تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ

"...her şey için bir açıklama..." [Nahl 89]

مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ

"...Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık." [En’âm 38]

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا

"Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’dan razı oldum." [Mâide 3]

4- Özetle; küfür rejimlerine katılmak ve Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmek; eğer hükmeden kişi bu hükmün doğruluğuna inanıyorsa küfürdür, inanmıyorsa zulüm ve fısktır. Ayet-i kerimelerde belirtildiği üzere:

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْكَافِرُونَ

"Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerin ta kendileridir." [Mâide 44]

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

"Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerin ta kendileridir." [Mâide 45]

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

"Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasıkların ta kendileridir." [Mâide 47]

Bir Müslümanın Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmeye katılmasının caiz olduğunu söyleyenlerin ne bir delili ne de bir delil şüphesi vardır; zira bunu yasaklayan nasslar sübut ve delalet bakımından kat'idir.

Cevabın Allah Sübhânehu’nun izniyle açık, yeterli ve tatmin edici olduğunu ümit ederim.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın