Soru: 12/06/2018 tarihinde Singapur'da Amerika Başkanı Trump ile Kuzey Kore lideri Kim arasında bir başkanlık zirvesi yapıldı ve zirvenin sonunda ortak bir belge imzalandı. Geçen yıl her iki tarafın birbirini nükleer silahla vurmakla tehdit ettiği ve gerilimin doruğa ulaştığı bilindiği halde, bu anlaşma nasıl bu kadar hızlı gerçekleşti? Bu anlaşmanın içeriği ve sonuçları nelerdir?
Cevap: Meselenin gerçeğini netleştirmek için şu hususları gözden geçirelim:
1- Amerika, tekrarlanan ve dozu artan tehditlerle Kuzey Kore'yi nükleer silahlarından vazgeçmeye zorlamaya çalıştı. Ancak bu tehditler işe yaramadı ve Kuzey Kore boyun eğmeyerek nükleer programından ve silahlarından vazgeçmedi. Bunun üzerine Amerika, diplomatik ve siyasi yöntemler ile ekonomik baskılar gibi başka yollara başvurdu. Bu yöntemlerden biri de Amerika'nın, Çin'in Kuzey Kore üzerinde baskı kurmasını sağlamak için var gücüyle çabalamasıydı. 23/04/2017 tarihli soru-cevap bölümünde şunları belirtmiştik: "Tüm bunlardan dolayı Amerika şu an Kuzey Kore'de bir savaşa hazır değil ve başka uygun çözümleri de yok. Çin'in baskı yapmasını bekliyor ve bunu hızlandırmaya çalışıyor. Sanki Çin'i Amerika'ya boyun eğmeye ve Pyongyang'ın nükleer silahlardan arındırılması için baskıya katılmaya zorluyor gibi görünüyor." Amerika o günlerde, Doğu Asya ve Pasifik İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Vekili Susan Thornton aracılığıyla "Kuzey Kore ile olan bu sorunu Kore Yarımadası'nı barışçıl bir şekilde nükleer silahlardan arındırarak çözmek istediğini" açıkça ilan etmişti (Russia Today, 17/04/2017). Böylece Çin üzerinden ve onun baskısıyla iki taraf arasında diplomatik temaslar başladı. Ekonomik yaptırımlar uygulanarak, uluslararası alanda izole edilerek ve nükleer silahlardan arınmaya hazır hale gelmesi için aleyhinde propagandalar yapılarak siyasi kuşatma ve baskılar uygulandı. Buna ek olarak, doğrudan ve Kuzey Kore ile yakınlaşmaya ve dünyaya açılmaya başlayan Güney Kore aracılığıyla müreffeh bir ekonomi vaadiyle cazip teklifler sunuldu.
2- Gizli diplomatik temaslar Çin üzerinden başladı. Eski Dışişleri Bakanı Tillerson, Temmuz 2017'de Çin üzerinden Kuzey Korelilerle temasa geçti ve Tillerson gizlice Çin'de Kuzey Korelilerle müzakere ederken, Kuzey Kore'yi yeryüzünden silmekle tehdit eden Trump'ın pervasız üslubuna itirazını dile getirdi! Kuzey Koreliler Trump'ın tehditlerini duyunca müzakereleri bırakıp ülkelerine döndüler. Daha sonra NBC kanalının 04/10/2017'de üç Amerikalı yetkiliye dayandırarak bildirdiğine göre, Tillerson sinirlendi ve 20/07/2017'de başkanını "aptal" olarak nitelendirdi. Trump, Tillerson'ın Amerika'nın Kuzey Kore ile doğrudan iletişim kanalları olduğunu açıklamasının ertesi günü Twitter'da şunları yazmıştı: "Harika Dışişleri Bakanımız Rex Tillerson'a, Küçük Roket Adam ile müzakere etmeye çalışarak vaktini boşa harcadığını söyledim." Benzer bir durum, yani müzakereler sırasında tehdit kullanma yöntemi, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'in Kış Olimpiyatları'na katılma bahanesiyle Güney Kore'ye gittiğinde Kuzey Korelilerle görüşmeye çalışması sırasında da yaşandı. Pence, 07/02/2018'de Japonya'daki Yokota Hava Üssü'nde bulunan Amerikan birliklerine hitaben yaptığı konuşmada buna zemin hazırlayarak, "Ülkesinin her zaman barışın peşinde olacağını ve daha iyi bir gelecek için her zamankinden daha fazla çalışacağını" söyledi (Reuters, 07/02/2018). Bunu, Kuzey Kore sınırına yaklaşık 80 km uzaklıktaki Pyeongchang'da düzenlenen Kış Olimpiyatları'nın açılışına katılma kisvesi altında Kuzey Koreli yetkililerle görüşmek üzere Güney Kore'ye gitmeye hazırlanırken söyledi. Ancak Pence, üç gün sonra 10/02/2018'de şu açıklamayı yaptı: "Kuzey Kore nükleer ve balistik programlarından vazgeçene kadar onu ekonomik ve diplomatik olarak izole etmeye devam etmek gerekir." (Al Arabiya, 10/02/2018). Bu durum Kuzey Kore'nin Pence ile olan görüşmeyi iptal etmesine neden oldu. Tüm bunlar, Trump'ın benimsediği Amerikan siyasi üslubunun, rakibi Amerika'nın istediklerine boyun eğdirmek için müzakereler ve diplomatik temaslar sırasında tehditleri bir baskı aracı olarak kullanmak olduğunu göstermektedir. Bu durum, Mike Pompeo'nun CIA Başkanlığı döneminde söylediği şu sözlerle de teyit edilmektedir: "Başkan Trump Kuzey Kore krizine diplomatik bir çözüm bulmaya odaklanmış durumda ancak CIA ona başka seçenekler sunmak için çalışıyor." (Reuters, 23/01/2018). Böylece diplomatik çözümle birlikte tehdit iması içeren diğer seçenekler harmanlanmaktadır. Görünen o ki, diplomatik çözüm müzakereleri sırasında tehdit savurma üslubu Tillerson'ın hoşuna gitmedi, çünkü bu bir Dışişleri Bakanı olarak onu zor durumda bırakıyordu; bu yüzden Trump onu görevden aldı.
3- Sonuç olarak bu üslup Kuzey Kore'de işe yaramadı; herhangi bir tehdit olduğunda müzakereleri kesiyorlardı. Çin'in müdahalesi olmasaydı zirve gerçekleşmezdi. Bu nedenle Trump, Singapur'daki basın toplantısında Kim ile yaptığı zirvenin ardından, "geçtiğimiz aylarda bu tarihi zirveyi kolaylaştırmak için çaba sarf eden Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'e teşekkürlerini" sundu (AFP, 12/06/2018). Çin, taviz vermesi için Kuzey Kore'ye baskı uygulamıştı. Çin'in resmi haber ajansı Xinhua, 28/03/2018'de şunları bildirdi: "Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Pazar (25/03/2018) gününden Çarşamba (28/03/2018) gününe kadar Çin'e gayri resmi bir ziyaret gerçekleştirdi ve burada dünyadaki ve Kore Yarımadası'ndaki durumu kapsamlı bir şekilde tartıştılar. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kuzey Koreli mevkidaşına Çin'in Kore Yarımadası'nın nükleer silahlardan arındırılması, barış ve istikrarın sağlanması ve sorunun diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesi hedefine bağlı olduğunu söyledi." Kuzey Kore Haber Ajansı ise şunları aktardı: "Lider Kim Jong-un, iki ülke arasındaki dostane geleneklere uygun olarak Şi Cinping'i yeniden Çin Devlet Başkanı seçilmesinden dolayı şahsen tebrik etmek üzere Çin'i ziyaret etti... Çin'e yaptığı ilk ziyaretin Kore Yarımadası'nda barış ve istikrarın kurulmasına katkıda bulunmasını umduğunu belirterek, Amerika ve Güney Kore ile diyaloğa girmenin yanı sıra liderleriyle toplantılar yapmaya hazır olduğunu ilan etti." Ayrıca şunları ekledi: "Eğer Washington ve Seul barışı sağlamak için tutarlı ve uyumlu önlemler alırsa Kore'nin nükleer silahlardan arındırılması mümkündür." Bu nedenle Trump, 28/03/2018 tarihinde Twitter hesabından bu ziyaretten duyduğu memnuniyeti şu sözlerle dile getirdi: "Dün Çin Devlet Başkanı'ndan Kim ile görüşmesinin çok iyi geçtiğine ve Kim'in benimle görüşmeyi dört gözle beklediğine dair bir mesaj aldım." Çin, kendi çıkarları uğruna Kuzey Kore'yi Amerika'ya kurban etti ve Kuzey Kore üzerinde baskı kurarak başkanının tavizler vermeye ve küstah Trump ile görüşmeye hazır hale gelmesini sağladı. Özellikle Çin'in siyasi baskılara bizzat katılması, Güvenlik Konseyi kararlarında yer alması ve Kuzey Kore'ye yaptırımlar uygulaması, Kuzey Kore'nin nükleer programı konusunda tavizler vermeye hazır hale gelmesinde etkili bir faktör oldu. Kuzey Kore, Çin'in desteğini kaybederse ve Çin onu kuşatıp sıkıştırırsa çok büyük zorluklar çekeceğini gördü. Bu yüzden Kuzey Kore tavizler verdi! Çin Dışişleri Bakanlığı, Kuzey Kore'nin kararındaki etkili rolünü açıklayarak "Pekin'in Kore Yarımadası'nda olumlu bir rol oynadığını" ilan etti (Reuters, AFP, 23/05/2018). Böylece Çin, Amerika ile ticari çıkarlarını korumayı, kendisine ticari kar getirmeyen, aksine ticari olarak zarar verebilecek bir müttefiki (komünist bir yoldaş olsa bile) korumaktan daha çok önemsediğini göstermiş oldu. Büyük komünist devletin hesapları artık diğer müttefik komünist devletleri korumak değil, ticari kazançlar üzerine kuruludur! Sanki Çin, Amerika'nın Kuzey Kore'yi silahsızlandırmaya çalışırken bu meseleyi Çin'i kuşatmak ve Doğu ile Güney Çin Denizleri üzerindeki hakimiyetini engellemek için kullandığını fark etmiyor!
4- Çin'in zirveyi ve müttefiki Kuzey Kore'nin nükleer silahlarından Amerika lehine vazgeçeceğini açıklamasını memnuniyetle karşılaması da bunu doğrulamaktadır. Çin'in en üst düzey diplomatı ve Devlet Konseyi Üyesi Wang Yi zirvenin ardından şunları söyledi: "Pekin, ABD Başkanı Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-un arasındaki zirveyi memnuniyetle karşılıyor, destekliyor ve iki ülkenin nükleer silahlardan arınma konusunda temel bir fikir birliğine varmasını umuyor." Şunları da ekledi: "Aynı zamanda, Kuzey Kore'nin mantıklı güvenlik endişelerini gidermek için Kore Yarımadası için bir barış mekanizmasına ihtiyaç vardır." (Reuters, 12/06/2018). Eğer Çin yeterli siyasi bilince ve güçlü bir siyasi iradeye sahip olsaydı, müttefiki olan Kuzey Kore'ye bu şekilde baskı yapmazdı! Ancak bu durum, Çin'in uluslararası siyasete bakış açısının ve bilincinin hala dar, siyasi iradesinin ise hala zayıf olduğunu kanıtladı. Kuzey Kore'yi boyun eğdirme karşılığında Amerika ile ticari ilişkilerini iyi tutmakla yetindi. Olayların nereye varacağına dair ileriye dönük bir bakışı yok. Amerika'nın Kuzey Kore'yi kazanmaya çalışması ve Kuzey Kore'nin Amerika'ya Çin'den daha yakın hale gelmesi uzak bir ihtimal değildir. Hatta Amerika iki Kore arasında bir birlik veya federasyon kurmaya çalışabilir, böylece yeni Kore Çin etkisinden bağımsız bir güç haline gelebilir. Amerika'nın 1975'teki Paris Anlaşması ile Güney Vietnam'ı Kuzey ile birleştirmesinden sonra Vietnam'ın Çin'e düşman kesilmesi örneği çok uzak değildir!
5- Kuzey Kore'nin zirve toplantısını kabul etmesinde ve nükleer silahlardan arındırılmasının -nükleer silahı kullanan ve yeryüzünde fesat yayan tek devlet Amerika olmasına rağmen- Amerika'nın nükleer silahsızlanması şartı koşulmadan müzakere masasına yatırılmasında Çin başrolü oynamıştır. Çin'in baskıları etkili olmuştur! Zirve böylece gerçekleşti... Zirvenin iki gün sürmesi bekleniyordu ancak bir güne indirildi ve kapsamlı bir çerçeve anlaşması imzalandı. Bu durum, Kuzey Kore'nin Amerika'nın isteklerine ne kadar hızlı yanıt verdiğini göstermektedir. Kuzey Kore, nükleer programından vazgeçmeye hazır olduğunu kanıtlamak için bir nükleer test sahasını imha etti ve elinde tuttuğu üç Amerikalıyı serbest bıraktı. Trump elde ettiği başarıdan duyduğu sevinci "Zirve harikaydı ve büyük ilerleme kaydedildi" diyerek dile getirirken, Kim bunu tarihi bir olay olarak nitelendirdi ve "Dünya büyük bir değişime tanık olacak" dedi (Reuters, 12/06/2018). Dört maddeden oluşan ortak bir bildiri imzaladılar: Birincisi; her iki taraf, iki halkın barış ve refah özlemi doğrultusunda iyi ilişkiler kurmayı taahhüt eder. İkincisi; taraflar Kore Yarımadası'nda kalıcı ve istikrarlı bir barışın tesisi için çalışacaktır. Üçüncüsü; Kuzey Kore, Kore Yarımadası'nın tamamen silahlardan arındırılması için önlemler almayı taahhüt eder. Dördüncü madde ise insani bir konuyla ilgili olup, Kore-Amerika Savaşı'ndan (1950-1953) bu yana kaybolanların ve Amerikalı esirlerin kalıntılarının iade edilmesini taahhüt etmektedir. Trump anlaşmayı "kapsamlı ve çok önemli" olarak nitelendirdi ve Kim bildiride "Kore Yarımadası'nın nükleer silahlardan tamamen arındırılması" yönünde taahhütte bulundu (BBC, 12/06/2018). Bu bildiri, ortada üzerinde anlaşılan hususları, nükleer silahsızlanmanın nasıl uygulanacağını, mekanizmalarını, takvimini ve denetimini belirleyen bir anlaşma değil, bir çerçeve anlaşması olduğunu göstermektedir. Oysa İran ile yapılan nükleer anlaşmada olduğu gibi, derhal uygulanabilir bir anlaşmanın gerektirdiği tüm detaylar yazılmıştı.
6- Buna dayanarak, Amerika'nın Kuzey Kore ile muhtemelen yıllarca sürecek uzun müzakereler ve görüşmeler yapması beklenmektedir. Görünen o ki Trump, hızlı bir ön anlaşma yapmak ve Kuzey Kore ile olan sorunu çözmek istedi; zira tehditler savurduktan sonra ancak Kuzey Kore'yi boyun eğdirdiğini gösteren bir başarı elde ederek geri adım atabilirdi. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Çin'in baskıları olmasaydı Trump'ın tehditleri bu zirveyi ve Kuzey Kore'nin nükleer silahlardan vazgeçmeye hazır olduğunu beyan etmesini sağlamazdı. Böylece Trump, iki küsur yıl sonra yapılacak olan ikinci dönem ABD başkanlık seçimlerinde başarısını kolaylaştıracak tarihi bir zaferi hanesine yazdırmış oldu. Bu sayede kendisine karşı hala devam eden skandalların, başarısızlık iddialarının, budalalık ve aptallık eleştirilerinin üzerini örtmeyi amaçladı. Bunu bizzat Trump'ın şu açıklamaları da kanıtlamaktadır: "Kim bana ülkesinin bir füze motoru test tesisini halihazırda imha etmekte olduğunu söyledi... Nükleer silahsızlanma konusunda önemli adımlar attığımızda yaptırımları kaldıracağız... Müzakereler sırasında hiçbir şeyden taviz vermedik... Kuzey Kore'yi hedef alan askeri tatbikatları durduracağız... Kim'i uygun bir zamanda Beyaz Saray'a davet edeceğim." Ayrıca "Kim ile nükleer silahsızlanma konusunda bir anlaşma imzaladığını, Kuzey Kore'nin nükleer silahlardan arındırılmasına hazırlanmak için gerekli çerçeveye sahip olduklarını" söyledi (Al Jazeera, 12/06/2018). Böylece Trump, Kuzey Kore ile gerilim dosyasını kapatmak ve bunu büyük bir zafer olarak göstermek istedi.
7- Kuzey Kore ile gerilim dosyasının kapatılması veya yatıştırılması, Trump'ın müttefikleri ve düşmanlarıyla olan ticaret savaşına odaklanmasına yardımcı olmaktadır! Çelik ve alüminyum ihracatlarına yüksek gümrük vergileri getirdiğini açıklayarak müttefikleriyle ilişkileri gerdi ve onlarla yapılan önceki ticari anlaşmaları adaletsiz olarak nitelendirdi. 08/06/2018 tarihinde Kanada'nın Quebec kentindeki G7 zirvesine giderken Twitter'da şöyle yazdı: "G7 ülkeleriyle yapılan adaletsiz ticari anlaşmaları düzeltmeyi dört gözle bekliyorum. Eğer bu gerçekleşmezse, bizim için daha iyi bir durumda ayrılacağız." Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron ortak basın toplantısında bu önlemleri reddederek, "Amerika ile ortak bir bildiri yayınlamak adına her şeyi kabul etmeye hazır olmadıklarını" söylediler (AFP, 06/06/2018). Trump ise Fransa ve Kanada'yı Amerikan mallarına devasa vergiler koymakla suçladı ve Kanada Başbakanı Trudeau'yu "çok öfkeli" olmakla itham etti. Bir Kanadalı yetkili 07/06/2018 akşamı gazetecilere verdiği demeçte, "Birçok konuda büyük anlaşmazlıklar olacak" dedi (Reuters, 08/06/2018). Fransız-Amerikan yakınlaşması için çalışan Fransa Cumhurbaşkanı Macron bile artık sinirlerine hakim olamaz hale geldi ve Fransızların pek beceremediği, İngilizlerin ise usta olduğu dolambaçlı yollara başvurarak şunları söyledi: "G7'nin diğer altı üyesi gerekirse kendi gruplarını kurabilirler." Trump'ı eleştirerek de "Hiçbir lider sonsuza kadar kalmaz" dedi (Reuters, 08/06/2018). İngiltere Başbakanı May'in gazetecilere yaptığı şu açıklama ise İngiliz kurnazlığını gösterdi; Amerika nezdinde bir ayağını tutmak için bu tepkileri kabul etmiyormuş gibi görünüp diğerlerini Amerika'ya karşı kışkırtarak şöyle dedi: "Avrupa Birliği'nin Amerikan vergilerine verdiği yanıtta itidalli davranmasını, yanıtın orantılı ve yasal olması gerektiğini istiyorum." (Reuters, 08/06/2018). Almanya Başbakanı Merkel de 10/06/2018'de Alman televizyonu ARD'ye verdiği röportajda Trump'ın imzasını çekme kararı hakkında "Bu sert, bu sefer hayal kırıklığı yaratıcı ama son değil" dedi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ise Trump'ın tweetine cevaben Twitter'da "Muazzam miktarda güveni yıktın" diye yazdı. Kanada'da düzenlenen G7 zirvesindeki gerilim, diğer üye ülke liderlerinin Trump'a yönelik saldırılarıyla doruğa ulaştı. Trump, G7 sonuç bildirgesindeki imzasını geri çekti ve zirveye başkanlık eden Kanada Başbakanı'nı "dürüst olmamak ve zayıf olmakla" suçladı (AFP, 10/06/2018). Zirveye geç geldiği gibi bitmeden de ayrıldı. Böylece bir ticaret savaşının patlak verdiği görülmektedir. Trump bunu 02/03/2018'de Twitter'da şu sözlerle ilan etmişti: "Bir ülke iş yaptığı neredeyse her ülke ile ticarette milyarlarca dolar kaybediyorsa, ticaret savaşları iyidir ve kazanılması kolaydır." Tüm bunlar, ticaret savaşı dosyasının Amerika için çok önemli olduğunu göstermektedir. Amerika hala 2008'de patlak veren mali krizin yansımalarından muzdariptir ve borçları 20 trilyon doları aşmıştır. Ticari zihniyete sahip olan Başkan Trump, "Önce Amerika" sloganıyla Amerikan ekonomisini kurtarmaya çalışmaktadır. Bu durum, Amerika'nın küresel nüfuzunu dayatmak için kullandığı küresel kurumların parçalanacağının, dolayısıyla küresel düzenin çözüleceğinin ve yeni bir uluslararası pozisyonun ortaya çıkacağının habercisidir. Amerika artık diğer devletlerin yardımıyla dünyanın efendisi olarak kalmak için fedakarlık yapmıyor; ticaret dengesinin lehine dönmesine tolerans göstermiyor. Aksine, müttefiklerini kendi şemsiyesi altında tutup arkasından sürüklemek için onlara yardım etmek yerine, sadece ticari karla birlikte egemenlik kurmayı düşünüyor.
8- Amerika hiçbir anlaşmaya sadık kalmaz; çıkarının ahdi bozmayı ve geri adım atmayı gerektirdiğini gördüğü anda onu hemen bozar veya terk eder. Bunu 2003 yılında Oğul George Bush döneminde Kuzey Kore'ye karşı yapmış ve 1994 yılında Bill Clinton döneminde imzalanan anlaşmayı bozmuştur. İşte şimdiki başkanı Trump da Kanada'daki G7 zirvesinde müttefikleriyle imzaladığı ortak bildiriden bir gün sonra imzasını çekerek anlaşmayı bozmuştur. Ayrıca 2015 yılında Obama döneminde imzalanan İran nükleer anlaşmasını da bozmuştur. Dolayısıyla Kuzey Kore ile yapılan bu anlaşma garanti değildir; Amerika müzakereler başladığında ve Kuzey Kore'den herhangi bir direnç veya bir maddeye itiraz gördüğünde, onu uygulamaya zorlamak için anlaşmayı bozma tehdidini kullanacaktır!
Sözünden dönmek, kibir, küstahlık, başkalarını umursamamak ve onlara şantaj yapmaya çalışmak Amerika'nın ayrılmaz bir özelliği haline gelmiştir. Tüm bunlar er ya da geç çöküşün amillerindendir... Allah'ın izniyle, adaleti ikame edecek, ahde vefa gösterecek, hidayeti yayacak, hakkı hakim kılıp batılı yok edecek, insanlığı mutlu edecek ve insanların her alanda güvenlik ve huzur içinde yaşamasını sağlayacak olan Râşidî Hilafet devleti yeniden kurulacak ve birinci devlet konumuna gelecektir. Resulullah ﷺ bu cebri saltanattan sonra şunu müjdelemiştir:
ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ
"Sonra nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır." (Ahmed, Huzeyfe b. el-Yeman'dan rivayet etti). Bu ise Allah'a hiç de zor değildir.
2 Şevval 1439 H. 16/06/2018 M.