Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevabı: Nasih ve Mensuh

November 27, 2018
7021

(Hizb ut-Tahrir Emiri Şeyh Atâ b. Halil Ebû el-Raşta’nın Sosyal Medya Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)

Al-Mawaridi'ye

Soru:

Soru şudur:

Bir kardeşle Hilafeti yeniden kurma yöntemimiz hakkında tartıştık. Kardeş bana, hicretten önce Mekke'de siyasi, şiddet içermeyen eylemlerde bulunmanın ve Nusret talebinde bulunmanın şu Kur'an ayetiyle neshedildiğini (hükmünün kaldırıldığını) söyleyerek cevap verdi:

قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَلِيلٌ وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ اتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا ﴿٧٧﴾ أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيْلَ لَهُمْ كُفُّوٓاْ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ ٱلنَّاسَ كَخَشْيَةِ ٱللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً ۚ وَقَالُواْ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا ٱلْقِتَالَ لَوْلَآ أَخَّرْتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍ قَرِيبٍ ۗ

"Kendilerine, 'Ellerinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekâtı verin' denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş farz kılınınca, içlerinden bir grup, insanlardan Allah’tan korkar gibi, hatta daha fazla korkmaya başladılar. 'Rabbimiz! Savaşı bize niçin farz kıldın? Bizi yakın bir süreye kadar erteleseydin ya!' dediler. De ki: 'Dünya nimeti azdır. Takva sahipleri için ahiret daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.'" (Nisâ [4]: 77)

Bu ayette Allah, önceki hükmü (ellerini savaştan çekme) nesheden cihadı emretmiştir. O kardeşe ne cevap vermeliyim? Allah seni hayırla mükâfatlandırsın kardeşim.

Kardeşin, Asif Sulaiman

Cevap:

Ve Aleykümselam ve Rahmetullahi ve Berakatüh,

Birincisi: Görünüşe göre sana soruyu soran kişinin nesih (hükmün kaldırılması) konusunda kafası karışmış. Bu yüzden Medine’de cihadın farz kılınmasının, Rasulullah ﷺ’in Mekke’de cihada izin vermemesini neshettiğini zannetmiş. Gerçek şu ki, ortada bir nesih yoktur. Çünkü nesih; Şari’den genel bir hitap gelip bizi bir işle mükellef kıldıktan sonra, yine Şari’den önceki genel şerî hitapla sabit olan hükmün devamını engelleyen başka bir genel hitabın gelmesiyle olur. Bu durumda iki hitap arasında her yönden bir çelişki olmalı ve ikisini cem etmek (birleştirmek) mümkün olmamalıdır. Ayrıca, önceki hitabın şartları veya ele aldığı durum, sonraki hitabın şartlarından ve durumundan farklı olmamalıdır; aksi takdirde her hitap kendi şartlarına ve durumuna özel olur... Bunu açıklamak için sana bazı örnekler vereyim:

1- Nesih Örnekleri:

a- Kudüs’e yönelme vacipliğinin, Kâbe’ye yönelme ile neshedilmesi:

قَدْ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاءِ ۖ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا ۚ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ ۚ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ

"Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu görüyoruz. Elbette seni hoşlanacağın bir kıbleye döndüreceğiz. (Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olun, yüzlerinizi o yöne çevirin." (Bakara [2]: 144)

Burada namaz kılan kişi için ilk kıbleye ve ikinci kıbleye yönelme şartları ve durumu aynıdır...

b- Kabir ziyaretinin yasaklanmasının ardından buna izin verilmesi:

كُنْتُ نَهَيْتُكُمْ عَنْ زِيَارَةِ الْقُبُورِ أَلا فَزُورُوهَا

"Sizi kabirleri ziyaretten menetmiştim; artık onları ziyaret edebilirsiniz." (Müslim)

Burada da kabir ziyareti yapma veya yapmama durumu ve şartları aynıdır...

Tüm bu örneklerde nesih gerçekleşir; çünkü bunlar Müslümanlara yönelik genel hitaplardır, önceki ve sonraki hitabın şartları aynıdır ve aralarında her yönden bir çelişki vardır, yani ikisini birden uygulamak mümkün değildir. Dolayısıyla sonraki hitap, önceki hitabı nesheder.

2- Nesih Olmayan Örnekler:

  • Gücü yetene oruç farzdır:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ

"Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. (Oruç) sayılı günlerdir." (Bakara [2]: 183-184)

  • Hasta veya yolcu olanın ise oruç açması caizdir:

فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ ۚ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ

"İçinizden hasta veya yolcu olanlar, başka günlerde tutamadığı günler sayısınca tutar. Oruç tutmaya gücü yetmeyenlere ise bir fakiri doyuracak kadar fidye gerekir." (Bakara [2]: 184)

Burada ikinci ayetin birinciyi neshettiği söylenmez; aksine her hüküm kendi şartına ve durumuna uygulanır denilir. Oruç, vücudu sağlıklı ve mukim olanlara farzdır, ancak hasta veya yolcu olanlar için oruç açmak caizdir. Ya da birinci ayetin hitabı Müslümanlar için geneldir, ikinci ayetin hitabı ise hasta veya yolcuya özeldir denilir...

İkincisi: Sorudaki ayet-i kerimeye gelince, burada bir nesih yoktur. Müslümanların Mekke’deki şartları, onların zayıf bırakılmış olmalarıydı... Eziyet görüyor ve kâfirlerin otoritesi altında yaşıyorlardı. Allah’ın bildiği bir hikmet gereği onlara cihad farz kılınmamıştı... Bu yüzden Rasulullah ﷺ, Mekke’de acele edip savaşmak isteyen o bir grup Müslümana izin vermemişti... Hâkim Müstedrek’te rivayet etmiş ve Buhârî’nin şartlarına göre sahih bir hadis olduğunu belirtmiştir: İbn Abbas (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Abdurrahman b. Avf ve arkadaşları Peygamber ﷺ’e gelip şöyle dediler: "Ey Allah’ın Nebisi! Biz müşrik iken izzet sahibiydik, iman edince zelil duruma düştük." Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu:

إِنِّي أُمِرْتُ بِالْعَفْوِ فَلا تُقاتِلُوا الْقَوْمَ

"Ben affetmekle emrolundum, bu kavimle savaşmayın."

Ancak Medine’ye hicret edince Allah ona savaşı emretti, onlar da (Mekke’deki o grup) geri durdular. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi:

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيْلَ لَهُمْ كُفُّوٓاْ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ ٱلنَّاسَ...

"Kendilerine, 'Ellerinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekâtı verin' denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş farz kılınınca, içlerinden bir grup insanlardan korkmaya başladılar..." (Nisâ [4]: 77)

Ayetin mefhumu şudur; onların yaptığını yapmamalıyız, yani bir emrin farz kılınması için acele edip, farz kılındığında ise yerine getirmekte yavaş davranarak kınananlardan olmamalıyız...

Böylece, şartlar farklı olduğu için nesih yoktur dedik. Bilakis Mekke hükmü, Alîm ve Hakîm olan Allah’ın bildiği bir hikmetten dolayı o günlerde kâfirlerle savaşın farz kılınmadığı özel bir durumdur... Medine’de ise Allah cihadı farz kılmıştır ve o tarihten itibaren cihad kıyamet gününe kadar devam edecektir. Buna dair deliller şunlardır:

  • Buhârî sahihinde şöyle bir bab başlığı açmıştır: "(Nebi ﷺ'in 'Atların alınlarına kıyamet gününe kadar hayır bağlanmıştır' sözünden dolayı) İyi veya kötü her yöneticiyle cihad devam eder babı."

  • Buhârî ve Müslim Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

الْخَيْلُ مَعْقُودٌ فِي نَوَاصِيهَا الْخَيْرُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ الْأَجْرُ وَالْمَغْنَمُ

"Atların alınlarına kıyamet gününe kadar hayır (sevap ve ganimet) bağlanmıştır."

"Atlar" ifadesi burada cihaddan kinayedir.

  • Beyhakî, Sünen-i Kübrâ’da Enes b. Malik (r.a.)’dan Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

ثَلاثٌ مِنْ أَصْلِ الإِيمَانِ، الْكَفُّ عَمَّنْ قَالَ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ، لا يُكَفِّرُهُ بِذَنْبٍ، وَلا يُخْرِجُهُ مِنَ الإِسْلامِ بِعَمَلٍ، وَالْجِهَادُ مَاضٍ مُنْذُ بَعَثَنِي اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلَى أَنْ يُقَاتِلَ آخِرُ أُمَّتِي الدَّجَّالَ لا يُبْطِلُهُ جَوْرُ جَائِرٍ وَلا عَدْلُ عَادِلٍ، وَالإِيمَانُ بِالأَقْدَارِ

"Üç şey imanın aslındandır: 'Lâ ilâhe illallah' diyene saldırmamak; işlediği bir günahtan dolayı onu tekfir etmemek ve yaptığı bir amelden dolayı onu İslam’dan çıkarmamak. Cihad, Allah’ın beni gönderdiği günden, ümmetimin son ferdi Deccal ile savaşıncaya kadar devam eder. Onu ne bir zalimin zulmü ne de bir adilin adaleti ortadan kaldırabilir. Bir de kaderlere iman etmektir."

Dolayısıyla cihad kıyamet gününe kadar devam eder, neshedilmez ve tatil edilmez. Her Müslüman yönetici, ister halife olsun ister olmasın, kâfirlere karşı cihad ilan ederse, kâfirlerle savaşmak için onunla birlikte cihad edilir ve mücahidler niyetlerine göre Allah katında mükâfatlandırılırlar...

Üçüncüsü: Görünüşe göre seninle tartışan kişi ayeti kullanarak sana şunu demek istemiş: "Mekke’de savaşmama hükmü Medine’de neshedildiğine göre Hizb ut-Tahrir Hilafeti kurma çalışmasında neden cihadı (silahlı mücadeleyi) kullanmıyor?" Sanki o, cihad ile Hilafeti kurma çalışmasını birbirine karıştırmış ve ikisini tek bir mesele zannetmiş. Bu yanlış bir zandır. Daha önce 22/09/2013 tarihinde bu konuyla ilgili bir soruya cevap vermiştik. O cevaptan bazı kısımları aktarıyorum, bu kısımlar seninle tartışan kişi için ek bir açıklama sağlar, umulur ki Allah’ın izniyle doğru yolu bulur:

("Cevap: Bu soruda açıklığa kavuşturulması gereken birkaç husus vardır: 1- Gerek Kitap’tan gerekse Sünnet’ten gelen delillere, geldikleri şekliyle tabi olmak vaciptir. Mekke-i Mükerreme’de gelen deliller ile Medine-i Münevvere’de gelen deliller arasında bu açıdan bir fark yoktur.

2- Aranan deliller, bizzat o meselenin delilleridir, başka bir meselenin delilleri değildir:

a- Örneğin, nasıl abdest alacağımı bilmek istiyorsam, Mekke’de mi yoksa Medine’de mi indiğine bakmaksızın nerede olursa olsun abdestin delillerini ararım ve şerî hüküm, takip edilen usullere göre onlardan istinbat edilir... Ancak abdest hükmünü ve nasıl yapılacağını almak için oruç delillerine bakmam!

b- Yine örneğin, hac hükümlerini bilmek istiyorsam, Mekke’de mi yoksa Medine’de mi indiğine bakmaksızın hac delillerini ararım ve şerî hüküm, takip edilen usullere göre onlardan istinbat edilir. Ancak hac hükmünü ve nasıl yapılacağını almak için namaz delillerine bakmam!

c- Yine örneğin, cihadın hükümlerini (farz-ı ayn mı farz-ı kifaye mi, savunma mı yoksa başlangıç cihadı mı olduğu), fethin hükümleri, İslam’ın yayılması, savaşla veya barışla fetih gibi cihadın sonuçlarını bilmek istiyorsam, Mekke’de mi yoksa Medine’de mi indiğine bakmaksızın cihad delillerine bakarım ve şerî hüküm, takip edilen usullere göre onlardan istinbat edilir. Ancak cihad hükmünü ve detaylarını almak için zekât delillerine bakmam!

d- İşte her meselede böyledir; o meselenin Mekke veya Medine’de nerede geçtiğine bakılmaksızın delilleri aranır ve o meselenin şerî hükmü, takip edilen usullere göre bu delillerden alınır.

3- Şimdi İslami devletin kurulması meselesine gelelim ve Mekke’de mi yoksa Medine’de mi indiğine bakmaksızın onun delillerini arayalım ve şerî hükmü takip edilen usullere göre onlardan istinbat edelim.

İslami devletin kurulmasına dair, Rasulullah ﷺ’in Mekke-i Mükerreme’deki siretinde (hayatında) açıkladıklarından başka hiçbir delil bulamayız.

O, İslam’a gizlice davet etti ve sabırlı, mümin bir kitle oluşturdu... Sonra bunu Mekke’de ve hac mevsimlerinde insanlar arasında ilan etti... Sonra güç ve kuvvet ehli olanlardan yardım (Nusret) istedi. Allah Teâlâ onu Ensar ile onurlandırdı, o da onlara hicret etti ve devleti kurdu.

İşte devleti kurmanın delilleri bunlardır ve başka delil yoktur. Rasulullah ﷺ siretinde bunları bize apaçık göstermiştir ve bize düşen bunlara bağlı kalmaktır. Dolayısıyla konu, cihad farz kılınmadan önceki "Mekke dönemi" ve cihad farz kılındıktan sonraki "Medine dönemi" meselesi değildir; bilakis konu, devleti kurma delillerini arama meselesidir. Bu deliller de Rasulullah ﷺ Medine’ye hicret edip devleti kurana kadar sadece Mekke’dedir.

Bu (devlet kurma metodu) ayrı bir şey, cihad ise bambaşka bir şeydir. Dediğimiz gibi; devlet kurma delilleri kendi kaynaklarından alınır, cihad delilleri de kendi kaynaklarından alınır. Bunlar birbirinden farklıdır ve biri diğerine bağlı değildir. Bu nedenle Hilafet devletinin yokluğuyla cihad ortadan kalkmaz...

Aynı şekilde yöneticilerin cihadı tatil etmesi nedeniyle Hilafeti kurma çalışması da tatil edilmez...

Buna göre cihad devam etmektedir, Hilafet çalışması da kurulana kadar devam etmektedir. Biri diğeri için durmaz. Bunlar iki ayrı meseledir; her mesele için kendi şerî delilleri aranır ve takip edilen usullere göre o meseleye özel şerî hüküm ondan istinbat edilir...") Bitti.

Umarım bu açıklamalar, seninle tartışan kişiyi ikna etmek için yeterli olur ve inşallah doğru yola erer.

Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû el-Raşta

18 Rebiülevvel 1440 H. 26/11/2018 M.

Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook

Emir’in (Allah onu korusun) Google Plus sayfasındaki cevap linki: Google Plus

Emir’in (Allah onu korusun) Web sayfasındaki cevap linki: Web

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın