Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Yemen Sahasındaki Siyasi Gelişmeler Hakkında Soru-Cevap

August 03, 2014
2350

Soru:

Medyada yer alan haberlere göre, 28 Temmuz 2014 Ramazan Bayramı gününde Yemen'in eski Cumhurbaşkanı Ali Salih ile mevcut Cumhurbaşkanı Abdurrabbu Mansur Hadi, sanki iki samimi dostmuş gibi bayram namazını yan yana kıldılar! Oysa Hadi, göreve geldiğinden beri Salih'in otuz yıl boyunca inşa ettiği yapıyı; yani oğulları, kuzenleri ve akrabalarından oluşan İngiliz yanlısı askeri liderlik kadrosunu tasfiye ederek yıkmıştı. Hadi onların kanatlarını kırdı! Ayrıca bir ay önce, "hükümet reformları" adı altında askeri ve güvenlik alanında düzenlemeler yaptı. Bu kararlarda Amerika'nın etkisi açıkça görülüyordu; kendisine yakın bakanları kabineye dahil ettirdi, Salih dönemindeki isimleri, hatta akrabalarını bile görevden aldırdı... Yine Hadi, Husilere karşı yumuşak bir tutum sergiledi. Bu durum, Husilerin 9 Temmuz 2014'te Amran'ı işgal etmesi ve tugay komutanını öldürmesi sırasında açıkça görüldü. Bunların yanı sıra Savunma Bakanlığı'na yönelik saldırılar gerçekleşti ve bunların Hadi'ye karşı bir darbe girişimi olduğu, arkasında Ali Salih'in bulunduğu söylendi. Yani Hadi ve Salih can düşmanı gibi görünüyorlar, samimi dost değil! Bu durum nasıl anlaşılmalıdır? Özellikle de Hadi, Salih'in yardımcısıydı; eğer o da Salih gibi İngilizlerle birlikte hareket etmeseydi, Salih onu yardımcısı yapmazdı. Peki, şimdi neden ona böyle düşmanlık ediyor? Bu meseleler zihnimi karıştırdı, lütfen konuyu açıklığa kavuşturun:

Hadi İngilizlerle mi yoksa Amerika ile mi hareket ediyor? Ayrıca Savunma Bakanlığı'na yapılan saldırılar darbe girişimi miydi?

Cevap:

Birincisi: Hadi’nin siyasi gerçekliği ve İngilizlerle mi yoksa Amerika ile mi hareket ettiği meselesi:

Bu sorunun cevabı, olayların geçmişine kısaca göz atıp güncel gelişmelere bağlanmayı gerektirir:

1- Geçtiğimiz yüzyılın altmışlı yıllarından beri Yemen üzerinde Amerika ile eski sömürgeci İngiltere arasında şiddetli bir çatışma yaşanmaktadır. Bu süreç, 1962'de Amerika'nın arkasında olduğu ve Yemen Cumhuriyeti'ni ilan eden Sellal darbesiyle başladı. İngiltere ise Güney Yemen'de kalarak 1967'de orada bir cumhuriyet kurana kadar varlığını sürdürdü ve askeri olarak oradan çekildi. Nasır liderliğindeki Amerika yanlısı Mısır rejimi, 1967 savaşındaki yenilgiye ve geri çekilmeye kadar Kuzey Yemen'de Amerika adına savaşı yürüttü. Bunun üzerine İngiltere, aynı yıl Amerika’nın adamı Abdullah es-Sellal’i devirerek Kuzey’de kendi adamlarını iktidara getirdi. Böylece Kuzey ve Güney İngiliz kontrolüne girdi. Ancak iki sömürgeci devlet arasındaki çatışma darbeler yoluyla devam etti. Ta ki İngiltere 1978'de Kuzey’de adamı Ali Abdullah Salih'i iktidara getirene kadar. Güney'de ise rejimin başında Salim el-Beyd vardı. İngiltere, nüfuzunu korumak ve Amerika’nın önünü kesmek için Yemen’in iki yakasını adamı Ali Abdullah Salih liderliğinde birleştirmeyi uygun gördü ve bu 1990 yılında gerçekleşti. 1993 seçimlerini Ali Salih'in partisi kazanınca, Ali Salim el-Beyd bunu kendi nüfuzunun ölümü olarak gördü. Amerika bu durumu fırsat bildi ve Salim el-Beyd'i yanına çekmeyi başardı. Ona Güney'i Kuzey'den ayırıp tekrar başkan yapma vaadiyle kendisine bağladı.

Böylece el-Beyd, açık bir isyanla Güney'in ayrıldığını ilan etti. Ancak İngiltere, Ali Abdullah Salih rejimi ve bölgedeki diğer adamları aracılığıyla bu isyanı başarısızlığa uğrattı. Yemen'de İngiliz nüfuzu devam etti. Buna rağmen Amerika, Güney Hareketi (al-Hirak) ve diğer yerlerdeki adamları vasıtasıyla çalışmalarını durdurmadı. Buna ek olarak İran ve onun takipçisi olan, 2004'ten beri silahlı isyan yürüten Husiler ve cemaati üzerinden de çalışmaya başladı. Amerika'nın Yemen'deki faaliyetleri hala Güney Hareketi, İran ve takipçisi Husiler üzerinden devam etmektedir.

2- 2011 yılında Yemen'de halk protestoları patlak verip rejim değişikliği istendiğinde, Amerika bunu İngiliz yanlısı Ali Abdullah Salih rejimini devirmek ve halkın taleplerini saptırmak için kullandı. Amacı, kendisine sadık bir rejim kurarak ülkede nüfuz sahibi olmaktı. Amerika bu uğurda elinden geleni yaptı; Ali Salih'in görevden alınmasında ısrarcı oldu çünkü o, İngiltere'ye sadık ve Amerika'ya şiddetle karşı duran biriydi. İngiltere, Amerika'nın bu konuda ciddi olduğunu anlayınca, her zamanki kurnaz yöntemiyle inisiyatif alarak kendi nüfuzunu koruyacak bir çözüm üretti. Amerika'yı oyalayacak ve ona bazı tavizler verirken asıl nüfuzunu kaybetmeyecek bir plan yaptı. Körfez ülkelerindeki araçlarını harekete geçirerek Nisan 2011 başında "Körfez Girişimi"ni başlattı. Bu girişim, Ali Abdullah Salih'in yetkilerini yardımcısı Abdurrabbu Mansur Hadi'ye devretmesini, yargılanmamasını ve yeni bir anayasa sürecinin başlamasını öngörüyordu. Amerika, Ali Salih'i devreden bu planı geçici bir aşama olarak kabul etti. Çünkü Salih'i İngilizlerin güçlü adamı olarak görürken, Hadi'yi kendi çıkarlarına göre daha kolay yönlendirebileceği "yumuşak" bir isim olarak görüyordu. Reuters haber ajansının 14 Ağustos 2013 tarihli haberinde belirttiği gibi: "Washington, Hadi'yi Salih'ten çok daha kolay çalışılabilecek bir ortak olarak görüyor." Amerika, Salih'ten kurtulduktan sonra İngiliz nüfuzunu zayıflatabileceğini düşündü. Bu yüzden BM temsilcisi Cemal bin Ömer'in anayasa ve diyalog sürecini yönetmesini destekledi.

İngiltere siyasi deha konusunda köklüdür. Büyük bir küresel güç olarak zayıfladığı için Amerika'ya karşı sıcak bir çatışmaya girmek yerine, onunla uyumlu görünüp uzun vadede (hatta orta vadede) nüfuzunu geri kazanmak üzere kısa vadeli tavizler verme siyasetini benimsemiştir.

Örneğin, Amerika eski Katar Emiri Hamad ve Dışişleri Bakanı'ndan bıktığında ve İngiltere oradaki nüfuzunun sarsılmasından korktuğunda, Amerika'yı memnun etmek için Emiri ve bakanı görevden alıp yerine oğlu Şeyh Temim'i getirdi. Amerika yeni Emir'in politikalarında daha "esnek" olacağını düşünerek sakinleşti. İşler bir süre duruldu ancak sonra yeni Emir, İngilizlerin çizdiği rol çerçevesinde tekrar Amerikan siyasetini rahatsız etmeye başladı; tıpkı şu an görüldüğü gibi. Hadi meselesi de buna benzerdir; İngiltere Salih'in gitmesine ve yardımcısının gelmesine razı oldu, Amerika da bunu kabul etti.

3- Hadi de İngilizlerin adamlarından biridir. Güney'deki İngiliz yönetimi altında yetişmiştir. İngiliz yönetimi döneminde bölgenin güvenliğinden sorumlu olan "Siyasi Subay"ın hayranlığını kazanmış ve onun özel korumalığını yapmıştır. Bu subay daha sonra birçok Arap başkentinde Birleşik Krallık büyükelçiliği yapmıştır. Hadi’nin İngilizlerle olan bu ilişkisi, 1968'de mezun olduğu İngiltere'deki Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi'ne girmesini sağlamıştır. Güney Yemen'e bağımsızlık verilmeden hemen önce dönerek orduda görev almıştır. 1986'daki iç savaştan sonra Kuzey’e kaçan binlerce güneyli askerin Kuzey ordusuna entegrasyonunda önemli rol oynamıştır. 1994'te Kuzey ordusunun Güney'in ayrılma girişimini bastırmasına yardım etmiş, kısa bir süre Savunma Bakanlığı yaptıktan sonra Cumhurbaşkanı Yardımcısı olmuş ve bu görevde 2012'ye kadar kalmıştır. Ancak Salih döneminde stratejik makamlar Salih'in güvenilir adamlarında olduğu için Hadi'nin fiili bir gücü yoktu.

Hadi, Salih'in gölgesinde yaşayan sakin bir adam olarak tanınır ve kararlı bir kişiliğe sahip değildir. Cumhurbaşkanı olduktan sonra da İngilizlere sadakatini sürdürmüştür. İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Jane Marriott onu şu sözlerle övmüştür: "Cumhurbaşkanı Hadi'nin iyi bir adam olduğunu düşünüyorum, çok zor bir zamanda inanılmaz bir iş çıkarmaya çalışıyor... Reformcuların ve Cumhurbaşkanı Hadi'nin arkasında durmalıyız." [Ahbar el-Halic, 21 Mart 2014].

Bu nedenle Hadi, Amerika’nın sert saldırıları karşısında İngiliz nüfuzunu korumak için önemli bir rol oynamaktadır. Dışarıdan Ali Salih'e karşıymış gibi görünse de aslında partide hala Salih'in emri altındadır ve bundan vazgeçemez. Aralarındaki ilişki, dostlar arasında olabilecek küçük pürüzler dışında gayet sıcaktır. Hadi’nin stratejik araştırmalar danışmanı Faris es-Sekkaf, Suudi Arabistan'ın ikili arasında arabuluculuk yaptığı haberleri üzerine şöyle demiştir: "Salih ve Hadi arasındaki ilişki, Suudi Arabistan'ın müdahale etmeyeceği kadar özel detaylardır." (el-Ümena gazetesi, 22 Temmuz 2014). Sonuç olarak Hadi, Salih'e ve Kongre Partisi'ne göbekten bağlıdır. Onu 2012 seçimlerinde tek aday gösteren de bu partidir. Dolayısıyla o, Amerikan nüfuzuna karşı sıcak çatışmaya girmeyen, ancak İngiliz usulü "uyum sağlama" yoluyla nüfuzu koruyan bir siyaset izlemektedir.

4- Bu siyaset, görünüşte Salih ve adamlarına karşı olan, Amerika ve takipçilerine ise yumuşak davranan eylemler yapmasını gerektiriyordu. İngiltere, Amerika'nın orduya sızma ve BM temsilcisi üzerinden diyaloğu yönetme hamlelerini hissedince, Hadi'ye İngiliz nüfuzuna zarar vermeyecek ancak Amerika'yı memnun edecek şu adımları atmasını telkin etti:

a- Orduyu yapılandırma adı altında Salih yanlısı subayları ve akrabalarını görevden alıp yerlerine yenilerini atadı. İngiltere şundan emindi: Yeni atananların çoğu zaten İngiliz yanlısı olacaktı; çünkü Ali Salih otuz yıl boyunca orduyu Amerikan yanlılarından "temizlemişti". Öyle de oldu. Bu değişiklikler Amerika'yı memnun etti ama İngiliz nüfuzunu sarsmadı. Ayrıca bu durum, "zayıf başkan" imajını silip Hadi'yi halkın gözünde eski rejimin isimlerini değiştirebilen "güçlü bir başkan" gibi gösterdi.

b- 11 Haziran 2014'te hükümette revizyon yaparak Amerika yanlısı iki bakanı kabineye aldı: Birincisi Dışişleri Bakanı Cemal Abdullah es-Sellal (1962 darbesini yapan Sellal'in oğlu). Kendisi Amerikan üniversitelerinden mezun olup BM temsilcisiyken Amerika'nın adamı Beşar Esed rejimini kınayan kararda çekimser kalmıştır. İkincisi ise Maliye Bakanı Muhammed Mansur Zemam'dır; o da Amerikan üniversitelerinde yetişmiş ve ABD Tarım Bakanlığı projelerinde çalışmış bir isimdir.

c- Husiler Amran'ı işgal ettiğinde onlara karşı yumuşak bir tutum sergiledi. Hadi ve ordusu tarafsız kalarak Amerika'nın takdirini kazandı. ABD Dışişleri Sözcüsü Jen Psaki, "Yemen hükümetinin barışçıl uzlaşı çabalarını övüyor ve destekliyoruz" demiştir (Saba Ajansı, 10 Temmuz 2014).

d- BM temsilcisi Cemal bin Ömer gözetimindeki ulusal diyalog konferansında Yemen'in altı bölgeli federal bir yapıya dönüştürülmesi kararlaştırıldı. Bu, Amerika'yı tatmin eden orta bir çözümdür. İngiltere tüm Yemen'de nüfuzunu sürdürmek için birliği savunurken, Amerika Güney Hareketi ve Husiler üzerinden nüfuz sahibi olduğu bölgeleri ayırmak istiyordu. Federalizm, her iki devlet için bir mücadele alanı olmaya devam edecek geçici bir uzlaşmadır. İngiltere, siyasi sınıfın çoğunluğu kendi tarafında olduğu için bu yapı içinde de nüfuzunu koruyacağına inanmaktadır.

Böylece Hadi, sanki Salih ile zıt kutuplardaymış gibi Amerika ile uyumlu adımlar atmıştır.

e- İngiltere ile olan bağlarını örtbas etmeye çalışmıştır. Eylül 2012'de İngiltere'yi ziyaret ettiğinde bunu Almanya, Fransa ve ABD ziyaretlerinin arasına sıkıştırmıştır. Ağustos 2013'te Washington ziyareti dönüşünde önce Suudi Arabistan'a uğrayıp İngiliz yanlısı Kral'a Amerikalılarla ne konuştuğunun raporunu vermiştir.

5- Amerika büyük ihtimalle bu durumun farkındadır; yani Hadi'nin hala İngilizlere sadık olduğunu bilmektedir. Hadi'nin zaman zaman İran, Güney Hareketi ve Husilere yönelik eleştirileri bunun kanıtıdır. Suudi eş-Şark gazetesinin 1 Nisan 2014'teki haberine göre: "Hadi, İran'ı Yemen'in iç işlerine karışmakla ve Güney Hareketi ile kuzeydeki dini grupları (Husileri kastederek) desteklemekle suçlamaktadır." Durumu daha netleştiren ise İngiliz yanlısı Suudi Kralı Abdullah'ın hem Salih'i hem de Hadi'yi himaye etmesidir. Kudüs el-Arabi gazetesinin 18 Temmuz 2014 tarihli haberine göre Kral Abdullah, özel temsilcisini göndererek Sana'da hem Salih hem Hadi hem de Ali Muhsin el-Ahmer ile görüştürmüştür.

Son olarak bayramdaki o samimi görüşme, her şeyi ortaya çıkaran bir "buzların erimesi" olayıydı. 28 Temmuz 2014'te BBC Arapça dahil tüm medya, Hadi ve Salih'in yan yana bayram namazı kıldığını aktardı.

Dolayısıyla Amerika, Salih ve Hadi'nin aynı kaynaktan beslendiğini bilmekte ancak Hadi'yi Salih'e göre daha "baş edilebilir" bulmaktadır. Bu yüzden büyükelçisi vasıtasıyla onu yakından izlemekte ve Cemal bin Ömer üzerinden kararları kontrol altında tutmaya çalışmaktadır.

Yine de bu denetim, Amerika'nın işleri kolayca kendi lehine çevirebileceği anlamına gelmez. Çünkü Salih otuz yıl boyunca orduda ve siyasette İngiliz yanlısı olmayan kimseyi bırakmamıştır. Amerika, Salih'in tasfiyesini büyük bir adım olarak görse de İngiltere, Salih ve Kongre Partisi Hadi'yi çevrelemeye ve yönlendirmeye devam etmektedir.

Özetle; Hadi hala İngilizlere sadıktır ancak İngilizlerin çizdiği "Amerikan çıkarlarıyla doğrudan çatışmama ve onlarla uyumlu görünme" rolünü oynamaktadır.

İkincisi: Savunma Bakanlığına Yönelik Saldırılar.

Bu saldırıların en belirgini ikisidir:

İlki 14 Ağustos 2012'de gerçekleşendir. Haberlere göre Cumhuriyet Muhafızları'na bağlı unsurlar bakanlığa saldırmış, Ali Salih ve oğlu Ahmed suçlanmıştır. O sırada Hadi, Suudi Arabistan'daydı. Bu saldırının orduyu yapılandırma kararlarına tepki olduğu veya maaş meselesi olduğu iddia edildi. Ancak bu büyük ihtimalle gerçek bir darbe girişimi değil, ordu içindeki tasfiyelerin ve yeni atamaların Amerika'nın gözünde "ciddi" görünmesini sağlamak için kurgulanmış bir oyundur. Zira Salih ve oğlu isteselerdi ordu üzerindeki güçleriyle çok daha kolay darbe yapabilirlerdi. Amaç, Hadi'nin "güçlü ve kararlı" olduğu imajını pekiştirmektir.

İkincisi ise 5 Aralık 2013'te gerçekleşen saldırıdır. Bakanlık yerleşkesine yapılan bu saldırıda Hadi'nin hedef alındığı iddia edildi. El-Kaide saldırıyı üstlense de birçok kaynak buna şüpheyle yaklaştı. Şarku’l Evsat gazetesi, kullanılan patlayıcıların İran gemilerinde yakalananlarla aynı olduğunu yazdı. İngiliz The Guardian gazetesi ise olaydan kısa süre önce Suudi istihbarat başkanı (Amerikan yanlısı) Bender bin Sultan'ın Husilerle gizli görüşmeler yaptığını ve onlara büyük paralar verdiğini iddia etti. Bu saldırı, muhtemelen Amerika'nın adamı Bender ve Husiler üzerinden Hadi'ye verilmiş bir gözdağıydı: "Eğer Salih gibi davranırsan sana ulaşmamız kolay olur" mesajıydı. Nitekim daha sonra İngiliz yanlısı Suudi Kralı, Bender'i görevden alarak İngiliz yanlılarının konumunu sağlamlaştırmıştır.

Üçüncüsü: Sonuç olarak, Müslüman toprakları daha ne kadar sömürgeci kâfir devletlerin çatışma sahası olarak kalacak? Yemen üzerinde İngiltere ve Amerika arasındaki nüfuz mücadelesi ne zamana kadar sürecek? Ne zamana kadar bizden olan yerel ve bölgesel araçlarla; bir yanda Suud, kabileler, Salih ve Hadi, diğer yanda İran, Husiler ve Güney Hareketi üzerinden birbirleriyle savaşacaklar? İman ve hikmet ehli, sanki bu topraklar kendilerinin değilmiş gibi bu çatışmayı daha ne kadar sadece izleyecek? Neden hak üzere harekete geçip sadakatle ayaklanmıyorlar? Neden İslam Devleti'ni, Râşidî Hilafet'i kurmak için çalışanlarla birlikte çalışmıyorlar? Ancak o zaman hak yerini bulur, batıl zail olur ve o sömürgeci kâfir devletler kendi yurtlarına (eğer bir yurtları kalırsa) geri çekilmek zorunda kalırlar... Daha ne kadar? Daha ne kadar?

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın